Cehennem
 
Cehennem, Hell

Cehennem

Hazırlayan: Akhenaton

İnsanoğlu yaşamın ölümle beraber son bulacağı fikrinin yeterli olmadığı fikrinden hareketle ölüm sonrası yaşamın da olabileceğine dair sorular türetmeye başlamışlardır. Bu sorulara cevap bulmak için ölüm sonrası yaşamda hayatları boyunca yapmış oldukları iyilik ve kötülüklerin onları ölümden sonra da takip edeceğine inanmışlardır. Bu düşünceler onları cennet ve cehennem fikrine sevk etmiştir.[1]

Cennet ve cehennem, insanın ölümüyle başlayan ahiret yolculuğunun sonunda yer alan; fakat gerçeklerini gerçek anlamda bilemediğimiz 2 kavramdır. Çünkü insan aklı, ölümden sonraki hayatı, düşünce yasalarıyla anlamaktan aciz olduğu gibi, deneysel bilimlerle uğraşan bilim insanları da gözlem ve deneyle de bu âlemi anlatma imkanına sahip değillerdir. Gerçekten de kelfun ilminde böyle akıl ve düşünceyle tespit edilemeyen, yalnız Hz. Muhammed kanalıyla gelen ve nakli delillerle sabit olan itikâdî esaslara "sem’iyyat" adı verilmektedir. Cennet ve cehennem de bunlardan ikisidir.[2]

“Cehennem”, sözlükte çok derin çukur anlamındadır.[3] İbranice olan bu sözcük, Kudüs şehri yakınlarında bulunan bir derenin adıdır. İslam inançlarına göre âhirette günahkârların cezalandırılacağı yer anlamında kullanılmaktadır.[4]

Azap yeri olan ateşin özel ismi olarak da adlandırabileceğimiz cehennem, Kurân’da cahîm, hâviye, hutame, lezâ, saîr, sakar, mesvâ, me’vâ kelimeleriyle ve “azâbu cehennem”, “nâru cehennem” gibi terkiplerle ve daha başka lafızlarla da ifade edilmektedir. Kimi bilginlere göre bunlar, cehennemdeki azap türlerine ve tabakalarına verilen adlardır.[5] Cehennemin en bariz niteliği ateş olduğu için Kurân’da bazen cehennem yerine ateş anlamında "nâr" kelimesi kullanılır. Buna örnek olarak "Şu kesindir ki münâfıklar cehennemin (Nârın) en alt katındadırlar." [6] âyetini zikredebiliriz.

Kimi hadis kitaplarında cehenneme bûlüs hapishanesi, lemlem vâdisi, hebheb vâdisi/kuyusu, hüzün kuyusu gibi adların da verildiği görülür. Fakat bunlardan sadece “bûlüs vadisi”nin geçtiği kimi hadislerin sahih yolla geldiği, diğerlerinin geçtiği hadislerin ise zayıf olduğu anlaşılmaktadır.[7]

Cehennem, İbranice “kihinnam” kelimesinin Arapçalaşmış halidir. “Cehennem”, diğer bir ifadeyle “cühunnem” kelimesinin Arapça olmadığı, bu kelimenin şairler tarafından kendi cinlerinin isimlendirilmesi için kullanıldığı ifade edilmektedir. Ünlü dil bilgini ez-Zebîdi, kelimenin kökeni konusunda dil bilginlerinin çeşitli görüşler ileri sürdürdüklerini söyler. Bazıları bu kelimenin Arapça olduğunu söylemişlerdir, bir kısmıysa bu kelimenin Arapça olmadığını belirterek gayri münsarıf muamelesi yapmışlardır. Kelimenin aslının Farsça olduğunu ve Arapçalaştığını ileri sürmüşlerdir. Râgıb el- İsfahânî “cehennem” kelimesini “Allah’ın tutuşturulmuş ateşi” olarak tanımlar ve kelimenin aslının Farsça olduğunu söyleyenlerin bulunduğunu ifade eder. Diğer bir kısmıysa bu kelimenin İbranicedeki çukur, kuyu anlamına gelen “kihinnam” kelimesinin Arapçalaşmış şekli olduğunu belirtmektedirler. Günahkârların ahirette gideceklerine inanılan yer olan “kehinnam”, Kudüs yakınında
suçluların ve kurban edileceklerin atıldıkları Hinnom vadisinin adıdır.[8]

Cehennemin (cehennâm, cihinnâm) “derin kuyu; hayırsız, uğursuz” anlamına gelen Arapça asıllı bir kelime olduğunu ileri süren İslâm bilim insanlarını olmuşsa da dil bilim insanlarını bu konuda tereddüt etmişlerdir.[63] Grekçede "geenna", Latincede "gehenna" olarak kullanılan kelimenin aslı, büyük ihtimalle İbrânîce "gé-Hinnom" dan (Hinnom vadisi) gelmektedir. Gerçekten de bu isim “gé ben Hinnom” (Hinnom oğlu vadisi), “gé bené Hinnom” (Hinnom oğulları vadisi) ve “gé Hinnom” şeklinde Ahd-i Atîk’te de geçmektedir.[9] Câhiliye şairlerinden A‘şâyla (“cehennâm” şeklinde) Ümeyye b. Ebü’s-Salt’ın şiirlerinde yer alan cehennemin İslâm’dakine benzer bir şekilde tasvir edilmesi tereddütle karşılanmış ve bu şiirlerin Ümeyye’ye sonradan nisbet edildiği düşünülmüştür.[10]

Gé-Hinnom İsrâil tarihinde, İsrâiloğulları’nın sözde ibadet saydıkları gayri insanî ve gayri ahlâkî faaliyetleri ifade ettiği için kötü bir şöhrete sahiptir. Orada saltanatını savaş ve salgın hastalıklarla sürdüren bir cehennem tanrısı olduğuna inanılan Molek’e tapılmakta ve onun öfkesini yatıştırmak için çocuk kurban edilmekteydi. İlk defa Yahuda Kralı Ahaz, Hinnom vadisinde buhur yakıp çocuklarını “ateşten geçirmiş” (yakmış), Ahaz’dan sonraki 2. kral Manasse de yine orada oğluna aynı muameleyi yapmıştır.[11] Kral Yoşiya dinî reformu sırasında bu âdeti yasaklamıştır.[12] İbadet adına çocukların katledilip yakılması yüzünden İsrâil peygamberlerinin ge-Hinnom’u lânetlemeleri üzerine bu yer İşaya’dan itibaren [13] zamanla gelişen Yahudi eskatolojisindeki cehennemin sembolü olmuş ve ölüm sonrasında azap çekilecek yere bu ad verilmiştir.[10]

İyiliğin ahiretteki karşılığı olan cennet, bütün dinlerde yeşil, ağaçlı, gölgeli, insanın zevkine hitap edecek her türlü nimetleri içeren bir mekân olarak karşımıza çıkarken, suçun karşılığı olan cehennemin ise her türlü işkence ve azabın olduğu, insana sıkıntı, ıstırap, acı ve elem veren bir yer olarak tasvir edildiğini görmekteyiz.[8]

Esasında cehennem ve azabının sonsuzluğu konusu, İslam’dan önceki inanç sistemlerinde de tartışılmıştır. Dinler tarihi alanında önemli incelemeleriyle tanınan el-Makdisi, uhrevî cezanın varlığını benimsemeyen hiçbir dinin bulunmadığını belirtir. Fakat onun naklettiğine göre bu inançlardan bazıları, cehennem azabının sonlu
olduğuna, diğer bir kısmıysa sonsuz olduğuna inanmaktadırlar.[14]

Türk toplumunda da gerek Yunan Mitolojisi’nden gerek Hıristiyanlık'tan etkilenildiğinden cehennemin yeraltında olduğu şeklinde bir inanış gibi bir ortaya çıkmıştır. Fakat Yunan Mitolojisi’nde hem cennet hem cehennem yeraltındadır ve dünyadan apayrı bir âlem olsa da kimi yaşayanların buraya girmesine izin verilir. Türk Mitolojisi’ndeyse sadece cehennem yeraltında olarak edilmiştir.[1]

Semavi Olmayan Dinlerde Cehennem İnancı

Tarih öncesi dönemlerde, insanların, cennet ve cehennem hakkında ne düşündüklerini, ancak bu dönemlere ait olan kutsal kitaplardan öğrenmekteyiz. İlkel kabilelerde genellikle ölümden sonra mutlu ya da mutsuz yaşama inancı olduğu, verilen bilgiler arasındadır. Bunlar, insanlara verilecek cezanın dünyada ya da gökte bir yerde gerçekleşeceğine inanırlar. Bu cezalar daha çok maddi unsurlarla anlatılır. Gerçekten de Andaman adalarındaki ilkel kabilelerin inancına göre, iyilerin ruhları yerle gök arasındaki bir köprüden geçerek Cennet’e çıkar. Kötülerin ruhları ise, soğuk bir yere ayrılır. Sonunda bütün ruhlar eski durumlarına dönerler ve yeni dünyada sürekli yaşarlar. Malaya yarımadası yerlilerine göre de cennet göktedir.[15][16]

Cehennemle ilgili ilk yazılı kaynağın Sümerlere ait olduğu belirtilmektedir. Kaynaklarda Sümerlerde öldükten sonra ruhun yasadığına ve öte dünyada cennet ve cehennemin olduğuna ve bu dünyada kötülük işleyenlerin orada cezalandırılacağına dair inancın, arkeolojik kazılar sonucunda çıkarılan bulgulardan anlaşıldığı ifade edilmektedir.

Sümerlerde cehenneme, “yabancı ülke, geri dönüsü olmayan ülke” ya da “ölüler diyarı” anlamında “Kur” ya da “Arali” denmektedir. “Ölüler diyarı”, ölenlerin mekânı olmasına rağmen, Sümerlerdeki çok tanrı inancının gereği olarak, orada yaşayan Tanrıların da olduğu ve bu Tanrıların ölüler diyarından sorumlu
oldukları ölen Sümer kralı Ur-Nammu için yazılan mitten anlaşılmaktadır.

Başka bir mite göre ise, ask tanrıçası İnanna’nın, ölüler diyarına inmesi anlatılır. Ölüler diyarının yedi kapısı olduğu, bu kapılarda bekçilerin bulunduğu, her bir kapıdan
geçerken tanrıça İnanna’nın üstündeki elbise ve takılardan bir kısmını bırakmak zorunda kaldığı ve en son kapıdan geçtiğindeyse çırılçıplak kaldığı, ölüler diyarı tanrıçası Ereskigal ve orada bulunan yedi yargıcın önünde diz çöktürüldüğü anlatılmaktadır. Bu mit, aynı zamanda cehennemi de anlatmaktadır.

Ölüler diyarının yerinin kozmik bir tanımlamayla “yer kabuğuyla ilksel deniz arasında kalan boşluk”ta olduğu, vurgulanmaktadır. Ölüler diyarında bulunan ölülerin gölgelerinin geçici bir süreliğine zaman zaman yeryüzüne çıktıkları anlatılmaktadır.[8]

Zerdüşt öğretisinde ölüm ve sonrası hakkındaki bilgiler önemli yer tutmaktadır. Çünkü onlar, ölülerin dirileceğine, muhakeme sonunda kötülerin, kıldan daha ince olan Çinvat (sırat) köprüsünden geçerken, erimiş madenlerin arasına düşeceğine inanırlardı. Bu aşağı âlem, "yalancının evi" ya da "yalancının çukuru" diye isimlendirilirdi. Ahiretteki bu barınak; karanlık, ıstırap ve gürültüyle dolu olarak tavsif edilir. Zerdüşt’lere göre iyiler için ise Seyhun ve Ceyhun ırmak kaynaklarının da bulunduğu bir yer hazırlanmıştır.[17][16]

Bu dine göre, ölen kişinin ruhu, ölümünün 4. gününde ahirete gider. Bu ruh, “Ahura Mazda”nın huzurunda muhakeme edilir. Ölen kişiden, sorgulamanın
bitiminden sonra dünyayla ahireti birleştirdiğine inanılan Sinvat (Cinvat) Köprüsü (ayrılık köprüsü, sırat köprüsü)ünden geçmesi istenir. Ölen insan, dünyadayken iyiyle kötünün mücadelesinde iyilikten yana tavır alıp, Ahura Mazda’ya inanmışsa, sinvat köprüsünü kolaylıkla geçer. Aksine, iyilik ve kötülüğün savasında kötülüğün tarafında yer almışsa, ölenin ruhu sinvat köprüsünü geçemeyip, bu köprünün altında bulunan cehenneme düşer. Günahkâr, kızgın eritilmiş maden ve ateş çukurlarının bulunduğu bu cehennemde cezalandırılır. Suçlulara orada hem sıcak, hem de soğukla işkence edildiği ve acı çektikleri ifade edilir.[8]

Eski Mezopotamya dinlerinde insanın iyi amellerinin karşılığını dünyada göreceği, kötü amellerinin karşılığındaysa cezalandırılacağı anlatılmaktadır. Fakat, ahiretteki karşılıktan çok az söz edilmektedir. Ölümden sonra kişinin gideceği mekan, yeryüzünün batı tarafında bulunan, yedi sur ve yedi kapıyla çevrili bir yerdir. Dönüşü olmayan bu yerde Tanrıça Allatu’nun hükmü geçerlidir. Buraya gidenlerin gıdası toz; bulanık su ve topraktır. Bilhassa gömülmeyenlerin ve arkasında nesil bırakmayanların hali çok fenadır. Fakat harpte ölenlerin durumu biraz daha iyidir ve onlar temiz su içerler.[18][16]

Eski Amerika yerlilerinin sahip oldukları dinlerde de çok tanrılı bir inanç sistemi hâkimdir. Buna göre, Tanrılardan bazılarının gökyüzünde, bazılarının da yeryüzünde ya da yerin altında olduğuna inanılırdı. Ölüm ve ölüm sonrası hayatta cennet-cehennem fikri bu kabile dinlerinden bazılarında bulunmaktaydı. Örneğin, Azteklerde yeryüzünün altında 9 yeraltı dünyasının olduğu ve yerin üstünde de 13 kat olan semaların bulunduğu bir evren anlayışının olduğu, ifade edilmektedir.

Azteklerde ölümden sonraki hayatta dünya hayatının karsılıgı olan mükâfat ya da ceza tasavvurunun olmadıgı vurgulanmaktadır. Mayaların kültlerinin de Azteklere benzediği belirtilmektedir. Ayrıca, Kuzey Amerika yerlilerinin, ölen kimsenin bulut olup, yağmur getirdiklerine inandıkları ifade edilmektedir. Yine onların, cehenneme inandıkları ve cehennemi, “tanrısal cezaya uğrayanların kıyamet gününden sonra gidecekleri yer” olarak açıkladıkları vurgulanmaktadır.[8]

Buda’nın milattan önce 6. yüzyılda Hindistan’da kurduğu dinî ve felsefi sistem olan Budizm’de ise, kişinin ölüm sonrasındaki durumunun ne olacağıyla ilgili kesin bilgiler olmamasına rağmen, yine de onlara göre, kötü amel işleyenler kötü karmalarıyla içinde bulundukları "kalpa" nın (devre) sonundaki cehennemde, iyiler de gökte, Cennet’te tanrılarla birlikte (Mahayana’ya göre) ikfunet ederler. Fakat bu cennet-cehennem devresi devamlı değildir. Onlara göre gerçek saadete ulaşma, ancak tenasüh [62] yoluyla tekrar tekrar ıstıraplı hayata gelmekten kurtulmak ve Nirvana’ya kavuşmak suretiyle mümkün olmaktadır.[19][16]

Hint dinlerine göre, amelleri kötü olan ruhların, ya hemen başka bir bedenle yeniden dünyaya gelerek ceza çektikleri ya da çok uzun sürecek yeraltı cehenneminde azap gördükleri ifade edilmiştir.

Hinduizm’e göre ölümden sonra ruhların ceza gördükleri yer, “Naraka-loka” ya da “Naroloka” (alt dünya) diye isimlendirilmektedir. Onlara göre cehennem, 28 bölüme ayrılır. Günahkârlar cehennemde, kızgın kumlar üstünde yürürler. Kaynar sıcaklıktaki yemekleri yer, baykuş, karga vb. alıcı kuşlar tarafından hırpalanırlar.

Cehennemde suçluların isledikleri suça karşın görecekleri ceza da, ceza mekânları da farklıdır. Örneğin, yemininden dönenler “rurava” bölümünde, inek kesmiş olanlar caniler ve çapulcular “rodha” bölümünde, sarhoşlar ve hırsızlar “sukara” bölümünde ceza görürler.

Hinduizm’de cehennem, sonsuz olmayıp, islenilen suç oranında ceza çekilen, arınma yeridir. Cezasını çekip arınan ruh yeniden bir bedenle dünyaya döner. Ruh göçü (tenasüh) çemberinden kurtulanlar ise, Hinduizm’de “Brahma”ya kavuşarak tanrılarla birlikte gökte bulunan Cennet’te otururlar. Burada sonsuz kurtuluş ve mutluluğa ererler.

Keltler’in ruhun ölümsüzlüğüne ve tenâsühe inandıkları belirtilmektedir. Onlarda bir öte dünya fikrinin olduğu, ancak bu ölüm sonrası dünyanın, mekânsal olarak yerinin kimilerine göre batıda bir adada, bazılarına göre de suların altında olduğuna inandıkları ifade edilmektedir. Keltlerin cennet telakkilerinin Cermenlerle birbirine benzedikleri belirtilmektedir. Fakat Keltler’de ölümden sonraki dünyada cezalandırılma inancının yani cehennem tasavvurunun olmadığı vurgulanmaktadır.[8]

Eski Mısırlılar da, çok net olmasa bile bir tür hesap vermeye inanmaktaydılar. Çünkü onlara göre günahkârlar ya 2. bir ölüme ya da sonsuz cezaya mahkum edilecekler; iyiler ise, ya tanrı Ra’nın ya da Osiris’in yanında sonsuza kadar nimet içerisinde yaşayacaklardır.[20][16]

Ölümden sonra ister kral, isterse fert olsun, her insan dünyada yaptıklarının mutlaka hesabını verecektir. Eski Mısır inanışına göre, kişi öldüğünde, tanrı “Osiris”in
başkanlığında bir mahkeme kurulur. Bu mahkemede “Osiris”e hikmet ve ilim tanrısı olan “Tot”, ölüleri gömmeyi yöneten ve onlara kılavuzluk yapan Anubis, tanrı “Osiris” ve “Hiris”in oğlu “Horus”, gerçek ve adalet tanrısı “Ma’at” ve 42 hâkim yardım eder. Ölen kimse, bu mahkemede dünyada yaptıkları işler konusunda hesap verir. Mahkeme, ölenin iyiliklerinin kötülüklerinden çok olduğuna hükmederse, o kimse, “Aru” ile yani cennetle mükâfatlandırılır ve tanrı “Osiris” gibi olur.

Kötülüklerinin çok olduğuna hükmedilirse, vahşi hayvanların parçalaması, ateşe atılmak ya da başka bir şekilde işkence edilmek suretiyle cezalandırılır. İyilik ve kötülüklerin eşit olduğuna hükmedilirse, kişi Tanrı’ya ulaşamadığı gibi, ateşe de atılmaz. Hizmet etmek üzere tayin edilir ve ahiret hayatının hizmetçisi olur.

Eski Mısır inancında, ölünün kalbinin sembolik bir değeri vardır. Ahiretle ilgili eski resim ya da figürlerde, mahkeme huzurunda kalp bir teraziye konulur. Terazi kefesinin bir tarafına tanrıça “Ma’at” ya da “Rishata”nın heykelleri konularak tartılır. Ölenin iyi ya da kötü olduğuna, kalbin terazideki durumuna bakılarak hüküm verilir. Eski Mısır inancına göre kalp, ölenin dünyadaki amellerini temsil eder. Kalbe bu kadar önem verilmesinin nedeni, Eski Mısırlılar tarafından kalbin kişinin dünyada yaptıklarını gördüğüne inanmaları nedeniyledir.

Eski Mısır dinlerine göre, iyi insanlar öldükten sonra ödüllendirildikleri gibi, günahkâr insanlar da cezalandırılmaktadır. Eski Mısır dinlerinde suçluların cezalandırıldıkları yere yani cehenneme, “amenti” ya da “amented” denilmektedir. Amented ya da amenti, “ölülerin meskeni, günesin batıp indiği yeraltı dünyası” anlamlarına gelmektedir.

Roma mitlerinde de cennet cehennem tasavvurunun olduğu belirtilmektedir. Fakat bu anlayışın Romalılara başka kültürlerden geçtiği vurgulanmakta ve onlarda dünyevi bir cennet inancının hâkim olduğu ifade edilmektedir. Roma mitolojisinde cehenneme, “yeraltı dünyası” anlamında “Orcus” denilmektedir. Orcus’un aynı zamanda politeist Roma panteosunda, yeraltı dünyası kralının da adı olduğu belirtilmektedir. Eski Roma mitolojisine göre, “yeraltı dünyası”nın İtalya’nın altında olduğu vurgulanmaktadır.

Mitolojiye göre Orcus, ölüleri yeraltı dünyasına götürür. Orada 2 yol bulunur. Sağa giden yol cennet bahçelerine, sola giden ise cehenneme çıkar. Orcus, ölüleri yeraltı dünyasında hapseder. Orada işkence melekleri olan, “Furiare” ve “Diare”, suçlulara işkence ederler. Suçlu ve günahkâr ruhlar, yeraltı dünyasında iskelet ve hayalet seklinde sürekli dolaşarak, hiçbir surette rahatlığa kavuşamazlar.

Başka bir efsaneye göre ise, cehennemde alevler fışkırtan bir nehir bulunur. İskenceciler, suçluları cehennemde fokur fokur kaynayan sulara atarlar. Burada çok
sıkıntı ve acı içinde olan suçluların iç organları parçalanır. Bunların dışında, orada suçluların içine atılıp, azap edilmesi için, 3 adet göl vardır. Bunlar, kaynayıp eritilmiş altın, dondurucu kurşun, keskin demir parçalarından oluşan göllerdir. Günahkârlardan bir kısmı, dondurucu kurşun gölüne, bir kısmı, keskin demir gölüne, bir kısmı da, kızgın eritilmiş altın gölüne atılmak suretiyle azap edilirler. Ayrıca cehennemden çığlık, inilti, kamçı saklamaları ve zincir sakırtılarının duyulduğu belirtilmektedir.[8]

Yahudilik’te Cehennem

Tevrat’a göre insan öldüğünde “seol” denen ölüler diyarına gitmektedir. “Seol”, aynı zamanda, ölüm sonrası hayatı ifade etmek için de kullanılmaktadır. Burada iyi ve kötü ruhların birlikte aynı yeri paylaştıkları, ifade edilmektedir. Burası yerin derinliklerinde ışığın girmediği karanlık bir mekândır. Bir defa oraya giren daha geri çıkamamaktadır. Girişi ise, kapılarla kapalıdır.

Tevrat’a göre seolün, ölülerin tamamının ortak bir mekânı olduğu, “biliyorum beni ölüme, bütün canlıların toplanacağı yere götüreceksin”.[21]
ifadesiyle açıklanmaktadır. Aynı zamanda burasının iyilerin mükâfat, kötülerin ise azap yeri olduğu belirtilmektedir.

İbranicede “Ge-Hinnom” olarak ifade edilen cehennem sözcüğünün kökeni ve anlamı cehennem kelimesinin etimolojisi bölümünde izah edildiği için burada yeniden
açıklanmayacaktır. Bu sözcüğün, M.Ö. yaklaşık 1-2. yüzyıl. yakınlarında Yahudi kaynaklarında kötülerin öldükten sonra gidecekleri yeri belirtmek üzere kullanıldığı ifade edilmektedir.

Cehennemin, Yahudi inancına göre günahkâr olanlar için bir işkence ve azap yeri olduğu vurgulanmaktadır. Dinlerinden dönen Yahudiler için azabın sonsuz olduğu, Tevrat’ta, “dışarı çıktıklarında bana baş kaldırmış olanların cesetlerini görecekler. Öylelerini kemiren kurt ölmez, yakan ateş sönmez” [22] ifadeleriyle açıklanmaktadır.

Tevrat’ın Eyüp bölümünde cehennem, “Birkaç günlük ömrüm kalmadı mı? Beni rahat bırak ta biraz yüzüm gülsün. Dönüşü olmayan yere gitmeden önce, karanlık ve ölüm diyarına, zifiri karanlık diyarına, kargaşa diyarına…” [23] “Ölüler diyarını evim diye gözlüyorsam… Çukura ‘babam’, kurda ‘anam, kız kardeşim’ diyorsam…” [24] ifadeleriyle anlatılmaktadır. Bir başka yerde ise, Tanrı’nın sırları bağlamında, “Ölüler diyarından derindir. Nasıl anlayabilirsin?” denilmektedir.[25] Bu ifadelerden cehennemin, derin bir çukur ve zifiri karanlık bir yer olduğu, orada kargaşa ve kaosun yaşandığı ve cesedi kemiren kurtların bulunduğu anlaşılmaktadır.

Tevrat’ın tefsiri olan Talmud’da cehennemin yedi ismi olduğu açıklanmaktadır. Bu isimlerin ise; “Seol” (Ölüler Diyarı), “Abadon” (Helak Yeri), “Sahat” (Ölüler Diyarı), “Bor Saon” (Helak Çukuru), “Tit Ha-Yevan” (Batak Çamuru), “Tsalmevet” (Ölüm Gölgesi) ve “Aşağıdaki Diyar” olduğu ifade edilmektedir. Bu isimlerin dışında cehennemin isimleri olarak, “Ge-Hinnom” ve “Tofet” isimleri de zikredilmektedir.

Talmut’ta cehennemin 3 kapısının olduğu, mekânının batıda bir yerde bulunduğu, cehennemin girişinin dar olduğu, içinin ateş, duman ve odunla dolu bulunduğu, geniş ve derin bir yer olduğu, ifade edilmektedir.

Derin çukur, zifiri karanlık, kargaşa ve kaosun olduğu bir yer olarak tanımlanan cehennemde azap türleri olarak ateş, kasıntı, dondurucu soğuk kükürt kokusu açıklanmaktadır.Bunların dışında ise, karanlıkta yalnız bırakılma ve susuzluk da cehennemde azap türleri olarak zikredilmektedir.

Yahudi inanışına göre günahkâr insanlar, işkence görmeleri için cehennemin fırınlarına atılacaklardır. Günahı az olanlar, orada 12 ay ceza görecekler, büyük günah isleyenler ise, cehennemde sonsuza kadar kalacaklardır. Azabın, ruh ve bedene birlikte uygulanacağı kanaati hâkimdir. Cehennem azabının kişilerin islediği günahlara göre sürelerinin olduğu ve günahkârların islenen suçlara mütenasip cehennemin yedi bölümünden birine atılacağı belirtilmektedir.

Cehennemde işkencenin, dünyada günah işleyen organdan başlanacağı vurgulanmaktadır. Haftanın kimi günlerinde azaba ara verileceği açıklanmaktadır. Cehennemin hiçbir zaman sönmeyeceğini ileri sürenler olduğu gibi belli bir zaman sonra onun yok olacağını ifade edenlerin de olduğu belirtilmektedir.[8]

Hıristiyanlık'ta Cehennem

Nasıl ki iyiliğin karşılığı daha önce de belirtildiği üzere Tanrı’nın huzuruna kabul ve onunla birlikte sonsuz hayat sürmek ise, kötülüğün karşılığı da cezalandırılmadır.
Cehennem dediğimiz bu mekânın adı, İncil’de farklı farklı isimlendirilmiştir. Bu adlandırma bazen “ölüler diyarı” [26], bazen “sonsuza kadar sürecek koyu (zifiri) karanlık” [27], bazen “dipsiz derinlik” [28], bazen “sonsuz azap” [29], bazen “sönmez ateş” [30], bazen “kızgın fırın” [31], bazen de “cehennem ateşi” [32] olarak, ifade edilmiştir. Bunların dışında İncil’de “diş gıcırtısı, gazap, sıkıntı ve elem” [33] vb. cehennemi anlatan ifadeler de yer almaktadır. Fakat bu ifadeler cehenneme isim olmaktan ziyade, onun azabının dehşetini ve korkunçluğunu niteleyen sıfatlar olması muhtemeldir.

Cehennemin mekânsal olarak nerede olduğu konusunda, İncil’de açık bir ifade yoktur. Fakat kimi sembolik anlatımlar bulunmaktadır. Tövbe etmeyen kentler bölümünde
“...Ya sen, ey Kafernahum, göge mi çıkarılacaksın? Hayır. Sen ta ölüler diyarına kadar ineceksin... Sana sunu söyleyeyim yargı günü Sodom diyarının hali, seninkinden daha dayanılır olacak” [34] ifadesi, buna bir örnektir. Bu anlatımlara dayanarak mekân olarak cehennemin yerinin, cennetin aksine aşağılarda bir yerde olduğunu söyleyebiliriz.

İncil’e göre insan, davranışlarına ve söylediği söze göre muamele görecektir. O, bu durumu;

“...Ağız yürekten tasanı söyler. İyi insan içindeki iyilik hazinesinden iyilik çıkarır. Kötü insan da içindeki kötülük hazinesinden kötülük çıkarır. Size şunu söyleyeyim, insanlar söyleyecekleri her boş söz için yargı gününde hesap verecekler. Kendi sözlerinizle aklanacak, yine kendi sözlerinizle suçlu çıkarılacaksınız” [35]

ifadeleriyle açıklamaktadır. İncil’de insanların isleyeceği her günah ve edeceği her küfrün bağışlanabileceği, ancak Tanrı'ya karsı yapılacak küfrün asla bağışlanmayacağı belirtilmektedir:

“...Kutsal Ruh’a karsı yapılan küfür, ne bu çağda ne de gelecek çağda asla bağışlanmayacaktır. Öyle biri asla silinmeyecek bir günah islemiş olur.”.[36]

Bir kardeşine hakaret edip onu aşağılamanın cezası cehennem ateşidir.[37] Din bilginlerinin, başkalarına öğüt verdikleri güzellikleri kendilerinin yapmamalarını, riyakârlık etmelerini ve peygamberleri öldürmelerini İsa, “Vay halinize ey din bilim insanlarını ve Ferisiler” diyerek kınar ve “Sizi yılanlar, engerek soyu, cehennem cezasından nasıl kaçacaksınız” diye tehdit ederek, yukarıda ifade edilen suçların kişiyi cehennemlik yaptığını belirtmektedir.[38]

Bunların dışında inançsızlık, putperestlik, adam öldürme, cinsel ahlâksızlıkta bulunma, büyücülük yapma, yalancılık, bencillik, haksızlığın peşinden gidip gerçeğe uymamak vb. davranışların kişiyi cehenneme götüreceği ifade edilmektedir.[39]

İncil’de belirtilen azap türlerine gelince bunlar, Tanrı’nın yaşam kitabında adı olmayanların dışlanması [40], gece gündüz hiç sönmeyecek olan ateşe atılmak [41], kükürtle yanan ateş gölüne atılmak, kızgın fırınlara sokulmak [42], elleri ayakları bağlanıp, zifiri karanlık olan, dipsiz bir kuyuya atılmak [43], biçiminde ifade edilmektedir.

Kurân’da olduğu gibi İncil’de de cehennemde azap türlerinden ateş motifi ön plana çıkmaktadır. Cehennemde cehennemliklere devamlı işkence edileceği, orada
sürekli sıkıntı, ıstırap, acı, elem, gözyaşının ve -yine İncil’in ifadesine göre- “diş gıcırtısının” olacağı vurgulanmaktadır.[44] İncil’de bu azapların sürekli ve sonsuza kadar süreceği belirtilmektedir.[45]

Aynı zamanda azabın hem bedene, hem de ruha aynı anda yapılacağı ifade edilmektedir. Bu durum “bedeni öldüren fakat canı öldürmeye gücü yetmeyenden korkmayın. Hem canı hem de bedeni cehennemde mahvedecek güçte olan Tanrı’dan korkun” biçiminde açıklanmaktadır.[46] Azabın beden ve ruha birlikte yapılacagı fikrini, ahiretteki dirilisin beden-ruh birlikte olacağını belirten, İncil pasajları desteklemektedir. “Tanrı içinizde yasayan ruhuyla ölümlü bedenlerinize de yaşam verecektir.”.[47] Bu İncil pasajları, Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri adlı eserde, “yaratılışta bir olan beden ile ruh, yeniden dirilişte de birlikte olacaklardır, ” biçiminde yorumlanmıştır.[8]

İslam’da Cehennem

İnsanlar, dünyaya imtihan için gönderildiklerinden, bu âlemde yapmış oldukları iyi ve kötü amellerinin sonuçlarıyla başka bir âlemde yüzleşmek üzere yaratılmışlardır. Bu dünyada herkes yaptıklarının karşılığını yeter derecede göremediğine göre, Allah’ın adaletinin tam manasıyla gerçekleşeceği bir âlem lazımdır ki, herkes yaptığı işlerin karşılığını orada bulsun. İşte o âlem, âhiret âlemidir. Karşılık da iyiler için cennet, kötüler için cehennemdir.[48]

Cehennem, Allah’a inanmayan, O’nun gönderdiği mesajları benimsemeyen, dünyada erdemli bir hayat sürmekten uzak duran, faydalı ve güzel isler yapmayıp, günah isleyen ve tövbe etmeyip günahlarında ısrar eden insanların ahiret hayatında cezalandırılacağı mekânın Kurân’daki adıdır.[8]

Dinimizin bize tasvir ettiği şekliyle insan, bir yolcu; dünya hayatı bu yolcunun dinlendiği ağacın gölgesi, sonsuz ahiret yurduysa bu yolculuğun son durağıdır. Ve orada insanı, Allah’ın mağfiret ve rızasına mazhar olanların varacağı sonsuz cennet ya da O’nun gazabını celbedenlerin gireceği cehennem; sonsuz ve şiddetli bir azap beklemektedir.[49]

Cehennem sözcüğü Kurân’da 77 yerde geçmektedir. Cehennem kelimesinin Kurân’da geçtiği ayetlerin 51’i mekkî 26’sı ise, medenîdir.Cehennem kelimesinin geçtiği ayetlerin altısında, kafirlerin ve mütekebbirlerin ahirette varacağı mekan anlamında “mesva” sözcüğüyle, on âyette de yine mekan anlamında “me’va” kelimesiyle birlikte geçmektedir. Bu sözcüklerin dışında cehennem kelimesi, “nar” ve “azap” sözcükleriyle, cehennem ateşi anlamında 9 ayette “naru cehennem” ve cehennem azabı anlamında 4 ayette ise, “azabu cehennem” şeklinde tamlama halinde geçmektedir.[8]

Dünyadaki imtihanın sona ermesinin ardından hiç şüphesiz başarılı olanlar kendisinin ve yemişlerinin sürekli olduğu Cennet’te ebediyen yaşayacaklardır. Bununla birlikte böylesine önemli bir sınavı dikkate almayanlar ve Allah’ın emirlerini yerine getirmeyenler, kendileri için azap yeri olarak hazırlanmış olan cehenneme atılacaklardır. Ve işledikleri ameller doğrultusunda ya bir süre azap gördükten sonra cehennemden kurtulacaklar ya da sonsuza kadar orada kalacaklardır.[17]

Kurân’da, cehennem azabının şiddeti ve insanların onu gördüklerinde ondan kurtulmak için nasıl bir çaba içerisinde olacakları şu şekilde ifade edilmektedir:

“Rablerinin emirlerine uymayanlara gelince, eğer yeryüzünde olanların tümü ile bunun yanında bir misli daha kendilerinin olsa, (kurtulmak için) onu mutlaka feda ederler. İste onlar var ya, hesabın en kötüsü onlaradır. Varacakları yer de cehennemdir (me’vâhum cehennem). O ne kötü yataktır!” [50]

Kurân’da cehennemin yapısal özellikleri olan sayıları, katları ve tabakaları konusunda açık bir bilgi yoktur. Fakat “Cehennemin yedi kapısı vardır. Onlardan her
kapı için birer grup ayrılmıştır”
[51], âyetinden yola çıkılarak cehennemin yedi kapısı konusunda birtakım yorumlar yapılmıştır. Bu yorumlardan bazılarına göre
cehennemin sayısı yedidir. Kimi yorumlara göreyse ayette anılan yedi rakamı cehennemin sayısını değil onun katmanlarını tabakalarını ifade etmektedir. Gerçekten de “Kuskusuz münafıklar cehennemin en alt katı tabakasındadırlar. Artık onlara bir yardımcı bulamazsın.” [52] ve “Elleri boyunlarına bağlı olarak cehennemin dar bir yerine (mekanen dayyikan) atıldıkları zaman orada yok olmayı isterler.” [53] ayetleri cehennemin belli bölümlerinin ve katlarının olduğunu bize haber vermektedir.

İnsanların dünya hayatında isledikleri suçlara paralel olarak ahirette cezalandırılması hem akla hem de ilâhi adalete daha uygun düşmektedir. Dünyada işlenilen günahlar farklı olduğu için bu günahların ahirette cezalandırılma biçimi ve mekânı da farklı olmalıdır. Örneğin münafıkların cehennemin en alt tabakasında
cezalandırılacağı Kurân’da bildirilmiştir. İkiyüzlülüğün yani münafıklığın çok büyük suç sayılması onun cezasının da azabın en şiddetli olduğu mekânda gerçekleşmesini gerekli kılmaktadır. Cehennem azabının en korkunç olduğu mekânın ise onun en alt tabakası olduğu vurgulanmıştır.[8]

Kurân, cehennemi daha çok bir mekan vurgusuyla tanımlayıp, onun genişliğini vurguladıktan sonra, yine cehennemin surâdık adı verilen (duvar vb.) bir engel ile çevrili olduğunu dile getirmektedir. Cehennemlikleri çeviren surâdık, onların her açıdan kuşatıldığı ve kaçış olanağı bulamayacakları şeklinde de anlaşılabilir. Gerçekten de Mâtûrîdî sözünü ettiğimiz bu yaklaşımı güçlü bulmaktadır. Fakat Mâturîdî’ye göre surâdıkın hakiki anlamı da gözetilmiş olabilir.[1]

Kurân’da cehennemin boyutlarını doğrudan belirten açık bir bilgi yoktur. O cehennemin boyutu ve yapısından çok azap çeşitlerini konu edinmiştir. Fakat su ayetin cehennemin boyutu konusunda bilgi verdiği ileri sürülmektedir. “O gün cehenneme ‘doldun mu’ deriz, o da ‘daha var mı?’ der.”.[54] Fakat bu ayet, cehennemin boyutuyla ilgili doğrudan ya da dolaylı olarak bir bilgi içermemektedir.

Kurân, cehennemi yedi kapısı olan, çeşitli işkence mekânları bulunan, duvarlarla çevrili ve bekçileri olan bir mekân olarak betimlemektedir. Bununla birlikte Kurân, cehennemin fizîkî yapısından daha çok onun isleyişine vurgu yapmak suretiyle cehennemin azap türlerini konu edinmiştir.[8]

Yeryüzünde ilâhi iradeye baş kaldıran ve erdemli bir hayat sürmeye yanaşmayan suçluların, islemiş oldukları suçlara denk düşecek biçimde ahirette cehennemin farklı mekânlarında ve çeşitli azap şekilleriyle cezalandırılacaklarını söylemek mümkündür. Cehennemde suçlulara uygulanacak azap türleri Kurân’da söyle açıklanmaktadır:

Kurân’da cehennemde suçlulara uygulanacak azap türlerinin basında ateş gelmektedir. Pek çok defa cehennemle birlikte zikredilmektedir. Bu yüzden de cehennem
denilince ilk akla gelen şey ateştir. Cehennemin azap türleri içinde ateş motifi insanı etkilemesi açısından en korkunç olanıdır. İnsan, bir an kendisini canlı canlı dünyadaki bir ateşin içine atılmış durumda olduğunu düşündüğünde bile ürpermekte ve tüyleri diken diken olmaktadır.

Dünya ateşi insanı bu şekilde etkilerken, insanın gözlem alanının dışında kalan, deney olanağı bulunmayan ve dünyadaki ateşle mukayese dahi edilemeyecek şiddetteki cehennem ateşinin onu etkilememesi düşünülemez. Cehennem ateşine atılma düşüncesi, inanan bir insanı dehşete düşürecek şekilde korkutmaktadır. Bunun için Kurân cehennem ateşine sık sık vurgu yapmaktadır.

Kurân’da cehennemdeki azap türü olarak anılan “ateş”, cehennemin korkunçluğunu ve dehşetini anlatması bağlamında kızgın (hâmiye), şiddetli (hutame), çılgın, alevli, kor halinde saf dumansız vasıflarıyla nitelendirilmektedir.

Cehennemde suçlulara uygulanacak azap çeşitlerinden biri de kaynar sudur. Ayetlerde suçluların kaynar suyla cehennem arasında dolaşıp duracakları vurgulanmakta ve kaynar suya atılacakları belirtilmektedir:

“Boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde, kaynar suya sürüklenecekler, sonra da ateşte yakılacaklar” [55]

“ (Amel defterleri sol tarafından verilenler) içlerine isleyen bir ateş ve kaynar su içindedirler”.[56]

Kurân’da günahkârların baslarından aşağıya kaynar su dökülmek suretiyle de azap ve işkence edilecekleri belirtilmiştir:

“…Onların başından kaynar su dökülecektir. Bununla karınlarının içindeki (organlar) ve derileri eritilecektir”.[57]

Ayetin bağlamından bu azap türünün Allah’a inanmayıp onun dışındaki birtakım varlıklara taparak ona sirk kosan insanlara uygulanacağı anlaşılmaktadır. Müşriklerin
başlarından aşağıya dökülecek kaynar suyun onların derilerini haşlamak suretiyle eriteceği bildirilmektedir.

Günahkârlara cehennemde uygulanacak işkence türlerinden biri de irin içirilmesidir. Suçluların cehennemin kavurucu sıcaklığından ve şiddetli hararetinden susadıkları
zaman onların bu ihtiyaçlarını gidermek için kendilerine su yerine irin verileceği Kurân’da şu şekilde belirtilmektedir:

“İşte bu; kaynar su ve irindir. Onu tatsınlar. Buna benzer daha çeşit çeşit başka şeyler de vardır” [58]

“ (Azgınlar) cehennemde bir serinlik ya da susuzluk gideren bir içecek tatmazlar. Fakat (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak kaynar su ve irin tadarlar” [59]

İnsana tiksinti verici ve iğrenç olan bu azabın daha etkili olması için suçlulara azar azar verildiği ve yudum yudum içirildiği irinin iğrenç görüntüsü ve kokusundan
dolayı suçluların boğazında kaldığı böylece azaplarının kat kat arttığı Kurân’da şöyle belirtilmiştir:

“Ardından da (o inatçı zorbaya) cehennem vardır: Kendisine irinli su içirilecektir! Onu yudumlamaya çalışacak; fakat boğazından geçiremeyecek ve ona ölüm her yandan geldiği halde o yine ölemeyecektir…”.[60][8]

Kurân, cennetin kapıları ve bekçilerine karşılık cehennemin de kapı bekçileri (hazene) olduğunu haber vermektedir. Bu bekçiler, Kurân’da, ashâbu’n-nâr ve zebânî isimleriyle de anılan meleklerdir. Yine Kurân’daki açık ifadeye göre sayıları 19dur ve içlerinden birinin adı Malik’tir. Güçlü ve sert tavırlı olan bu melekler, Allah’ın emrine isyan etmedikleri gibi, emrolundukları şeyi de yapmaktan geri durmazlar. Kurân’da mevcut olan cehennem melekleriyle ilgili tespite Matta İncili’nin 13. babının 41-42. ayetlerinde ve Ümeyye’nin bir beyitinde de rastlayabilmekteyiz.

Saffat Sûresi 23. ayette yer alan sıratu’l-cahîm (cahim yolu) izafetindeki sırat, ilgili hadislerin de yardımıyla cehennem üstündeki bir köprü (sırat) şeklinde anlaşılmıştır. Kelimenin Saffat Sûresi’ndeki geçişi, kıyametle ilgili bir konteks içerisindedir. Ayrıca Meryem Sûresi 71-72. ayetler de sıratla ilgilendirilmiştir:

“Sizden hiç kimse yoktur ki, cehenneme varmamış (vurûd) olsun. Bu Rabb’in üzerine kesin bir borçtur. Sonra müttakileri kurtarırız ve zalimleri orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız.”

Ayetlerin sibakını da dikkate alan kimileri, ayetteki vurûdun kafirler için söz konusu olduğunu ileri sürmüşlerdir. Fakat vurûdun hem kafirler hem de müminler için
gerçekleşeceği de düşünülmüş, bu takdirde vurûdun duhûl (giriş) mu? yoksa huzûr (hazır olma) mu olduğu tartışılmıştır.334 Vurûd, duhûl şeklinde anlaşılsa bile, bunun ikap ve azap için bir giriş olmadığı da belirtilmiştir. Gerçekten de ayetteki vurûd, cehennem üstündeki bir köprü olarak da anlaşılmıştır.

Bununla birlikte, cehennem üstündeki köprü tasavvuru, daha çok hadisin etkisiyle oluşmuş gözükmektedir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, Kurân’ın inişine şahit olan Arap halkı da cehennem üstündeki bir köprünün varlığından haberdardı. Sırat’ın İran kültüründe mevcut olduğu da söylenmiştir.[1]

Kaynaklar

[1] Nur Emine Koç, "Yeraltı Tanrıları", İstanbul Aydın Üniversitesi Dergisi, Yıl 4, Sayı 13, s.23-24.
[2] Süleyman Toprak, "Ölümden Sonraki Hayat", 6. baskı, b. yüzyıl 1964, s. 21.
[3] İbn Manzur, 1994: 12, 112; el-Fîruzabâdî, 1987: 1409.
[4] A. Nevzad Odyakmaz, "Dinler Sözlüğü", Babil Yayıncılık, İstanbul 2008, s.61.
[5] Ebû Abdullah Hüseyin b. Hasan b. Muhammed el-Buhârî el-Halîmî, el-Minhac fi Şuabi’l-İman, thk. Hilmi Muhammed Fude, Darü’l-Fikr, yüzyıl, 1979, I, 472; Ayrıca bkz. Veysel Kasar, Halîmî’ye âit Şuabu’l-İman Adlı Eserin Kelâm İlmindeki Yeri (Basılmamış Doktora Tezi), Şanlıurfa, 2002, s. 222.
[6] Nisâ, 4/145.
[7] Doç. Dr. Hasan Hüseyin Tunçbilek, "İslâm Düşüncesinde Cehennemin ve Cehennem Azabının Ebediyeti ve Fenası Problemi" (makale), s.16.
[8] Cemal Ergün, "Kurân’ın Cennet Cehennem Anlayışının Diğer Dinlerle Karşılaştırılması" (yüksek lisans tezi), Kahramanmaraş Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı, Kahramanmaraş 2006.
[9] Yeşû, 15/8; 18/16; 2. Tarihler, 28/3; 33/6; Yeremya, 7/31, 32; 19/2,6; 32/35; 2. Krallar, 23/10; Nehemya, 11/30.
[10] Ömer Faruk Harman, "Cehennem" maddesi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, cilt: 7, sayfa: 225-226.
[11] 2. Tarihler, 28/3; 2. Krallar, 16/3; 21/6; Yeremya, 2/20-24.
[12] 2. Krallar, 23/10.
[13] İşaya, 66/24.
[14] el-Makdisi, Ebû Zeyd Ahmed b. Sehl el-Belhi, "Kitabu’l-Bed’ ve’t-Tarih", Paris, 1989, I, 119.
[15] M. Süreyya Şahin, "Cennet" mad., D.İ.A., İst., 1993, 7, 374.
[16] Yrd. Doç. Dr. Ahmet Çelik, "Kurân’a Göre Cehennem’de Kalmanın Semantik Tahlili", Ekev Akademi Dergisi, s.76-77.
[17] Harman, Ömer Faruk, "Cehennem" mad., D.1.A., İst., 1993,7, 225; Şanak, Musa, Mezopotamya’da Dinlerin Doğuşu ve.Gelişimi, İst., 1997, s., 32; Tümer, Günay Küçük, Abdurrahman, Dinler Tarihi, Ankara, 1997, s., 119, 121, 122, 123.
[18] Ekrem Sankçıoğlu, "Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi", İst 1983, s.63,64; Hannan, a.g.m., 7,
225.
[19] Şelebi, Ahmed, Muktirenetu’l-Edyân, Edyânu’l-Hunudi’l-Kubrâ, 4. baskı, Kahire, 1976, s.63-65; EbO. Zehra, Muktirenetu’l-Edyân- ed-Diyânâtu’l-Kadlme, Beyrut, tsz., s., 16, 17,157; Tümer, Günay, "Budizm" mad., D.İ.A., İst, 1992, 6, 357.
[20] S.G.F. Brandon, "Eschatology" A Dictionary of Comparative Religion", London, 1970, s. 262.
[21] Eyüp, 30/23.
[22] Yeşaya, 66/24.
[23] Eyüp, 10/20-22
[24] Eyüp, 17/13,14
[25] Eyüp, 11/8
[26] Matta, 11/23–24; Luka, 10/15
[27] Matta, 8/12–13; 25/30; Yahuda’nın Mektubu, 7, 23; Petrus’un 2. Mektubu, 3/17
[28] Esinleme,17/8; 20/1
[29] Matta, 26/4; Markos, 9/44.
[30] Matta, 18/8; 26/46
[31] Matta, 13/42; 14/50
[32] Matta, 18/9
[33] Matta, 8/12, 13; Luka, 13/29
[34] Matta, 11/23–24; Luka, 10/15
[35] Matta, 12/34–37.
[36] Matta, 12/31,32; Markos, 3/29; Luka,12/10.
[37] Matta, 5/22.
[38] Bkz: Matta, 23/3–7,29–33; Luka, 12/46-49
[39] Pavlus’un Romalılara Mektubu, 2/5-10; Pavlus’un Selaniklilere 2. Mektubu, 1/6-10; Esinleme, 21/8.
[40] Matta, 8/12,13.
[41] Esinleme, 21/10
[42] Matta, 13/4142; 14/49,50.
[43] Yahuda’nın Mektubu, 5–7.
[44] Matta, 24/51; Luka,13/29; Pavlus’un Selaniklilere 2. Mektubu, 1/6–10
[45] Pavlus’un Selaniklilere 2. Mektubu,1/6–10; Esinleme, 21/10.
[46] Bkz: Matta, 10/28
[47] Romalılar, 8/11
[48] Yrd. Doç. Dr. Maşallah Turan, "Muhammed Aslan’in Sembolizm Algısına Eleştirel Bir Yaklaşım", Artuklu Akademi, 2014/1, s.90.
[49] Dr. Abdulmuhsin el-Mutayrî, "el-Yevmü’l-Âhir fi’l-Kurâni’l-Azîm ve’s-Sünneti’l-Mutahhara", Dâru’l-Beşâiri’l-İslâmiyye.
[50] er-Ra’d 13/18.
[51] el-Hicr 15/44.
[52] en-Nisâ 4/145.
[53] el-Furkân 25/13.
[54] Kaf 50/30.
[55] Mü’min 40/ 71, 72.
[56] el-Vâkıa 56/42.
[57] el-Hac 22/19, 20
[58] Sâd 38/57, 58.
[59] en- Nebe’ 78/24–26
[60] İbrahim 14/16, 17.
[61] İbrahim Toprak, "Cennet ve Cehennem’in Ebediliği" (yüksek lisans tezi), Selçuk Üniversitesi, Kelam Bilim Dalı, Konya 2010.
[62] bkz.Adnan Bülent Baloğlu, "İslam’a Göre Tekrar Doğuş Reenkarnasyon", Ankara, 2001, s., 23-34.
[63] bk. Lisânü’l-Arab, “cehennem” md.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: MHAKAN, 09.09.2015, 10:58 (UTC):
selam Akhenaton
uzun zmandır birşey yazmıyordum.ama sürekli takip ediyorum emeğinin karşılığı ödenemez. Allah senden razı olsun. yazı tek kelime ile Akif arkadaşın yazdığı gibi Mükemmel olmuş harcadığın zaman ve emeğin için teşekkürler

Yorumu gönderen: Akif, 09.09.2015, 09:21 (UTC):
Yine mükemmel bir yazı olmuş.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36905013 ziyaretçi (103109965 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.