Cemşîd'in Kadehi (Câm-ı Cem)
 

Cemşîd'in Kadehi (Câm-ı Cem)

Hazırlayan: Akhenaton

"Câm-ı Cem", esâtire göre Cem (Cemşîd)'in, üstünde yedi hat bulunan ve yedi madenden oluşan kadehidir.[1][2] "Câm-ı Cem", "câm-ı Cemşîd", "câm-ı cihan-nümâ" (dünyayı seyrettiren kadeh) ve "câm-ı cihân-bîn" gibi isimlerle anılır.

Bu kadehin özelliği bununla sadece şarap sunulmasıdır.[3][4] Fakat rivâyetlere göre bu alelâde bir kadeh değildir. Boşaldığında kendiliğinden dolan, [2] içine bakıldığı zaman dünyanın 4 bir yanını gösteren sihirli bir alettir de.[5] Yine inanışa göre bu hükümdarın meclisinde (meyhane) bulunanların aynı kadehten içmeleri bir adetti. Kadehlerin dolaştırılmasınaysa "devr" ya da "devr-i akdah" denirdi.[6]

Sûdî, "Hafız Şerhi" adlı eserinde câm-ı Cem'den şöyle bahseder: “Câm-ı Cem, … bir kadehin ismidir ki Cem’in zamanında hükemâ peydâ eyledi ki, Cemşîd, herhangi bir memleketin bilmek istese o kadehe bakar ve o memleketin durumunu müşâhede ederdi. Tâ ki Dârâ bin Behmen döneminde Dârâ fevt olunca Dârâb nâm oğluna (ki İskender-i Rûmi’nin karındaşı idi) ırsla intikal eyledi. İskender, babasının memleketinin yarısını istemek için asker çekince Dârâb, câm-ı cihân-nümâ’ya bakıp İskender’in durumuna ve bu hilesine vâkıf oldu. İskender de muzaffer olamazdı. Sonunda yanındaki ulemâya emretti: İskenderiyye’de bir meyl üstünde bir âyine vaaz eyledi ki ekâlim-i sebâyı ondan seyrederlerdi.” [7]

Câm-ı Cem'in yedi kat göğe benzer bir şekilde yedi madenden yapıldığı söylenir.[5] Cemşîd’den sonra bu sihirli nesne/kadehin Keyhüsrev’e, ondan da Dârâ’ya miras kaldığı anlatılır.[8] İskender Paşa'nın İran'a düzenlediği bir sefer sırasında İskender Paşa İran’dan çok sayıda esir ve ganimet almıştır ki, bunlar arasında Sâsânî hükümdarlarından Nuşirevan’a ya da efsanevî İran hükümdarı Cemşid’e ait olduğu rivayet edilen la’l bir kadeh de vardır.[9][10]

Avnî mahlâsıyla şiirler yazan Fatih Sultan Mehmet'in;

“Çıkar câm-ı Cem’i Avnî hazînenden temâşâ kıl,
Eğer bilmek murâdınsa kemâhî kâr-u dünyâyı.”


beyti, Fatih'in hazinesinde câm-ı Cem adlı bir kadehin varlığını gösteriyorsa da, böyle bir kadehin bulunduğu hakkında tarihî bir kayda rastlanmamıştır.[2]

Câm, kadeh, ufak billur, bardak, toprak cinsinden bardak anlamlarına gelmektedir. Dolayısıyla “câm” deyince akla “Cem” gelmektedir. Nef‘î’nin bir beyti konuyu özetlemektedir: [4]

“Esd-i nesîm-i nev-bahâr açıldı güller subh-dem
Açsın bizim de gönlümüz sâkî meded sun câm-ı Cem”


Cemşîd’in kadehi üstünde yedi satır yazı varmış. Bunu şimdiki sırça bardakların üstündeki çizgiler gibi düşünmek mümkündür. Eski kadehlerin çepeçevre beyitlerle kaplı oluşu estetik bakımdan fevkalade önemlidir. Hani su taslarının üstünde sudan bahseden güzel beyitler olması, hoşaf kaselerinin içinde ya da dışında iç ferahlatan dizelerin bulunması, testilerin dışına beyitler nakşedilmesi gibi. Eski kitaplar, Cem’in kadehindeki yedi satırda neler yazıldığı hakkında uydurma rivayetlerle doludur. Sabri-i Şakir adlı şair, bir kadehin üstünde okumayı istediği yazıyı şöyle dillendiriyor:

“Değil hat-ı lebi bir beyt-i hûb yazmışlar / Kenâr-ı câma mey-i hoş-güvâr vasfında” (Sevgilinin dudağının çevresindekileri ayva tüyleri sanmayınız, hayır, bir kadehin çevresine hoş içimli şarabın güzelliği hakkında güzel bir beyit yazmışlar o kadar!..)

Rivayete göre Cem, birgün ayaklarına yılan sarılan bir kuş görür. Okçularına yılanı vurmalarını emreder ve okçular yılanı öldürürler. Kuş da bu iyiliğe karşılık Cem’e birkaç tohum getirir. Cem bu tohumları ekip asma elde eder. Asmalardan da üzüm, üzümden de şarap elde eder. Daha sonra yedi köşeli bir câm yaptırır, etrafındakilerin kabiliyetlerine göre bu câmdan şarap sunar.[3][4]

Divan şiirinde “câm-ı cem” çok farklı isimlerle ve çok farklı anlamlara gelecek şekilde kullanılmıştır: Şarap, zevk, eğlence, övgü vb.[8]

İnsanın gönlü bu kadehe ve İskender’in uzağı gösteren aynasına benzetilir. İnsan, kendi içinin, rûhunun derinliklerine inebilirse, gönül gözünden bütün âlemi görebilir.[11]

Cemşîd, Kimdir?

Şarabın mucidi olarak tanınan Cem, Fars Pişdadiyan sülalesinin 4. hükümdarıdır.[12][13] Cemşîd, Hahamaniş ve Yunanca'da Archemenes olarak da anılır.[4] Cem, ikiz, aynı anda doğan; sîd: parlak, ışık, aydınlık, nur; Cemşîd ise parlaklık demektir. Pîsdâdî hânedânının 4. hükümdarı olan Cemsîd, 700 yıl (Sah-nâme’ye göre 600 yıl) boyunca insanlar, cinler, devler, kuşlar ve periler dünyasının tamamı üstünde egemenlik kurmuş; hükümdarlığı zamanında dünya huzur ve refahla dolmuştur. Bazılarına göre Tehmûrs’un oğlu, bazılarınca da kardeşi olan Cemşîd, kimi tarihçilere göre Tehmûrs’un kardeşinin oğludur. Hûrçehr (günes yüzlü, aydınlık yüzlü) ve Hûbreme (iyi sürülerin sahibi) lakaplarıyla da bilinir.[14]

Cem deyince akla şarap gelir. Ya da şarap anılınca Cem gelir.[4] Efsane odur ki, mitolojik Pers kralı Cemşid, haremindeki kadınlardan birini kovar. Kederlenen cariye umutsuzluğa kapılır ve intihar etmek için kralın deposunda bulduğu, üzerine “zehir” etiketi yapıştırılmış şişeyi alır ve diker kafasına. Oysa şişedeki ziyan olmuş sıvı, fazla bekleyip fermente olmuş üzümdür. Şişeyi dikip de ölmeyen, üstelik bir de bünyesinde keder-meder kalmayan cariye koşarak buluşunu krala götürür. Kral içtiği şeyden o kadar etkilenir ki, kızı affetmekle kalmaz, ondan sonra ülkede üretilecek bütün üzümlerin şarap yapımında kullanılmasını emreder.

Yine bir efsaneye göre Hint ülkesinden gelen Cem, güneşli bir günde Azerbaycan’a gelip yüksek bir tepeye altın tahtıyla oturmuş, güneşin ışıklarıyla tahtın parlaması üzerine halk Cem’e Şid (Işıklı) unvanını vermiş, [12][13] o güne de "nev-rûz" (yeni gün) denilmiştir.[15]

Aynı efsanenin başka bir varyantı da şöyledir: Cem, halkını selamlamak için bütün herkesin katıldığı törende rengarenk mücevherlerle süslenmiş bir elbiseyle 1 Mart'ta (miladi 21 Mart) güneşin doğuşuyla tahta çıkar. Üzerindeki mücevherler güneşte parlayarak etrafa çok parlak rengarenk ışıklar yayar. Adeta ışıktan bir insan gibi görünür Cem Sultan. Halk bu olaya hayran kalır ve krallarına güneşin ikizi anlamına gelen Yima Xşhafta (Cemşid) der. Bugünkü adı Newroz'dur ve halk her yıl şenliklerle bugünü kutlar.[16]

5./11. yüzyıldan itibaren şairler çoğu zaman Cemşîd ile Hz. Süleyman’ın aynı kişiler olduklarını düşünmüşlerdir. Kâçârlar döneminin ortalarına kadar taht-ı Cemşîd’in bulunduğu bölge taht-ı Süleyman diye anılmış ve Fars bölgesine de Mülk-i Süleyman denilmiştir. İslâmî kaynaklarda önemli işlevleri olan taht, yüzük ve diğer özellikleri, cinler, kuşlar gibi çeşitli yaratıkları emirlerine almaları, rüzgâra boyun eğdirmeleri gibi güçlerin hem Süleyman’a hem de Cemşîd’e verilmesi ikisinin karıştırılmasına neden olmuştur.[17] Bu yüzden Cem kelimesi; Hüdhüd, Asaf, mûr kelimeleriyle beraber kullanıl­dığında Süleymân Peygamber kastedilmiş olurdu. Hüdhüd, Âsâf, mûr kelimeleriyle kullanıldığından ve Süleymân peygamberle ilgili atıflara bulunduğundan dolayı Cem kelimesi, Süleymân anlamında kullanılmıştır..

Birçok icatlarda imzası bulunan ve ilk defa madenleri ortaya çıkartarak çeşitli alanlarda kullanan Cemşîd, kendisi için mücevherlerle süslü bir taht yaptırmıştır. Bu taht rivayete göre Süleyman Peygamber’in tahtı gibi havada hareket etmektedir.[17]

Cemşid 700 yıl hüküm sürer. Hükümdarlığı süresince halk eşit ve mutlu yaşar, toprağın bereketi artar. Ölümsüzlüğü bulur ve bunu bütün insanlara ve canlılara yaymaya çalışır. Yönetimindeki 300 yıl boyunca halkından kimse ölmez. Bu yaptıklarının büyüsüne kapılan Cemşid kendini tanrı olarak görmeye başlar. Halkının kendisine tapmasını ister. Tanrılar buna.sinirlenerek Cemşid'in ölümsüzlüğünü elinden alırlar. Halk sevgisini Cemşid'den esirgemez. Cemşid farklıdır, çünkü o ölümsüzlüğü bulan kraldır. Cemşid'li aydınlık dönem Dehak'ın Cemşid'i öldürüp tahtı ele geçirmesine kadar sürer. Dehak'la her şey tersine döner. Dehak'lı siyah bir dönem başlar.[16]

Kaynaklar

[1] Prof. Dr. İskender Pala, "Ansiklopedik Dîvân Şiiri Sözlüğü", Akçağ Yayınları, Ankara 1995, s.83.
[2] Ahmet Talay Onay, "Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar", Türkiye Diyanet Vakfı, Ankara 1993, "câm-ı cem" ve "câm-ı cühan-nümâ" maddeleri, s.87-88.
[3] Nurettin Albayrak, “Cem”, TDVİA, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1993, C. 7, s. 280.
[4] Adem Köpür, "Eski Edebiyat ve Kültürümüzde Birbirini Çağrıştıran Kimi Kelimeler", Celal Bayar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi Cilt:9, Sayı:2, Ekim 2011, Prof. Dr. Mahmut Kaplan Armağan Sayısı, s.344.
[5] Dursun Ali Tökel, "Divan Şiirinde Mitolojik Unsurlar", Akçağ Yayınları, Ankara 2006, s.134.
[6] Hüseyin Yakar, "Fuzûlî'nin Leylâ ve Mecnûn Mesnevisinde Tabiat Tasvirlerinin Estetik Olarak Kullanımı", (lisans tezi), İstanbul Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı, İstanbul 2007, s.55.
[7] Sûdî, "Hâfız Şerhi", c.1, s.359.
[8] Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yılmaz, "Mela Ahmede Cizirî'nin Kültür Dünyası", International Journal of Social Science, Volume 5 Issue 1, p. 251-263, Summer 2012.
[9] A. Özcan, "TDV İslam Ansiklopedisi", "İskender Paşa" maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2000, C. 22, s. 565–566.
[10] Doç. Dr. Mustafa Oflaz, "İskender Paşa Vakıfları", Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 21, 2009, s.79.
[11] Zülfi Güler, "Şeyh Gâlib'in Divânı'nda Ayna Sembolü", Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 14, Sayı: 1, s.115.
[12] Müjgan Cunbur, ”Klâsik Edebîyatımızda Nevrûz”, Türk Kültüründe Nevrûz Uluslar arası Bilgi Şöleni Bildirileri, Haz. Sadık TURAL, Atatürk Kültür Mer. Yay. Ank. 1995.s.39-40.
[13] Yrd. Doç. Dr. Saadet Karaköse, "Eski Türk Edebiyatında Nevrûz ve Nevrûzla İlgili Unsurlara Genel Bir Bakış" Türk Araştırmaları Dergisi, s.173.
[14] Haluk Aydın, "Cevrî Divanı'nın Tahlili" (doktora tezi), Balıkesir Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı, Balıkesir 2010, s.194.
[15] Prof. Dr. İskender Pala, a.g.e., s.108.
[16] Öznur Üzgün-İbrahim Ekinci, "Newroz Piroz Boe", Rengin Öğrenci Kültür Sanat ve Düşün Dergisi, Mart-Nisan 2001, sayı:5, s.10.
[17] Nimet Yıldırım, "Fars Mitolojisi Sözlüğü", Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2008, s.205, 209.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36621971 ziyaretçi (102613196 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.