Cengiz Aytmatov, II
 

Cengiz Aytmatov

Cengiz Aytmatov, II

Hazırlayan: Akhenaton

Dişi Kurdun Rüyaları

Özet

Dişi kurt Akbar ve erkek kurt Taşçaynar Isık Göl'ün kıyılarına kadar inen sıradağlardaki bir inde yaşamaktadırlar. Bir helikopter onların yaşadığı yerin yakınına inmeye çalışır. Bu küçük sarsıntı ile yuvarlanan kayalar onların yaşadığı kovuğun önüne doğru yuvarlanır. Akbar gebe olduğu için eşi Taşçaynar daha çok dışarıda dolaşmaktadır. Birgün Taşçaynar şafak vaktinde yuvadan ayrılır, geç vakit, başka bir dişi kurdun kokusu vücuduna sinmiş olarak döner. Akbar, Taşçaynar'ı bağışlamaz. Yaşadıkları bozkırda üstünlükleri göstermeleri zamanı geldiğinde birçok amansız dövüşten sonra Isık Göl dolaylarında fethettikleri toprakların kendilerine ait olduğunu kabul ettirirler. Bölgenin hâkimi olurlar.

İlkbaharda yavruları dünyaya gelir. Akbar üç yavru doğurur. Akbar ve Taşçaynar bir sabah üç yavruyu da alarak bozkırın sarhoş edici çiçeklerle dolu uzak bir bölgesine giderler. Orada ilk kez bir insanla karşılaşırlar ve olay nerdeyse faciayla sonuçlanabilecek bir hâl alır. Kış gelmesiyle Akbar ve Taşçaynar yavrularını nihayet büyük sayga avına çıkarırlar. Avlanma planı yaparken gökyüzünde acayip kuşlar olarak nitelendirdikleri helikopterlerin sesi ile irkilirler. Daha sonra helikopterleri unutarak saygaların olduğu yere doğru yönelirler, ancak onları mahvedecek birçok motorlu aracın kendilerine doğru geldiğinin haberleri yoktur. Gelen helikopter ve araçlardan kaçmaya başlarlar. Üç yavrudan biri olan Gözde geride kalır ve saygaların toynakları arasında can verir. Saygaları yoran ve geniş düzlüğe çeken avcılar tüfekle yaylım ateşine başlarlar. O güne kadar sakin bir hayat yaşamış olan bozkır, şimdi, çok kanlı, çok korkunç bir gün yaşamaktadır. Yavrulardan Kocabaş da avcılar tarafından vurulur.

Ölü hayvanları toplayanlar altı kişidirler. Hayvan başına 50 kopik almaktadırlar. İçlerinden en geç olanın adı Abdias'tır. Papaz çömezinin oğlu olan bu delikanlı Papaz okuluna girmiş sonra da dinde reform yapmak gibi aşırı isteğinden dolayı mezhepten saptığı gerekçesiyle kovulmuştur.
Abdias, Genç Komünistler adlı mahalli bir gazetede yazarlık yapmıştır. Fikirlerini burada kolayca yayabilmektedir. Babası oğlunu papaz okuluna soktuktan sonra ölmüştür.  Abdias yazarlık yaparken İnga adlı bir kadınla tanışır ve onunla sürekli olarak mektuplaşır. Orta Asya'ya, beyaz zehir kaçakçılarıyla ilgili bir röportaj yapmak üzere gider. Moskova'da kaçakçıları araştırmaya başlar. Bilet satmaya çalışan çocuklarla karşılaşır ve biletleri alarak dini içerikli olan konsere katılır. Konserdeki ilahileri dinlerken aklına bir Gürcü hikâyesi gelir.

Abdias, tren yolculuğuna başlar. O artık amacı haşhaş kaçakçılığı olan bir gruba mensup olmuştur. Abdias, zaman zaman seyahat amacını unutarak, kendisini gördüğü manzaralara kaptırr. Yolculukta kaçakçı Petruha ile aralarında Tanrı üzerine konuşmalar geçer. Calpak-Saz'da trenden inerler. İşçi kılığına girerek kamyon yolculuğu yaparlar. Uçkuduk köyünde iş bularak çalışmaya başlarlar. Abdias kaçakçıların faaliyetlerini öğrenerek basın yoluyla topluma duyurmak ve kötü yola sapan bu gençleri kurtarmayı amaç edinmiştir. Haşhaş toplamak için haşhaşın gür olduğu arazilere giderler. Abdias o gün kurtlarla burun buruna gelmiştir. Kaçakçıların şefi Grişan ile görüşürler ve Abdias ile aralarında konuşmalar geçer. Grişan Abdias'a karşı şüpheci davranarak buraya gelmesindeki esas amacı öğrenmek ister. Grişan, Abdias'a bizi kötü yoldan ayırmak için geldin der. Konuşmanın ilerleyen safhalarından buradan def olup gitmesini söyler. Binecekleri tren yaklaşmaya başlar, hepsi yerini alarak harekete geçme zamanını bekler. Yolda yangın çıktığını zannettirerek treni durdurmayı ve vagonlara atlamayı başarırlar.
Grişan vagonda kaçakçıların hepsine uyuşturucu vermektedir. Abdias Grişan'a karşı çıkarak çantasındaki haşhaşların hepsini trenden dışarı boşaltır. Petruha, Mohaç ve Kolia, Abdias'a durmadan vurmaya başlar. Onu trenden düşünceye kadar döverler. Abdias, daha fazla dayanamayarak trenden düşer.

Abdias yağmaya başlayan yağmur ile ölmediğine inanamayarak kendine gelir. İsa'nın akıbetini ve Pontius Pilatus'u düşünürek şehrin sokaklarında ilerler. Tren istasyonuna doğru giderken bir kamyon sürücüsü ve karısı ona yardım eder ve Calpak-Saz'a götürür. Yolda polis şefi ondan şüphelenerek onu bürosuna götürür ve nezarethanede kaçakçı arkadaşlarının yakalanmış olduğunu görür. Polis şefi hepsine Abdias'ı tanıyıp tanımadıklarını sorar. Hepsi teker teker tanımadıklarını söylerler. Polis şefi Abdias'a gitmesini söyler. Tren yolculuğu sonunda Calpak-Saz'a ulaşan Abdias yardımsever biri tarafından Calpak-Saz Hastanesi'ne götürülür. Botanist İnga Fiodorovna ile burada karşılaşır. Bu güzel ve genç kadını gören Abdias kendini toparlayacak gücü kendisinde bulamaz.

Dergisine ulaşan Abdias yazı işlerine uğrar ve hikayesini onlara anlatır. Yazılarını yayınlamak isterken engellenir. Onu ayakta tutanın İnga'nın mektupları olduğunu düşünmektedir. Asya'ya İnga'nın yanına gidip orda yaşamak istemektedir. İnga'nın oğlu kocasından ayrılmadan 3 yıl önce doğmuştur. Eski kocası yeniden evlenme hazırlığı yapıyor ve oğlunu istemektedir.  İnga, Abdias'ı yanına çağırır. Abdias İnga'nın evine gidip onu bulamayınca hayal kırıklığına uğrar. Daha sonra onun mektubunu alır ve eski kocasının oğlunu almak için mahkemeye vereceğini duyunca Cumbul'a gittiğini öğrenir. Evin anahtarını komşusuna bırakmış ve Abdias'ın almasını söylemiştir. Abdias şehrin sokaklarında karışık düşünceler içerisinde dolaşır.

Abdias, Bos Kandolov'un yanına katılmıştır. Saygaların katledilmelerine göz yumacak değildir. Korkunç alkoliklerin mahkemesi onu yargılamaktadır. Zorla içki içirmeye çalışırlar ama o içmez. Adamlar onu döver. Kendinden geçmeden önce İnga'yı düşünür. Bozkırda karşılaştığı dişi kurdun hayalini görür. Yere düşerken dişi kurdun onu kurtarması için seslenir. Akbar ve Taşçaynar inlerine doğru gitmektedir. Yavrularıyla yolculuğa çıktıkları zaman karşılaştıkları adamı saksavulun dallarına asılmış olarak görürler. Saldırmak için hazırlanırlar. Akbar, saldırıya hazırlanan Taşçaynar'ı durdurur. Adam onları görür ve geldin der. Yaklaşan kamyonun sesiyle kurtlar daha fazla beklemeden kaçarlar. Mujunkum bozkırını bir daha dönmemek üzere terk ederler.

Akbar ve Taşçaynar, Aldaş gölü yakınlarında 1 yıl kadar kalırlar. Akbar tam beş yavru doğurur. Yaşadıkları bölgedeki madenleri keşfeden insanlar burayı yakmaya başlarlar. Kurtlar sığınacak yer ararlar. İki yavrularını alarak gölün karşısına geçmeye çalışırlar ama yavruları boğularak ölür. Bir kere daha arkalarında ölü toprakları bırakıp giderler. Üçüncü defa yeni bir hayata başlarlar. Dört tane yavruları olur. Bu onların son çabalarıdır. Çünkü hayatları bir faciayla sonuçlanacaktır. Bazarbay Noygutov bir jeologlar ekibinin kılavuzluğunu kabul eder. Onları istedikleri yere götürür. Geri dönerken yavru eniklerini duyar. Bunlar Akbar ve Taşçaynar'ın dört küçük yavrusudur. Bazarbay yavruları alarak inden çıkar. Amacı onları hayvanat bahçesine satarak para kazanmaktır. Avlanmaya çıktıktan sonra inlerine geri dönen Akbar ve Taşçaynar yavrularının olmadığını fark eder ve ordan oraya koşuşturarak onları bulmaya çalışırlar. Bazarbay atın garip hareketlerinden kurtların onu takip ettiğini anlar ve daha da hızlanır. Boston'un evine ulaşır ve orada saklanmaya başlar. Boston evde değildir. Daha sonra ortalık sakinleşince kendi evine geri döner.

Boston eve geri döner. Karısı kurtlardan kaçan Bazarbay'ın evlerine gelip saklandığını söyler. Boston bundan hoşlanmaz. Bazarbay kurtların hala yakınlarında olduğunu düşündüğünü söyler. Akşam uykuda köpeklerin havlamaları ile uyanırlar. Kurtların ulumasını duyarlar. Korkan çocuğunu da aralarına alarak tekrar uyumaya çalışırlar, ama o gece gözlerini kapatamazlar. Bu derdi başlarına Bazarbay'ın açtığını söylenip durdular. Sabah, Boston Bazarbay'ın yanına gider ve yavrukurtların yerine götürülmesi gerektiğini söyler. Onları satın almak ister, ama Bazarbay Boston'u sevmediği için ona yavruları satmaz.

Kurtlar bir daha dönmemek üzere inlerini terk etmiştir. Tedbirsizce hareket ediyor adeta ölmek istemektedirler. İnsanlara saldırmaya başlamışlardır. Boston'un ruhu ana kurt Akbar ile zaman zaman bütünleşmektedir. Gece, Akbar rüyasında yavrularını görür. Uykusunda kalkıp Börü Ana'ya yavrularının nerde olduğunu sorar. Boston yolculuk ederken yolculuk ettiği arkadaşı Ernazar bir uçuruma düşer. Ernazar'ın cesedi oradan geçen dağcılar sayesinde çıkarılır. Boston kurtları ortadan kaldırmak için plan yapar. Koyun sürüsünün varlığı ile kurtlar oraya gelecek ve o da onları avlayacaktır. Boston'un uzun bekleyişinden sonra Akbar ve Taşçaynar sürüye doğru yaklaşır. Boston Taşçaynar'ı vurur, ancak Akbar durumu fark ederek oradan uzaklaşır.

Akbar, Taşçaynar'ın ölümünden sonra hiçbir şeyden zevk almaz şekilde kuytularda dolaşır. Ortalıklarda fazla gözükmez. Boston'un çocuğu Kence evlerinin bahçesindeki civcivlerle oynarken iri, boz bir köpeği görür, ama hiç korkmaz. Bu köpek, kurt Akbar'dan başkası değildir. Akbar bu çocuğu sever ve onu inine götürmek için sırtına alır ve gitmeye başlar. Bu durumu gören Boston, Akbar yavrusunu geri vermesi için yalvarır. Tüfeğini alarak kurdun ardından ateş etmeye başlar. Son kurşun ile ateş ettiğinde Akbar sendeleyerek yere düşer. Boston, kurdun yanına gelir, oğlunu vurduğunu ve oğlunun öldüğünü görür. Bütün bunlara neden olan Bazarbay'ı bularak onu da vurur. Teslim olacağını söyler ve uzaklaşır. Boston, yalnız, yapayalnız yoluna devam eder.

Şahısların Değerlendirilmesi

Akbar, yabancı sürüler arasında onlara boyun eğerek yaşayacak bir yaradılışta değildi. Hafızası kuvvetliydi. Hür ve bağımsız olmayı her şeyden üstün tutardı. Akbar'ın gözleri parlak mavi ve yarısaydamdı. Taşçaynar ve Akbar'ın bozkır kurtlarına özgü açık renkli bir yeleleri vardı. Bu yele,  gümüş renginde kalın bir örtü gibi boyunlarını sarıyor, sonra omuz başlarına ve karınlarına iniyordu. Bu bozkurtların ya da boz boyunluların boyları da Isık Göl yaylalarında yaşayan kurtlardan daha büyüktü. Abdias, papaz çömezinin oğlu olan ve Papaz okuluna girdikten 2 yıl sonra da mezhepten saptığı gerekçesiyle kovulan bir gençtir. Abdias dik alınlı, soluk yüzlüdür. Bazarbay Noygutov genellikle sarhoş olan ve karısını döven basit bir çobandır. Para için yapmayacağı şey yoktur. Boston ise çalışkan, ödül almış ve çevresi tarafından takdir edilen birisidir.[18]

Elveda Gülsarı

Özet

Tanabay, o dönemde devrime inanmış bir Kırgız-Türk gencidir. O da savaştan sonra kolhoz başkanı olan Çora'nın isteği üzerine yılkıcılık yapmaya başlar. Kolhoz, Rus devriminden sonra ortaya çıkan halkın toplu ve örgütlü olarak üretim yapması, ürettiği malı kolhoza devretmesi, sadece kendisine yetecek kadar ürünü izinle alması, kimsenin mülkiyet hakkına sahip olmamasına dayanan bir üretim sistemidir. Yılkıcılık ise at çobanlığıdır.

Tanabay, eşi Çaydar ve iki kız çocuğu ile dağlarda yırtık bir keçe çadır içerisinde yıllarca yaşayarak yılkıcılık yapar. Romanın bu bölümlerinde ilgi çeken yerler, yazarın bize Ortaasya'daki yasayış tarzını, çoban hayatını, özellikle at çobanlığının inceliklerini, bir çobanın dünyaya ve hayata bakış açısını anlatabilmesi, devrime inanmış yarı cahil bir insanın idealleri devrimden beklentileri, hayatını çileler çekerek verdiği devrim ülküsü ile yaşamak istediği hayat arasında çelişkiye düşmesi, devrimle birlikte gelen kolhoz sisteminin aslında emeği ve duyguları sömüren bir sistem olduğunu anlatır. Bunu da Tanabay ve eşinin Rusya'nın soğuk kış aylarında çobanlık yaparken çektiği çeşitli sıkıntıları, yaptığı canlı duygu ve doğa tasvirleri ile üslubuyla, okuyucuya adeta yaşayarak hissettirir.

Tanabay'ın en iyi dostu Çora'dır. Devrime inanmış iki genç olarak savaş sonrası hemen kolhoz kurma hazırlıklarına başlarlar ve tüm mal sahiplerinin mallarını ellerinden alarak kolhozun yönetimine devrederler. Bunun için Tanabay, kendi kardeşinin emeği ile kurduğu çiftliğin elinden alınıp, Sibirya'ya sürülmesine bile göz yumar. Kolhoz kurulduktan sonra da kendisine yılkıcılık görevi verilir. Uzun yıllar yılkıcılık yapar, ancak otomobillerin yaygınlaşması ile atların da önemi azalır ve kendisine koyun çobanlığı görevi verilir. Gülsarı'yı da yılkıcılığa başladığı zaman bir çobandan çok beğenerek alır ve yetiştirir. Onunla pek çok yarışlar kazanır. Romanın bu bölümlerinde Orta Asya Türk gelenekleri, ‘köknar‘ denen at yarışları ile karşılaşıyoruz. Yazar bunları anlatırken sadece kuru bir bilgi vermiyor adeta okuyucuya yaşayarak öğretiyor.

Tanabay, koyun çobanlığına başladığı zamanlar kış ayına denk gelir. Bu aylar beş yüz koyunun doğurma zamanlarıdır. Kolhoz, Tanabay'a vadettiği hiç bir sözü yerine getirmez. Tanabay kışlığa çıktığı zaman yemsiz yıkık bir ahır ile karşılaşır. Ahıra vardıklarında koyunlar doğurmaya başlamıştır. Yağmur, kar ve şiddetli soğuk altında kuzular donarak ölürler. Tanabay eşi, çocukları ve yardımcı kadınlarla gece gündüz çalışırlar ancak kuzuların ölümüne, koyunların açlıktan birbirlerinin yünlerini yemelerine çare bulamaz. Kendisini denetlemeye gelen kolhoz müfettişinin kendisine hakaret etmesine dayanamaz ve ona saldırır. Romanın bu bölümü oldukça dramatiktir. Yazar tabiatı, soğuk kış gecelerini, koyunların kuzulama zamanı yapılan işleri, çekilen eziyeti çok iyi tasvir etmiş ve okuyucunun bu dramatik ortamdan etkilenmesini sağlamıştır.

Tanabay, romanın ilerleyen bölümlerinde müfettişe saldırısından dolayı cezalandırılır ve parti üyeliğinden ihraç edilir. Zaten Tanbay'ın da yaşadıklarından ve çektiği sıkıntılardan dolayı devrimden ve ülkülerinden hiçbir beklentisi kalmamıştır. Tanbay da artık iyice yaşlanmıştır. Roman, bir geriye dönüş romanıdır. Tanabay'ın partiden ihraç edildiği ve en iyi arkadaşı Çora'nın öldüğü gün kendisinden uzun yıllar ayrı kalan sevgili atı ile birlikte eve dönerken kendisi ve geçmişi ile hesaplaşır. Roman da bu şekilde başlar. Tanabay bu yol üzerinde can çekişen sevgili atının başında, yüreği üzüntülerle dolu olarak geçirdiği bir kaç saatlik süre içinde kendisi ve geçmişi ile hesaplaşır.

Tanabay, o birkaç saatlik süre içinde kendi çocukluğunu, gençliğini ve yaşlılığını, sevinç ve acılarıyla, umut ve umutsuzluklarıyla sevap ve günahlarıyla yeniden yaşıyormuş gibi hayalinde canlandırır. O kendini devrime, mutlu yarınlara adamış, ama siyasi rejim onun ömrünü mutsuzluklar ve sıkıntılar içinde geçirmesine sebep olmuştur.[19]

Gün Olur Asra Bedel

Konu

Dünya Savaşı'ndan sonra Kazak bozkırlarında bir tren istasyonunda yaşamaya başlayan Yedigey'in burada tanık olduğu olaylar.

Özet

Romanın vakası Kazak boylarında geçer. Roman kahramanı Yedigey Cangeldin, cepheden döndükten sonra Kazak bozkırlarında küçük bir aktarma istasyonunda çalışmaya başlar. Burada tanık olduğu ve uzak geçmişine çağrışım yapan olaylar, gerçekte bir siyâsî rejimin gümbür gümbür çöküşünün nedenleridir. Yedigey'in çok eski ve yakın arkadaşı olan Kazangap, ölür.Onun için bir cenaze töreni düzenleler. Bu törene Kazangap'ın şehirde oturan oğlu ve kızını da çağırırlar. Kazangap'ın cenazesini mezarına götürürken; Yedigey, kendisinin ve milletinin geçmişini, acı-tatlı, düşündürücü yanlarıyla bir bir gözlerinin önünden geçirir. O gün "Asra bedel bir gün" olur onun için. Sevdikleri kişinin cenazesini Naymanlar'ın kutsal mezarlığına götürdükleri zaman, orada bir uzay üssünün kurulmuş olduğunu görürler ve cenazenin gömülmesine izin verilmez. Öte yandan Rus-Amerikan ortak araştırması sonunda kozmonotlar, uygarlık düzeyi dünyanınkinden çok daha yüksek bir gezegen keşfeder. Bu gezegende yaşayanlar, dünyalılarla ilişki kurmak isterler. Fakat daha yüksek bir uygarlığı, daha iyi bir yönetimi kendileri için zararlı gören dünyalı yöneticiler, bu isteği reddederler.

Anafikir

Aytmatov, anlatım gücüyle "İnsanları mankurt olmaktan kurtaralım." mesajını vermektedir.

Şahısların Değerlendirilmesi

Kitaptaki olaylar, genelde küçük kasaba hayatını anlatmakta ve karakterler çok gerçekçi durmaktadır. Ancak kitapta geçen uzay üssü ile ilgili bölümler, romana biraz bilim-kurgu havası katmaktadır. Kişilere gelince; Yedigey, romanın baş kahramanıdır. Savaşmış, geleneklerine bağlı, önder bir kişiliği vardır. Ukubala, kocasını seven, artık yaşlılığı iyiden iyiye hisseden, yardımsever bir kadındır. Kazangap, Yedigey'in çok eski bir arkadaşıdır. Köye yerleşmesinde ve işi bulmasında büyük katkısı vardır.[20]

Selvi Boylum Al Yazmalım

Özet

Eser yazarın gazetecilik yaptığı yıllarda Narın'dayken Frunze'ye geçmek istemesiyle başlıyor.Fakat Frunze'ye acele gitmek istediği için yoldan geçen bir kamyonete binmek istemektedir. İlyas'ın kamyonetine binmek ister fakat İlyas arabaya kimseyi alamayacağını söyler.Yazar nedenini merak etse de olayın üzerine fazla düşmez. Yazar daha sonraki bir zamanda Oş'a trenle giderken, trende İlyas'a rastlar ve İlyas ile birbirlerini anımsarlar ve tanışırlar.İlyas yazara arabaya onu almayaşının sebebini anlatmaya başlar. Bundan sonra Asyel ile İlyas'ın hikayesi başlar.İlyas askerden yeni dönmüştür ve arkadaşı olan Alibek'in yanında Tiyen-Şanlar'da bir ulaştırma merkezinde çalışmaya başlar.Daha sonra birgün bir köye iş için gider ve orada Asyel'i görür.Ve zamanla köye gel-git birbirlerini severler.Fakat Asyel evlenmek üzeredir.Bunun üzerine İlyas Asyel'i kaçırır. Daha sonra Samet adında bir oğulları olur.Fakat daha sonra İlyas'ın hırsı ve ve gururu yüzünden Aysel ile aralar açılır.İlyas daha önce yaptığı gibi kamyonuna römork bağlayarak Tiyen-Şan'lardan geçebileceğini kanıtlamak ister.Ve işyerindeki arkadaşlarıyla,en yakın arkadaşı Alibek ile bu olay yüzünden arası açılır.Ve yolu geçememesi nedeniyle iyice ipler kopar.İlyas evinden iyice uzaklaşır.Zamanını Kadiça adında işyerinde çalışan bir kadınla geçirmeye başlar.Aysel bunu çok geçmeden öğrenir.Oğlunu da alarak İlyas'ı terk eder. İlyas, Aysel'i arar fakat bulamaz. Kadiça ile yaşamaya başlar.Bu sırada Asyelş ise nereye gittiğini bilmeden yola çıkar.Yolculuk sırasında Baytemir adında bir adamla tanışır.Baytemir Aysel'e yardım eder,ona kalacak yer sağlar,evinin kapılarını Aysel'e açar.Baytemir Samet'i kendi çocuğu gibi sever.Aysel'i de sevmektedir. Bu sırada İlyas Kadiça ile birlikte Anarhay'a yerleşir ve orda yaşamaya başlar.Fakat daha sonra İlyas Aysel'i bir türlü unutamaz ve Kadiça'yı da bir türlü sevememektedir.Ve Tiyen-Şanlar'a geri dönmeye karar verir.Eski işine geri döner.Ve bir gün yine alkollü olduğu bir sıra kaza yapar.Onu Baytemir kurtarır ve evine getirir.Fakat Baytemir'in hiçbirşeyden haberi yoktur.Fakat daha sonra anlar.Ama ne Aysel'e ne de İlyas'a bir şey söyler.Onların kendi kararlarını kendilerinin vermesini ister.İlyas ise hergün oğlunu Aysel'den ve Baytemir'den habersiz görmektedir.Ve bir gün Samet'i kaçırmaya karar verir.Fakat oğlunun baba olarak Baytemir'i bilmesi ve ondan ayrılmak istememesi,Aysel'in de artık ona geri dönmeyeceğini bilmesi onu mahveder.Aşkına,Tiyen-Şan Dağlarına ,Işık Göl'e veda ederek Pamirler'e yeni bir hayata gider.Fakat aşkını hiçbir zaman unutamayacağını bilmektedir.[21]

Toprak Ana

Konu

İkinci Dünya Savaşı sırasında savaşta üç oğlunu,kocasını ve gelinini kaybedn bir kadının toprakla yaptığı söyleşiyi anlatıyor.

Özet

Tolunay, genç bir köylü kızıdır ve Savankul'a aşık olur ve evlenirler. Tek idealleri vardır. O da kendi topraklarını sürebilecekleri kendilerine yetecek bir tarladır. Evliliğin ardından Tolunay üç erkek çocuk doğurur. Bu çocuklar, zamanla büyürler ve bu sırada Savankul köye ilk traktörü getirir. Artık toprak daha kolay işlenmektedir. Çocuklar büyüdüklerinde; en büyükleri olan Kasım, babası gibi biçerdövercilik yapmaya başlar. Muslubeg, çiftliğin komsomolunda sekreter olarak çalışmakta, en küçükleri olan Caynak ise, şehirde okumakta ve öğretmen olmaya çalışmaktadır. Kasım, Aliman isminde güzel bir kızla evlenir. Hala traktörle çalışmaktadır. Tolunay, bu halinden çok mutludur. Bundan daha mutlu olamayacağını düşünmektedir. Günler bu şekilde geçerken; birgün, savaşın patlak verdiği haberi öğrenilir. Tüm köylerden orduya insanlar çağrılmaktadır ve Kasım da askere çağırılır. Onun ardından Savankul ve Muslubeg de askere giderler. Evde sadece Tolunay, Aliman ve Caynak kalmıştır. Artık tüm köylüler, cephedeki askerler için çalışıyorlardır. Savaş sürerken Caynak da evdekilerden habersiz askere gider. Savaşın sebep olduğu açlık ve sefalete köylüler zor dayanmaktadır. Birgün Savankul ve Kasım'ın cephede şehit oldukları haberi gelir. İki kadın da bu haberle yıkılırlar. Bir süre sonra Caynak'ın da savaşta kaybolduğu haberi gelir.Yeni hayatlarında artık birer dul kadındırlar. Tolunay, gelini için üzülmektedir. Kocasını kaybeden Aliman, kendisini çok yalnız hisseder. Bu arada köylerine bir çoban gelmiştir ve Aliman'la bu çoban arasında bir ilişki yaşanır. Aliman, hamile kalır. Her şeye rağmen Tolunay, gelinine sahip çıkar. Aliman'ın karnını şişmesini görmemezlikten gelir. Aliman, bu halinden çok utanmaktadır. Bir gece Aliman'ın yatağından kalktığını gören Tolunay, Aliman'nın doğum yaptığını görür. Doğumda zorlanan Aliman'ı kasabaya götürmeye çalışırken; çocuk, doğar; ama Aliman, ölür.

Anafikir

İnsanlar, doğaya ve toprağa sahip çıktıkça; toprak, onların rızkını verecektir.

Şahısların Değerlendirilmesi

Tolunay, kitabın ana kahramanıdır. Gençliğinde çok güzel ve çalışkan bir kadınmış. Savankul, kara bıyıklı esmer bir yiğit. Azimli ve çalışkan. Kasım, babasın benziyor. Karısını seven iyi bir evlat. Muslubeg, ağabeyi gibi o da babasına benziyor. Müzikten hoşlanan bir insan. Caynak, daha çok annesine benziyor.Kara gözleri var. Aliman, genç, esmer bir dağ kızı.[22]

Yüzyüze

Özet

Yüz Yüze, asker kaçağı İsmail ile karısı Seyde'nin hikayesidir. Yazar İsmail'i suçlamak yerine, onun psikolojik durumunu objektif olarak verip, hükmü okuyucuya bırakmıştır. Cemiyeti kontrol altında tutan ahlah müesesesi İsmail'i yeteri kadar cezalandırmış, yazar hemen hemen hiç müdahele etmemiştir. Seyde, kaçak olmanın “ihanet” olduğunu bilmektedir. Ama İsmail, kocasıdır, hala memeden kesilmemiş oğlu Amantur'un babasıdır. Ne olursa olsun onu koruyacaktır. Ama her şeye rağmen aptalca bir bağlılık değildir. İsmail yaban olmuş, gözü hiçbir şey görmemektedir. Psikolojik baskı ona, insani duygularını unutturmuştur. Birgün eli yetimin rızkına uzanır. İşte o zaman Seyde'yi de, kendini de tüketir. Seyde, bir anda çökmüş, saçları bembeyaz olmuştur. Kocasını saklandığı yeri askerlere gösterir. İsmail, karısını o halde görünce tanımakta güçlük çeker. Pişman olmaya bile fırsat bulamaz.[23]

<< Önceki Sayfa

Kaynaklar

[1] eltazarov.com/dosyalar/turkoloji/Umumturk_Edebiyatı.pdf
[2] tr.wikipedia.org/wiki/Cengiz_Aytmatov
[3] www.cengizdagci.org/files/turksoy_dergisi_temmuz_2009_sayi29.pdf
[4] Prof. Dr. Osman Horata, "Bir Bilgelik Durağı Cengiz Aytmatov", Panel Notları, 20 Ekim 2008, Türkistan / Kazakistan.
[5] Yard. Doç Dr. Tarık Özcan (Fırat Üniversitesi Fen Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi), "Tarihî Roman Vadisinde Aytmatov'un Beyaz Gemi Adlı Romanının Çözümlenmesi", II. Kayseri ve Yöresi Kültür Sanat ve Edebiyat Bilgi Şöleni, II. Oturum, 10-12 Nisan 2006.
[6] Dr. Gülsine Uzun (Muğla Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü), "Cengiz Aytmatov'un Eserlerinde Falcılık, Kehanet ve Rüya Motifi", Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, sayı: 3, 2008.
[7] Azra Erhat, "Mitoloji Sözlüğü", Remzi Kitabevi, İstanbul, 1989, s. 183.
[8] Ali İhsan Kolcu, "Milli Romantizm Açısından Cengiz Aytmatov", Ötüken Yayınları, İstanbul 1997, s. 39.
[9] Dr. Gülsine Uzun (Muğla Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü), "Cengiz Aytmatov'un Eserlerinde Yaratılış Ve Türeyiş Sembolizmi", Turkish Studies / Türkoloji Araştırmaları Volume 2/2 Spring 2007.
[10] Yrd.Doç.Dr. Fatih Arslan, "Aytmatov Estetiğinin Geçmişe Dönük Ütopik / Postromantik Yüzü", Doğumunun 70. Yıl Dönümünde Cengiz Aytmatov Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri (8-10 Aralık 1998 - Ankara), s.45-50.
[11] Dr. Özlem Nemutlu (Celal Bayar Üniversitesi), "Cengiz Aytmatov'un Eserlerinde Av teması", Bu yazı, 15-16 Kasım 2006 tarihleri arasında Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde düzenlenen Uluslar arası “Türk Kültüründe Av” Sempozyumu'nda sunulan tebliğin genişletilmiş şeklidir, turkishstudies.net/sayilar/sayi13/27nemutluozlem.pdf
[12] Orhan Söylemez, "Cengiz Aytmatov, Hayatı ve Eserleri Üzerine İncelemeler", Ankara 2002, s.V.
[13] www.tepecikhastanesi.gov.tr/dergi/32/Tepecik 6-11.pdf
[14] www.kirimdernegi.org/istanbul/bahcesaray/pdf/Bahcesaray-52.pdf
[15] www.arhavioykml.k12.tr/ogrenci/dergi/subat2009.pdf
[16] www.turkcebilgi.com/cemile_(roman_-_cengiz_aytmatov)/ansiklopedi
[17] www.forumyagmur.net/cengiz-hana-kusen-bulut-kitap-ozeti-cengiz-aytmatov-t41867.html
[18] www.utqweb.com/forum/index.php?action=dlattach;topic=402.0;attach=44
[19] www.ezberim.com/kitap-ozetleri-tavsiyeler/80665-elveda-gulsari-kitap-ozeti/
[20] www.maviokul.com/kitap-ozetleri/1522-gun-olur-asra-bedel-cengiz-aytmatov-.pdf
[21] www.gruptr.com/forum/showthread.php?p=142452
[22] www.edebiyatogretmeni.net/toprak_ana.htm
[23] www.baktabul.net/kitap-ozetleri-ve-dergi/205733-cengiz-aytmatov-yuz-yuze-yuz-yuze-kitap-ozeti.html
[24] Northrop Frye; "Edebiyatta Ütopya Türleri", (Çev. Akşit Göktürk), Türk Dili, S.234, Mart 1971, s.510.
[25] Prof. Dr. Abdıldacan Akmataliyev, "Yıldırım Sesli Manasçı Aytmatov", Manas Yayıncılık, Elazığ 2008.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36776405 ziyaretçi (102886072 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.