Cennet (İslam), 1. Bölüm
 

Cennet (İslam), 1. Bölüm

Bu madde, İslamiyet'teki Cennet maddesidir. Mitoloji ve diğer dinlerdeki Cennet anlayışı, Cennet (Mitoloji) maddesinde toplu olarak ele alınmıştır.

Cennet (Alm. Paradies [n], Fr. Paradis [m], İng. Paradise), Âhirette, Allah-u Teâlâ'nın râzı olduğu kimselerin gidecekleri ve sonsuz olarak zevk ve saâdet içinde yaşayacakları yer. Cennet kelimesi, lügatte C ve N harflerinden meydana gelmekte olup, aynı kökten meydana gelen cin, cinnet, cinân, cenîn kelimeleri gibi “örtülü” demektir. Cennet meyveler, çiçekler, güzel kokular ve daha pek çok güzellikler ile örtülü olduğundan bu isim verilmiştir. Dünyâda bağ, bostan, bahçe mânâsına da kullanılır. Kelimenin bu kullanılış şekli, daha çok teşbih, benzetme içindir.

Bütün semâvî dinler ve bâzı semâvî olmayan inanç sistemleri, bu dünyâdan başka olarak bir ikinci dünyânın, yâni âhiretin varlığından haber vermişlerdir. İlk insan ve ilk peygamber Âdem Aleyhisselam'dan îtibâren bütün peygamberlerin, insanlara tebliğ ettikleri dinlerde, îmâna âit esaslar aynı idi. Bu dinlerin hepsinde, âhirete ve âhirette mükâfâtlara veya cezâlara uğrayarak, sonsuz yaşamaya “inanmak” emredilmiştir. Cennet, insanları, âhirette mükâfâtlandırma yerinin adıdır.

Cennet hakkındaki bilgilerimiz, din kitaplarına dayanır. Fen ilimlerinin konusu, bu dünyâyı incelemek olduğundan; bunlardan âhiret (öbür dünyâ) hakkında bir açıklama veya bilgi beklenmez ve aranmaz.

İslâmiyet, insanların öldükten sonra tekrar yaratılıp sonsuz yaşayacaklarını, hayvanların ise kıyâmette birbirleriyle ve insanlarla hesapları görüldükten sonra, tekrâr yok edileceklerini bildiriyor. İslâm dîninin mukaddes kitâbı Kurân-ı kerîm ve Peygamber efendimizin hadîs-i şerîfleri, bunların şerhi, tefsiri yâni izah ve açıklaması olan ana kaynaklarda Cennet hakkında çeşitli bilgiler vardır. Buralarda bildirildiği gibi Cennet, bu dünyâda iken Allah-u Teâlâ'nın gönderdiği peygamberlere inanarak, onların bildirdiklerine uygun yaşayarak, doğru yolda yürüyenlere mükâfât, iyilik, nîmet ve ihsân yeri olmak için Allah-u Teâlâ tarafından yaratılmış ve hazırlanmıştır. Allah-u Teâlâ Kurân-ı kerîmde Tevbe sûresinin 112. âyet-i kerîmesinde meâlen şöyle buyurdu:

“Şirk ve nifaktan tövbe edenler, Allah'a ihlâsla ibâdet edenler, hamd edenler, oruç tutanlar, rükû ve secde yapanlar (namaz kılanlar), iyiliği emredip, kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın hudûdunu koruyanlar (emirlerini yapıp, yasaklarından sakınanlar) (var ya) işte böyle müminleri Cennetle müjdele.”

Cennet, akla gelen veya gelmeyen her türlü güzelliklerin toplandığı yerdir. Dünyâdaki zevk ve lezzetlerin, Cennettekilerin yanında hiç kıymeti yoktur. Cennette, oradakilerin istedikleri her türlü yiyecek ve içecek önlerine gelir.Koparmak, pişirmek gibi zahmetlere katlanmadan dilediklerince yiyip içerler. Türlü çeşitli mücevherden yapılmış köşkler, her biri ayrı lezzette ırmaklar, leziz meyvelerle dolu ağaçlar, nefis bahçeler, kuşlar ve daha akla hayâle gelmeyecek nice nîmetlerden bol bol faydalanırlar. Hûrî, gılman ve Cennet melekleri ile berâber olup, zevk ve lezzet içinde sonsuz yaşarlar. Cennet meleklerinin büyüğünün adı Rıdvân'dır. Cennette bir kısım köşklerin içinde olanlar, diledikleri yeri görür ve kendilerini istedikleri yere götürürler. İnsanlar, dünyâda kaç yaşında vefât etmiş olurlarsa olsunlar, Cennet'te 33 yaşında olacaklardır. Hanımlar, kocaları ile ve İslâm büyüklerini sevenler de, onlarla berâber olurlar. Cennet'e giren, bir daha çıkarılmaz.

Cennetteki dereceler ve mükâfâtlar, herkesin ilmine ve ibâdetlerine göre olacaktır. Allah-u Teâlâ, arş ve kürsî altında, yedi kat göklerin üstünde sekiz Cennet yaratmıştır. Bunlardan, Cennet-i Adn, derecesi ve nîmetleri en yüksek olandır. Peygamberler, sıddîkler ve şehitler bu Cennete girerler. Cennet-i Firdevs, diğerlerinden üstündür. Bahçeleri çoktur. Diğerleri; Cennet-i Naîm, Cennet-i Huld, Cennet-ül-Mevâ, Dârüs-selâm, Dârül-Karâr, Dârül-Celâl'dır.

Cennet'e herkes giremeyecektir. Âdem Aleyhisselam'dan kıyâmete kadar gelip geçen insanlar içinde Allah-u Teâlâ'nın râzı olduğu kimseler girecektir. Bunun için, insanların kendi zamanlarındaki Peygamberlere ve getirdiği dîne inanarak bu inançlarına uygun bir dünyâ hayâtı geçirmeleri ve son nefeslerinde îmân ile vefât etmeleri lâzımdır. Son peygamber Muhammed Aleyhisselâm'ın gelmesi ve İslâm dînini bütün insanlara tebliğ etmesinden sonra, kıyâmete kadar gelecek insanların Ona ve Onun bildirdiklerine îmân etmeleri şarttır. Ancak Muhammed Aleyhisselâm'ın bildirdiklerine şeksiz, şüphesiz îmân etmekle ve her hususta Ona tam uymakla, Allah-u Teâlâ'nın rızâsına ve Cennetteki en yüksek derecelere kavuşulur. Allah-u Teâlâ Kurân-ı kerîmde Cennet hakkında meâlen buyurdu ki:

«Rablerinden korkanlar (takvâ sahibi olanlar) ise (izzet ve ikrâm ile) bölük bölük Cennete sevk edilirler. Oraya varıp kapıları kendilerine açılınca, Cennetin bekçileri şöyle derler: Selâm ve selâmet size, tertemiz geldiniz! Artık, ebedî kalmak üzere girin buraya.» [a]

«...Kim Allah'a ve peygamberine itâat ederse, Allah onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar ki, onlar orada ebedî kalıcıdırlar. Bu, en büyük kurtuluş ve saâdettir.» [b]

«Allah, mümin erkeklere de, mümin kadınlara da içinde ebedî kalıcı olmak üzere altından ırmaklar akan Adn Cennetlerini ve çok güzel meskenleri vaat etti...» [c]

«...Canlarının isteyeceği, gözlerinin hoşlanacağı ne varsa oradadır ve siz içinde ebedî kalıcılarsınız. İşte bu sizin çalıştığınız ameller sebebiyle mîrasçı kılındığınız Cennettir.» [ç]

Peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed Aleyhisselam da Cennet hakkında buyurdu ki:

«Aşağı derecede bulunan Cennetlikler, yüksek derecede bulunan Cennetlikleri ufukta parlayan tek tük yıldızlar gibi göreceklerdir.» [d]

«Cennet'te yukarıya doğru, birbirlerinin üstünde bulunmak sûretiyle 100 derece ve mertebe vardır. Genişlikleri de çok geniştir. Firdevs, makam bakımından Cennet'in en yükseğidir. Cennet'in dört nehri -ki onlar: Bal, su, süt ve şarap- Firdevs'ten akar ve o Firdevs'in üstünde Arş-ı alâ vardır. Öyleyse Allah'tan istediğiniz zaman, Firdevs'i isteyiniz.» [e]

«Dikkat edin, Cennet için hazırlanan yok mudur? Kâbe'nin Rabbine (Allah'a) yemîn olsun ki, Cennet'te tehlike diye bir şey yoktur. Cennet, parlayan bir nûr, etrafa yayılan bir kokudur. Binâları kuvvetlidir. Irmakları devamlı akar, bol ve kemâle ermiş meyve yeridir.» [f]

«Cennetin ırmakları, misk tepelerinden veya misk dağlarının eteklerinden çıkar.» [g] [1]


Cennet'in Nimetleri

Müminlerin altı bayramı vardır.Üçü dünyaya taalluk eden mânevî bayramlar, üöü de ahirete intikâl eden uhrevî bayramlardır. Dünyadaki saadet, sürûr ve neşe bayramlarının birincisi, Cıma günleridir. İkincisi, Ramazan Bayramları ve üçüncüsü de Kurban Bayramlarıdır. Ahiret'e intikal eden uhrevî bayramların ise birincisi, hüsn-i hâtime (güzel bir netice) ile ahirete irtihâl etmek, ikincisi Sırat'ı geçip Cennet'e girmek, üçüncüsü, Cennet'te Cemalullah (Rabbimizin cemâli) ile müşerref olmaktır. Allah-u Teala, şöyle buyuruyor;

«Udkhulul cennete lâ khavfun aleyküm velâ entüm tehzenûn; Girin Cennet'e! Size hiçbir korku yoktur ve siz, mahzûn da olacak değilsiniz.» [ğ]

Peygamber Efendimiz (S.A.V.), şöyle buyurmuştur: «Allah, Cennet ehlini Cennet'e; ateş ehlini ateşe koyacaktır. Daha sonra bir münâdî, onların arasına dikilip şöyle nida eder: "Ey Cennet ehli, (burada sizin için) ölmek yoktur. Ey ateş halkı, size de ölüm yoktur. Her zümre, bulunduğu yerde ebedî kalacaktır".» [h]

Cennet'e giren müminler, edebî olarak kalır, hiç çıkmazlar. Selâm ile tatlı konuşurlar ve boş sözlerle asla gönül yıkmazlar. Cennet ehli için ölüm yoktur. 33 yaşında olup gönülleri zengin, gözleri toktur. Yiyip içerler. Yedikleri, güzel bir ter olup gülsuyu gibi bedenlerinden çıkar. Cennet'teki hûriler ve kadınlar, her şeyden pak ve temizdirler. Cennet ehli, her zaman emni emanda (güvende), endişe ve üzüntüden uzak, sıhhat, selamet ve afiyette olup sürur ve saadette ebedî kalırlar.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.), şöyle buyurmuştur: «Muhakkak ki Cennet ehlinin bedenleri tüysüz, yüzleri tüysüz, renkleri beyaz, saçları kıvırcık, gözleri sürmeli, otuz üç yaşında, Adem Aleyhisselam'ın halkı üzerinde, uzunlukları altmış, genişlikleri ise yedi ziradır.» [ı]

Allah'ın husûsî olarak müminler için tayin ettiği melekler, haftada bir kere mücevher eğerlerle süslü buraklar getirip Hak Teala'nın selâm ve davetini tebliğ ve tebşir ederler (müjdelerler). Mü'minler de buraklara binip Adn Cenneti'ne çıkarlar. Hak Teala'nın misafirhanesine varıp ikram ve lezzetlerini görürler. Çeşitli nimetlerini yiyip selam ve kelamını işiterek kemâlde olan cemâlini baş gözü ile müşahede ederler. Onu görme lezzetinden mest olup Cennet nimetlerini unuturlar. Sonra Hak Teala'nın bilgisi dahilinde yine kendi makamlarına dönerler.

Bütün cennetlerin bekçisi ve hâkimi bir mahbûb ve büyük bir melektir ki, şekli insan, ismi Rıdvan'dır. Cennet'te gece ile gündüz olmaz. Bir ân ışıksız kalınmaz. Çünkü cennetlerin çatısı, Arş-ı Rahmân'dır. Arşın nûru, bütün cennetleri daima aydınlatır.

Yüce Allah, kudsî hadiste şöyle buyurmuştur: «Cennet'te sâlih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, beşer kalbine (hatır ve hayâline) gelmeyen şeyler hazırladım.» [i]

Cennet'in Rahmet-i İlahiyye'yi temsil eden sekiz kapısı vardır. O sekiz kapıdan biri, Bâb-ı Tevbe'dir. (Tevbe kapısı) Sekiz Cennet ve kapıları şunlardır:

  1. Cennet-ü'l Adn: Rengi, en güzel lü'lüden; kapısı, "Bâb-ü'l Tevbe"dir.
  2. Cennet-ü'l Firdevs: Rengi, kırmızı altından; kapısı, "Bâb-ü's-Salât"tır.
  3. Cennet-ü'l Naim: Rengi, beyaz gümüşten; kapısı, "Bâb-ü'l Hac"tır.
  4. Cennet-ü'l Vesile: Rengi, beyaz inciden; kapısı, "Bâb-üz Zekat"tır.
  5. Cennet-ü'l Huld: Rengi, turuncu mercandan; kapısı, "Bâb-ı Reyhan"dır.
  6. Cennet-ü'l Me'va: Rengi, yeşil zebercetten; kapısı, "Bâb-ül Cihad"dır.
  7. Dâr-üs-Selâm: Rengi, bordo yakuttan; kapısı, "Bâb-ü'l Vera"dır.
  8. Dâr-ül Karâr: Rengi, sarı miskten; kapısı, "Bâb-ü's Sıla"dır.

Kapıların yedi tanesi, bazen açık, bazen kapalı bulunur. Ancak Tevbe Kapısı (Bâb-ü'l Tevbe), kıyamete kadar daima açık olur. Ebu Hureyre, Resulullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet ediyor; «Kim ki Allah yolunda malından bir çifti infak ederse, Cennet'in bütün kapılarından içeri çağrılır. Halbuki Cennet'in sekiz kapısı vardır. Her kim ki namaz ehli ise, namaz kapısından çağrılır. Her kim ki oruç ehli ise, oruç kapısından çağrılır. Sadaka ehli ise sadaka kapısından çağrılır. Cihat ehlinden olan bir kimse de cihat kapısından çağrılır. Bunun üzerine Ebû Bekir Sıddık (R.A.), sordu: Yemin olsun, bir kimse hangi kapıdan çağrılırsa kurtulur. Acaba bütün kapılardan çağrılan hiçbir kimse var mıdır? Resulullah buyurdu: Evet! Ümit ederim ki, sen de o bahtiyarlardan olasın.» [j]

Zikredilen sekiz Cennet'in dördü bağlı, bahçeli, dördü de kasırlıdır. Adn Cenneti, etrafı surla çevrili bir şehrin ortasında olan bir dağın üzerindeki iç kale gibi bütün Cennet'lerin dahilinde ve ortasında olduğu için, hepsinden yüksek ve şereflidir. Cennet'lerdeki nehirlerin çoğunun kaynağı, burasıdır. Sözünün eri olan sıddıklar ve Kurân-ı Kerîm'i ezberleyen, ahkâmınca amel eden hâfızların ve Allah-u Teala'nın Zât'ının tecelli ettiği mahaldir. Allah-u Teala, şöyle buyurmuştur: «O, öyle bir Cennet'tir ki; Biz, ona kullarımızdan gerçekten müttâkî olanları vâris yapacağız.» [k]

Her Cennet'in uzunluğu ve genişliği, yüz yıllık yol olan birer kapısı vardır. Her kapı, iki kanatlıdır. Kanatlar, yekpare sarı altından yapılmış, üzeri çeşitli renklerdeki cevherlerle işlenmiş binlerce bakışlarla süslenmiştir. Birincikapı üzerinde "Lâ ilâhe illallâh, Muhammedün resulullah" yazılıdır. Diğer kapıların üzerinde "Ene lâ a'zab mengâle lâ ilâhe illallâh" (Ben, "Lâ ilahe illallah" diyene azap etmem) ibâresi yazılıdır.Cennet'lerin toprağı, misk; taşı, cevher;  bitkisi renk renk çiçekler ve kırmızı zâferandır.Binaların bir kerpici altın, bir kerpici gümüş, çamuru ise misk-ü amberdir. Kasırları el değmemiş inciler, köşkleri sarı yakuttur. Kapıları mücevher olan her kasrın önünden dört nehir akar; Biri âb-ı hayat, biri hâlis süt, biri tertemiz şarap, biri de baldır. Nehirlerin etrafı, ağaçlarla dopdolu ve süslüdür. Cennet'lerdeki ağaçların dalları kurumaz, yaprakları dökülüp çürümez, meyveleri tükenmez. Daima yenmek için hazırdır.

Resul-ü Ekrem Efendimiz (S.A.V.), buyurdular ki; «Cennet duvarının bir kerpici gümüşten, bir kerpici de altındandır. Toprağı zâferan, çamuru misk ve amberdendir.» [l]

Cenab-ı Hak, şöyle buyurmuştur: «Velimen khâfe magâme rabbihi cennetâni: Rabbin huzurunda durmaktan korkan kimseler için iki cennet vardır.» [m]

Birbirinin içinde gittikçe yükselen sekiz Cennet'te daha bir çok nehirler vardır. Biri, rahmet nehridir. Bütün cennetleri dolaşır. Suyu hepsinden saf, baldan tatlı, kardan beyaz, kumu inciden güzeldir. Cennet nehirlerinden biri de Kevser Irmağı'dır. Hak Teala, bu nehri, Habib-i Ekrem (S.A.V.)'e vermiştir. Nitekim Kevser Sûresi birinci âyet-i kerîmesinde; "Biz, sana Kevser'i bağışladık." buyurmuştur. Ondan içen, bir daha susamaz. Hiç bir illet ve hastalık görmez. Tadı, damağından hiç gitmez. Haşr günü, bütün ümmetlerin toplanmasından ve Cehennem üzerindeki Sırat'ın geçilmesinden sonra Habib-i Ekrem (S.A.V.), Cennet'e girmeden önce ümmeti ile Kevser Irmağı'ndan içeceklerdir.

Cenab-ı Hak, şöyle buyurdular: «Takva sahiplerine vaat edilen Cennet'in sıfatı şudur: Altından ırmaklar akar onun. Yemişleri ve gölgeleri, daimidir. İşte fenalıktan sakınanların mesud akıbeti. Kâfirlerin sonucu ise ateştir.» [n]

«Vec alnî min[v]-verâseti cennet-i'n-naîm: ...beni nimeti bol olan Naîm Cenneti'nin vârislerinden kıl.» [o]

Kevser Nehri'nin dört yanında taze incilerden ve kırmızı yakuttan iç içe sırlanmış yüksek ağaçlar vardır. Bu ağaçların dalları, çeşitli seslerle nağmeler çıkarırşar.Dalların üzerinde cins cins kuşlar, çeşitli lisanlarda Allah'ı terbih ederler.  Cennet nehirlerinin diğerleri; Kâfur Cennet Nehri, Tesnim Cennet Nehri, en üstünü tatlı Selsebil Cennet Nehri ve Rahik-i Mahtum (Mühürlü, duru ve temiz şarap) nehridir. Cennetler içinde bu nehirlerden başka akan binlerce nehirler ve etrafında yüz binlerce yüksek ağaçlar ve güzel meyveler vardır. Cennet'teki müminler için sündüs ve istibdak gibi kumaşlardan yapılmış binlerce kıymetli döşek ve elbiseler, milyonlarca lezzetli yiyecek ve temiz içecekler vardır ki sayısını ancak Allah bilir. Cennetlerin eni, yani sekiz sûrundan ikisinin arası, yer ve göğün yüksekliği kadardır. Cennet'in uzunluğunu ise Allah-u Teala bilir.

Cenab-ı Hak, şöyle buyurdu; «Rabbinizin mağfiretine ve takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan Cennet'e koşun.» [ö]

Cennet'in dereceleri, Kurân-ı Kerîm'in ayetlerinin sayısı olan altı bin altı yüz altmış altı derecedir. Her iki derece arası da beş yüz yıllık yoldur. Cennet ehli, ezberlediği âyet-i kerîme sayısınca dereceye kavuşur. Böylece Kurân-ı Kerîm'i ezberleyen hâfızlar ve sıddıklar, Cennet derecelerinin en yükseğine, yani Adn Cenneti'nin ortasına kavuşurlar.

Peygamber-i Zîşân Efendimiz, buyurmuşlardır ki; «Sizden hiçbir ferdi, işlediği amelleri, ne Cennet'e sokabilir, ne de ateşten kurtarabilir. Ben de bundan müstağni değilim. Ancak, Allah'tan bir rahmetle Cennet'e girilir ve ateşten kurtulunur.» [p]

Cennet'te bulunanların arzu ettikleri nimetler, her durumda hemen önlerine gelir. Yüksek ağaçlardan sarkan meyveler, bir işaretle ellerine erişir. Çeşitli meyvelerle her an lezzetlenirler. İstedikleri yiyecek ve içecekleri hemen hazır bulurlar. Bu yemekleri yapmaya, pişirmeye lüzum bulunmazç Çünkü Cennet'te zahmet ve meşakkat yoktur.

Cennet ağaçlarının en büyüğü, kökü Sidre'de ve dalları Cennet kasırlarında olan "Tûbâ" ağacıdır. Güneş'in tepede bulunup ışıklarının bütün evlere girdiği gibi, Tûbâ ağacının sayısız dalları da Cennet kasırlarına böylece girer, meyvelerinden Cennet ehli lezzetlenir. Müninlere Cennet'te rengarenk döşemeli kasırlar içinde de tahtlar üzerinde amber saçlı, hilâl kaşlı, kudretten sürmeli, ahu kara gözlü, güneş yüzlü, tatlı sözlü, edalı, nazlı, inci dişli, mercan dudaklı, gül yanaklı, selvi boylu, güzel huylu, gülden taze ve gönül alıcı pâkize huri kızlar vardır k, Cennet ehlinin temiz hanımlarıdırlar. Her biri, çeşitli renklerde ve hafif ölçülerde yetmiş kat elbise giymişlerdir. Her hûrinin taze teni, cam gibi şeffaftır. Başlarında çeşitli renklerde ışık saçan taşlar koyulmuştur. Türlü cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerine yaslanıp mü'minleri beklerler. Karşılarında binlerce çocuk ve gılman, saf saf olup onlara hizmet için ayakta dururlar.

Resulullah, buyurdu ki; «Cennet ehlinin en azı odur ki, seksen bin hizmetçisi, yetmiş iki tane zevcesi vardır. Kendisine yakut, inci, zebercetten yapılmış bir kubbe dikilir. Kubbesi, Câbiye ile San'â arası kadar geniştir. Onların başlarında taçlar vardır. O incilerin en azı, şark ile garp arasını aydınlatacak kuvvettedir.» [r]

Ehl-i Cennet, Cennet'e girdikleri zaman,orada uzunluğu yüz yılda, genişliği elli yılda kat edilen, beyaz inciden yapılmış köşklerde otururlar. Onların üzerine oturdukları koltukları altından olup iç tarafı da yeşil sündüstendir. Allah, kullarına kendi katındaki derecelerine göre atâ ve ihsânda bulunur ve onlar için kendi nûruyla süslenmiş parlak hilatlar, elbiseler verir. Bu elbiselerin nakışları altından olup, ortasında "Bismillâhirrahmanirrahîm, filan oğlu filan" yazılıdır. Allah, onlara en güzel hitabıyla hitap edinip buyurur ki; "Ey sevgimi kazananlar! Size selâm olsun, dünya hayatında sizlere haram kıldıklarımdan kaçtınız. Emrettiklerimi yaptınız. Benim rızam için oruç tuttunuz, size darılıveririm korkusuyla göz yaşı döktünüz ve bana karşı gelmediniz. Şimdi, ne dilerseniz ve isterseniz arzu ediniz."

Ravi Ebu Said (R.A.), peygamber Efendimiz'den aktardığına göre, Cenab-ı Hak, buyurdu; «Allah, Cennet ehline seslenerek; "Ey cennetlikler" diyecek. Onlar da: "Buyur Rabbimiz! Senden mutluluk ve saadet dileriz. Emrin için hazırız." diye karşılık verecekler. Allah, onlara; "Memnun oldunuz mu?" diye soracak. Onlar da; "Nasıl olur, memnun olmayalım, yarattıklarından hiçkimseye vermediğin mükafatı bize verdin." diyecekler.Allah da onlara; "Bundan daha değerlisini vereyim mi?" buyuracak. Onlar, "Ey Rabbimiz. Bundan daha değerli ne  olabilir?" karşılığında bulunacaklar.Allah da; "Rızamı, hoşnutluğumu üzerinize indirecek ve bundan sonra hiçbir zaman size gazap etmeyeceğim." diye buyurdular.» [s] [2]

Dipnotlar

[a] Kurân-ı Kerîm, Zümer Sûresi, âyet: 73.
[b] Kurân-ı Kerîm, Nisâ Sûresi, âyet: 13.
[c] Kurân-ı Kerîm, Tevbe Sûresi, âyet: 72.
[ç] Kurân-ı Kerîm, Zuhrûf Sûresi, âyet: 71-72.
[d] Râvî, hadis no ve referansı belirtilmeli.
[e] Râvî, hadis no ve referansı belirtilmeli.
[f] Râvî, hadis no ve referansı belirtilmeli.
[g] Râvî, hadis no ve referansı belirtilmeli.
[ğ] Kurân-ı Kerîm, Araf Sûresi, âyet: 49.
[h] Sahih-i Müslim, c.11, bab. 13, s. 262, hadis no:42
[ı] Tirmizî, c.4., s.317, hadis no: 2669
[i] Buhârî, c.4., s.86.
[j] Sahih-i Müslim, c.1., s.712.
[k] Kurân-ı Kerîm, Meryem Sûresi, âyet: 63.
[l] Sünen-i Tirmizî, c.4., s.672, hadis no: 2526.
[m] Kurân-ı Kerîm, Rahman Sûresi, âyet: 46.
[n] Kurân-ı Kerîm, Râd Sûresi, âyet: 35.
[o] Kurân-ı Kerîm, Şuarâ Sûresi, âyet: 85.
[ö] Kurân-ı Kerîm, Al-i İmrân Sûresi, âyet: 133.
[p] Sahih-i Müslim, c.3., s.2171, hadis no: 2817-77.
[r] Sünen-i Tirmizi, c.4., s.695, hadis no: 2562.
[s] Sahih-i Müslim, c.3., s.2176, hadis no: 2829-9.

Kaynaklar

[1] Yeni Rehber Ansiklopedisi, "Cennet" maddesi, c.4., s.326-327.
[2] Muhammed Fatih Hikmet, "Nefsin Dereceleri ve Cennet'in Nimetleri", Alper Yayınları, Aralık 1996, İstanbul, s.140-156.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: memet, 21.09.2016, 19:07 (UTC):
memetdogan

Yorumu gönderen: süleyman, 07.04.2014, 00:20 (UTC):
ALLAH RAZI OLSUN.bunları yazandanda siteyi kurandan da

Yorumu gönderen: dilhayat, 24.11.2010, 11:46 (UTC):
bu kadar detaylı anlatım icin tsk ederim

Yorumu gönderen: Kasım Ceylan Arslan , 23.10.2010, 18:24 (UTC):
Çok hoşuma gitti teşkkürler
Tam aradığım bir sayfa

Yorumu gönderen: ayşe, 23.04.2010, 22:08 (UTC):
allah razı olsun bu güzel dini bilgilere



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36891069 ziyaretçi (103085052 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.