Cinlerin ve UFO'cuların Düştüğü Çelişkiler
 

Cinlerin ve UFO'cuların Düştüğü Çelişkiler

Kenan Keskin

Cinlerin, insanları küçük, zavallı durumlara düşürmek, alay konusu haline gelmelerini sağlamak için, seçilmişlik duygusunu zirveye taşıdıkları, hatta isi komediye dönüştürdükleri bir olayda “yıldız insanları- yıldız yardımcıları” denilen, daha önceki zamanlarda uzaylıların yeryüzündeki insanlarla olan evliliklerinden dünyaya gelmiş insanların genetiğini taşıdığı ya da o dönemlerde uzaylılara yardım edenlerin torunları olduğu söylenen, o ruhsal gücün varlığını hisseden kişiler varmış ki, uzaylılarla dördüncü türden yakın ilişkiler kuranların büyük çoğunluğu, aslında kendilerinin de sonradan hissettikleri veya hatırladıkları üzere bunlarmış. Ve bu “ışık isçileri” güya, uzaylı varlıklarca kendilerine getirilip belli bilgiler, güçler, yetenekler kazandırılarak, insanlığın zor geçiş dönemlerini daha yumuşak yasamaları, karsılaşacakları çetin şartlara karsı çeşitli şekillerde onlara yardımcı olmaları amacıyla çok yönlü vazifeler yüklenmekteymişler.

Yine belirttiklerine göre, insan suretine giren bazı uzaylıların bir kısmı da belli görevler üstlenip bizzat insanlar arasında hayatın her alanında okulda, vergi dairesinde, bankada,… çalışmakta ve kendilerini fark ettirmeden insanlara çeşitli yardımlarda, insanlığın gelişmesine katkıda bulunmakta, belli negatif olayların oluşmasını önlemekte ya da etkilerini azaltmakta, yeni yeni yasam formları oluşturmakta… vs. imişler. Fakat buna karşılık, ne hikmetse seçilmiş olanlar hariç, bizler bunların hiçbirini görememekte, algılayamamaktaymışız. Bunun yanında, geçmişteki yaşantılarını unutup ya da görmezden gelip kendilerini direkt uzaylı gören, uzaydan geldiğini düşünen, şartlanan, düş âleminde gezinen insanlar da bulunmaktadır. Hatta bunların içinde, zamanda yolculuk yaptığını ve tüm bunları da bir senaryo içinde gerçekçi biçimde yasadığını zanneden insanlar da yok değil. Buna benzer bir olayda, kendilerinin kayıp kıta Atlantis, Mu veya yer altı ülkesi (ki gerçekte hayallerde olan) Agharta isimli uygarlığın torunları olduğunu ve bunların ruhlarıyla da devamlı irtibatta olduklarını iddia eden ve onlarla görüştüklerini zanneden insanlar da mevcuttur. Demek ki bu tür şeyler, sadece uzaylılara özgü olmayıp onlar olmasa da bu türden, benzer şeyler yaşanabiliyormuş.

Cinler, hep sergileyedurdukları özelliklerini uzaylı kimliğinde de sürdürmekte, bunu da, önce ciddi birtakım bilgiler, vizyonlar göstermeye özen gösterirken daha sonra isi ciddiyetten uzak, insanlarla alay edercesine, komik bilgilere, algılamalara dönüştürerek göstermektedirler. Genelde de UFO'cular bu tür şeylerden ya da gemilerde yaşanılan bu olaylardan hiç bahsetmezler.

Mesela, kaçırılma vakalarında bilinen uzaylı tipleri, yukarıda da bahsettiğimiz üzere bir anda Nazi üniformalarıyla ortaya çıkıp SS (es es) subayları gibi davranışlar sergilemeye başlamakta, gemilerde ciddi olarak başlayan olaylar gayri ciddi şekillerde devam ederek bir anda patates... v.b. gibi nesneler belirmekte ve bunları birbirlerine, kurbanların üzerlerine atmakta, durup dururken hiçbir anlamı olmayan garip ve komik şarkılar söylemekteler. Bu durum tebliğlerde ise,... uzaylı zolton... gibi komik isimlerle diyaloga geçmeleri, seans sırasında araya başka kanalların girerek birbirleriyle mahalle kadınları gibi tartışmaları, bir anda uzayın büyüklüğünden bahsederken, evrensel birtakım gerçeklerden bahsediyormuş havasında iken, bir anda konuyla hiç alakası olmayan, fındık kabuğunu doldurmayacak konulara girmeleri... seklindedir.

Cinlerin başka bir uygarlıktan geldiği yalanıyla insanları kandırma oyunlarının en büyüklerinden biri de, kaçırılma ya da karsılaşma olaylarındaki kayıp zaman durumu. Bu da kısaca söyle:

Kaçırılan kişiler durumu önce algılayamamakta, ancak aylar ya da yıllar sonra karsılaştıkları, yasadıkları çeşitli olaylarla bu unutulanları parça parça hatırlamakta veya tedavi için gittiği uzmanlarca yapılan hipnoz sonucu o anda yasadıklarını ayrıntılarıyla anımsamaktaymışlar.

Bazen bu durumlarını hipnoz sırasında tesadüfi olarak da öğrenebilmekteymişler. Mesela, bazı kişi ya da kişiler, arabayla… vs. giderken bu uzay aracı ve varlıklarla çeşitli şekillerde temaslarının bitişi ve bu ufoların ortadan kaybolmalarıyla kaldıkları yerden yollarına devam etmekte, kimi de geçici bir bilinçsizlik, uyku durumundayken tekrar kendilerine gelerek araç basında yoluna devam etmekte olduğunu görmektedir.

Ancak, burada alışılmışın dışındaki durum, bu kişi ya da kişilerin kendi açılarından olayları kesintisiz biçimde belli bir süre boyunca bir, beş, on, yirmi... dakika yasamalarına karsın, gerçekte bir ya da bir kaç saat gibi uzun bir zaman diliminin geçmiş olmasıdır. Buna karşılık, çok çok nadir bazı yakın karsılaşmalarda ise, hafıza kaybı, zaman yitimi yoktur. Olaylar kesintisiz, direkt yaşanılır ve biter. Fakat bu da durumu değiştirmiyor. Olağanüstü olaylarmış gibi görünen bu varlıklar ve yaptıklarının, gerçekte olmadığını gösteren bir durum da, karsılaşma esnasında ortamın anormal derecede sessiz ve sakin olusudur. Kimisi bunun az öncesinde tiz bir ses de duymaktadır. kişilerin yakın çevresi o kadar sessizdir ki, ne ağaç dalları ve yaprakların hışırtısı, ne kus ya da hayvan sesi ne de herhangi bir şeye ait sesler duyulmaktadır. Bu sırada beyinlerinde de güçlü bir basınç hissederler. Bu uçan nesne, ışıklı küre uzaklaştığı ya da ortadan kaybolduğunda ise, çevrenin sesi tekrardan canlanmakta, üzerlerinde hissettikleri basınç duygusu birden kalkmakta, her şey eski haline geri dönmektedir. O döneme ait gördükleri rüyalar ya da bu olayın oluşturduğu çeşitli rahatsızlıklar dolayısıyla gittikleri uzman doktorların yapmış oldukları hipnoz veya çeşitli yöntemlerle (ki bu olayların çıkartılması için tek yöntem hipnoz değildir) o zamanı yeniden anımsadıklarında da, kayıp zaman olgusu aydınlanmakta ameliyatlar, tecavüzler, uzay gezintileri... vs. hatırlanmaktadır.

Çok kısa bir süre içinde, çok uzun şeyler yaşamış hissi, duygusu ve algısı aslında, uzaylıyız kisvesi altında insanları etkileme olayından önce ya da ayrı olarak kendilerini hiç fark ettirmeksizin veya başka kimlikler altında insan beyinlerinde meydana getirdikleri zaman kayması dediğimiz olayla aynıdır.

Bununla ilgili örneklere daha önceki yazılarımızda değinmiştik. Dolayısıyla, bu türden olayların yaşanması için uzaylılara hiç gerek yoktur. Yani bu hal, uzaylılara ait bir olgu değildir. Kaldı ki, zaman kayması olmaksızın bir anda uzun süreler boyunca farklı olaylar yasayan insanların varlığı da bilinmektedir.

Bununla birlikte cinlerin, bilhassa günümüzde orijinalliğini ve amaçlarını tamamen yitirmiş tarikat mensuplarına oynadıkları oyunların basında yine bu olay gelmektedir. Ayrıca, UFO olaylarında kayıp zaman durumunun gerçekte var olmadığını gösteren veriler yine bu olayların kendi içinde de mevcuttur.

Çünkü, onların yanında olup da uykuda oldukları için aracın dışına çıkmayan bunu deneyimleşmeyen, bu olayları dışarıdan izleyenlerin diğerlerine bazı hareketlerini, davranışlarını ya da uzun süre ne yaptıklarını sorduklarında asla böyle bir şey yapmadıklarını, sadece bir ışık gördüklerini ya da bozulan arabalarını tamir ettiklerini… vs. belirtmişlerdir. Yani, dışarıdan aynı olaya objektif olarak bakanlara göre bu insanların ya hiçbir şey yapmadıkları ya da basit, sıradan şeyler yaparken bu türden şeyleri (çeşitli türden karsılaşmaları, kaçırılmaları) algıladıkları, deneyimledikleri görülmüştür.

Aslında, bu türden olaylar, Cinlerin çeşitli oyunları dışında kader kapsamı içinde insanlara çeşitli yardımların yapılması, insanların imanlarının artması ve tazelemesi, yoldan çıkmışsa tekrar o yola dönmesi amacıyla birtakım melekler ile Veliler tarafından da oluşturulmaktadır.

Mesela kişi (kişiler), çok zor durumdadır, bir yere ya da uzak bir yerde ise, bir yerleşim bölgesine gelir. Oradaki insanlar tarafından çeşitli yardımlar görür ve ihtiyacı giderilir.

Daha sonra o kişi (kişiler) ona yardım eden insan ya da insanların yanına geldiğinde ve olayları tek tek ayrıntısıyla anlatmasına karsın o insanların bu kişiyi, kişileri hiç görmedikleri ve söylediği vakitte ise, bazılarının orada olmadıkları, başka yerde başka şeyler yaptıkları veya o yerleşim yerine geldiklerinde öyle bir yeri, yerlerin, kişi-kişilerin olmadığını yanı sıra da ya orada başka bir yer yada bos bir yer olduğunu görürler.

Geçmiş evliyaların hayatlarına bakıldığında keramet olarak bazı insanlara birkaç saniye, dakika içinde yıllar süren olaylar yaşattıkları bilinmektedir. Ancak altını çizerek belirtmek gerekir ki, bunlar belli bir sistem içerisinde, evrensel sistemde karşılığı olan, tamamıyla insanlarda olumlu, yararlı sonuçlar oluşturan olaylardır. Cin kaynaklı benzerleri ise, bunun tam tersi olarak sistemde yeri ve karşılığı olmayan, insanlarda zararlı ve olumsuz oluşumlar meydana getiren, insanları sistemde yeri olmayan olmadık hayallere yönelten, iten ve bunun hem bu boyutta hem de ölüm ötesi boyutlarda sonuçlarını yaşatan olaylardır.

Onlara inananlarınca bile ortak bir görüş etrafında toplanamayan, kesinliği tam olarak anlaşılamayan uzaylıların kimi, evrenin çok uzak noktalarından gelmelerinin yanı sıra kimi tebliğlere göre de bunlar, gelecekten geçmişe doğru yolculuk yapan torunlarımız, kimileri de madde planındaki paralelimiz olan boyutlarda, fakat yine bizler gibi üç boyutlu maddesel yapıları ile yasayan varlıklar oldukları ve araçlarıyla dünyamıza bu boyutlardan geçiş yapmış üstün varlıklarmış.

Oysa, sonsuz sayıdaki evrenleri bir kenara bırakıp, algıladığımız evrenin boyutlarını göz önüne alsak dahi, ne kadar üstün zekâya sahip olursa olsunlar bu türden görüşlerin tamamen imkansız olduğunu görmekteyiz. Anlaşılan uzaylılar, insanları küçültüp kendilerini büyük göstermek için, çok büyük boyutlardan konuşup caka satabiliyorlar, ama evrenin gerçek büyüklüklerinden haberleri yok.

Ayrıca dini kaynaklar ile fetih ve kesif sahibi evliyaullaha göre, bizim gibi maddesel varlıkların sadece dünyada yasadıkları bazılarında da, uzayın diğer planetlerinde sadece mikroskobik düzeyde var olduklarıdır. Bunların dışında ise, evrenin görünmeyen her boyutunun tıka basa canlı varlıklarla dolu olduğudur.

Aslında kainatta var olan canlılar üç türdür. Birinci tür, sadece dünya üzerinde yasayan biz canlılar. İkinci tür, bizimle birlikte aramızda, dünya atmosferi içinde ya da bizim güneş sistemi içinde ve dışındaki yıldızların planet ve uyduların ikiz boyutlarında yasayan cinlerdir. Üçüncü tür ise, meleklerdir.

Cinler de aslında iki grupta yer alırlar. İlki, yedi sınıf içinde olanlar, ikincisi yine yıldız ve planetlerinde yasayan, biri diğer türden tamamen farklı dalga yapılı bilinçli varlıklardır.

Aslen melek olmasına rağmen, cin boyutunda yer alan melekler de bunlardandır. Mesela, kendini bilen ve günesin ikiz boyutunda yasam sürdüren zebaniler gibi. Keza, Muhyiddin Arabinin iletişim kurduğu, âlemlerine gittiği, tanıştığı konuşup bilgi alış verisinde bulunduğu varlıklar da cin kökenlidir. Yedi sınıf içinde olanlar ise, inanan ya da inanmayan olarak ikiye ayrılırlar. İman edenler ulvi, büyük çoğunluğunu teşkil eden inanmayan, şeytani vasıflı olanları ise, süfli olarak nitelendirilirler.

Cinlerin ikinci türde olanları ile ancak, fetih ya da kesif sahibi evliya ile iletişim kurabilirken, bunun dışında her tür iletişim, ilişki, birinci türden olanlar ile olmaktadır. Yedi sınıftaki ulvi vasıflı olanlar, insanlarla direkt ilişki kurmaları yasaklandığından ve buna uymadıkları taktirde süfli niteliğe (kâfir olma durumuna) dönüştüğünden bugün kimle olunursa olunsun, ister manevi isterse de maddi, ne türden bir ilişkiye geçinirse geçilsin, kendilerini ne şekilde tanıtırsa tanıtsınlar fark etmez, bunların hepsi seytaniyet vasıflı cinler olmakta ve olacaktır da...

Bazı UFO gözlemlerine göre (inananlarınca onların varlığına ilişkin en önemli kanıtlardan biri olarak gördükleri) UFO'ların, çevreye ve canlılara çeşitli şekillerde direkt fiziksel etkilerde bulundukları, radara yakalanıp izlenebildikleri (ki bu da kendi istekleri doğrultusunda olmakta, dilediklerinde bu görüntüyü vermeyebilmektedirler) araçlardan kaza ile bazı parçaların düştüğü, araçlar yerde iken (bazen de havada belli bir mesafede sabit kalarak toprağa değmeyecek şekilde, sadece içinden uzunca bir merdiven çıkmaktaymış) üzerinde durduğu çubuk ayakların toprakta çukur, delik açtığını, toprakta, çimende…, yanık, ezilme, belli bir baskıya basınca maruz kaldığını gösteren izlerin bulunduğu ve UFO'ların indikleri ya da görüldükleri yerde (toprakta…), bölgede radyasyonun fazla tespit edildiğine... v.b. ilişkin durumların açıklamasına gelince; bunların cevaplarının da birçok ayağı var.

Bir defa, daha önce de değindiğimiz üzere, bunlar sadece bunu yasayanların beyinlerinde oluşmakta ya da oluşturulmaktadır ki bu olayların bazılarının fiziksel olarak gerçek olmadığı görülmüştür. İki; fiziki etkilerin olduğu yerler daha önceden doğal ya da insanlar tarafından çeşitli nedenlerden ötürü oluşturulmuş olup cinlerin, bunları insan beyinlerindeki projektelerinde kullanmaları sonucu sanki o anda oluşmuş izlenimi vermektedirler. Üç; bazı durumlara şahit olanların kendileri bunları oluşturmakta, fakat o anda onların zihninde karsılaşmalar, kaçırılmalar türünden algı projeksiyonları meydana getirildiğinden bunları fark edememekte, sonucunda da bunları, algıladıklarının içinde oluşan şeyler zannetmektedirler. Dördüncü olarak da, bazı nadir olaylarda bu varlıkların (cinlerin) üst düzeyde bulunanlarının, gerçekten de belli fiziksel etkiler meydana getirebildikleridir.

Bu varlıkların görüldükleri ya da yere indikleri yerlerde radyasyonun güçlü olduğu iddiası da, bu bölgelerden alınan numunelerin laboratuar sonuçlarına göre bir kısmında, böyle bir şeye rastlanamazken diğer kısmında da yüksek olduğu görülmüş ancak, buraların da zaten bu varlıklarca çok kolay tespit edilen yerler olup onların oyunlarının gerçekliğine ilişkin dekorları oluşturmaktadır.

Uzaylıların gemilerinden kazayla düşürdükleri ya da bazı insanlara verdiği söylenilen parçaların açıklaması da şöyledir: Kesinlikle, bunlar yabancı bir gezegene ait parçalar olmayıp tamamıyla dünyaya ait küçük parçalardır, cinler tarafından belli dalgalarla, elektriksek güçlerle yabancı madde süsü veren biçimlere dönüştürülmesiyle meydana getirilmişlerdir. Mesela kömürün yüksek basınçta elmasa dönüştürülmesi gibi. Şayet onlardan üstün teknolojilerine ait araçlar, parçalar, aletler istenilirse, bunu asla gerçekleştiremeyeceklerdir. Tıpkı, bugüne kadar onca görüntülere, etkilere, fiziki iletişimlere rağmen gerçekleştiremedikleri gibi.[1]





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Pleiadesten bir dost , 04.06.2016, 23:33 (UTC):
Uzaylilar varmi yokmu simdi verecegim isimle youtube dan arastirirsaniz görürsünüz
Herkese sevgiler :)

Not: bu isimle lütfen youtubeda gercekleri ögrenin. (777ALAJE)

Yorumu gönderen: Alisso, 26.10.2014, 16:56 (UTC):
kenan keskin....eleştrirdiğin her bilginin içeriği doğrudur..araştırdığın zaman belgelerine bile ulaşabilirsin...öyleki..Tahsin Mayatepek, Türk Dilini Tetkik Cemiyeti Başkanı İbrahim Necmi Dilmen ile yazışmalarından sonra Atatürk'e raporlar göndermişti. Bugüne kadar 7. rapordan 13. rapora kadar ulaşılabilmiştir. Turan Dursun 1978 yılında 14. rapora ulaştığını açıklamış ve bununla ilgili bir inceleme yazmıştı.[özgün araştırma?] Mayatepek raporlarından 7 numaralı raporda Churchward'ın kitaplarından bahsedilir. 1. rapordan 5. rapora kadar bulunamamıştır. Başka rapor olup olmadığı bilinmemektedir.

Tahsin Bey, Atatürk’ün isteğiyle 1935 yılında Türkiye'nin Meksika Elçiliği’ne atandı. Ancak Büyükelçi Tahsin Bey’in vazifesi çok daha farklıydı; Mustafa Kemal Atatürk Tahsin Bey’i Mu Kıtası, Mayalar ve Türkler arasındaki ilişkiyi araştırmakla görevlendirmişti.[32]

Mayatepek, 2 Mart 1936 tarihinde Churchward'ın kitapları ile ilgili 7. raporu kendisine sunduğunda Atatürk, Churchward'ın kitaplarını getirtmiş ve 60 çevirmene kısım kısım taksim ederek Türkçeye tercüme ettirmiştir.[32] Mayatepek raporlarının geri kalanları Maya kültürü ve dili ile ilgilidir. Tahsin Mayakon, Meksika’da Maya kültürünü incelemiş, incelemeleri sonuncunda çok sayıda sözcüğün Türk ve Maya dillerinde aynı olduğunu saptamıştı.[32] Bu sözcüklerden biri de Türkçe’deki “tepe” sözcüğüydü (Maya dilindeki karşılığı “tepek” idi ve tepe anlamına geliyordu). Bunun üzerine Atatürk Tahsin Beyin soyadını “Mayatepek” olarak değiştirmiştir.[33] Fakat Tahsin Mayatepek’in iki kültür arasında bulduğu ortak noktalar sözcüklerden ibaret değildi; her iki kültür arasında, Mayalar’ın ayyıldızlı davullarından, Şamanik kültüründen, kilim desenlerinden, sembollerinden tüy takma alışkanlıklarına kadar pek çok ortak nokta mevcuttu.[kaynak belirtilmeli] Tahsin Mayatepek, çalışmalarını belge ve fotoğraflarla 3 ciltlik bir defter hâlinde toplayarRAAk Atatürk'e gönderdi.[32] Bunların ikisi 1970'lere kadar Türk Dil Kurumu kütüphanesinde bulunuyordu.[kaynak belirtilmeli] Üçüncü defter kayıptır. Bu defterlerde dinî tören, ibadet ve tapınaklarda da benzerlikler bulunduğu belirtiliyordu. ayrıca anıtlkabir kitaplığı 1301-1302 belgelere bakınız..KORKAK VE KOLAY YOLU SEÇMEYİNİZ..araştırmalardan korkmayınız..yeni nesil..SİZLER gibi cahil ve bahnazİNSANLARI GERİ BIRIYORSUNUZ...Demonoloji veya diğer adıyla demonizm, cin ve iblisleri sistematik olarak inceleyen çalışma dalı.Hüddam, cinleri ve şeytanları kontrol etmeyi amaçlayan bir öğretidir.BUNLARI INSANLARIMIZ ÖĞRENMELİ...


Yorumu gönderen: onur ozturk, 10.10.2010, 23:31 (UTC):
sevgili arkadasim neden bukadar inkarcisiniz?artik hocalar bile alemlerden alemlerin varliginda bahsederken?biraz tuhaf ufo denilen fenomen ecus ve mecus kavimlerinin baslangicidir.ve baska kavmlerde baska gezegenlerde vardir.cinler bukadar ustunmu?kaldi onlarin beyin dalgalarini bozarak insanlari saptirma yetenegi zaten mevcut.neden maddlere sekil vermek ile ugrassinlar?cok anlamsiz aciklamalar.olaylarin ciddiyetini farkedecek olan enson biz Turkler olacagiz galiba.dusen dairelerden cikarilan cesetler nedir peki?



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36667058 ziyaretçi (102693192 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.