Düşünüyorum, O Halde Varım
 

Düşünüyorum, O Halde Varım

Mehmet Akif Ardıç (Akhenaton)

Kategori: Gülikindileri Yazıları

Sonsuz bir evrende küçücük bir noktayım. Ama her parçamda, her zerremde, uçsuz-bucaksız evrenler taşıyorum. Ne (hatalarımı telafi etmek için) geçmişe gidebiliyor, ne de (bir hata daha yapmamak için) geleceğe vâkıf olabiliyorum. Ama geçmişteki hatalarımdan ders almak gerektiğini anlıyor, geleceğin geçmişimle "şimdi"nin bir toplamı olduğunu idrâk edebiliyorum.

Düşünüyorum, o halde varım. Görme, dokunma, işitme gibi duyularımın illüzyonundan arta kalan tek hazineye sâhibim. Kendim ve dışındakileri "görmemezlikten gelmek için" görmüyor, farklı seslere "kulaklarımı tıkamak için" duymuyor, sadece ette ve kemikten ibaret olmayan [ve hiçbiri birbirine benzemeyen / belki sonsuza uzanan çizgilerinde] "Sonsuz Kudret'in Mührü"nü taşıyan parmakuçlarımla, aslında [gerçek anlamda gören, işiten, duyumsayan] rûhum ve düşüncelerimden başka hiçbir şeye dokunmuyorum.

Düşünüyorum, o halde varım. Düşünmeyi öğrenebilmek ve doğuşumdan bu yana onu baskı altına almaya çalışan dış'ımdan özgür ve özgün kılabilmek için. Sadece bir düş içinde bir düş görmüyor, sadece düşünmeyi unutmamak için düşünmüyor ve sadece düşüncemi tahakküm altına çalışan düşünce zararlısı dogmaların, propagandacı medyanın ve düşüncemi miyoplaştıran kendi kişisel at gözlüklerimin kendi özgürlüğümü ve özgünlüğümü elimden alan sonuçları için bir hayat yaşamıyorum.

Düşünüyorum o halde varım. Bilgi ve enformasyonların zihnimi rüzgârda bir yaprak gibi sürüklemek için onca uğraşına inat, renkli renkli "gökkuşağı" kalemlerimle, kitaplardaki satırların altını çiziyor, hayalimde o yazarla düşünce savaşı veriyor ve "düşünce çile"sinin saçımda kırlara dönüşmesi ya da alnımın çizgilerinde derinleştikçe derinleşmesi karşısında; «Değirmende ağartmadık bu saçları.» diyerek gülümseyebiliyorum. APTAL KUTUSU'nun karşısında, zihnime çekiç'le çakılmak istenenleri değil; tüm o çekiçlerin karşısında "mıhına vurulacak bir çivi" olmama gerekliliği ve basîretini idrâk edebiliyorum... Adına "basılı neşriyyât" denilen Soğuk Savaş'ın propaganda silahlarının, "basın [ya da beyin yıkama] özgürlükleri" adına düşüncelerimi [ve düşünce özgürlüğümü] tahakküm altına çalışmasına, rûhumu ve zihnimi "mankurt"laştırmasına, sadece kuklası oldukları düşünce sistemleri için taraftar toplama gayretlerine karşılık, doğruyu ve yanlışın ne olduğuna karar vermekteki irâdenin elimden alınıp başkalarının doğrularını ve yanlışlarını sorgusuzca yaşamanın "Sorgulanmayan hayat, yaşamaya da değmez." hükmüne karşılık, ben, "Sonsuz evrende küçücük nokta" ve "Her parçasında evrenler taşıyan fezâ" olan insanoğlu, içimdeki bu "ebed ve ezel'i arama" istidâdını içime koyan ve bana şahdamarımdan daha yakın olan o Zât'ın, "İnsan, nankördür.", "...Ziyandadır.""Hiç düşünmez misiniz?" diye boyutlardan boyuta yankılanıp rûhumu dirilten, aslî görevimin DüŞüNMEK olduğunu hatırlatan Kelam'ı karşısında susuyor, kendi içime dönüyor, tefekkür ediyorum...

Düşünüyorum, o halde varım. Bir martının kanat çırpışında, ağaçların sonbaharda yapraklarını döküp kış vakti ölüp ilk baharda yeniden dirildiklerinde, bir arının balında ve o arı'nın zihnini bir computer gibi programlayıp insana eşsiz bir şifa hazinesi sunan El'in (Yani Elif'in harfinin) her türlü kirden arınmış sabahımsı dudakları arasında beni çağıran, "Beni bul! Beni bil, yaratılış gayenden, bu dünyadaki varlık sebebinden, haberdâr ol." müziğine karşılık, sadece İbrahim gibi çöllerde dolaşıp hüzünle bir kayaya oturuyor, "Güneş'te seni aradım, ama o SEN değil! Ay'da seni aradım. Ama o SEN değil! Şimdi SEN de beni ara bul" diye acziyetimi ve güçsüzlüğümü O'na açıyor, AŞKIMA BİR KARŞILIK bekliyorum... Bir karşılık, bir yan bakış, kuraklaşan ilham filizleri için çöl yağmurları, sonsuz şefkatinden, merhametinden bir damla... Sadece bir damla... Gecenin bir vakti uyanmış, bu mektubu sana yazıyor, bu laubaliliği ülfet ve dostluğundan, parmaklarımdaki son gücümü de güçsüzlüğümden ve acziyyetimden alıyorum...

Düşünüyorum, o hâlde varım; Kaf'ı ve Mim'i. Kaf, yine yüreğime sakladığım yerde bir Gonca'ya dönüşüyor. Mim, kendini ateşe atan Pervane gibi Gonca'ya kavuşacağı ve "O'nun yerine beni yak! O'nun yerine beni yak" diye figân edeceği o gün, bu isteğini geri çevirme diye sana ellerini açtığında, kereminin ve lütfunun bu çığlığı geri çevrilmeyeceği bir şefkate sığınıyor. Kaf, yine goncalardan bir Gonca; Mim, yine "mecnûn"lardan bir Ahde Vefâ. Beni yak, ateşlerde yak, rûhumun incecik kanatlarında.

Düşünüyorum, o halde varım. Ben, kimim? Aynada gördüğüm kemik ve et miyim? Her gün, her saniye değişen; hem ışık verip hem sönen bir hayâlet miyim? Kimim ben, varlık kim? Geçmiş miyim, ebed miyim? İlk yaratılan hâlim ne, geçmişim kim? Elestü bi rabbiküm'e ait miyim? Niçin yaratıldım, varlık amacım ne? Doğmak, yemek-içmek, yaşamak ve ölmek: Sadece bu denli basit miyim? Olmasa bir Yaratıcı, rûhumu saran bu istidâd ne? Ezel'den Ebed'e bir geçit miyim? Öldüğüm gün, her şey bitecek zannediyorsam, bir kemik ve et'le eşit miyim?

Düşünüyorum, o halde varım. Tercihlerimin ne olduğunu. Geçici bir dünya hayatını, düşündükçe içinden çıkamadığım sonsuzluğu... Kaç yıl ki sonsuzluk; Milyar yıl, trilyon yıl... Sonsuz yaşam... Aklın tahayyülünü aşan en sonsuz kavram. Muhteşem bir sanatla, madde ötesi istidatlarla, en usta Sanatkârın ellerinde yoğrulan bu rûh, sadece bir insan ömrünün mühleti için mi yaratılmış? Ödül yoksa ve ceza yoksa, geçici bir dünya keyfi için mi yaratılmış? Sadece mazlûmlar'ın boşa gidecek âhları, zâlimin ettiği yanına kalsın diye mi bir hayat hediye bize. "Eğer bu söz, Rabb'in katından olmasa, içinde çelişkiler bulurdun." diyen Zât'ın ilk emri "Oku", virgülleri "Düşün" ve her imlâsı, "Aklet, anla"ysa, o Nûr üstüne Nûr olan ayât (ayetler), mezarlıklardaki ölüler için, boyalı basına Ramazan'da tiraj için, evinizde saygı adına en yükseklere, ulaşamayacağınız bir duvara asılmış ihtizâr için, "kısmet açmak, fal bakmak ya da nazar" için mi inmeye başlamış Leyle-i Kadir'de? Bir aç sayfasını, içinde gör bak neler var. İnsan'ın yolculuğu, yaratılış amacı, yani baştan başa sana yazılmış sayfalar dolusu o mektuplar... Seni Yaratan'dan sana mektuplar... En basit, herhangi bir kimseden gelen mektupları bile heyecânla, merakla okuyan sen, en sevdiklerini yaratan, çocuğunu yaratan, anneni-babanı yaratan, gönlünde kıymetli olanı yaratan, mikro alemden makro aleme, zerreden fezâya kadar her şeyi yaratan, ama en önemlisi de SENİ yaratan Yaradan'a gösterdiğin ahd-ü vefâ nerde? Sadece oku: İkra' bismi rabbikellezî khalak. SEN'i yaratan Rabb'inin adıyla OKU! En değerli dostundan, en gönül verdiğin sevgilinden gelen bir mektupmuş tadıyla OKU! Khalagal insâne min alag. O (Rabbin), insanı (SEN'i) bir kan pıhtısından, bir çiğnem etten yarattı. İkra' ve rabbükel ekram. Oku, Rabb'in en büyük kerem sahibidir. Ellezî alleme bil kalem. O, KALEM'le yazmayı öğretti. Allemel insâne mâ lem yağlem. Ve insana bilmediğini öğretti. Kellâ innel insâne leyetğâ... Hayır, şüphesiz ki insan, azar (nankördür). Erraehüstağnee. Kendini müstağni gördüğünden dolayı. İnne ilee rabbiker-rüc'â. Şüphesiz ki dönüş, yalnız Rabb'inedir...Dönüş... Yalnızca Rabb'inedir. Toprak olup gitmeyeceksin. O'ndan geldin ve yine O'na döndürüleceksin...

Düşünüyorsan, o halde VAR'sın. Bu dünyaya ait bir VARLIK'tan öte, ÖTE ALEM için doğdun, ÖTELİ'sin, EBED-VAR'sın. Mutsuzsan, yolunu kaybetmişsen, DüŞüN. Yolunu nerde kaybettiğini ve KAYBETTİĞİN yerde ara yolu... İNANIYORSAN, GüÇLüSüN. O'nu arıyorsan, GüÇLüSüN. Ve gücün bittiğinde, "Ey Sultanlar Sultanı. Gücümün bittiği yerdeyim. Sen, kuluna çekemeyeceği yükü yüklemezsin." de ve İbrahim gibi, "Artık yolumu kaybettim. BENİ BUL!" Gör ki O'nun dizlerinden hiç bir göz açıp kapatımı kadar ayrılmış mısın uyandığında???





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: mustafa, 21.10.2010, 15:45 (UTC):
bu yazıyı okumanızı tavsiye ediyorum muhteşem

Yorumu gönderen: ata, 08.09.2009, 05:58 (UTC):
çok güzel bir yazı...
elinize sağlık...
teşekkürler...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36829402 ziyaretçi (102979185 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.