Dünya Görüşü ve Din
 

Dünya Görüşü ve Din

Çeviren: Gökhan Kaya

Filozof Agustin (M.S. 354-430), insanlar herhangi birşeyi bilmeden önce, birşeylere inanması gerekir dedi. Biz ne zaman düşünürsek, bazı şeyleri onaylarız. Bütün inançlar diğer inançlara dayanır ki, bizler tartışmadan veya kanıt aramadan önkoşulları kabul ederiz veya doğruluğunu varsayarız

Dünya görüşünü düşünmekle dini inanç arasında önemli bağlantılar vardır. Örneğin Hristiyan inancını ele alalım. Hristiyanlığı inanılması gereken teolojik kırıntılar ve parçaların koleksiyonu olarak görmek ve tartışmak yerine, bireyler Hristiyanlığa, toplam dünya ve yaşama bakış olan kavramlar sistemi olarak yaklaşmalıdır. İnsanlar birkez Hristiyanlığı ve diğer yarışçıları dünya görüşü olarak kabul ettiklerinde, diğer yarışmacı sistemlerin birbirleriyle benzer olan ilişkilerinden dolayı onları yargılamakta daha iyi bir pozisyonda olacaktır. Hristiyan tek Tanrıcılığına ilişkin her türlü problem toplam sistem bazında değerlendirilmeli ve yapılmalıdır. İnsanların Hristiyanlığı reddetmelerinin sebebi orda burdaki parça parça izole edilmiş problemlerden dolayı değildir. Hristiyan karşıtı kavramlar düzeninin görüş ayrılığından dolayı, bu dünya görüşlerinin bilgiyi ve tartışmayı reddetmesi gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Aslında Hristiyanların tartışmalarda ve bilgi aktarmada dünya görüşlerini yeterli düzeyde destekleyebilirler. Yukarıdaki iddiaya bir örnek olarak,  Hristiyan inancının merkezindeki mucizelere insanların farklı yaklaşmasının nedeni budur. İsa Mesih’in diriliş mucizesi gerçekliğini onaylayan (inanan) Hristiyanların, kişinin dünyaya genel bakışının (ki bu da dünya görüşüdür) gerçekte o kişinin her tür mucize iddialarına göstereceği davranışların kaynağı olduğunu hatırlamaları gerekir. Mucizelerin gerçekliği konusunda aynı fikirde olmayan insanlar, sık sık kendilerini geçmişten konuşurken bulurlar. Çünkü mucizelere ilişkin mantıklı görünen fikirlerinin altında yatan görüşlere pek önem vermezler.

Hristiyanlık o zaman insanlara yalnızca nasıl bağışlanması gerektiğini söyleyen bir inanç değildir. Bir dünya ve yaşam görüşüdür. Hristiyan dünya görüşünün, bütün insan yaşamına ilişkin söyleyeceği önemli şeyler vardır. Hristiyanlığa meydan okuyan dünya görüşlerini sistematik yolla bir kez anladığımızda, Hristiyan dünya görüşünü neden seçtiğimizi akıl yoluyla daha iyi aklayabilecek konumda oluruz.

Dini Kaygıların Kaçınılmazlığı

Dini iman istediğimiz zaman inanıp, istediğimiz zaman bırakabileceğimiz kişinin yaşamının bir bölümü değildir. Yaptığımız ve inandığımız herşeyi etkileyen ve herşeye renk veren yaşamın bir boyutudur. John Calvin insanların ‘tedavi edilemeyecek derece dindar’ olduğunu öğretti. Din (veya inanç) yaşamda kaçınılmazdır. Bütün insanlar kendilerini en yüksek ve önemli derecede ilgilendiren şeylere sahiptir ve bu ne olursa olsun, kişinin en büyük kaygısı o kişinin Tanrısıdır. Kişinin en büyük kaygısı ne olursa olsun, bunun kişinin yaptığı ve inandığı herşeyin üzerinde inanılmaz etkisi vardır, işte en büyük kaygılarımızın etkisi böyledir.

Bu görüş Henry Zylstra tarafından yakın zaman önce şöyle paylaşıldı:

İnsan olmak bilimsel olmaktır, evet ve pratik ve akılsal ve ahlaki, ve sosyal ve artistik fakat daha da ötesinde insan olmak demek dindar[1] olmaktır. Bu dindarlık insanın bir yüzü veya doğasının diğer yönü de değildir, bütünlüğünün diğer bir parçasıdır. Bu kaçınılmaz olarak bütün insanlar için böyledir. Hiçbir insan gerçeğe ilişkin kullandığı bilgi ve yaklaşımında dini anlamda nötr değildir.

Hiçbir insan dini anlamda nötr değildir dedi Zylstra. Gerek Tanrı’nın varolmadığını tartışan bir Ateist filozof olsun, gerekse de Tanrı’ya inancın insanın psikolojik bozukluğundan kaynaklandığını söyleyen bir psikolog olsun, hiçbir insan inanç anlamında nötr değildir. Dünya dindar ve dindar olmayan insanlardan oluşmaz. Tersine, en büyük kaygıları, farklı tanrıları, ve Tanrı’ya ilişkin farklı yaşam yollarına sahip olan dindar (bir çeşit inanca sahip) insanlardan oluşur. Her insanın yaşamı, kişinin bağlı olduklarını ve yaşamın en büyük kaygılarına verdiği yanıtları dışa vurur. Bütün insanlar tedavi edilemeyecek derece dindardır (inançsaldır); bizler farklı dini bağlılıkları dışa vururuz.

Bu nokta dünyevi ve kutsal şeyler (ruhsal, ruhi) arasındaki genel farklılığı ortadan kaldırır. İnanç anlamında kendisinin nötr olduğunu düşünen bir öğretmen veya politikacı derin düşünmüyor demektir. Dünyasal Hümanizm, Hristiyanlık ve Yahudilik kadar dinsel bir dünya görüşüdür. Humanizm, izleyicilerinin dünya hakkındaki en büyük kaygılarını ve adanmışlıklarını ifade eder.

Dikkate Değer Diğer Şeyler

Önkoşulların (Presuppositions) Rolü

Filozof Agustin (M.S. 354-430), insanlar herhangi birşeyi bilmeden önce, birşeylere inanması gerekir dedi. Biz ne zaman düşünürsek, bazı şeyleri onaylarız. Bütün inançlar diğer inançlara dayanır ki, bizler tartışmadan veya kanıt aramadan önkoşulları kabul ederiz veya doğruluğunu varsayarız. Filozof Thomas V. Morris şöyle açıklıyor,

En önemli önkoşullar en basit ve en genel olan, herkesin sahip olduğu Tanrı, insan ve dünyaya ilişkin olanlandır. Bunlar genellikle bilinçli olarak konuşulmaz fakat tersine bireyin kendi yaşamındaki ve dünyaki çeşitli olayları görmesini ve yorumlamasını sağlayan araçlar işlevini görür. Bu önkoşulların birbirleriyle etkişileşimleri diğer daha az değerdeki inançların içine konabileceği bir sınır oluşturur.

Hatta bilim adamları bile epistemolojik, metafizik ve etiksel önkoşulların varlığını kabul ederler. Örneğin şunları varsayarlar, doğadan bilgi edinmek olasıdır ve duygusal tecrübeler güvenilirdir (epistemoloji), evren düzenlidir (metafizik) ve bilim adamları dürüst olmalıdır (etik). Bilim adamı kendi metodu için bu önkoşulları kabul etmeden kendini aklayamaz. Bunları reddetmesi durumunda bilimsel araştırması çok kısa zaman içinde çökecektir.

Temel varsayımlar veya önkoşullar sık sık teorik düşüncenin amacını ve metodunu belirleyici oldukları için önemlidir. Makasları[2] olmayan raylar üzerindeki bir tren gibidir. Bir kez insanlar kendilerini belirli bir grup önkoşullara adadıklarında, bu kişilerin yönü ve sonları belirlenmiştir.

Paradigmalar (Paradigms)

Bu konu altında konuşulan diğer şey  paradigma’dır. Paradigma alışkanlık haline gelmiş düşünme şeklidir. Bir anlamda her dünya görüşü ufak paradigmaların birleşiminden meydana gelir. Diğer bir deyişle, bir dünya görüşü paradigmalar koleksiyonudur.

Paradigmalar sınırları belirler. Bunlar bize gelen verileri elekten geçirip, paradigmayla bağlantılı olarak beklenilmeyen bilgileri filtreler, kabul etmez. Paradigmalar tecrübelerimiz tarafından yaratılmış bilgileri filtreden geçirir. Paradigmaya uyan verileri kabul eder ve paradigmayla çelişenleri süzer ve kabul etmez. Modası geçmiş Ptolemik Güneş Sistemi yüzyıllar önce paradigma olarak işlev görmüştü.[3] Kopernik’in güneşi merkez alan Güneş Sistemi ilk başta çok büyük dirençle karşılaştı. Bu karşı koymanın büyük kısmı eski yolla düşünme alışkanlığının gücünden kaynaklandı, eski paradigma birçok etkili insanların akıllarını ele geçirmişti.

Tabii ki, bütün paradigmalar Güneş Sistemi modeli örneğindeki kadar büyük değildir. İnsanlar ırk, din ve yaşamın ve düşüncenin diğer alanlarındaki konularda çok çeşitli paradigmaların etkisi ve bağımlılığı altındadır.

Kişisel Düşünceler

Dünya görüşlerini değerlendirmede ve kabulunde kişilik boyutunu gözardı etmek çok zordur. İnsanların psikolojik yapısındaki köklere danışmadan, kişinin daima bu tür konuları objektif (nesnel) ve kişiliğini katmadan dünya görüşleriyle başa çıktığını söylemek aptallık olur. Birçok insan, kendi dünya görüşlerini sık sık açıkça düşünemediklerini göstermektedir. Birçoğumuz kendi inanç/düşünce sistemlerinin varlığını tehdit ediyormuş gibi görünen kanıtlarda veya tartışmalarda, bu verileri adilce dinlemeyen ve kendi paradigmalarının kölesi olmuş olan insanları görmüşsünüzdür. Bu hem ateist hem de deistler içinde geçerlidir.

Bazen insanlar filozofik önkoşullardan dolayı diğer görüşler, iddialar ve sistemlerle zorlanırlar. Fakat genellikle insanların teorik yargıları, aşırı biçimde teorik olmayan faktörlerden etkilenmiş görünür. Şu örneğimizdeki durum böyledir:  Irkçı düşünceler, önyargılarının hedefi olan insanlara yönelik doğru olmayan inançlara insanları inandırır. Bazen etkenler bu kişinin geçmişindeki köklerinden gelir. Bazı yazarlar düşüncelerimizi etkileyen başka teorik olmayan etkenler olduğunu söyler. Bu yazarlara göre, insan düşünceleri ve davranışları varlığımızın inançsal merkeziyle ve insan yüreğiyle ilişkili olduğu için bu anlamda inançsal köklere sahiptir der. İnsanların hiçbiri Tanrı’ya göre nötr değildir. Ya Tanrı’ya yaratıcımız ve Rabbimiz olarak tapınırız veya O’dan uzaklaşırız. İnsan yüreği ya Tanrı’ya yönlendirilir veya Tanrı’ya karşı yönlendirilir.Bazılarının teorik düşüncenin kendi varlığımızdan bağımsız olduğunu düşünmek istemesine rağmen asla katıksız/temiz veya özerk (kendimizden bağımsız) değildir. Bu, makalenin konusu olmadığı için burada daha fazla içine girmeyeceğiz fakat Hristiyanlığı reddedenlerin sanki aslında akılsal teorik nedenlerinin arkasında teorik olmayan faktörlerin etkisi altında kalmasından dolayı reddedildiği görünmektedir. Bu teorik olmayan faktörlerde insanların yüreklerindeki en büyük bağlılıktır.

İnsanların yüzeyi kazımaları ve kendilerini kontrol eden temel filozofik ve dini önkoşulları açığa çıkarması teşvik edilmelidir.

[1] Dindar kelimesiyle İnanç kelimesini eş anlamlı kullandım. Dindar olmak demek mutlaka bir dine inanmak anlamına gelmiyor. Asıl kastedilen bir dünya görüşüne kendini adamaktır.

[2] Trenlerin başka yönlere gitmeleri için rayların birleşme noktasındaki kol. Bu kollar kullanılarak bir trenin yönü başka yöne çevrilebilir.

[3] Hatırlatmak gerekirse, Yunanlı Astronom Ptolemi, dünyanın Güneş Sisteminin merkezi olduğunu öğretmişti.




Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36853691 ziyaretçi (103020086 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.