Dabbet-ul Arz
 
dabbe, dabbetül arz
Bir elinde Hz. Musa'nın asasını diğer elinde de Hz. Davud'un mührünü taşıyan bir dabbetül arz minyatürü.

Dabbet-ul Arz

Dabbet-ul Arz konusu; üzerinde en çok konuşulan/tartışılan hususların başında gelir. Kendi edindiğimiz sonuçlara geçmeden önce, geçmişten günümüze kadar gelen ve günümüzdeki tanımıyla başlayalım.

Geçmişte Yapılan Tanımlamalar

وَإِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةً مِّنَ الْأَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ أَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِآيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ

"Söylenmiş olan (tehdit edildikleri şey) başlarına geldiği zaman onlara yerden bir dâbbe çıkarırız da, insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını kendilerine söyler." [1]

buyrulmaktadır.

Bu âyetten anlaşılan, dâbbenin bir hayvan-ı nâtık yâni konuşan bir canlı olduğudur. [2]

Râğıbü'l-İsfahânî, yukardaki âyete dayanarak şöyle demektedir:

"Dâbbe, tanıdığımız hayvanlara benzemeyen bir hayvandır. Ortaya çıkması kıyamete yakın bir dönemde olacaktır. Bir de denildi ki: Bununla, cahiliyyede hayvan mertebesinde olan kötü insanlar kasdedilmiştir." [3]

Müfessirler yukardaki âyette (27/82) dayanarak "Dâbbetü'l-Arz"ın kıyamete yakın bir zamanda ortaya çıkacağını söylerler. İbn Ömer'e göre, "dâbbe'nin çıkması hadisesi, dünyada iyiliğe emreden ve kötülükten sakındıran hiçbir fert kalmadığı zaman vuku bulacaktır. İbn Merdûye'nin Ebu Saîd el-Hudrî'den rivayet ettiği bir hadîse göre, aynı şeyi bizzat Hz. Peygamber (sav)'in kendisinden Ebu Saîd de duymuştur. Bu da, insanın başkalarını iyilik yapmaya teşvik ve kötülükten sakındırma (emr bi'lma'rûf, mehy, ani'l-münker) görevini terkettiği zaman Allah'ın, kıyametin hemen öncesinde son ihtar görevini görmek üzere bir "dâbbe" meydana çıkaracağını gösterir. Mâmafih onun tek bir hayvan mı, yoksa bütün yeryüzünü istilâ edecek bir hayvan türü mü olduğu açık değildir. [4]

Akaid kitaplarına, kıyametin alâmetlerinden biri olarak geçmiş olan "Dâbbetü'l-Arz" [5] hakkında Peygamber (sav)'den şöyle rivayet edilir.

"İlk çıkacak kıyamet alameti, güneşin battığı yerden doğması ve kuşluk vakti insanların üzerine "dâbbe'nin çıkmasıdır. Bu alametlerden hangisi önce belirirse, ötekisi onu kısa zamanda takibedecektir" [6]

"Üç şey vardır ki bunlar çıktığı zaman, daha önceden iman etmeyen hiçbir kimseye (o günkü) imanı fayda vermez:

  1. Güneşin batıdan doğması,
  2. Deccâl ve
  3. 3-Dâbbetü'l-Arz [7]

"Dâbbe, yanında Hz. Musa (as)'nın asâsı ve Hz. Süleyman (as)'ın mührü olduğu halde çıkacaktır. Mü'minin yüzünü asa ile parlatacak, kâfirin burnunu da mühürle mühürleyecek. İşte o dönemde yaşayan insanlar biraraya gelecekler ve mü'minler, kâfir belli olacaktır" [8]

Bu konudaki rivayetler pek çoktur, ancak hiçbiri mütevâtir olmadığından, kıyamet gibi tamamen gaybî olan bir meselede delil olamazlar. Bunun için, "Dâbbetü'l-Arz'la ilgili teferruâtı bir yana bırakıp, Yüce Allah'ın bizi bununla ilgili olarak Kur'ân-ı Kerîm'de bildirdikleriyle yetinmemiz, işin iç yüzünü ve mahiyetini O'na havale edip dabbetü'l-arz'ın kıyamete yakın zuhur edeceğine iman etmek en doğru yoldur. Bununla birlikte:

وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ

"Gaybın anahtarları O'nun yanındadır. O'ndan başkası onları bilemez.". [9]

Günümüzdeki Tanımlamalar

11 Eylül saldırısı ve sonrasında Afganistan'ın bombalanmasının ardından, her gün bir başka medyada çıkan, “İslam ve terör”, “din ve savaş” konulu tartışmalarda ilginç gündemler oluşuyor. İkiz kulelere yapılan saldırı sonrasında ilahi mesajlar arayan medya, bu işe iyice sardı. Son olarak Star'ın 28 Şubat'tan sonra parlayan din yorumcusu Yaşar Nuri Öztürk, ünlü felçli bilgin Stephen Hawking'i “Dabbetül Arz” ilan etti.

“Sonsuz Özgürlük” savaşı bakalım bizi daha ne hallere sokacak? “İslam ve terörizm”, “İslamcılar ve liberaller” tartışmaları filan derken, 11 Eylül katliamının ardından yapılan yorumlardan hareketle Kurân'da Kıyamet'in alameti olarak yer aldığı söylenen “Dabbetül Arz”ın ünlü İngiliz teorik fizikçi Stephen Hawking'den başkası olmadığının açıklandığına da şahit olduk! Tahmin ettiğiniz gibi bu büyük keşfi, Star gazetesinin tam sayfa ayırdığı tek yazar olan Prof. Yaşar Nuri Öztürk'e borçluyuz.

Öztürk, “Günün yazısı” başlığı altında “dabbe”nin etimolojisini yaparak “İnsandan çok, debelenen bir varlığı andıran” bu varlığın Hawking olduğunu ilan ediyor. Hawking felçli ya, başından başka bir uzvunu oynatamadığı için “debeleniyor” ya.

Türk medyasında bugüne kadar eşine rastlanmamış bir hizmet; gazeteniz Star, refikleri gibi okurlarına İslam Ansiklopedisi ve Kurân gibi zamanın ruhuna uygun hediyeler dağıtmak yerine, işi çok daha büyüterek Kıyamet'in alametini bildiriyor! “Laik basın”da -en başta “insanı günaha sokan gazete” Takvim'in hoca efendisi Prof. Zekeriya Beyaz olmak üzere- bize yol gösteren ulemanın varlığını epeydir yadırgamaz olmuştuk. Ama doğrusu bu kadarına hiçbirimizin hayal gücü yetişemezdi; bir günlük gazete bir tam sayfasını “Dabbetül Arz”ın Hawking'den başkası olmadığını öne süren “tez”e ayırabiliyor. Y.N. Öztürk, yazısını şöyle bitirmiş: “Dabbetül Arz'a selam, sevgi ve saygılar!..”(!) Hawking, bu işe ne der bilemeyiz ama şurası muhakkak ki “küçük kıyamet”e, yani “oynatmaya az kaldı”!

Bu ülkede Yaşar Nuri Öztürk'ü tanımayan tek bir kişi olabilir mi? Hiç sanmıyoruz; bir zamanlar Hürriyet'in erken davranıp okurlarına “Gerçek İslam”ı öğretmesi için köşe açtığı bu âlim, kısa sürede ekranların baş konuğu olmuş ve “Çıplak uyarıcı”lığını sevimli tartışma programlarında da sürdürmüştü.

Hatırlarsınız, Öztürk'ün okurlarına ve izleyicilerine yaptığı çağrı, esas olarak “Kurân'a dönmek”ti. Öztürk, ülkede olup bitene (en başta adına 28 Şubat denilen şeyler) kayıtsızdı. Somut hiçbir gelişmeyi yorumlamıyor, “nasıl”ına hiç girmediği “Kurân'a dönmek” tezini tekrarlamakla yetiniyordu. Sonra (fazla uzatmadan atlıyoruz tabiî) Hürriyet'ten Star'a transfer oldu. Kim bilir kaç para transfer ve telif ücretiyle. Star, Öztürk'ü çok iyi karşılamış, kendisine bir tam sayfa tahsis etmişti. Bir tam sayfa, yaz yazabildiğin kadar!

Star'ın bugünkü (19 Ekim) sayısında yine bir tam sayfa yazı. “Dabbetül Arz çıktı mı?” Yazının hemen üzerinde her zaman olduğu gibi, elini çenesine götürmüş olarak bize muzip muzip bakan yine o fotoğraf. Yazının tek bir satırı bile atlanabilecek türden değil; birçoğunuz (kaçırmayın!) yazının tamamına göz atacak ama biz yine de birkaç noktanın altını çizelim:

Öztürk, yazısına “Dabbetül Arz” tartışmasına geçmeden piyasaya çıkan yeni bir kitabını tavsiye ederek başlıyor: “Dabbetül Arz'ın çıkıp çıkmadığını biraz sonra tartışacağız. Ama ‘Cevap Veriyorum' adlı kitabımın çıktığını rahatlıkla söyleyebilirim. Kitap çıktı, vitrinlere ulaştı.” (Kitabının vitrinlere ulaştığını niçin “rahatlıkla” söyleyebildiği bir küçük muamma!)

Öztürk, bu kitabının “tam vaktinde” çıktığını belirtiyor. Neden? Çünkü, “İslam ve Müslümanlar konusunun dünyanın en sıcak gündem maddesini oluşturduğu bir sırada” çıktığı için. Kitap matbaaya ağustos ayında verilmiş ve ardından birtakım aksilikler olmuş ama “Hikmeti varmış!” Öztürk, kitabının çok yararlı olacağı kanaatinde; kitap aracılığıyla insanlığa önemli bir hizmet vereceği için çok mutlu olduğunu ifade ediyor. Yazar bu mutluluğu yaşarken “bazı basın mensupları” kendisinden Stephen Hawking'in son açıklamalarını değerlendirmesini istemişler.

Öztürk de, “Hawking hakkında şok yaratacak düşüncelerimi yeni çıkan kitabımdan okuyun” dedikten sonra, kitaptan bazı bölümleri “Günün yazısı”na taşımaya karar verdiğini açıklıyor ve başlıyor anlatmaya. Şaka değil, Öztürk'ün Hawking hakkındaki düşünceleri gerçekten de “şok yaratacak” nitelikte.

Öztürk; “Dabbetül Arz”a ilişkin açıklamalarını ve yazısının sonunda Hawking'in “Dabbetül Arz”ın ete kemiğe bürünmüş hali olduğunu anlattığı satırların sonra şöyle sesleniyor: “Dabbetül Arz'a selam, sevgi ve saygılar!..”

Dabbetül-Arz'ın AIDS Hastalığı İle Alakası Var mıdır?

AIDS virüslerin sebep olduğu bir enfeksiyon olup hızla yayıldığı ve öldürücü olduğu için "asrın hastalığı" olarak isimlendirilmektedir. Yakalanan kişi sayısı 10 ayda iki katına çıkmakla birlikte AIDS'i ilk tarif eden ilim insanlarından olan Dr. M. Gottlieb'in tabiri ile "tedavi kelimesi henüz lügatte yoktur."

AIDS ilk olarak 1981 yılında fark edildi ve gösterilen alâka sonraki yıllarda giderek büyüdü. Tıp camiası ne olduğunu, nasıl bulaştığını, nasıl seyrettiğini, tedavisini ortaya koymak için seferber olurken, halk arasında da büyük bir panik meydana geldi.

1980'li yıllara kadar böyle bir hastalık bilinmezken AIDS'in aniden ortaya çıkışı hakkında bazı ilim insanları, gelişmiş ülkelerde virüslerle yapılan araştırmalarda, bazı virüslerin yapısının değiştirildiği ve bu virüslerin iyi muhafaza edilemeyerek insanları enfekte etmesi ile AIDS'in yaygınlık kazandığı iddiasında bulunmaktadırlar.

Başlıca bulaşma yolu eşcinsel ilişkidir ve kurbanların yaklaşık r'si eşcinsel erkeklerdir. Kan ve kan ürünlerinin verilmesi ile bulaşabileceği gibi virüsü taşıyan hamile anneden çocuğuna geçebilir. Hastaların yaklaşık 'si uyuşturucu müptelalarıdır.

Virüslerle her enfekte oranda AIDS gelişmez. Bu kişilerde ya belirti yoktur ya da hafif şikayetler vardır, fakat virüsü taşırlar ve yukarıda bahsedilen yollarla başkalarına AIDS'i bulaştırabilirler,

AIDS amilleri, bağışıklık sisteminin işleyişini bozduğu için bulaşıcı hastalıklara direnci azalır ve Pneumocystis Carinü pnomonisi, Condida albicans, Herpes. Simpiex enfeksiyonları gibi fırsatçı enfeksiyonlar, Kapesi sarkomu baş gösterir ve hasta kısa sürede ölüme gider.

Bu mesele günün meselelerinden ve aktüel mevzulardan biri olması itibariyle, bir seneden beri belki birkaç defa soruldu; ben de her defasında bir şeyler demeye çalıştım. Şimdi bir kere daha sormuş oluyorlar. Ben de bu arzuya hürmeten bir kere daha arz edeceğim.

Dabbetül-arz tabiri hem Kur'ân-ı Kerîmde hem de hadis-i şeriflerde var. Dabbe kelimesi, yerde debelenen, ayakları üzerine yürüyen, canlı demektir. Örneğin Allah, yeryüzünde debelenip duran, yürüyen, ayakları üzerine emekleyen değişik varlıkları bir çırpıda anlatırken buyuruyor ki:

وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِن مَّاء فَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللَّهُ مَا يَشَاء إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

"Allah her canlıyı sudan yarattı: Onlardan kimi karnı üzerinde (sürünerek) yürür, kimi iki ayak üstünde yürür, kimi de dört (ayak) üstünde yürür. Allah dilediğini yaratır." [10]

Bunlar, şu ana kadar sizin bildikleriniz. Evet mikroorganizmalardan en büyük varlıklara kadar, eskilerin dinazorları, daha sonraların mamutları, filleri ve gergedanları; bütün bu varlıkların hepsi, bu umûmî hükmün altına girer. Ama, bir de sizin bilmediğiniz şeyler vardır ki, Allah murat buyurduğu zaman, ilerde, değişik değişik türleriyle onlar da yaratılacaktır. Mikroorganizma türüyle AIDS de onlardan olabilir. Atmosfere, iklime göre değişik,çeşit çeşit varlıklar olabilir. Hatta bunlar canlı varlık olmayıp başka tür varlıklar da olabilir.

Kur'ân-ı Kerîmde, başka bir yerde, dâbbe; Allah'ın rızıklandırdığı dâbbeler sadedinde "Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a ait olmasın." (Hûd/6) "Nice canlı (dâbbe) var ki rızkını taşıyamaz, onları da sizi de Allah besler." (Ankebut/60) Evet, nice dâbbeler vardır ki, sizin de onların da rızkını Allah tekeffül ve taahhüt buyurmuştur. Besleyen, büyüten ve çoğaltan yalnız Odur.

Mevzumuzla alakalı dâbbe ise, Neml suresinde geçer. "O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe (canlı) çıkarırız; o, onlara insanların, ayetlerimize içtenlikle inanmadıklarını söyler" (Nemf/82) yani, işiniz bitti artık yeryüzünde teşhir görevini gördünüz, yeryüzü de, meşher olma görevini bitirdi. Bu meşherin açılmasından maksat şu idi: Allah burada, bilinip tanınmasını ve bunun ilan edilmesini istiyordu. Şu anda artık bilinmediğine ve yeryüzünde Allah diyenlerin sayısı her gün biraz daha azaldığına göre, öyleyse, Allah sizin hakkınızda yok olma hükmünü verdi. İşte bu hükmün verilmesi için de biz, yerden konuşan bir dâbbe çıkarıverdik. O dâbbe ister kâliyle, ister mikrofonla, isterse hâl diliyle olsun konuşan bir dâbbedir ve artık bundan böyle, insanların iman etmeyeceklerini ilân edecektir. Yani dâbbenin çıkması, mevcut îmanî durum ve iman kadrosunun duraklaması, bir ölçüde geriye gitmesi zayıflaması, hatta bitmesi ve tükenmesi demektir. Zaten bu ayetin arkasında da hemen haşr-ü neşirle alâkalı ayetler geliyor ki; bundan da, bunun önemli bir kıyamet alâmeti olduğu anlaşılıyor.

Dâbbetül-arz, zuhur edecek 10 kıyamet alâmetinden bir tanesi ve ihtimal ki aynı zamanda sonuncularından birisidir. Öyle bir sonuncu ki, ayetin siyak ve sibakından anlaşıldığına göre, bu hayvanın zuhuruyla artık yeryüzünde iman mevcelenmesi, çağlaması duracak ve İslâm'a ait her şey, süratle kuruma ve tükenmeye doğru gidecek. İnanmışları, arkadan başka inananlar takip etmeyecek, inanmış olanlar da bundan böyle inançları adına yakîn hasıl edemeyecekler. Demek ki, fen ve felsefe çok ileriye gidecek; teknik ve teknolojide baş döndürücü muvaffakiyetler olacak; insanlar yaratma (!) sevdasına kapılacaklar. Tüplerde, tüp bebekler yapacaklar ve robot adamlar yapılacak; dünyanın idaresi de onlara bırakılacak. Her yanı, "yarattım" diyen sergerdanlar saracak ve katiyyen Allah hakkında yakîne yanaşmayacaklar. İşte ayetin siyak ve sibakından anlaşılan şeyler.

Dabbetü'l-arz Efendimiz'in (sav) kutlu hadislerinde de, Kur'ân-ı Kerîm'in anlattığı şekle uygun olarak ele alınmakta ve yapacağı şeylere temas edilmektedir. "Dabbe çıkacak, yeryüzünde dolaşacak ve hemen her tarafta görülecek" gibi hususlarıyla.

Dabbet'ü arz'ın AIDS ile alâkası olup olmadığına gelince, evvelâ, şunu arz etmek istiyorum. Bir kısım arkadaşlarımız -muhakkak ki hüsnü niyetlidirler- günümüzde zuhur eden bir kısım hadiselerle, âyetler ve hadisler arasında bir mutâbakat aramak suretiyle,Kurân ve Efendimiz'in beyanlarının takviyesini düşünmektedirler. Bir yönüyle bu türlü gayretler, gelişen fünun-u müspete, pozitivizm ve rasyonalizm cereyanları karşısında -doğru ya da yanlış- Kur'ân ve Sünnete ait meseleleri, ilmî ve tecrübî neticelerle, tevfîk etmek, desteklemek; bu yolla ilim ve tecrübe insanına bir şeyler anlatmak maksadıyla yapılmaktadır ve kanaat-i acizânemce, gelecekte tenkit edilebilme durumu mahfuz olmakla beraber, şimdilik bütün bütün zararlı olduğunu söylemek de acelecilik olsa gerek. Vakıa, Kurân'ın ve Sünnetin nurlu beyanları, ilimlerin koltuk değneğine ihtiyaç olmadan da, insan vicdanı tarafından sezilecek kadar parlak ve yanıltmaz olduğundan, her zaman hüsnü kabul görecek mahiyettedir. Bundan da öte, beyan edilecek her delil, Kur'ân ve Sünneti, ilimlerle uzlaştırma, anlaştırma, tevfik etme istikametinde gösterilen her gayrete, bizim, kendi zavallı akıllarımızı saran tozu toprağı süpürme maksadıyla müracaat ediliyorsa, buna bir şey demeyeceğim; kimse de dememelidir. Yok, bu deliller, bu sözler, bu beyan ve bu gayretler, Kur'ân ve Sünnet hakikatını omuzlayıp taşımak içinse, bence o omuzlar bu yüce hakikatleri taşıyamayacak kadar cılız ve çelimsizdirler. Binaenaleyh, hal-i hazırdaki durumları itibariyle dahi ümit ve itimat va'd etmeyen bu şeylere nasıl bel bağlanabilir? Yarın bir başka ilmî fırtına tarafından sürüklenip bir tarafa itilmeyeceklerine kim teminât verebilir ve böyle vâhî emirlere Kur'ân ve Resulullah'ın beyanlarını bina etmek, hatta Kitap ve Sünneti ilme vize ettirmeye kalkmak, müdafaasını üzerimize aldığımız hakikatlara karşı saygısızlık olmaz mı?

Şimdi de, AIDS ile Dâbbetül-arz'ın alâkası üzerinde duralım: Bildiğiniz gibi bu mesele, yüzyılın dışa vurmuş çirkinliklerinden sadece bir tanesi. Düşüncem icabı, bâtılı tasvir etmek istemem. Hele AIDS gibi, söylerken dahi, utanıp kulaklarımıza kadar kızardığımız bir mevzuda.

Şimdi sâfi zihinleri bulandırmayacak şekilde arz etmeye çalışayım. Evvela, "AIDS Dabbet-ül arz cüz'iyatının bir parçasıdır" denmesi doğru olsa da, "AIDS, dabbedir" demek doğru değildir. Zira, onu ayete biricik te'vil yapmak, yıkılıp gittiği zaman, ayetin ruhunu zedeleyecektir. Bugüne kadar çok hastalıklar çıktı ve insanlığı kastı kavurdu, sonra da çekip gitti. "Allah devâsını indirmediği bir hastalık indirmemiştir." Ebu Davut'un Ümmü Seleme validemizden rivayet buyurduğu bu hadiste, her hastalık karşısında, Allah'ın bir de ilaç indirdiği anlatılmaktadır ve dermanı bulunmayan dert yoktur, sadece: Ölümün dermanı bulunmamaktadır; Efendimizin bir diğer ifadesinde; "bir de ihtiyarlığın dermanı yoktur" denilmektedir. Herkes behemehal ihtiyarlayacak ve ölecektir. Evet ihtiyarlık ve ölümün çaresi yoktur, ama bunun dışında her derde derman olabilir.

Şimdi bununla onun tevfikini yapmaya çalışalım:

Bir kere. AIDS dediğimiz bu hastalık, dünyanın bazı yerlerinde görüldü ama -çok şükür- Türkiye'de çok fazla görüldüğü söylenemez. Bunu da kafalarımızdan atıp da, ruhlarımızdan söküp atamadığımız, İslâm'ın yüksek ahlâk ve disiplinlerine borçluyuz. AIDS bir zamanların verem ve vebasının, şimdilerin kanserinin ulaştığı noktaya henüz ulaşmamıştır. Dün o hastalıklara, bugün de kansere Dâbbet-ül arz denebilirdi ve denmelidir de. Ama "Dabbet-ül arz" küllî hakikatının bir cüz'ü olarak, geçmişin o dehşetli heyulaları verem ve veba, Allah'ın yarattığı ilaçlara yenildi ve "Dabbet-ül arz" defterinden silindiler. Kanser son tabyelerini kullanıyor; darısı AIDS'in başına. Veba eskilerin korkulu rüyasıydı. Düşünün ki, tek bir tablo olarak, Amvas'da, Ashap-ı Kiram arasında otuz bine yakın insanı alıp götürmesi ne müthiş hadise.! Bazı ihmâle uğramış ülkeler müstesnâ, günümüzde artık bu türlü hastalıklara rastlanmıyor. Eğer veba, önü alınmadan evvel böyle ayet ve hadislerle, günümüzde yorumlandığı gibi yorumlansaydı, Dâbbetülarz'a veba virüsü demek uygun düşecekti. Çünkü hem çok yaygın, hem de çok korkunçtu.

Keza, bugün insanların çoğunda kanser var. Bu mevzuda uzmanlar diyorlar ki; bir insanda beliren kanser hücrelerinin, ancak çok zaman sonra önü alınmaz bir tehlike olduğu sezilebilmektedir. Bugün, dünya çapında yapılan istatistiklere göre, kanserli nispetinin, insanın içinde ürperti hasıl edecek seviyede olduğu söylenmektedir ve henüz ciddi bir tedavi sisteminin tatbik edildiği de söylenemez. Söylenemez ama, uğraşıyorlar, Allah'ın izni ve inâyetiyle önleyecek gibi görünüyorlar. Şimdi eğer bir şeye Dâbbetül-arz nazarıyla bakılacaksa, bence kanser de bu mevzuda hatırı sayılan namzetlerden biridir. Hatta, kanser ve AIDS bugüne göre, nispetlendirilse, AIDS'in" kanserin yüzde birine ulaşmadığı görülür. Evet, mesele kemmiyet planında ele alınacak olursa, bugünkü durumu itibariyle AIDS'in çok önünde korkunç hastalıklar var: Dermanı olmadığından dolayı, keyfiyet planında düşünülüyorsa; yarın, buna da derman bulunduğu takdirde acaba, hadise karşı itimadı sarsmış olmayız mı?.. Müsaadenizle bir hadisle alâkalı, küçük bir mütâlaa ile buna ışık tutmağa çalışacağım:

Bir çoğunuz duymuşsunuzdur; bir kısım kimseler, önünü arkasını düşünmeden ve ilim adına bir şeyler yapıyorum diye hadisleri ve âyetleri aceleden te'vil ederek, Efendimiz'in (sav): "Cüzzamdan aslandan kaçar gibi kaçınız" mealindeki hadisine, sözde ilmî ve Efendimiz'in gaybe aşinâ olduğuna delalet eder bir yorum getirmek için, diyorlar ki: "Biliyor musunuz, neden peygamberimiz, aslandan kaçma teşbihiyle anlattı? Çünkü, cüzzamın mikrobu, tıpkı aslana benziyor da ondan." Şimdi bu, o kadar aceleden söylenmiş bir sözdür ki, ilerde bu mikrobun, mikroskobun altında hiç de aslana benzemediği ortaya çıkınca, dine yararlı mı, zararlı mı olacağı hesap edilmemiştir. Zira, izah hadise dayandırılarak yapıldığından, sanki hadis böyle demiş gibi anlaşılmaktadır. Dolayısıyla izâhın yanlışlığı mikroskop altında ortaya çıkınca -hâşâ- bu hilâf-ı vâki beyan, Efendimiz'den şeref sudur olmuş gibi kabul edilecek ve dolayısıyla hadis darbelenecektir.

Bu itibarladır ki, işin aslını iyi öğrenmeden böyle şeyler söylemek çok yanlış ve zararlı olmaktadır. Değil bunlar gibi vâhî teviller; islâmî meseleler, pozitif usullerle en sağlam yorumlara tabî tutulduğunda dahi, eskilerin ifâdesiyle "fıkhi nazar" deyip mülâhaza dairesini açık bırakmak, başka ihtimâlleri göz ardı etmemek ve ifâdelerin müsaadesi ölçüsünde alternatif yorumlara da yer vermek mecburiyetindeyiz. Kaldı ki bugün, pozitivizmin ayaklan yerden kesilmiştir ve ona artık şüphe ve tereddüt içinde bakılmaktadır. Bugün Batı'da ilim adına en yaygın düşünce, her şeyin bir ölçüde yanlışlığını kabul etmek çizgisinden hareketle, ilim adına bu yanlışları bıraka bıraka ilerde yanlışsız ilime ulaşma düşüncesidir. Bu düşünce de, diğer düşünce sistemleri gibi tenkit edilebilir. Ne var ki, pozitivizm ve rasyonalizmin saltanatlarının sarsıldığını ifade bakımından oldukça önemlidir.

Binaenaleyh, bugün en sağlam gibi görülen, tecrübî ilimlerde dahi bu kadar kuşku, bu kadar tereddüt bahis mevzuu olursa; o kadar dahi güç Ye ağırlığı olmayan nazariyelerle, âyâtü beyyinatı ve hadis-i şerifleri bu nazariyelere göre te'vil etmek;`ayete ve sünnete kuvvet kazandırıyoruz" derken, onlara karşı bir cinayet mânâsınadır. Günümüzde bu mevzuda bir kitap enflasyonu var. Evet kısa zamanda çok kitap yazıldı; ama fazla değil, birkaç sene sonra, bunların hepsini alıp okuyacak nesiller, bunlara gülecek ve bizler gibi yazıp anlatanların talihsizliğine vereceklerdir. Ama meseleyi değişik ihtimaller içinde ve daha geniş perspektifli ele alarak, şu da, şu da olur diyenler, yazıp söyledikleri şeylerin üzerinden 100 sene dahi geçse, yine de taze ve orijinal bulunacaklardır.

Evet, bu anlayışla yazılan eserlerin üzerinden yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen hâlâ tatlı, hâlâ cedid, hâlâ ceyyid, hâlâ, taze, hâlâ duru, hâlâ tertemiz olarak bulunuyorlar.

Örneğin önce delil dediğimiz nesnelerin doğruluğunu kabul ediyor; sonra, netice ve müddeayı bunlara dayıyoruz. Oysa yukardan aşağıya doğru tedellî usulüyle gelmek de mümkün. Mesela: Allah var ve bu deliller de Onu gösteriyor, Resulullah Hatem'ül enbiyadır; şunlar da ona delalet ediyor. Ayağımın altında şu küçük karıncalar, şu mikroskobik organizma size anlatmak istediğim hakikatlara işaret ediyorlar. . . şeklinde olmalı. Bu bakış başka; “delil” diye ele aldığımız bu zayıf, bu cılız şeylere tutuna tutuna, göklerin ve yerin yaratıcısı, O, "Lehd makâlî düssemâvâti vel-ard" olan Zat'ı anlatmak başkadır. İşte, zannımca AIDS'de de, böyle bir bakış zaviyesi hatası yapıldı. Bunu imanlı ve insaflı kimseler yaptıkları için; yaptıkları işin sevabını da kazandılar. Ancak, yarınki imansız ve insafsızlar, bu tahlîl ve te'villeri, serrişte ettikleri zaman, bu iman ve Kur'ân kahramanları çok utanacak ve yanlış yorumlarının hacaletiyle iki büklüm olacaklardır.

Bu itibarladır ki, hadisler ve Kurân'ın ayetleri bahis mevzuu olduğu yerlerde, her mümin, çok dikkatli konuşmalı, dikkatli düşünmeli ve onlarla âlâkalı hususlarda dikkatli olmalıdır.

Eğer bu konuyu hüsnü niyetle ele alan kardeşlerimiz deselerdi ki; AIDS'de Dâbbet-ül-arz türünden bir fert olabilir- İnşaallah maksat ve niyetleri de budur-Ben bunu öper başıma kordum. Evet AIDS, Dabbet-ül arz hakikatının bir parçası olabilir ve ona ait bir vazifeyi de görebilir. Hâlâ tahribatını bütün şiddetiyle devam ettiren kanser de o Dabbet-ül arz nevinin bir ferdi olup ona ait bir kısım küçük görevleri görebilir. Ancak, bütün bunlar, insanların artık sağlam inanmayacağına bir dil, bir tercüman olduğu ifade edilen, teknoloji ve ilmin su-i istimalinden meydana geleceği sezilen, kendine has mânasıyla "Dabbet-ül arz" her şeyden başka hatta kendi cüzlerinden de başka, nevi şahsına mahsus, garabetinden zor sezilen bir harikadır ve onun çıkması da islâmî değerlerin sonu demektir.

Oysa ki biz hâlâ, Buhari ve Müslim'de zikredilen bir hadis-i şerife dayanarak diyoruz ki: Müslümanlar ergen bir gün mutlaka dünyaya hakim olacaklar. Şimdi eğer Dâbbetül-arz çıkmışsa; bu bizim ümidimize indirilmiş büyük darbedir. Çünkü Dâbbet-ül-arz, diyor ki; bundan sonra yakîn, bundan sonra iman yok; bundan sonra sükut, bundan sonra gerileme var. Oysa ki biz, İslâm'ın, afâk-ı âlemde şehbâl açacağına ve dünya muvazenesinde yeniden ağırlık kazanacağına inanıyoruz. Bugün burada gördüğümüz insanlar gibi, dünyanın dört bir bucağında da Müslümanlar, soluk soluğa Hz. Muhammed'i (sav) arayacak ve Onunla bir kere daha buluşacaklardır. Dabbetül-arzın canı cehenneme! Biz onu daha sonraları bekliyoruz ve inancımıza göre o, kâfirlerin başına Kıyametin kopacağı ana yakın zuhur edecektir. Aksine bir düşünce ise hem akidemize ters, hem de ümidimize indirilmiş bir darbeden başka bir şey değildir.

Hem, Dabbet-ül-arz olmaya namzet, sıra bekleyen, muhakkak ve mutasavver daha bir sürü yaratık var. Örneğin onlardan bir tanesi şimdi de kurgu bilim yazarlarını meşgul eden ve ilerde insanlığın kaderine hakim olacağından bahsedilen robotlar. Kur'ân işaret ediyor ki: Yeryüzünde şu tür, şu tür canlıların dışında Allah'ın yaratacağı bazı şeyler var ki siz onları bilmiyorsunuz. Yani ne laf dinlerler, ne merhametten anlarlar. Ne ağlamaları, sızlamaları dinler ne de ayaklarına kapanmakla merhametlerini celbedebilirsiniz.

Hatta böyle bir şey, şimdiden o kadar endişe salmaktadır ki, bu teknolojiyle meşgul olanlar bile, bir gün bunlar programlanıp, ayarlanıp fezaya salındıktan sonra etrafı yakıp yıkacaklarından; sulh istense dahi sulha yanaşmayacaklarından; yeryüzünde tam bir fesat unsuru olarak her şeyin altını üstüne getireceklerinden bahsediyorlar ki: Dâbbe hakikatının bir cüzüne ciddi bir namzet gibi görünmekte.

Ancak bu kadarı dahi, aceleden verilmiş bir karar olacağından, daha dikkatli konuşmak icab edecektir. Öyleyse tekniğin tankından; geleceğin robot adamlarına kadar; bugünün küçük virüslerinden, bilmem daha sonraların hangi azgın ve salgın hastalıklarına ve küçük yaratıklara kadar; ondan da, Ahir zamanda, eşi görülmedik büyük, katliâmlarla hortlayacak ve milyonların ölümünü netice verecek, henüz adı konmamış hastalık amillerine kadar hepsi; önce ruhun, sonra bedenin ölümünün dili olan “Dabbet-ül arz”ın birer temsilcisi olabilir. Bence, meseleye böyle bakmakla, bir ölçüde, Kurân'ın ayâtü beyyinatına ve Sünnete karşı saygı korunduğu gibi, diğer yandan da metinlerin lâhûti buutları açık tutulmuş olacaktır.

Şunu kemal-i samimiyetle ifâde edeyim ki, yukarda bahsedilen yorumcu arkadaşların saffet ve samimiyetleri yanında, kendime bir dirhemlik beyân hakkını dahi lâyık görmediğim o muhlis kardeşlerim, çok ihlâslı olmalarına rağmen, ihlâsın sadece bir rükün teşkil ettiği çok yönlü bir mesele de yanlış iş yapıyorlar. İhlas ayrı mesele; Sünnete, Kitaba saygılı olma ve onların ruhuna sadakat içinde bulunma ayrı bir meseledir. Tr.fgulen.com

Bizim Şahsi Tanımlamamız! (Dabbet-ul Arz Nedir?)

Yukarıda okuduklarınız, sitelerden ve mevcut kitaplardan yaptığımız alıntılardır. Bunların noktasına ve virgülüne bile dokunmadan olduğu gibi copy-paste ettik ve üzerinde yorum yapmayıp, yorumu sizlere bırakıyoruz. Tabii ki aşağıda bizim yazdıklarımızı da sizlerin yorumlarınıza bırakıyoruz. Gerçek manâda doğruluğunu Allah'a bırakıyor ve sadece araştırmamızdan edindiğimiz tanımlamayı sunuyoruz. "En doğrusu bizim tanımlamamızdır" gibi akılsızca laf da etmiyoruz.

Dabbe (دابَّة ): Hayvan, Böcek (Haşerat), Yavaş yavaş hareket eden, Debelenen, Emekleyen, Sessiz ve yumuşak şekilde yürüyen/ilerleyen, Hastalık ya da Hamrın (tüm uyuşturucuların) vücuda ağır ağır sirayet/etki etmesi.vs

Her zaman yaptığımız (sabit) metot ile önce ilgili ayetleri inceleyelim. Kendimiz (banal) fikir üretmek yerine ayetlerin verdiği fikir/ip uçlarına objektif bir şekilde bakalım:

وَإِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةً مِنَ الْأَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ أَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِآيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ

27/82- *Ahd edilen/Emredilen/Söylenen başlarına geleceği/vuku bulacağı zaman, yerden/yeryüzünden/Arz'dan bir dâbbe çıkarırız ki; onlara insanların âyetlerimize TAM/Kesin iman etmemiş olduklarını söyler.

*(قَوْلُ)Vâd/Ahd edilen/Emredilen/Söylenen ==> كلمة . أمر . نبأ . رسالة . القَوْل . وَعْد . عَهْد

27/82. Ayette; Öncelikle bilinmesi gereken şudur ==> Allah'ın olacağını AHiD ettiği = insanların başlarına gelecek olan şey nedir? Ayeti en doğru şekilde anlamak için; *Siyak ve Sibakına bakalım:

فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ إِنَّكَ عَلَى الْحَقِّ الْمُبِينِ

27/79- O halde sen Allah'a tevekkül et. Şüphesiz ki sen, apaçık bir hak üzerindesin.

إِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتَى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاءَ إِذَا وَلَّوْا مُدْبِرِينَ

27/80- Şüphesiz ki sen, ölülere işittiremezsin, sırtını dönüp giden sağırlara da daveti işittiremezsin.

وَمَا أَنْتَ بِهَادِي الْعُمْيِ عَنْ ضَلَالَتِهِمْ إِنْ تُسْمِعُ إِلَّا مَنْ يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ

27/81- Sen körleri sapıklıklarından çevirip hidayete getirecek değilsin. Ancak kim âyetlerimize iman etmişse (onlara duyurabilirsin). Onlar müslümanlardır.

وَإِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةً مِنَ الْأَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ أَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِآيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ

27/82- Ahd edilen/Emredilen/Söylenen başlarına geleceği/vuku bulacağı zaman, yerden/yeryüzünden/Arz'dan bir dâbbe çıkarırız ki; onlara insanların âyetlerimize TAM/Kesin iman etmemiş olduklarını söyler.

وَيَوْمَ نَحْشُرُ مِنْ كُلِّ أُمَّةٍ فَوْجًا مِمَّنْ يُكَذِّبُ بِآيَاتِنَا فَهُمْ يُوزَعُونَ

27/83- Ve her ümmetin âyetlerimizi yalan sayanları gurup gurup toplayacağımız mahşer gününde, artık onlar bir arada tutulup (hesap yerine) sevk edilirler.

حَتَّى إِذَا جَاءُوا قَالَ أَكَذَّبْتُمْ بِآيَاتِي وَلَمْ تُحِيطُوا بِهَا عِلْمًا أَمْ مَاذَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

27/84- Nihayet (oraya) geldikleri zaman (Allah) der ki: "Siz benim âyetlerimi, ilmen (ne olduğunu) kavramadan yalan saydınız öyle mi? Yoksa yaptığınız başka neydi?"

وَوَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ بِمَا ظَلَمُوا فَهُمْ لَا يَنْطِقُونَ

27/85- Yaptıkları haksızlıktan dolayı, o söz/ahd gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar.

Buradan açık seçik anlaşılıyor ki bu qawl/söz/ahd.den kasıt, kıyametten başka şey değildir. Sıra geldi "Dabbet-ül Arz"ın Kurân verisine göre nasıl anlaşılması gerektiğine. Yukarıda kelime anlamları itibarıyla hangi manalara geldiğini belirtmiştik. Asıl amacımız bu anlamlar arasında Kurân en çok ya da tamamen hangi anlamı ön plana çıkarmış, buna bakmak.

وَفِي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَابَّةٍ ءَايَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ

45/4- Sizin yaratılmanızda ve yeryüzüne yaydığı dabbeden toplumlar için, TAM/Kesin ayetler/ibretler vardır.

Bu ayette Allah açıkça insanları diğer canlılardan/dabbe den (omurgalı-omurgasız-tek hücreli.vs) ayırdığını görüyoruz. (Sizin.dabbe.)

وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلَّا أُمَمٌ أَمْثَالُكُمْ مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ

Kaynaklar

[1] en-Neml, 27/82.
[2] M.H. Yazır, "Hak Dini Kur'ân Dili", V, 3701 vd.
[3] Râğıb, "Müfredât", debb maddesi.
[4] Mevdûdî, "Tefhîm", IV, 128.
[5] bk. Pezdevî "Ehl-i Sünnet Akaidi", 352; Nesefî, "Akaid", şerh ve haşiyesi Kesteli. 194.
[6] Müslim, Fiten, 118; İbn Hanbel, "Müsned", II, 201.
[7] Müslim, İman, 249; Tirmizî, Tefsîr, sûre 6.
[8] Ahmed b. Hanbel, II, 491; Tirmizî, Tefsîr, süre: 27.
[9] el-En'âm, 6/59.
[10] Nur/45.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: ahir zaman, 21.09.2015, 23:02 (UTC):
Dabbetül-arzın canı cehenneme! derken sen de hataya düşmüş olmayasın sayın.yazar.Hz.Ali Dabbetül-arz için “O, kuyruğu olan bir dabbe değil, sakalı olan bir dabbedir.”

Yani kıyamet alâmeti olarak gösterilen dabbe bir insandır.

Hz. Ali’nin bu sözünü de alıntılayan Elmalılı, Neml 82. ayetteki dabbe ile ilgili olarak şu sonuca varıyor: “Açık olan şu ki, bu ayetteki dabbe insandır.

Yorumu gönderen: murat, 04.09.2015, 17:01 (UTC):
Bu ayetin ebcedi hangi tarihi vermekte? Bir türlü bulamadım.

Yorumu gönderen: Hakkı , 07.03.2015, 11:02 (UTC):
Kenan, bu nasıl bir cehalettir ? Sen kurana, hadislere peygamberimize ne hakla yalancı dersin.Bilip bilmeden yorum yapmayın gözünüzü Seveyim.Bir müslümanın en kıymetli bilgi kaynağı kuran-ı kerim dir.Ki kuranda geçen çoğu hadise gerçektir veya gerçekleşmiştir.Sen bunları inkar ederek haşa Allahı ve kitaplarını yok saymış oluyorsun.Dabbe hadisesi gerçektir.Bir kıyamet alametidir.Ve bu alametin gerçekleşeceği dönem insanların en sapkın oldukları dönem olacaktır.Allah hepimizi mümin kkıllarından eylesin.

Yorumu gönderen: Fatih ÇELİK, 06.05.2010, 11:58 (UTC):
Kardeşim bence bilgi birikimin yetersiz olduğu konularda yorum yapma.Sen yalan dediğin konu hakkıında Peygamberlerimizin yorrumları var dolaylı olarak haşa onlara yalancı demiş oluyorsun.Lütfen yorumlarımızı yaparken düşüncce cerceveını taşmayalım.SAYGILARIMLA

Yorumu gönderen: fatih , 03.08.2009, 10:32 (UTC):
kimse kuranı kerimi ve hadislere yalan deme yetkisi yoktur.hadiste var söyleniyor ama bilinmeyen bir şekile veya isimle çıkabilir şu hadisi şerif gibi kişi ayakbağıyla konuşmadıkça kıyamet kopmaz.. alimlerin söylentisi şu anki telefonlar daha bir sürü zuhur etmiş hadis örnekleri vardır saygılarımla

Yorumu gönderen: kenan, 29.06.2009, 13:11 (UTC):
dabbee yalan kardeşim saçma saçma şeyler yapmayın allahım yarabbim yaa bunlar baatıl inançlar allah okadar güzel bir dünya sonu getircekki ama sadece bu güzel görünümlü ahiret günü iyilere gözükçek kötülere saece kötü gözükçek



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 48257122 ziyaretçi (122312672 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler