Deneyim #3
 

Karabasan Deneyimleri, III

Öleceksinnn!!!

Bu olay, bir yıl önce LGS sınavına hazırlanırken başımıza geldi. Birgün, dershane çıkışı, deneme sınavı çözmek için en yakın arkadaşımla bize gelmiştik. Ben, içecek bir şeyler hazırlamaya mutfağa gittim. Arkadaşım da, içerde çalışacağımız kitapları hazırlıyordu.Telefon çaldı ve salona geçtim. Telefonu açtım. Birisi, "Öleceksinnn!" diyordu; ama ses tanıdık gelmişti ve aldırmadım, tekrar mutfağa döndüm. Ardından tekrar telefon çaldı. Artık sinirlenmeye başlamıştım. Söylenerek salona girdim. Arkadaşım da telefonun susmamasına sinirlenmeye başlamıştı. Konsantre olamadığını söylüyordu ki, sesinde bir değişme oldu ve sesi kesildi. Ben, şaka yaptığını düşündüm ve telefonu açmaya gittim. Açtığımda yine aynı ses, "Öleceksinnn!!!" diyordu ve ben de gülerek telefonu kapadım.Arkadaşımı azarlamak için odama doğru yöneldim. İçeri girdiğimde, arkadaşımın kafası çalışma masasına düşmüştü. Bunu da şakanın bir parçası sanarak yanına gittim ve kafasını kaldırdım.O an gördüklerim, dün gibi aklımda hâlâ...Değişik bir yüz ifadesi vardı. Çok korkmuşa benziyordu ve nefes almıyordu.Çok korktum! Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Annemi aramak için telefona koştum; ama telefon meşgul sesi veriyordu. Giderek telaşlanmaya başlamıştım. Tekrar odama, arkadaşımın yanına döndüm; ama o, odada yoktu. Defterler ve kitaplar darmadağın olmuştu. Korkmaya başlamıştım. Çığlık atmaya çalıştım; ama sesim çıkmıyordu. Çıldırmak üzereydim ve ter içinde yataktan kalktım. Işığı yaktım ve odama bir göz gezdirdim. Her şey, yerli yerindeydi. Saat 3'tü. Korkunç bir kâbus görmüştüm ve telefon çaldı, sıçradım. Ama, "Sonuçta, her şey bir rüyaydı..." diyerek telefona gittim. Arayan, arkadaşımdı. Çok berbat bir rüya gördüğünü ve hala etkisinde olduğunu söyledi. Anlattığı rüya, tıpkı benim gördüğüm gibiydi.O anda tüylerim diken diken oldu. Bu, ne anlama geliyordu?....

Hayal mi?

Akşamları çok yemek yediğimde, zor uyur ve genelde kabus görürüm. Yemeği yine fazla kaçırmıştım. Hiç karabasan görmedim. Ama bu yemeğe görürüm artık diye düşünüp uyumaya koyuldum. Sadece terliyor, bir o tarafa bir bu tarafa dönüyordum. Tam daldığım sırada, birinin bana baktığını hissettim -Biraz korkağımdır- hemen irkildim. Odamın yarısı kadar bir gölge, hafif hareketlerle bana doğru bakıyordu. En kötü yani ise bunun rüya olmadığını biliyordum. Elim lambanın düğmesini arıyordu ama bulamıyordum. Nefes alamadım ve bağıramadım. Elektrik düğmesini buldum ama açmaya çok korkuyordum. Gözlerim, bana anlamsızca baktığına inandığım gölgeye dönüktü... Işığı açtığımda sandalyemin üzerine yığılı elbiselerin, olarında üzerinde kedimin bana baktığını gördüm. Ne de olsa hepsi birden kocaman bir soru işaretiydi benim için. İçim rahatlamıştı. Kedimi sevmek istedim. Hırlayıp yok olup gitti. Asabi bir kedi değildir. Ben de, tekrar yattım.

Aniden tekrar birinin bana baktığını hissederek irkilip ışığı açtım. Aynı manzaranın tekrarı olması benim sinirimi bozmuştu. Gülmeye başladım. Daha sonra sinirlerim yatışsın diye kalkıp bir kahve yapmaya karar verdim. 20 dakika sonra odama döndüm. Tüylerim diken diken olmuştu. Kedim ayni pozisyonda hiç oynamadan duruyordu. Pencerem açık olmasına rağmen odamda ağır bir koku vardı. O tatlı kedimin hareketsizce gözlerimin içine bakması beni oldukça etkilemiş olacak ki birden ağlamaya başladım. Sinirlerim bozulmuştu. Arkadaşımı aradım. Hemen buraya gelmesi gerektiğini ve sinirlerimin bozulduğunu söyledim. Döndüğümde kedim yerinde yoktu. Koku, arttıkça artıyordu. Ama nereden geldiğini anlayamamıştım. Odayı aramaya başladım. Her yeri kokluyordum. Balkon tarafındaki camdan aşağıya doğru bakarken hızla kapım çarptı. Hemen kapıya koşum fakat açmaya korkuyordum. Kapının öteki tarafından kedimin çıkaramayacağı sesler duyuyordum. Kalbimin nasıl attığını hala hatırlarım.

Bağırmaya başladım. Koku, sinir bozukluğu, o garip seslere bir de telefonun o yüksek sesi katılmıştı. Derin bir nefes aldım, kapıyı açtım ve doğru tuvalete gittim. Yansımam beni ürkütmüştü. Sinir bozukluğunun verdiği yorgunluktan olsa gerek kendi yansımamın bana oyun oynadığını düşündüm.Tam bayılıp kalacağımı sandığım sırada telefon tekrar çaldı. Açmaya cesaret edemedim önce. Sonra içeri gidip ahizeyi kaldırdım, kulağıma dayadım... Telefonda arkadaşımın sesini duydum. Gelemeyeceğini söylerken, birden sesi değişmeye başladı. Sanki sesi apartmandan aynı anda gelir gibi yakından duyuyordum. Tüylerim ürpermişti. Ben hiç konuşmadığım halde bana açıklamalar yapıyordu. Açıkçası saçmalıyordu. Bana iki de bir, "Gelmeyeyim ben; ama, sana bir şey olmayacak. O, sadece alacağını alıp gidecek." diyordu. Kedim etrafta gezerken normal sesler çıkarıp geziyordu. Eski tedirginliğim kalmamıştı.Neydi? Kedime ruh mu girmişti? Hayır. Ya kapı? Hava akımından çarpmıştı. Arkadaşımın ise içmiş olacağını düşündüm. Ama koku gerçekti...

Karabasan 1

Ramazan ayının ortalarındaydık. Ertesi gün, oruç tutmak için sahura kalktım ve uykulu bir halde yemek yedikten sonra, henüz daha soğumayan sıcak yatağıma uzandım. Uykuya dalar gibi olmamla birlikte üzerimde bir ağırlık hissettim. Gözümü açtım ve hareket etme çabalarım sonuçsuz kaldığını gördüm. Yatağımın bulunduğu yerden yemek masasında yemek yiyen annemi görmeme rağmen bir türlü hareket edememem, beni çok şaşırtmıştı. Vücudumun hiç bir noktasını hareket ettiremememin yanı sıra parmağımı bile kıpırdatamamam beni iyice telaşlandırdı. Çünkü daha önceden böyle bir olayla hayatım boyunca karşılaşmamıştım. Müthiş bir güç harcamama rağmen hareket edemiyordum ve avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım. Aman Allah'ım sesim de çıkmıyordu. Yaklaşık 3-4 metre uzakta olan anneme lütfen beni kurtar dercesine çırpınmalarıma karşı bir türlü kendimi fark ettiremiyordum. Artık dayanamayarak gözlerimi kapadım ve "Yeter artık ne zaman bitecek bu işkence? Yoksa ölecek miyim?" gibi düşüncelere dalarken, birden birinin elini omzumda hissettiğim anda üzerimdeki ağırlık bir anda yok oldu. Bağırarak gözlerimi korkuyla açtığımda omzundaki elin anneme ait olduğunu görmenin rahatlığıyla, yataktan sıçrayışımın sesi tüm ev halkını ayağa kaldırmıştı. Peki neydi o üstümdeki cisim? Bir insan uykuda olabilir ama gözleri açık asla.

Karabasan 2

Merhabalar.. Öncelikle anlatacağım olayın Kayseri'de bir köyde olduğunu belirtmek isterim... Tatile gitmiştim her sene olduğu gibi.. Dedemlerle kalabalık bir aileyiz. Ben, bu yüzden salonda yatıyordum ve dedem de sabahları yüksek sesle TV izlerdi, başucumda ben uyurken..

Birgün, yattım. Köyün sokak lambası, salona vuruyordu... Ben, uykudaydım.. Birden, dilim titremeye başladı. Bunu hisseder hissetmez gözlerimi açtım bağırmak istedim. Biz, kalabalıktık çünkü.. Ama sesim çıkmıyor. Bağırıyorum; ama çıkmıyor sesim... Çok kötü bir durum. İlk kez karşılaşmıştım o zaman. Gözlerimden yaş geldi.. Çok korkmuştum. Ölüyorum sandım ve ben inançları olmayan bir insandım. Vücudum, tamamen titremeye başladı. Etrafı görüyorum; ama hiç bir şey yapamıyorum..

Dedem girdi sonra içeriye; ama olur ya hani, az ışıkta biri girer yüzünü göremezsiniz. Ama şekli şeması bellidir. Aynen o şekildeydi.TV'yi açtı, kapattı. TV'nin üzerindeki tırnak makası ve makasın olduğu kutuyu karıştırdı ve çıktı. Ben ise çok seslenmeye çalıştım çok hareket etmeye çalıştım.. Bir süre sonra geçti. Ama her uykuya dalmaya çalıştığımda, yine başlıyordu.. Bu yüzden uyuyamadım hiç. Bir an uyuyakalmışım..

Sabah oldu. "Dede, " dedim. "Böyle, böyle oldu dün gece.." Bana, "Ben, gece hiç gelmedim ki odana." demesiyle ben çok kötü oldum.. Sonra öğrendim ki, bazı insanlara da olurmuş bu. . Ve daha sonra, inançlarım oldu.. Dua etmeye başladım.. 2-3 senedir gelmiyor şükürler olsun. Ama 4 sene bırakmadı beni.. Bir gecede 3-4 defa geldiğini bilirim... Çok kötü, çoook.. Hoşça kalın ..

Seval

Yüzleşme

Çocukluğumun dokuz yaşına kadarki olan bölümü, şimdi adını tereddütle de olsa karabasan koyabileceğim olaylarla geçti. İnsanlardan uzak bir çocuktum. Müthiş bir okuma tutkum vardı. Daha ilkokula gitmeden okumayı öğrenmiş; yaşıtlarım oyun oynarken ben, sadece kendime ait olan odada hiç durmadan kitap okuyordum. Daha 8 yaşında, tüm odayı dolduracak kadar kitaba sahiptim.

Korkularım vardı gecelere dair. Henüz "karabasan"ın adını bile duymuş değildim. Ne hayâlle gerçeği ayırt edecek, ne kendime ölüm ve ruhlar âlemi gibi bir çok bilinmeyeni açıklayabilecek yaştaydım. Ama rüyâ ile hayâli karıştırmayacak kadar da olgun. 6 yaşında olgunluk nedir diyecekseniz, 13-14 yaşlarında yaşamam gereken her şeyi daha o yıllarda yaşadım. Erken yaşadığım daha bir çok şey gibi... Belki de buna sebep, yine kendi yalnızlığımla paylaştığım yada paylaşabildiğim rüyalarım ve uyanıkken yaşadıklarımdı.

Aynı yerde başlardı her şey. Aynı sahne, aynı renkler, aynı koku, aynı korku. Yıllarca hep o aynı rüyayı gördüm. Hiç değişmeden, bir tek sahnesi bile bozulmadan. Artık ezberlemiştim. An be an fotoğrafik bir hafızayla, rüyanın nasıl gelişeceğini, "O"nunla nasıl karşılaşacağımı, içeri nasıl gireceğini, beni nasıl kovalayacağını, etimi yemek için dişlerini uzattığında nasıl uyanacağımı... Ben miydim "O"nun düşleri, yoksa "O" mu benim hayâlim; ayırt edilmez çizgiler, anlaşılmaz derinlikler... Uyanıkken gözlerimin önünden geçen siyah oyuncak trenler, küçük küçük varlıklar, adımı çağıran sesler... Kim çağırırdı, beni nerden tanırdı, ismimi nerden bilirdi; düşündüğüm bunlar değil, sadece korkularıma gün geçtikçe alıştığım ve sanki doğal hayatın bir parçasıymışçasına kabullendiğim gerçeğiydi. Ama tek bir şeyi biliyordum ki, uyanıkken karşılaştıklarım, düşlerimdeki gibi düşmanca değil dostça davranıyorlardı hep. Sanki uykumdaki o varlıktan beni korur gibi...

Öylesine kitap okuma sevgisi içimde doluyken, tek bir kitaba elimi bile süremezdim. Eskilerden hâtıra kalan çok eski bir Kur'an mushafına... O çocuk saflığıyla, sanki ona dokunsam kirleteceğim, o kutsal, nûrlu sayfaların kutsiyetini bozacağım... O mushafa herhangi bir insanın değil sadece kitaplarda okuduğumuz evliyaların dokunabileceğini, bizlere yasak olduğunu ya da çok büyük bir günah olduğunu düşünürdüm. Ama saatlerce baş ucunda durur, insanın içine huzur veren o Kur'an kokusunu içime çekerdim. O koku, hiçbir yerde yoktu. Bulutta, gül'de, aşk'ta, anne'de...

Geceleri o huzur, insanın içini ürperten, tüylerini diken diken eden ve senelerin katılaştırdığı korkulara bırakırdı yerini. Uyumak istemezdim... Korkularım katılaştıkça, "O"nun da katılaştığını, cisim aldığını fark ediyordum. Bir defasında henüz uyanıkken, başıma bürüdüğüm yorganımı çekmiş, bana (şimdi hatırlamadığım) bir duyguyla bakmıştı. Öfkeli mi, alaycı mı, belki de duygusuzca. İlk defa yüzünü bu kadar açık-seçik görmüştüm. Yüzü, yüzlerce yerinden yontulmuş kaya parçaları gibiydi. Yüzlerce köşesi, ama beni korkutmayan bir çekiciliği. İskambil kağıtlarındaki karo şeklinden daha naif bir göz yapısı, rengi hatırımda olmayan ama iradeyi donduran bir göz rengi. Ya da gözlerinin içindeki o anlam... Sabah, gözlerimi açamadım. Gözlerim yanıyor, ışığa bakamıyordum. İlk defa ağladım; ama acıdan... Babam, eczaneden aldığı damlayı gözüme damlattı, daha bir çok şey. "Geçecek, geçti çocuğum..." diye beni sakinleştirmeye çalışıyorlardı; ama ben, ışığı gördükçe daha da kötüleniyordum. Annem, gözlerime belki üç-dört kat tülbent bağlayıp beni yatırdı ve o gün okula göndermedi. Belki üç-dört gün, gözlerimde o tülbentlerle sadece yattım.

O günden sonra, o dostça seslerin yanına sessiz; ama korkutucu görümler de karıştı. Delirdiğimi düşünüyordum. Aklımın bana oyunlar oynadığını... Ama Allah'a o kadar çok inanıyordum ki... O istemezse, hiçbir şeyin bana zarar veremeyeceğine sonsuz güvenim vardı. Artık, sekiz yaşındaydım; ama15'inde, 16'sindaki gençlerin rûh ve fikir yapısına erişmiştim. Korkuyordum; ama aileme zarar vereceklerini düşündüğümden. Bazen, babamlarla beraber yatardım. Kendi gördüklerimi onların da görmesini dilerdim belki. Ne kadar suskun bir kaya olsam da, onlarla bu olanları konuşamasam da, en azından şahit olmalarını, tehlikede olduklarını bilmelerini belki de. Gecenin bir vaktinden sonra, yine aynı görümler başlardı. Ben, babamla karyolada; annemle kardeşlerim ise yer yatağında yatardı, onlarla beraber kaldığımda. Bazen annemgilin yataklarının arası olan boşluktan önce iki çift sahipsiz el çıkar, sonra kalkıp odanın içinde yürürler, kardeşlerimin yanına çömelip; şimdi hayal meyal hatırladığım, ama onlara kötülük etme yönünde olan şeyler yaparlardı. Bir defasında yine aynı şey olduğunda, birisi ne yaptı hatırlamıyorum; ama kardeşime zarar vereceğinden korkup babamı dürttüm. Babamsa, derin uykudaydı. Gözlerimi kapadım: "Bu bir rüya, bu bir rüya! Uyan, uyan" ... Gözlerimi açtığımda yoktular, ama babam, uykulu gözlerle bana yan dönüp, "Ne oldu?" dediğinde âdeta kanım donmuştu. Çünkü, rüyamda değil, gerçekten onu dürtmüştüm "Baba, baba, uyan!" diye.

Bir keresinde, anneannem de bizde kalıyordu. Tuvalete gitmiştim gece, ama istemeye istemeye. İçimde garip bir his vardı; birazdan kötü bir şey olacak, kötü bir şeyler olacak deyip duruyordum içimden. Birden simsiyah bir kedi, gözleri alev alev, üstüme atladı ve ben işte o an korkudan var gücümle bağırdım. Kedi, mutfağın karanlığından süzülüp kaybolup gitti. Ben, konuşamıyor, yüzüm bembeyaz öylece kekeliyordum. Anneannem, "Korkmuş çocuk, su verin çocuğa" diyerek bir bardak su getirtti ve suyu içtim. Bütün ev, ayağa kalkmıştı; çünkü ilk kez benim böyle bir hâlime şahit oluyorlardı.

Hiç unutamadığım bir olaysa yine o yıllarda yaşandı. Hiç unutamadığım; çünkü bütün bu olayların sonunu getiren ana nedendi. Birgün sokakta oturmuş, oyun oynayan mahalle (yada akraba) çocuklarını izliyordum. Oturduğum yer, evimizin tam dış kapısının önüydü ve telefon direği tam karşımıza düşüyordu. Aslında izlemiyor, yüzümü yumruklarımın içine almış öylece düşünüyorum. Birden, direğin yanında beni seyreden yeşil gözlü (yeşil gözlü; çünkü bu olay, belki de unutulmayacak en büyük hatıramdı, her şeyi nakış nakış işlemiştim yıllar sonra bile hatıralarıma) bir adamın dikkatle bana baktığını gördüm. Korkmuştum hafiften... Birden yanıma gelip beni omzumdan sarstı ve, "Korkma!" dedi. "Bir daha seni rahatsız etmeyecekler!" Ben donmuş kalmıştım. Öylece ona bakarken; o, döndü gitti. O günden sonra da bir daha hiç rahatsız edilmedim. Tâ ki beş yıl öncesine kadar.

Beş yıl önce, babamı bir trafik kazasında kaybettiğimde, büyük bir boşluğun içine düşmüştüm. Hayatta en çok değer verdiğim insan, avuçlarımın içinden koparılıp alınmıştı. Geceleri, onun hırkasına, başına taktığı beresine sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Özlemi yetmemiş, mezarından bir avuç toprak getirmiş; yatağıma serpmiştim, onun kokusuyla uyurum diye... O gece, aynı olaylar tekrar başlamadı; ama, bu kez daha değişik şeyler yaşamaya başladım. O günden, yani mezar toprağını yatağıma döküp uyumaya başladığım günden sonra, her gece, aynı saatte uykumdan derin bir soluk alıp verme sesiyle uyanıyordum. Korkudan saçlarımın yandığını, diken diken olduklarını hissediyordum. Sabaha kadar gözümü kırpamıyor, öylece dualar okuyor, beni Yaradan'a sığınıyordum. Dua edince biraz rahatlıyor, o seslere de alışıyordum. Ama sabaha kadar da uyuyamıyordum tekrar. İnsan, korkularına sevinir mi? Ama ben, korktuğum kadar da seviniyordum; çünkü korkularım, beni Yaradan'a daha çok yaklaştırıyordu. Ben korktukça O'na sığınıyor, O'na sığındıkça da korkumun yerini O'nun o "dostâne" varlığı dolduruyordu. Birgün, Kanada'da yaşayan bir dostumla MSN'de sohbet ederken ona bu yaşadığım olaydan bahsettim. Dostum, bu korkuları beynimizin yarattığına ve istediğimiz an korkularımızın üstesinden gelebileceğimize dair benimle uzun bir konuşma yaptı ve beni ikna etti. (Farklı dinlerdendik belki, ama ikimiz de felsefeye, özellikle dinler felsefesine öylesine meraklıydık ki!) O günden sonra, hayatımı cehenneme çeviren o en son korkumu da yendim ve korkularımın, bir daha benim iznim olmadıkça hayatıma girmesine müsaade etmeyeceğime dair kendime söz verdim.

Luciin





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: İnciccc, 12.02.2014, 14:52 (UTC):
Çok güzel bir senaristsin gerçekten :D

Yorumu gönderen: Dream, 03.12.2010, 18:53 (UTC):
saçma ve hepsi uydurmaca.

Yorumu gönderen: Luciin, 13.04.2010, 11:16 (UTC):
arkadasın sana tam olarak neler demişti?



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36792364 ziyaretçi (102914723 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.