Diğer Dinlerin Astral Çıkış Hakkındaki Görüşleri
 
Diğer Dinlerin Astral Çıkış Hakkındaki Görüşleri, Jesus Christ

Diğer Dinlerin Astral Çıkış Hakkındaki Görüşleri, Hesus Christ

Diğer Dinlerin Astral Çıkış Hakkındaki Görüşleri Diğer Dinlerin Astral Çıkış Hakkındaki Görüşleri

Diğer Dinlerin Astral Çıkış Hakkındaki Görüşleri

Çok eski tarihi kayıtlar incelendiğinde Eski Mısırlıların, Kuzey Amerika Kızılderililerinin, Çinlilerin, Yunan filozoflarının, Orta Çağ simyacılarının, Okyanusya Halklarının (Şaman kökenli), Hinduların, Yahudilerin ve Müslümanların astral seyahati bildikleri ve bazı dini ritüellerinde uyguladıkları tespit edilmektedir. Bunların arasında BDD’ler ile ilgili en eski betimlemeler, anlatılar, semboller ise en çok Mısır, Hindistan, Çin ve Tibet’ten gelmiştir. Örneğin, Tibet’te astral seyahat yapmış kişilere "öteden geri dönen" anlamına gelen "delogs" adı verilirdi.[1]

Astral seyahat denilen olayı ruh beden ilişkisi uyku ve rüyalar bağlamında değerlendirmek gerekir. Kadim insanlık tarihinden beri ruh beden ilişkisi, insanın uykuda durumu ve rüyalar bütün felsefi, dini akımların konusu olmuştur. Ancak henüz bu ilişkinin mahiyeti hakkında pozitif verilere dayalı olarak kesin bir yargıya varılamamıştır. Kur’an-ı Kerîm'de de İsra suresi 85. ayette; [2]

"Ve sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: ’Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir." [3]

buyurularak bu konunun tam anlamıyla kavranamayacağına işaret edilmiştir.

İnsan şuurunun fiziki bedeninin dışına yansıması ya da diğer bir tanımla, şuurluluk alanının genişleyerek beden dışına taşma olayı olarak isimlendirilen "Astral Seyahat" veya "Şuur Projeksiyonu" ise ruh beden ilişkisine bağlı olarak bütün felsefi ve tasavvufi-mistik akımların önemli bir konusudur. Bu hususu Hz. Peygamber’in isra ve miraç hadisesi bağlamında da değerlendirmek mümkündür. Hz. Peygamberin bu olayı bedenen mi yoksa ruhen mi ya da rüya da mı yaşadığı konusunda farklı rivayetler söz konusudur. Bu durum ruhun bedenden ayrılıp ötelere gitmesi konusunda kesin bir şey söyleyemeyeceğimiz anlamına gelir.[2]

Yine Kur’an’da zümer suresi 42. ayette şöyle buyurulur:

"Allah (ölen) insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye (ömürlerinin sonuna) kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır." [4]

Bu ayet astral seyahatin uykuyla ilgili bir hadise olduğuna işaret eder. Bununla birlikte uyku ölüme benzetildiğinden uyku halinde sorumluluk düşer. Rüyada görülenlere bağlı olarak amel edilmez. Dolayısıyla ruh beden ilişkisi ya da insanın manen seyahat etmesi mistik gizemini her zaman korumuştur. Bu bağlamda söylenenlere itibar edilmesi doğru olmadığı gibi hayatımızı aklımızı kullanarak kainattaki sebep sonuç ilişkisine göre yaşamak Kur"an"dan ve Hz. Peygamber"in uygulamalarından çıkarılacak hükümdür. Zira İslam dininde esas olan şuurluluk halidir, bu ise ancak ruh beden birlikteliği ile mümkün olur. Sorumluluk da buna bağlıdır.[2]

Astral seyahat; ruhun bedenimizi belirli bir süre terk ederek çeşitli yerlere düşünce hızı ile gidip, gittiğimiz yerlerde meydana gelen olayları izleyebilmeye denmektedir. Ancak esasında ruh bedenden ayrılmamaktadır. Ruh bedenden ayrılmadan da başka yerlerde bulunabilme özelliğine sahiptir. Nitekim nefislerini terbiye etmiş insanların ruharı bir anda bir çok yerde bulunabilmektedir. Abdulkadiri Geylani Hazretleri, aynı anda kırktan fazla yerde görülebilmiştir.[5]

Astral seyahat gibi parapsikolojik olaylara İslam dinince dini bir değer atfetmek doğru olmaz. Bir kimseden sadır olabilecek olağan dışı hadiselerin dini anlamda bir bağlayıcılığı yoktur. Zira bu olaylar görünmeyen alemle de ilgili olup İslam dinine göre o alem hakkındaki gaybi bilgiler ancak ilahi vahiyle bilinir. Hz. Peygamber"in tebliğ ettiklerinden ibarettir. Bununla beraber insan psişik yapısının ve parapsikolojık olayların ilmi çalışmalara konu edilmesinde bir mahzur yoktur. Zaten İslam alimleri, Müslüman filozof ve mutasavvıflar da bu konularda çalışmışlardır. Bütün bu bilgilerin dökümü ve değerlendirilmesi ise hayli ciddi ve zaman alacak bir iştir. Ancak bu konularada bir müslümanın takınması gerektiği tavır hakkında şunu söyleyebiliriz:

Bilindiği gibi son Peygamber Hz. Muhammed vasıtasıyla insanlığa gönderilen son ve mükemmel ilahi kitap Kur’an-ı Kerim, insanı yaratan ve yaratılan ilişkisine ve mutlak yaratıcı olan Allah’ı tevhîd etmeye (birlemeye), bu iman ve eylemdeki amacı kavramaya çağırmıştır. İnsan, hakikatin bilgisini metafizik olanla ilişki kurmaya çalışmakla değil, Hz. Peygamber tarafından insanlığa tebliğ edilen mesaja kulak vermek suretiyle elde etmeye çalışmalıdır. Çünkü insanın kabiliyet ve melekeleri eşyanın hakikatini ve fizik ötesi alemi tam anlamıyla idrak etmeye müsait değildir. Bu bakımdan insana düşen öncelikle kendini ve içinde yaşadığı kainatı anlamaya yönelik olmalıdır. Yani insan ilmi araştırmaya konu olarak enfüsî (kendisindeki) ve afakî (evrendeki) delillere müracaat etmelidir.

İşte bu bağlamda insanın yaratılışından da getirdiği tecessüsle kendi varlığı ve kainat üzerinde araştırmaya yönelmesi ilahi iradenin de arzu ettiği bir husustur. Buna bağlı olarak ahlaki sorumluluk çerçevesinde her türlü ilmi araştırmayı Kur’an tavsiye eder. Ancak ilahi irade kainatta sünnetullah diye nitelendirdiği Allah’ın koyduğu yasaları gözeterek insana bu araştırmasını yaparken takip edebileceği bir yöntem önermiştir. Bu da insanın kendi bilgisi, yetkinliği ve sorumluluk alanıyla sınırlı olmalıdır; yani gayb aleminden ziyade müşahede alemine yönelik olmalıdır. Çünkü gaybı Allah’tan başkası bilmez; ancak seçmiş olduğu peygamberleri vasıtasıyla gayb alemine dair bazı bilgiler insanlığa ulaştırılmıştır [6][2]

Kur’an-ı Kerim’in mucizeliğinin bir yönünü de, onun ifade buyurduğu hakikatlerin, özellikle Allah’ın isim ve sıfatlarının o sonsuz tecellilerini ve hakikatlerini anlatırken, hiçbir çelişkiye meydan vermemesidir. Bu konuyu açıklayan Bediüzzaman, bu uçsuz bucaksız yansımaların büyük bir âhenk ve uyum içerisinde olduğunun şahitlerinden bazılarını da manevî/ruhânî olarak "astral" seyahatlerde bulunan keşif ehli, irfan ve hikmet sahiplerini kabul etmektedir: [5]

"Kur’an’ın bahsettiği o geniş hakikatler, bütün dal-budaklarıyla, amaçları ve ortaya koydukları sonuçlarıyla, çok geniş bir yelpazede, o kadar tenasüple birbirine uygun, birbirine lâyık, birbirini kırmayacak, birbirinin hükmünü bozmayacak, birbirinden tevahhuş etmeyecek / birbirine karşı yabancılık çekmeyecek bir surette Allah’ın isim ve sıfâtlarını, iş ve fiillerini öyle bir tarzda beyan eder ki, bütün ehl-i keşif ve hakikat ve daire-i melekûtta cevelân eden/Allah’ın memleketinde seyahat eden bütün irfan ve hikmet sahipleri, Kur’ân’ın o beyanlarına karşı "Sübhânallah" deyip "Ne kadar doğru, ne kadar mutabık, ne kadar güzel, ne kadar lâyık" diyerek tasdik ediyorlar." [7]

"Zemin/yer ile gökler, bir hükûmetin iki memleketi gibi birbirine alâkadardırlar. Ortalarında ehemmiyetli irtibat ve mühim muameleler vardır. Zemine lâzım olan ziya/ışık, hararet/ısı ve bereket ve rahmet gibi şeyler semadan geliyor, yani gönderiliyor. Vahye istinat eden bütün edyân-ı semaviyenin/Semavî dinlerin icmâı ile ve şuhuda istinad eden/keşif yoluyla gördükleri hakikatlere dayanan bütün ehl-i keşfin tevatürüyle, melâike ve ervah semadan zemine geliyorlar." [8]

"Bundan, hisse karib/gözle görmeye yakın bir hads-i kat’î ile/kalbe birden gelen ve onu tatmin eden bir ilham ile bilinir ki, sekene-i arz/yeryüzünde ikamet edenler için, semaya çıkmak için bir yol vardır. Evet, nasıl herkesin akıl ve hayal ve nazarı her vakit semaya gider. Öyle de, ağırlıklarını bırakan ervâh-ı enbiya ve evliya veya cesetlerini çıkaran ervâh-ı emvat, izn-i İlâhî ile oraya giderler." [9]

Eski Mısırlılar, astral bedeni Ka, can ya da ruhu Ba olarak adlandırır ve her ikisinin de istedikleri zaman fizik bedenlerinden ayrılabildiklerine inanırlardı. E. A. Wallis Budge, Mısır’ın Ölüler Kitabı giriş bölümünde, eski Mısırlıların Ka’yı ait olduğu kişinin özelliklerine sahip olan ve onun gibi görünen soyut bir beden olarak gördüklerini, bununla birlikte fizik bedenden bağımsız ve istediği her yere gitmekte özgür olduğunu belirtir.

Ezoterik bilgi, Eski Mısır’a ait birtakım gizli kalmış tarihi ritueller ve eğitim süreçleri hakkında ayrıntılı bilgileri koruyarak günümüze kadar ulaştırabilmiştir. Ülkenin önemli merkezlerinin özenle seçilmiş yerlerinde mabetler, tapmaklar bulunuyordu ve buralarda çok özel şartlarda seçilmiş kişilere inisiyatik eğitim veriliyordu. Öğrenciler bu eğitime alınmak için zor bir kabul edilme sürecini aştıktan sonra tapmağa alınarak mabed rahiplerinden olmak amacıyla artarda yine özel birtakım sınav zincirinden arda arda geçmek zorunda kalıyorlardı.

Bu sınavlardan biri de öğrencinin (müridin) bir astral seyahat deneyimini gerçekleştirme süreciydi. Eski Mısır inisiyasyonlarında astral alanda bilinçli deneyimler yaşayamayan müridin ezoterik öğretinin ruhuna ulaşamayacağı çok iyi bilindiğinden, böyle bir yeteneği gelişmeyen kişiler inisiyasyona kabul edilmezdi. Örneğin, Mısır tapmaklarında gerçekleşen inisiyasyonun önemli bir bölümünü oluşturan oruç aşamasını geçiren müritlerin daha sonra astral seyahat yaşamaları şarttı. Büyük Rahip (hierofant) ve diğer inisiyelerin huzurunda transa sokulan öğrenciye astral seyahat yaptırılırdı. Astral alemin değişik seviyeleriyle karşılaştırılan ve buradaki yasaları üstatlarının da titiz korumasıyla kavrayan inisiye, ancak bu sayede bazı gizli sırlara erişebilme durumuna gelebilirdi. Çünkü görünen alemin, görünmez alemin bir tezahürü olduğu ilkesinden hareket edilirdi. Yani bir anlamda astral alem ve bu alemin yasaları müritlere bu şekilde öğretilirdi.[1]

Hint Öğretileri’nde insanın üç bedenden oluştuğundan söz edilir. Bunlar fizikî, esirî ve rûhsâl bedenlerdir. Taoist düşüncede insan vücudunda, evrenin mutlak enerjisinin bir zerresinin depolandığı ve bu enerjinin ruhsal bir varlık olduğu ifade edilir. Bu ruhsal enerji, eğitim ve öğrenim sonucu fizik beden dışına çıkarılabilir.[10]

Fizik bedenden bu geçici ayrılış fenomeni diğer dinlerde de gözlemlenmiş bir olgudur: ancak bu durumlarda, gerçek anlamda bedenden ayrılış ile bireye astralde seyahat yapmış izlenimini veren vecd-i trans (transe extatique) arasında ayırım yapmak zor bir iştir. Çeşitli ifadelere bakılacak olursa, Tibetli lamalar telepatiye ve bilokasyona (astral seyahat) egemen olmayı başarmaktadırlar. İfadesini kulak arkası edemeyeceğimiz Alexandra David-Neel yıllarını geçirdiği Tibet’e ilişkin eserlerinde, bir sürü astral seyahat örneği sergilemiştir: Bu türden seyahatler yardımıyla, lamalar çok uzaklardaki manastırları ziyaret edebilmektedirler.

Hint kozmolojisinden ve okült geleneğinden büyük ölçüde etkilenen Tibet Budizm’i de astral projeksiyon, astral beden ve astral bedenin işlevlerini incelikleriyle işleyen ayrıntılı doktrinler içerir. Bu doktrinlerin bazıları geleneksel Taoizm öğretileri ve hatta Museviliğin gizli mistik öğretileri olan Kabalizmle benzerlik gösterir.[1]

Doğu inançlarının ve öğretilerinin dışında, batıda da aynı yaklaşımlar görülür. Hz. İsa’nın havarisi Saint Paul (Pavlos), insanda ruhsal ve doğasal iki beden olduğunu söylemiştir.

İsa Peygamber, İncil’de şöyle demektedir:

"Öyle bir adam bilirim ki, bedenin dışında mı? Bilinmez..." [11]

Dante, ünlü ilahi Komedya’sında şöyle yazar:

’’Yaratıcı Güç, bedenin yapımı bitip hazır olunca ona yeni bir ruh üfler. Zaman gelince ruh bedenden ayrılır, bedeni güçler dilsiz kalır.’’

1195’te İtalya’da yaşayan ünlü Aziz Saint Antuan’ın mucizeleri arasında, bedenini bir kilisede bırakıp, başka bir kiliseye gittiği ve orada göründüğü olayı yer almaktadır.[10]

Çok uzak geçmişte olduğu gibi günümüz primitif toplumlarında da, astral seyahat ruhlarla irtibat olgusundan ve rüyalardan ayrı kalamamıştır. Sosyolojinin ve antropolojinin öncülerinden biri olan Lucien Levy-Bruhl’ün La Mentalite Primitive adlı eserinde, bir misyoner tarafından balkabaklarının çalındığını iddia eden ilginç bir Kızılderili örneği yer almaktadır. Bu Kızılderili, Avrupalı misyonerin, hırsızlık olayının cereyan ettiği anda, köyünden çok uzaklarda bulunduğunu biliyordu ve bunu tartışmıyordu bile ama bu hırsızlığı yapmak üzere deduble olduğu konusunda ısrar ediyordu.[1]

Astral seyahat denilince akla ilk gelen kültür ise Şamanlar olmaktadır. Konuya girmeden önce şunu belirtmekte fayda var: Şamanizm, her ne kadar Kuzey ve Orta Asya’nın dinsel yaşamına hakim olmuşsa da, bu geniş toprakların dini değildir. Bazen karışıklık, bazen de yüzeysel araştırmalar sebebiyle Şamanizm, Kuzey Asya halklarının, yani Türk ve Tatarların dini olarak ele alınmıştır. Oysa bu uygulamalara Amerika yerlilerinden, Avustralya ve Güney Afrika’ya kadar pek çok yerde rastlamak mümkündür.

Bazıları, şamanizmin esasının astral seyahat olgusuna dayandığını iddia etmekte ve Şamanlarca trans sırasında gerçekleştirilen "göğe çıkış" ve "ruhlar aleminde seyahat" olgularının astral seyahatten başka bir şey olmadığını ifade etmektedirler. Ve örnek olarak da, 15. yüzyılda yaşamış olan Upsal piskoposu Olaüs Magnus’un Histoire des Peuples du Nord adlı eserindeki şu ifadeyi öne sürmektedirler:

"Beş yüz millik mesafede bulunan dostlarının veya düşmanlarının halini ve sağlığını öğrenmek isteyen bir kimse, konunun ehli olan bir Lapona veya Fine ya bir olta ya bir giysi ya da bir yay hediye etmekte ve onlardan, söz konusu dostlarının veya düşmanlarının nerede bulunduklarını ve ne yaptıklarını anlamak üzere bir girişimde bulunmalarını rica etmektedir. Bunun üzerine bu ehil kişi, karısı tarafından memnun edildikten sonra bir arkadaşıyla birlikte bir odaya kapanmaktadır. Önce bronzdan bir kurbağayı veya yılanı çekiçle ve ayin usulüne uygun bir edayla dövmekte, ardından da sihirli sözler mırıldanıp yere serilmekte ve kendinden geçmektedir ve böyle vecd hali içinde kısa bir süre ölü gibi yatmaktadır.

Bu süre içinde, sihirli sözlerin kudreti sayesinde, ruhu geri seviyeli bir bedensiz varlığın da yardımıyla, uzak memleketlerden bir yüzük veya bir bıçak gibi gerekli delilleri sağlayıp getirmektedir. Sonunda da birden kendine gelip dilek sahibine, seyahati sırasında olup bitenleri anlatmaktadır."

Yeni Gine’deki Marind kabilesinde, Medecinemen kendisine ormanda hurma dallarından bir kulübe inşa etmekte, ardından da kollarına ve omuzlarına balıkçıl kuşunun tüylerini yapıştırıp kulübeyi ateşe vermektedir. İddiaya göre, duman ve alev onu hafifletmekte, istediği yere doğru uçmasını mümkün kılmaktadır.

Onların mitolojisine göre, Altın Çağda, yer ve gök birbirine bir köprüyle bağlıydı ve bu köprüden herkes dilediği gibi geçebilmekteydi. Fakat büyük tufanlar sonucunda bu köprünün ilk kemerleri tahrip olmuştur ve şamanlar kalan son kemeri işte o zamandan beri bilmektedirler.[1]

Kaynaklar

[1] http://gecmisingizemi.blogspot.com.tr/2014/09/astral-seyahat-tarihcesi.html
[2] https://www.facebook.com/notes/-parapsikoloji-telekinezi-astral-seyahat-telepati-meditasyon-/astral-seyahat-dinimizce-g%C3%BCnah-m%C4%B1d%C4%B1r-diyanet-i%C5%9Flerinin-verdi%C4%9Fi-cevap/154161817984996/
[3] İsra 85.
[4] Zümer 42.
[5] https://sorularlaislamiyet.com/astral-seyahat-nedir-insan-uyku-halinde-baska-insanlarin-ruhlari-ile-nasil-gorusebiliyor
[6] Bknz. Cin Suresi: 25-28.ayetler
[7] Bediuzzaman, "Sözler", Yirmi Beşinci Söz, s. 435.
[8] Bediuzzaman, "Sözler", On Beşinci Söz, s.177
[9] Bediuzzaman, a.g.e.
[10] http://www.paranormaltr.com/2013/01/astral-seyahat-ve-dinler.html
[11] İncil, 2. Korintliler 12:3.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: nisan, 08.11.2015, 14:02 (UTC):
Yahudi inançlarına göre astral seyahat var mıdır?

Yorumu gönderen: oguz, 11.02.2015, 21:26 (UTC):
somuncubabanın 2 tane diğer kardeşleri dışarıda bekliyormuş demekki

Yorumu gönderen: İlker, 19.10.2010, 20:25 (UTC):
Diğer dinleri bilmem ama Somuncubaba adındaki bir evliyanın bir cuma namazı çıkışında caminin 3 çıkış kapısında da cemaatle helalleştiği söylenir. farklı kapılardan çıkanların hepsi de Somuncubaba ile selamlaştığını söylemiştir...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 46838505 ziyaretçi (119799101 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler