Duhân-ı Mübîn (Duman, Gaz Bulutu), 1.Bölüm
 



yanar dağ patlaması, beyaz bulut, duhan, duman

yanardağ, volkan, patlama, patlaması

Duhân-ı Mübîn (Duman, Gaz Bulutu)

1. Bölüm

Hazırlayan: Akhenaton

Lütfen arama motorlarında indexlenmeden ve son eklenen 20 makale içindeyken başka sitelerde paylaşmayın.

Konu başlıkları

  1. Duhân Nedir?
  2. Kuran-ı Kerîm'deki İlgili Ayetler
  3. Tevrat ve Zebur (Eski Ahit)'daki İlgili Ayetler
  4. İncil (Yeni Ahit)'teki İlgili Ayetler
  5. Duman (Duhan) İle İlgili Hadisler
  6. Çeşitli Bakış Açıları
  7. Zükâm (Âhir Zaman Nezlesi)
  8. Duhan ve Yanardağ Patlamaları
  9. Kaynaklar ve Dipnotlar

1. Duhân Nedir?

فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاء بِدُخَانٍ مُّبِينٍ
يَغْشَى النَّاسَ هَذَا عَذَابٌ أَلِيم
ٌ

«Göğün açık bir duhan (duman) getireceği günü bekle. (O duman), insanları bürür. Bu, elem dolu bir azaptır.» (Kurân-ı Kerîm, Diyanet Meali, Duhân Sûresi 10-11) [1]

«Öyleyse, gökyüzünde bütün insanlığı sarıp kuşatan (ve günâhkârları) "Bu azap, ne acı!" (diye feryat ettiren ve) "Ey Rabbimiz, bizi azaptan uzak tut; çünkü biz (artık Sana) inanıyoruz." dedirten ve (son saatin yaklaştığını) haber veren bir duman tabakasının belireceği Gün'ü bekle...» (Kurân-ı Kerîm, Muhammed Esed Meali, Duhân Sûresi 10-12) [2]

Arapça'da “tütmek, dumanı çıkmak” mânâsındaki (دخن) “da-ha-ne” kökünden isim olan (دخان) “duhân”; “duman” anlamına gelmektedir.[3] “Duhân” kelimesi Kurân-ı Kerîm'de iki yerde geçmekte ve “duman” anlamında kullanılmaktadır.[4][5][6] İslam itikadına göre kıyamet yaklaştığında yerden bir duman çıkacak, bu duman her tarafı kaplayacak. Müslümanları nezle olmuş gibi hastalandıracak, ancak kafirleri bayıltacak bir tabii afettir.[7]

Terim olarak iki anlamı vardır:

  1. Duhân, Kurân-ı Kerîm'in 44. sûresinin adıdır. Söz konusu sûrenin onuncu âyetinde duhân (duman)dan bahsedildiği için bu adı almıştır.
  2. Duhân (duman), "Kıyâmet alâmetlerinden biri"dir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadiste; "On alâmet zuhur etmedikçe kıyâmet kopmayacaktır: Doğuda bir yer batması, batıda bir yer batması, Arap yarımadasında bir yer batması, duman, Deccâl, Dâbbetü'l-Arz, Ye'cûc ve Me'cûc, güneşin battığı yerden doğması ve Aden toprağının sonundan (Yemen'den) bir ateş çıkarak insanları haşrolacakları yere sürmesi" buyurmuştur.[8][9]

Kelimenin lügatteki diğer anlamları ise şöyledir:

  1. Duman. Tütün (sigara).
  2. Mc: Gaflet ve dalâlet dumanı ki, hakikatlerin görünmesine mâni olur. Arap lisanında galip olan şerre, duhan tesmiye ederler.
  3. Kıtlık ve kuraklık.[10]

Duhân sûresinin "Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azaptır" (10-11) âyetlerinde zikredilen dumanın, bazı âlimler, kıyâmet kopmadan önce zuhur edecek kıyâmet alâmetlerinden birisi olduğunu söylemişlerdir. Rivâyete göre bu duman kâfirlerin kulaklarından girecek, başları kebaba dönecek; müminlerin de hâli nezleye yakalanmışa dönecek, bütün yeryüzü bacasız bir fırın gibi kızacaktır.[11] Ashâbdan İbn Abbâs, İbn Ömer ve Zeyd b. Ali'nin rivâyetleri bu dumanın kıyâmete yakın çıkacağı tarzındadır.[12][9]

Tefsir bilginlerinin çoğunluğu, bu dumanın, kıyametin alametlerinden biri olarak göğü kaplayacak olan duman olduğunu ifade etmişlerdir.[13]

Kurân'da kıyâmetin yaklaştığını haber veren âyetlerin olması, Müslümanlar arasında yakın bir gelecekte kıyâmetin kopacağı, öncesinde de kıyâmet alâmetlerinin zuhûr edeceği inancını doğurmuş, konuyla ilgili Hz. Peygamber'e nispet edilen rivâyetler de bu inancın pekişmesini sağlamıştır. Bunların gaybî rivâyetler olmaları nedeniyle de, bu konularda bağlayıcı yorum ve tahminlerde bulunulmaktan kaçınılmış, “duhân”ın zuhûruna inanılması gereken bir “kıyâmet alâmeti” olduğu belirtilmekle yetinilmiştir.[14][5][6]

Ancak bu konuda ortak bir kanaate de ulaşılamamıştır. Nitekim, “duhân” ile ilgili başlıca iki yorum mevcut olup, birinci yoruma göre âyette bahsedilen “duhân”, Hz. Peygamber'in duası sonucu gerçekleşen ve inkarcıları sıkıntıya sokan kıtlık ve kuraklıktır. Mekkeli müşriklerin kıtlık yıllarında, açlık ve bitkinlikten dolayı ufka baktıklarında her yeri dumanlı görmeleri sebebiyle bu şekilde bir yorum yapılmıştır.[15][5][6]

Diğer yorum ise, “kıyâmet alâmetleri”nden biri olduğuna inanılan “duhân”dır.[16] “Duhân”ın “kıyâmet alâmeti” olarak algılanmasına bazı rivâyetlerin büyük oranda etki ettiği düşünülmektedir. Örnek verecek olursak, kaynaklarda geçen şu rivâyet “duhân”ın nasıl “kıyâmet alâmeti” olarak görüldüğü hakkında bir fikir vermektedir. Huzeyfe b. el-Yemân'dan rivâyet olunduğuna göre, Hz. Peygamber şöyle buyurmuşlardır: “Kıyâmet alâmetlerinin ilki, “duhân”, Meryem oğlu Îsâ'nın inmesi ve (Yemen'in şehirlerinden) Aden taraflarından çıkacak bir ateştir ki, insanları mahşer yerine sevk edecektir.” Huzeyfe: “Ya Resûlellah, bu ‘duhân' nedir?” diye sormuş, Hz. Peygamber onun bu sorusuna karşılık olarak duhân sûresinin 10. âyetini okumuş ve: “(Bu duman) doğu ile batı arasını dolduracak; kırk gün kırk gece duracak; mü'min nezleye tutulmuş gibi olacak; kâfirler sarhoş gibi olacak; (bu duman) kâfirlerin burunları, kulakları ve arkalarından çıkacak.” buyurmuşlardır.[17][5][6]

Günümüz tefsir araştırmacılarından Aydemir, senedinde problemler bulunan ve değişik tefsirlerde yer alan bu rivâyetin uydurulduğu ve Hz. Peygamber'e atfedildiğini ifâde etmektedir.[18] Özetle, tefsirlerde ve diğer bazı kaynaklarda yer alan ve “kıyâmet alâmetleri”nden bahseden rivâyetlerin sened ve metin yönünden tenkîde tâbi tutulmaları gerektiği anlaşılmaktadır. Zîra bu rivâyetlerin, Kurân-ı Kerîm'deki bir takım âyetlerin farklı yorumlanmasına neden olduğu görülmektedir.[5][6]

İbn Kuteybe “duhân”ın; insanı çok korkutan ve acizliğini hissettiren gökyüzünden gelecek çok büyük felâketler anlamına gelen mecâzî bir ifade olduğunu söylemekte ve bu görüşünü Arapların (الشر الغالب) “insanı çaresiz bırakan felaketler”i, “duhân” diye isimlendirmelerine dayandırmaktadır.[19] Bununla birlikte âyette belirtilen “duhân”ı, insanın hayatını sürdürebileceği en uygun ortam olan dünyadaki dengelerin bozulmasının bir işâreti olarak değerlendirenler de bulunmaktadır.[20][5][6]

Nitekim, bazı insanlar dünyanın hassas dengeleriyle oynarlar, yeryüzünde ve atmosferde, çevre ve hava kirliliği, nükleer savaş [21] ve nükleer santrallerin sebep olacağı radyoaktif kirlenmeler sonucu jeolojik ve ekolojik dengeyi altüst ederler, bütün insanlık âlemi de bu duruma çıkarları yahut korkuları nedeniyle ilgisiz ve seyirci kalırlarsa, büyük felaketlerin yaşanması, iklimlerin değişmesi, küresel ısınma ya da soğumaların olması, netice îtibârıyla da “kıyâmet-i vustâ”nın gerçekleşmesi yani; kitleler halinde insanların ölmesi söz konusu olabilir. Hayatta kalmayı başarabilenlerin acizliklerinin farkında olarak yapacakları dualarla her şeyin tekrar normale dönmesi uzun zaman almakla beraber mümkün olabilir. Zîra âyetler, Allah'ın buyruklarını umursamayan insanlığın kendi yapıp ettikleri negatif davranışlar sebebiyle, kendi elleriyle kendilerini tehlikeye atmalarının ve kendi kendilerine zulüm etmelerinin doğal bir sonucu olarak, böyle bir durumla karşı karşıya kalmalarının her zaman imkan dahilinde olduğuna işâret etmektedir.[22][5][6]

Aynı şekilde Yüce Allah insanları imtihan etmek maksadıyla bir takım gök cisimlerinin dünyaya çarpmalarına engel olmayabilir. Bu durumda gökyüzünden gelecek böyle büyük bir felaket sonucu çarpmanın şiddetiyle atmosferde yoğun bir duman tabakası meydana gelebilir ve doğal olarak pek çok insan hayatını kaybedebilir. Dolayısıyla âyette geçen “duhân”ı “küresel kıyâmet”in bir alâmeti değil, toplumsal yok oluşların yaşanacağının bir habercisi olarak değerlendirmek daha mantıklı ve isabetli olsa gerektir.[5][6]

2. Kuran-ı Kerîm'deki İlgili Ayetler

«Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. İkisi de, "İsteyerek geldik" dediler.» (Fussilet 11) [23]

«Göğün açık bir duman getireceği günü bekle. (O duman) insanları bürür. Bu, elem dolu bir azaptır. İnsanlar, "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz" derler. Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine (gerçeği) açıklayan bir peygamber gelmişti. Sonra ondan yüz çevirdiler ve "Bu bir öğretilmiş, bu bir deli!" dediler. Biz bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski halinize döneceksiniz. Onları o en şiddetli yakalayışla yakalayacağımız günü hatırla. Şüphesiz biz öcümüzü alırız.» (Duhân 10-16) [24]

3. Tevrat ve Zebur (Eski Ahit)'daki İlgili Ayetler

Duman, Kitâb-ı Mukaddes'te de, dünyanın sonunda vukû bulacak bir alâmet olarak zikredilmektedir.[25] İslâmî literatüre, kıyâmetin büyük alâmetlerinden biri olarak geçen “duhân”a, Kitab-ı Mukaddes'in benzer anlam ifâde eden pasajlarında rastlanılmış olması dikkatleri çekmektedir.[5][6]

«Sodom'a, Gomora'ya ve bütün ovaya baktı. Yerden, tüten bir ocak gibi duman yükseliyordu.» (Yaratılış 19:18)

«Sina Dağı'nın her yanından duman tütüyordu. Çünkü RAB, dağın üstüne ateş içinde inmişti. Dağdan ocak dumanı gibi duman çıkıyor, bütün dağ, şiddetle sarsılıyordu.» (Mısır'dan Çıkış 19:18)

«Feryat edin! Çünkü RAB'bin günü yakındır. Her Şeye Gücü Yeten'in gerçekleştireceği yıkım gibi geliyor o gün. Bu yüzden ellerde derman kalmayacak, Her yürek eriyecek. Herkesi dehşet saracak, Acı ve ıstırap içinde boğulacak, Doğuran kadın gibi kıvranacak, Şaşkın şaşkın birbirlerine bakacaklar; Yüzleri kızaracak. İşte RAB'bin acımasız günü geliyor. Ülkeyi viraneye çevirip İçindeki günahkârları ortadan kaldıracağı Gazap ve kızgın öfke dolu gün geliyor. Gökteki yıldızlarla takımyıldızlar ışımayacak, Doğan güneş kararacak, ay ışığını vermez olacak.» (İşaya (Yeşeya) 13:6-10)

«Ulumaya başla ey kapı! Ey kent, feryat et! Ey Filistliler, eridiniz baştan başa. Kuzeyden toz duman yükseliyor, Düşman askerleri sıra sıra geliyor.» (İşaya (Yeşeya) 14:31) [26]

4. İncil (Yeni Ahit)'teki İlgili Ayetler

«Beşinci melek borazanını çaldı. Gökten yere düşmüş bir yıldız gördüm. Dipsiz derinliklere inen kuyunun anahtarı ona verildi. Dipsiz derinliklerin kuyusunu açınca, kuyudan büyük bir ocağın dumanı gibi bir duman çıktı. Kuyunun dumanından güneş ve hava karardı. Dumanın içinden yeryüzüne çekirgeler yağdı. Bunlara, yeryüzünün akreplerindeki güce benzer bir güç verilmişti. Çekirgelere, yeryüzündeki otlara, herhangi bir bitki ya da ağaca değil de, yalnız alınlarında Tanrı'nın mührü bulunmayan insanlara ıstırap vermeleri buyruldu.» (Vahiy (Esinleme) 9:1-4)

«Yukarıda, gökyüzünde harikalar yaratacağım. Aşağıda, yeryüzünde belirtiler, kan, ateş ve duman bulutları görülecek. Rab'bin büyük ve görkemli günü gelmeden önce Güneş kararacak, Ay da kan rengine dönecek. O zaman Rab'be yakaran herkes kurtulacaktır.'» (Elçilerin İşleri 2:19-21)

«O zaman İnsanoğlu'nun belirtisi gökte görünecek. Yeryüzündeki bütün halklar ağlayıp dövünecek, İnsanoğlu'nun gökteki bulutlar üzerinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler. Kendisi, güçlü bir borazan sesiyle meleklerini gönderecek ve onlar, O'nun seçtiklerini, göklerin bir ucundan öbür ucuna kadar dört yelden alıp bir araya toplayacaklar.» (Matta 24:30-31) [26]

5. Duman (Duhan) İle İlgili Hadisler

...İbnu Mes'ud (R.A.)'un yanında oturuyorduk, o da aramızda yatmış vaziyette idi. Kendisine bir adam geldi ve: "Ey Ebû Abdurrahman! Bir kıssacı (Kinde kapıları yanında), duhan mucizesi gelerek kafirlerin nefislerini alıp götüreceğini, müminlerin ondan nezle şeklinde (çok hafif müteessir olarak) geçiştireceğini anlatıyor." dedi. Bunun üzerine İbnu Mes'ud (R.A.) kızarak oturdu ve şunları söyledi: "Ey insanlar Allah'tan korkun. İçinizden bir şeyler bilenler bildiklerini söylesin. Bilmeyenler de, "Allahu a'lem (Allah bilir)" desin. Zira birinizin bilmediği bir şey için "Allah bilir" demesi en büyük ilimdir. Zira Allahu Teala Resul-i Ekrem (sav) için şöyle buyurmuştur: "Ben bu hizmetim için sizden bir ücret istemiyorum, kendiliğinden bir şey teklif edenlerden de değilim, de!" (Sad, 86). Şüphesiz, Hz. Peygamber (sav) insanlarda bir gerileme gördüğü zaman: "Rabbim, Hz. Yusuf un yedi (senesi) gibi yedi (kıtlık) senesi ver" diye bedduada bulunmuştu. Bu beddua üzerine Mekkeli müşrikleri öyle bir kıtlık yakalamıştı ki her şeyi silip süpürmüş, açlıktan iaşelerin derilerini bile yemek zorunda kalmışlardı. Onlardan biri semaya bakınca, duman gibi bir şeyler görür olmuştu. Bu durum karşısında, (Mekkelilerin lideri olan Ebû Süfyan) Hz. Peygamber (sav)'e müracaat ederek: "Ey Muhammed, sen Allah'a taat ve yakınlarına yardım emrederek geldin. Kavmin helak oldu. Onlar için Allah'a dua et!" dedi. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti indirdi: "Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle. Bu can yakan bir azaptır. İnsanlar: "Rabbimiz bu azabı bizden kaldır, doğrusu artık biz inananlarız" derler. Nerede onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler "belletilmiş bir deli" demişlerdir Biz sizden azabı az süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz" (duhan, 10-15). Abdullah İbnu Mes'ud şöyle dedi: "Haklarında: "Onları çarptıkça çarpacağımız gün intikamımızı mutlaka alırız" (duhan 16) buyrulanlardan hiç ahiret azabı kaldırılır mı?" Ayette geçen batsa (çarptıkça çarpma), Bedir Savaşı'dır.[27]

Huzeyfe bin Üseyd (R.A.)'den: Biz, (kıyamet hakkında konuşurken Resûlullah (S.A.V.) çıka geldi ve "Ne konuşuyorsunuz?" buyurdu. "Kıyametten bahsediyoruz ey Allah'ın Resûlü." dedik. "On alamet görülmedikçe kıyamet kopmaz." buyurdu. Duman ve Deccal'i bu on alâmet arasında saydılar.[28][29][30][31]

Huzeyfe (R.A.), Peygamber (S.A.V.)'den şöyle rivâyet etmişlerdir: "Duman, yeryüzünde 40 yıl kalacak."

Diğer bir rivâyette şöyle geçer: "O duman, kâfirleri tepeleyecek, müminleri ise nezleye benzer bir hastalığa dûçâr edecek." [32]

Müslim, Ebû Hureyre (R.A.)'den Resûlullah(sav)'ın söyle dediğini rivayet etmektedir: “Altı şey gelmeden önce iyi ameller yapmaya çalısın: Güneş'in batıdan dogması, Duhan, Deccal, Dâbbetü'l-Arz, Sizden birinizin başına gelecek olan şey, bütün herkesin basına gelecek olan şey...” [33][30]

6. Çeşitli Bakış Açıları

Elmalılı Hamdi Yazır'ın Kurân tefsirinde bu duman hakkında iki ayrı tefsir rivâyet olunmaktadır. Birincisi, İbn-i Mes'ud'dan rivâyet olunduğuna göre şiddetli açlık ve kıtlık seneleridir. Çünkü çok aç olan kimseye gerek gözlerinin zayıflığından ve gerek çok kuraklık ve kıtlık senelerinde havanın fenalığından semâ (gökyüzü), dumanlı görünür. Bir de Araplar, gelmesi çok muhtemel olan bir şerre "Duhân" derler. Nitekim "dumanlı hava" deyimini biz de kullanırız. İslam Tarihi'nde şöyle bir anekdot vardır:

Kureyş, Resûlullah (S.A.V.)'a isyanda ileri gitmek isteyince (Peygamber), şöyle dua etti: "Allah'ım. Mudar kabilesine karşı cezanı şiddetlendir ve onlara Yusuf'un seneleri gibi seneler göster." [34] Yani Hz. Yusuf'un seneleri gibi kıtlık seneleriyle sıkıntıya uğramalarını niyaz etti. Bunun üzerine onları bir kıtlık yakaladı. Hatta cife, kemik, ilhiz [35] yediler. Kişi, yer ile gök arasını duman görüyordu. Söyleyenin sesini işitir, dumandan kendini göremezdi. Ayette buyurulduğu gibi insanları sarmıştı. هَذاَ عَذاَبٌ اَلِيمُ : "Bu, acı veren bir azap!" diyorlardı.(...) [36] Nihayet Ebû Süfyân Hz. Peygamber'e gelerek dedi ki: "Yâ Muhammed! Sen bize akrabayı gözetmemizi emrediyorsun. Halbuki kavmin açlıktan ve kıtlıktan helâk oldu. Allah'a dua et de onlardan bu belâyı kaldırsın." Bunun üzerine Hz. Peygamber dua etti, kıtlık geçti. Bol yağmura kavuştular. Refâha kavuşunca yine eski inançsızlık ve isyankârlık hallerine döndüler. Bunun üzerine Duhân sûresinin 10-16. âyetleri indi.[37][9]

İkinci tefsirde ise Hz. Ali'den şöyle nakledilmiştir: (Duhân,) Kıyamet'ten önce gökten gelecek bir dumandır. Kâfirlerin kulaklarına girecek, tâ ki her birinin başı püryân (sarhoş) olmuş (şekilde) başı dönecek, mümine de ondan zükâm (nezle) gibi bir hâl gelecek ve bütün yeryüzü, içinde ocak yakılmış; fakat deliği olmayan bir eve dönecek.

Huzeyfe İbnü'l-Yeman'dan rivâyet olunduğuna göre Resûlullah, buyurmuştur ki; "Alametlerin ilki Duhân ve Meryem oğlu İsa'nın inmesi ve Aden'in derinliklerinde çıkacak bir ateştir ki insanları mahşere sevk edecektir." Huzeyfe; "Yâ Resûlullah, o Duhân nedir?" dediğinde Resûlullah; "O, semânın açık bir duman ile geleceği gündür ki insanlığı saracaktır." (Duhan 10-11) ayetini okuyup buyurmuştur ki; doğu ile batı arasını dolduracak, 40 gün 40 gece duracak; mümin, zükâm (nezle) gibi olacak, kâfire ise sarhoş (eder) gibi burnundan kulağından girip aşağısından çıkacak.[38][36]

El-Aynî'ye göre Duhân sûresinde geçen duman gerçek duman olmayıp, Hz. Peygamber'e isyân eden Mekke müşriklerinin Hz. Peygamber'in duası neticesinde açlığa marûz kalıp etrafı duman şeklinde görmeleridir. Veya bu duman, kıyametten önce zuhur edecek olan kıyâmet alâmetlerinden biridir. Yahut da, Cehennem'in dumanıdır.[39][9]

İbn Mes'ûd da, ilk tefsiri destekler nitelikte şöyle der: Beş şey gelip geçmiştir: Duhân (duman), Rûm (Rumların İranlılar'a galip gelmesi), Kamer (ayın yarılması), Batşe (şiddetle yakalanıp cezalandırılma) ve Lizâm (azap ile helak olma). İbn Abbâs ise bu görüşe karşı çıkarak şöyle der: Duhân geçmemiştir. Bilakis o, kıyamet alâmetlerindendir. Kıyamet kopmadan az önce gelecektir. Ondan mü'mine nezle gibi bir şey gelecektir. Bu duman kâfir ve münafıkların başlarını pişirecek. Neticede her birinin başı kızarmış baş gibi olacak ve sarhoş gibi olacaklardır. O zaman, duman içlerine dolacak; burun, kulak ve dübüründen çıkacaktır.[40]

A. Nablûsî'ye göre O vakitte insanlar mü'min ve kafir olarak ayrılmaya yeni yeni başlayacaklardır. Nitekim Duhan; yani duman çıktığında müminler, onun tesiriyle nezle olacaklar, kafirler ise şişeceklerdir. Sonra Güneş, batıdan doğacak, tövbe kapısı kapanacak, kafir kişinin iman etmesi veya tövbe edenin tövbesi artık ona fayda vermeyecektir. Bundan sonra Dâbbetü'l-Arz çıkacak, insanlardan kimin mü'min, kimin kafir olduğu anlaşılacaktır. Çünkü o kimin mü'min kimin de kafir olduğunu açıkça söyleyecektir. En son olarak bir ateş çıkacak ve insanları son nefeslerini verecekleri meydanda toplayacaktır.[30]

Bediuzzaman'a göre duhân; (...) İmam-ı Ali (R.A.) onuncu mertebe-i ta'dadında onuncu sure olarak ve kıyamet ve leyle-i berata bakanوَبِسُورَةِ الدُّخَانِ فِيهَا سِرًّا قَدْ اُحْكِمَتْ deyip mana-yı işarîsiyle Onuncu Söz namında ve mertebesinde olan Haşir Risalesi'ne işaretle beraber o risalenin fevkalâde ehemmiyetini ve gayet muhkem olduğunu ve o zamanın dumanlı karanlıklarını izale eden bir leyle-i beratın bir kandili hükmünde bulunmasına ve haşir ve kıyametin bir alâmeti olan duhan, hem leyle-i beratın senevî olarak hikmetli tefrik ve taksim-i umûr noktalarıyla ve başka karineler ile îmaen ve remzen haber veriyor…[41]

...hem Ercuze'sinde, hem Ercuze'yi teyid ve takviye eden Kaside-i Celcelutiye'sinde sarahata yakın
 
تُقَادُ سِرَاجُ النُّورِ سِرًّا بَيَانَةً تُقَادُ سِرَاجُ السُّرْجِ سِرًّا تَنَوَّرَتْ
 
fıkrasıyla, o cereyanın karşısında vücudu ziyasıyla anlaşılan ve zulmetin pek şiddetli ve sisli, yakıcı dehşetine karşı sönmeyen ve gittikçe zulmeti yararak dünyayı ziyalandırmaya çalışan Risale-i Nur'a ve müellifine hususî iltifatını
 
اَقِدْ كَوْكَبِى بِاْلاِسْمِ نُورًا وَبَهْجَةً مَدَى الدَّهْرِ وَاْلاَيَّامِ يَا نُورُ جَلْجَلَتْ
 
deyip, âhirzamana kadar Risale-i Nur'un bedi' bir surette ışık vermesini ve yanmasını dua ve niyaz eden ve Kurân-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın en mühim bir şakirdi ve ulûmunun birinci naşiri olan Hazret-i İmam-ı Ali (R.A.), bidayet-i İslâm'da Kurânın aleyhine açılan çok kapılara karşı mübarek ism-i a'zamı şefi' tutup kahramanane ve merdane hakaik-i şeriatı ve esas-ı İslâmiyeti muhafazaya çalıştığı gibi, âhirzamanda bütün bütün Kurâna muhalefet eden zındıka cereyanına karşı, aynı ism-i a'zamı şefi' ve melce' ve tahassüngâh ittihaz edip cerhedilmez Kurânın i'cazından gelen ve hâtem-i mu'cizeyi gösteren Risale-i Nur'un sönmez nuruyla ve susmaz lisanıylaşecaatkârane mukabele ve mukavemet edip, yerin yüzünü yakıp çok çiçekleri kurutan zendeka nârını, ism-i a'zamın kibriyalı, azametli nuruyla ve İsm-i Rahman ve Rahîm'in şefkatli ve re'fetli tecellisinden nebean eden âb-ı hayat ile söndüren; ve yanan yerlerde kuruyan nehir ve bağ çiçeklerine mukabil, dağlarda ve kırlarda sema yağmuru ve rahmetiyle hararete mütehammil ve şiddet-i bürudete dayanıklı çiçekleri yetiştiren Risale-i Nur'u görmesi ve şefkatkârane ve tesellidarane ve kerametkârane bakması, Hazret-i İmam-ı Ali Radıyallahü Anh'ın makam-ı velayetinin iktiza ettiğini hakkalyakîn gösterir.[42]

Bahr-ı Mu'cizat, Fahr-i Kâinat Efendimiz Hazretlerinin şu sisli asırda paslı ruhlarımızı tenvir ve tesrir eden ve saik-ı hayat-ı ebediyeleri bulunan Ondokuzuncu Mektub'un beşinci cüz'ünü alarak, üçüncüsünü iade ettim. Fahr-i Kâinat Efendimizin mu'cizatından olan parmaklarından su akıtarak orduya içirmesine dikkat ederek derin bir tefekküre daldım. O sırada kalemim boya şişesinde idi. Yazmak vazifeme muvakkat bir fasıla verecektim. Kalemimi tuttum, mürekkebi ile yerinde koymamak için kalemdeki mürekkeb bitinceye kadar bir-iki kelâm daha yazayım da öyle bırakayım dedim. Başladım, yarım sahife yazdım, kalemden boya kesilmedi. Bundaki hikmeti düşündüm, kalem kurudu. Sonra bir çok defalar kalemi dikkatle boyaya batırarak yazdım, tecrübe ettim. Yarım satır, nihayet bir satıra kâfi gelebildi. Bu da Hatib-i Bağdadî'nin

فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ اَلْفَ سَنَةٍ

sırrındaki (Haşiye) tefekküründen mütehassıl vakıayı andırır bir te'kid-i i'caz-ı Nebevîdir, dedim. Sabri.[43]

…Bizimle alâkadar bir zât, pek çokların şekva ettikleri gibi; eskiden şiddetli bir tarîkatta okuduğu evradındaki zevk u şevkini kaybettiğini ve sıkıntı ve uyku galebe ettiğini müteessifane şekva etti. Ona dedik:
 
Maddî hava bozulduğu vakit nasıl ki sıkıntı veriyor, asabî sînelerde inkıbaz hali başlıyor; öyle de, bazan manevî hava bozuluyor. Hususan maneviyattan yabanileşmiş bu asırda ve bilhassa hevesat ve müştehiyat-ı nefsaniyeyi taammüm etmiş memleketlerde ve hususan şuhur-u muharreme ve şuhur-u mübarekede manevî havayı tasfiye eden âlem-i İslâm'ın intibah ve teveccüh-ü umumîsi, o mübarek şuhurun gitmesiyle tevakkuf etmesinden fırsat bulup havayı bozandalaletlerin tesirleri zamanında ve bilhassa kış tazyikatı altında, bir derece hayat-ı dünyeviye ve hevesat-ı nefsaniyenin tasallutlarının noksaniyetinden, ehl-i İslâm ve ehl-i imanda, hayat-ı uhreviyeye çalışmak iştiyakı, baharın gelmesiyle hayat-ı dünyeviyenin ve hevesat-ı nefsaniyenin inkişafıyla o iştiyak-ı uhreviyeyi gizlemesi ânında elbette böyle kudsî evradlarda zevk, şevk yerinde esnemek ve fütur gelir. Fakat madem     خَيْرُ اْلاُمُورِ اَحْمَزُهَا sırrıyla; meşakkatli, külfetli, zevksiz, sıkıntılı a'mal-i sâliha ve umûr-u hayriye daha kıymetli, daha sevablıdır; o sıkıntıda, o meşakkatteki ziyade sevabı ve makbuliyeti düşünüp, sabır içinde mesrurane şükretmek gerektir. ” [44]

Hak ve hakîkatı kabul etmeyen maddeci felsefe, ilhad ve küfür dünyasının insanını, manâ plânında öldürürken, müslümanlar arasına da şüphe ve tereddüt sokmuştur. Bugün hâlâ elinde mendil, burnunu silenlerin durumu ve Batıdan gelen her şeye ağız suyu akıtarak bakanların hali bunun neticesidir. Hazreti Sâdık u Masduk (aleyhissalatü vesselam) Efendimiz'in "Âhir zamanda bir duman zuhûr edecek; kâfirleri öldürecek ve mü'minleri de zükâm yapacaktır." ihbarı ise, bu gerçeğin açıkça ve mucizevî beyanından ibarettir. Bilmem ki, Arapça'ya ve bu dilin inceliklerine vâkıf olamadıklarından dolayı, bu cehaletlerini bir urba ile örtmeye çalışan ve "Bize meâl yeter, hadîse ne lüzum var!" gibi hezeyanlar savuran bazı teologların vaziyetini bundan daha güzel resmetmek kabil midir?

Ezcümle, materyalizm vebasının Müslümanlar üzerinde de tesirini gösterip onları zükâma düçar ettiğinden dolayıdır ki; İslam âleminin gözbebeği sayılan bazı ilim yuvalarında dahi, manaya karşı kör insanlar yetişmiştir. Koca koca ünvanlarının ve şöhretlerinin gücüne dayanan bir kısım ilim adamları, sırf fantezi ve lüks tutkusundan dolayı, müslümanların itikadlarında çok büyük tahribatlar yapmışlardır. Mesela; önce mucizeleri te'vil ile işe başlamış; ardından melek, cin ve şeytan gibi madde ve fizik ötesi varlıkları bazı tabiat kanunlarıyla izaha kalkışmışlardır. Şeytanın, en büyük hilesinin kendini ve varlığını inkar ettirmek olduğunu bilemediklerinden ve dinin esaslarına ters yorumlar yapmak suretiyle İblis'in oyununa geldiklerini fark edemediklerinden dolayı, "cin"leri "mikroplar" şeklinde anlama ve şeytanı varlığı-yokluğu belirsiz bir hale sokma gibi vahim hatalara düşmüşlerdir. Bütün bu düşünce kaymaları ve fikir inhirafları da o "zükâm"ın sonuçlarındandır.

Ayrıca, bu marazın neticelerinden biri de, mü'minler arasında selef-i salihîne karşı hürmetsizliğin yaygınlaşmasıdır. Âhir zaman fitnelerinin anlatıldığı hadis-i şeriflerde, bu ümmetin sonradan gelen nesillerinin, çeşitli ithamlar ve bahanelerle önceden gelip geçenlere hakaret etmeleri de kıyâmetin alâmetleri arasında sayılmıştır. Evet, arkadan gelenlerin (halefin), Rasûl-ü Ekrem'in senasına mazhar olmuş Sahabe, Tabiîn ve Etbau't-tabiîn dönemlerinden olan büyükleri (selefi) sıradan kimseler olarak görmeleri ve onlara bazı kusurlar isnad edip saygısızca sözler söylemeleri de çok kötü bir fikir inhirafıdır ve nezleye kapılmak kadar da olsa, duhândan etkilenmişliğin emaresidir.[45]





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Kayra Aziz, 14.03.2016, 19:45 (UTC):
Yaratılış 19:18 değil, Yaratılış 19:28 olacak.

Yorumu gönderen: Rıza, 01.05.2015, 08:48 (UTC):
Kur'an-ı Kerim okurken dil bilgisi ile alakalı bazı şeyler dikkatimi çekti. Onlardan biri de bu surede var. Allah c.c Kur'an-ı Kerim' de SEMA(GÖK) ve SEMAVAT(GÖKLER) diye bazı surelerde bahseder. Kendi dil bilgimize göre baktığımızda gökler çoğul gök ise tekildir fakat arapçada bu biraz değişiyor. Sema derken daha geniş bir alanı ifade ediyor Semavat derken de bildiğimiz o yedi katmanlı gökyüzünü ifade ediyor. Nitekim Sema ve Semavat geçen ayetleri incelediğimizde de ayet/ler in anlamları bu söylediğim ile bütünlük sağlıyor. Arap dili okuyanlar demek istediğimi daha iyi anlamışlardır. Konuyla ilgisi ise şudur; ayette "GÖKLERİN açık bir duhan (duman) getireceği günü bekle." şeklinde değil yani semavat kelimesi geçmiyor "Göğün açık bir duhan (duman) getireceği günü bekle." şeklinde yani sema kelimesi geçiyor. Ben bu ayeti bu şekilde okuyunca duhan (duman) ın Yedi kat Göklerin ötesinde geleceğini düşünüp o şekilde algılıyorum. yani yeryüzünde bir dağdan yada başka bir yangın rüzgar gibi meselelerden oluşacak bir duman olduğu algısı düşünmedim. Fakat detaylıca inceleyim tekrar bende Allahualem yanlış algılıyor olabilirim.

Yorumu gönderen: bülent, 17.03.2015, 06:32 (UTC):
taha-15 Bismillah. "Kuşku duyma ki o saat gelecektir. Onu neredeyse gizleyeceğim ki, her benlik gayretinin karşılığını elde etsin."
taha suresi Kuranı kerimin 20. suresidir. 20. surenin 15. ayeti. yani 2015.
Bu ayette herkesin gittiği yolun karşılığını bulacağı neredeyse gizlenmiş bir vakitten bahsediliyor. 2015 te.

20 mart cuma günü 10:00 13:00 arası güneş tutulması var. acaba incilde geçen kararma bu cuma olabilirmi. 4 kanlı ayın ortasındaki güneş tutulması. Allahtan hayırlısını dilerim.



Yorumu gönderen: erkan goktekin, 16.07.2014, 08:25 (UTC):
Bu duman kiyamet alametlerinin baslangic dudugudur.bu dumanlarin icinden yecuc ve mecucun ordusu cikacak ve saldiracak, ardindan ALLAH tecelli edecek.

Yorumu gönderen: Arahan, 13.10.2010, 19:09 (UTC):
Fethullah Gülenneden papanın eteğini öpmeye gitti o zaman ?



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36940426 ziyaretçi (103176586 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.