Ebâ Müslim-i Horasânî
 

Ebâ Müslim-i Horasânî

Hazırlayan: Akhenaton

Bu yazı, ziyaretçilerimizden gelen istek üzerine hazırlanmıştır. Siz de merak ettiğiniz ve siteye eklenmesini istediğiniz konuları "iletişim formu" ya da sağdaki "Aradığınız konular" başlığının hemen altındaki link yoluyla bize ulaştırabilirsiniz.

Ebâ [1] Müslim Horasânî, sadece Aleviler için değil, bütün Ortadoğu toplumları için, özelikle de Horasan bölgesinde yaşayanlar için önemli bir önderdir. Etkisi günümüze kadar devam eden, haksızlığa başkaldırışların esin kaynağı bir önderdir.[2] Kısa boylu ve tıknaz bir kişi olan ve kendisine en yakın derecedeki insanları bile gözünü kırpmadan bertaraf eden Ebâ Müslim'in ortaya çıkısı, İranlıların kültürel anlamda hareketlenmesine ve siyâsî arenada yeniden hânedânlık kurmaya girişmelerine ön ayak olmuştur.[3] Horasanlı bir Türk olan Ebâ Müslim'in öncülüğünde İranlılarla Türkler, ortak düşmana karşı inançta ve siyasette birleşerek, Ehlibeyt'e ve kendilerine zulmeden Emevî hânedânını ortadan kaldırıp Abbasileri iktidara taşımışlardı.[4]

Horasan Teberdarı Ebâ Müslim'i birçok yönüyle ele almak gerekiyor. Her ne kadar Ebâ Müslim tarihin önemli bir kesiti olan zalim Emevî iktidarını yıkmışsa ve böylece zalimlere karşı bir başkaldırı geleneği geliştirmişse de üstünde yeteri kadar yazınsal çalışma olmayan biridir. Horasan'ın Kutsal Baltası olan Ebâ Müslim, zalimlikte sınır tanımayan, hilebazlıkta üstüne bulunmayan Emevî iktidarını yıkıyor; ezilmiş, dışlanmış kitlelere/halklara umut oluyor. Doğruları için, değerleri için, hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan Ebâ Müslim, tartışmasız bir şekilde önderi olduğu ihtilalin merkez yönetimini eline geçiren Abbasoğlu ailesinin verdikleri sözlerin arkasında durmadıklarını, yapılan anlaşmaları hiçe saydıklarını görüyor ve hiç tereddüt etmeden bunlara karşı mücadele bayrağını açıyor. Bu noktada hassasiyetle üstünden durulması, irdelenmesi gereken bir durumdur. Tarihsel anlatımlara icabet edildiğinde görülecektir ki Ebâ Müslim bölgenin gelmiş geçmiş en önemli komutanlarından/önderlerinden birisidir. Hatta kimi anlatımlara göre Büyük İskender'den sonraki en önemli komutandır. Ebâ Müslim'in önderlik ettiği ihtilalde yüz binlerce insan can vermiştir.[2]

Horasânîyi incelerken Alevi tarihinin izlerini göreceksiniz. Ali ve Ebû talip, Abbas ailelerinden gelen “Ehlibeytin” yani “peygamber soyu”nun Kerbela'daki kırımdan ve isyanlıdan kaçarak horasan bölgesinde gizlice saklandığı ve muhaliflerin var olabildiği bölgede bu soydan gelen Başkaldırışını, hak arayışını, köleleşmemesini, sürüleşmemesini göreceksiniz. Birbirinden etkilenmenin izlerini bulacaksınız! [5]

Ebâ Müslim Horasânî Bizimde sık sık başvurduğumuz büyük bilge gününün başkaldırıcısı, yol göstericisi önder insan Ebâ Müslim Horasânî bu coğrafyaya gelmiş geçmiş en büyük halk kahramanlarından biridir. Kölelikten halk önderliğine yükselen bir efsanedir. Bu saygınlığı sonucu bölge halklarından Türkler, Kürtler, Acemler ve Araplar kendisine sahip çıkmış, onu kendileri kabullenmiş benimsemiş ve her kavim, “Eba Müslim bizdendir” demiştir. O, Ehl-i Beyt'in öcünü aldığı gerekçesiyle çok saygın bir yere sahiptir. Hakkında birçok kitaplar deyişler destanlar ve menkıbeler yazılmıştır.[6] Çocukluğumuzda duyduğumuz ve menkıbeleri destanlaştırılarak anlatılan Eba Müslim ya da Ebâ Müslim-i Horasânî için söylenen en bilindik vecize, yenilerin deyimiyle "Ebâ Müslim gelmeyeydi cihana, eşekler bile biat edecekti Mervan'a." dizeleridir.[3]

Ebâ Müslim'in nerede doğduğu ve hangi tarihte doğduğu çeşitlidir. Büyük olasılıkla Horasan'da doğmuştur. Kimi kaynaklar 719’da doğduğu yönünde bilgiler içeriyor.[2] Asıl adı Abd-ur Rahman'dır. Ebû Müslim künyesiyle tanınmıştır.[7]

Horasânîye türlü türlü adlar verilmiş: Köle İbrahim, İbrahim bin Osman, Heyyakan, Hetkan, Abdurahman bin Müslim, Bihzadan, Horasan Teberdari, vs.
Adı gibi kökeni de gizem perdesiyle örtülüdür. Hayati gizem doludur. Tarihte böylesine aktif rol oynayıp, yasam öyküsü çok az bilinen Eba Müslim gibi lider pek yoktur! Türk ve Kürt kökenli Aleviler çevresinde pek sevilen, Türk-İslamcı kesimlerin polemiklerine muhatap olan Eba Müslim hakkında yazılı eser bulmaksa oldukça zordur.[5]

Çocukluğu ve gençliği Küfe'de geçti. Bu dönemde Küfe, Emevî hânedânına karşı siyâsî faaliyetlerin yoğun şekilde yaşandığı bir yer durumundaydı. Bu yüzden de, kendisi Emevî aleyhtarı olarak yetişti. Abbasi soyuna mensup ileri gelenler tarafından yakın ilgi gördü. Kendisiyle Küfe'de karşılaşan bu kişiler zekasına hayran kaldıklarından yakın ilgi gösterip Mekke'de bulunan İmam Muhammed'e ondan söz ettiler.[7]

Ebâ Müslim bir köledir. Etnik kökeni tartışma konusu olmuştur. Bir çok halk Ebâ Müslim'in kendi ırklarından olduğunu iddia etmiştir. Bu anlamda kesin olarak şu ırka mensuptur demek imkansızdır. Kimi kereler soyunun Araplara kadar, Haşimiler'e kadar uzanması bu konuda kesin yargı vermenin ne kadar zor olduğunun işaretidir. Aslında bu bir yerde önemsizdir de. Önemli olan Ebâ Müslim'in uğruna mücadele ettiği değerlerdir. Ebâ Müslim'e birden fazla halkın sahip çıkması Ebâ Müslim'in ne kadar belirleyici şekilde tarihe yön verdiğinin, olumlu anlamda yön verdiğinin delili olarak da algılanmalıdır.[2]

Emevîler'in Türk illerini istila ettikleri günlerin birinde; Horasan illerinin 3 Türk başbuğu zincirlere vurulmuş; Emevî muhafızlarının ortasında yaya olarak götürülmekte... Bu esir kafilesinin ardına Mahvan köyü halkı takılmış, zincirlerle elleri arkalarına bağlı bu aslanlara ağlıyor, feryat ediyorlar... Küheylan atlara binmiş, başları agelli ve kafyeli Emevî askerleri, bu 3 suçluyu Şam’da oturan Emevî hükümdarına götürmekteler... Bu 3 mahkumdan biri (Usman) adlı bir Oğuz Beyiydi. Halk kendisine (Müslim) takma adını takmıştı. Müslim’in babası büyük Türkmen oymağının başbuğuydu. Bu kahraman Çinlilerle Taşkent taraflarında yaptığı bir kanlı savaşta yenilip, geri dönerken Ceyhun nehrinde boğulmuştu. Bu başbuğun ailesi yurtlarını terk ederek Merv şehri yakınlarında bulunan Mahvan köyüne yerleşmişlerdi. Bu defa Türkmen oymağının başına Müslim geçmişti. Emevîler'in bu havaliyi istilaları üzerine Müslim bunlarla mücadeleye girişti. Sonunda Müslim Emevîler'in eline esir düştü.

İşte, Emevîler'in zincirlere vurup Şam’a götürdükleri bu Türkmen başbuğuydu. Müslim’in seviştiği bir genç kız vardı. Sevgilisi Müslim, zincirlere vurulunca bu kızcağız deliye dönmüştü. Çünkü o, Müslim’i çok seviyordu. Yaya olarak bu kafilenin arkasına takıldı. Yanına aldığı paraları ve mücevherleri dünya malına düşkün olan Emevî askerlerine vermek suretiyle sevgilisi Müslim’i kurtarmaya başarılı oldu.

Müslim, sevgilisiyle Azerbaycan’a kaçtı. Burada bulunan (İsa bin Makal) adındaki akrabasının yanında saklandı. Müslim bu fedakar kızla evlendi. Bir süre sonra Müslim Horasan illerinin ne olduğunu anlamak üzere o tarafa gitmeye karar verdi. Eşini Kayık köyündeki akrabasına bırakarak Horasan illerine doğru yola çıktı.. Aylar geçtiği halde Müslim’den bir haber alınamadı. O sıralarda eşi bir oğlan çocuk dünyaya getirdi. Adını Abdurrahman koydu. İşte Türk tarihinde büyük bir şöhret kazanan Müslim'in oğlu, Ebû Müslim-i Horasânî bu çocuktur.

Abdurrahman Ebû Müslim, hicretin 100. Miladın 722. yılında Azerbaycan’ın Kayık köyünde doğmuştu. Ebû Müslim’in babası, bir daha yuvasına dönemedi. Çünkü onu Emevî valisi Yezit bin Mehlep yakalatarak idam ettirmişti. Günler geçti. Ebû Müslim yavuz bir delikanlı oldu. Onun yiğit hallerinden herkes büyük bir adam olacağını sezmekteydi. Günün birinde annesinden babasını sordu. Annesi de, “Babanı, Türk illerini esir eden düşmanlar öldürdü!” dedi.

Bundan sonra, ailenin en değerli bir yadigarı olan Oğuznâme’yi oğluna uzattı. Ebû Müslim, bu destanı başından sonuna kadar dikkatle okudu. İşte Ebû Müslim’i, millî bir kahraman yapan bu Oğuzname destanı olmuştur. Bir süre sonra sevgili annesini de kaybetti. Genç Ebû Müslim, babalığına veda ederek ata yurdu olan Horasan’a döndü. Burada kendisini Ahîler himaye etti ve bir saracın yanına işçi olarak girdi.

Ebû Müslim, Türkleri esir eden Emevîler'in memleketini görmek merakına düştü. Fakat fakir bir işçi olduğundan uzak ellere gidebilmek imkanını bulamadı. Günün birinde karşısına bir fırsat çıktı. Horasan’dan birçok hacı, Mekke’ye gidiyordu. Bu hacılar kafilesinde bulunan babasının dostlarından (Süleyman bin Kişim) adında birisine yalvararak bu kafileye katılmayı başardı. Uzun yolculuktan sonra hacılar kafilesi Mekke’ye geldi. Bunlar birgün Hz. Muhammed’in soyundan (Mehmet bin Ali bin Abdullah bin Abbas)’ı ziyarete gittiler. Ebû Müslim de ziyaretçiler arasındaydı. Yiğit delikanlı Hz. Muhammed’in soyundan olan Mehmet bin Ali’nin dikkat nazarını çekti. Onun kim olduğunu sordu Anlattılar. Mehmet bin Ali, Ebû Müslim’e gözlerini dikerek:

İşte bu delikanlı dedi, bu yılın kahramanı olacaktır. Siyah bir bayrak açarak büyük bir ordu toplayacak, Muhammed soyunu mahveden Emevî saltanatını yıkacak, Hz. Resul’ün soyunu başa geçirecektir. Size öğüdüm şudur ki, bu delikanlı ne zaman isyan bayrağını açacak olursa, ona yardıma koşun. Eğer ölüm rüzgarı beni yıkarsa, Ebü'l Abbas adında bir oğlum vardır Onun etrafında toplanın!

Hacılar haclarını tamamladıktan sonra yurtlarına döndüler. Fakat Ebû Müslim’in ruhunda Türk illerini esaretten kurtarmak, Hz. Muhammed soyuna zulmedenlerden intikam almak mefkuresi doğdu. Ebû Müslim’e Hz. Ömer soyundan (İmam İbrahim) çok yardımda bulunuldu. [7]

Ebû Müslim Abd-ur Rahman bin Müslim El-Horasânî, İmam Muhammed'in yerine geçen oğlu İmam İbrahim'in huzuruna çıkarılarak kendisine takdim edildi. İmam İbrahim kendisine yakın ilgi gösterdi. Bu sıralarda Emevî hânedânına karşı siyâsî faaliyetler giderek hız kazanmaktaydı. Bu yakın temastan sonra Ebû Müslim El-Horasânî, Horasan'daki Emevî karşıtı faaliyetleri idare etmekle görevlendirildi ve bu amaçla Horasan'a gönderildi. Horasan'ın halifelik merkezine uzak olması ve yönetimin buradaki etkisinin oldukça zayıf olması, muhalefetin gelişip güçlenmesi için verimli bir zemin oluşturmaktaydı. Ayrıca, burada gerçekleşen kavimler arası mücadelelerde Emevîler'in taraf tutması da kendilerine karşı olan hoşnutsuzluğun artmasına neden olmaktaydı. Abbasiler de burayı siyâsî faaliyetlerinin merkezi olarak kullandılar.[7]

15 Haziran 747 tarihinde Abbasî taraftarlarının toplu halde bulundukları Sikazenç'te İmam İbrahim'in gönderdiği siyah bayrak açıldı ve Ramazan bayramına tesadüf eden aynı gün Abbasîler namına hutbe okundu. Ebû Müslim, çoğunluğunu Arap olmayanların oluşturduğu taraftarlarını Kurân ve Sünnet üzerine yemin ettirerek Hz. Muhammed sülâlesinden birine bîate davet ediyordu. Gelişmeler Arap kabilelerini birleştirdiyse de, uzun zamandan beri süregelen düşmanlıklar, birlikte hareket etmelerini önlüyordu. Bundan yararlanmasını bilen Ebû Müslim, fazla zorluk çekmeden Merv'e girdi. Nasr bin Seyyar bir şey yapamadı.

Ebû Müslim, Merv, Rûd, Herat ve Nesa şehirlerine hâkim olmuştu. Nasr bin Seyyar ise Nişapur'da tutunmaya çalışıyordu. Abbasî ordusu, Tus yakınında Nasır'ın bir­liklerini yendi. Artık Horasan'da Emevî kuvvetleri çökmüştü. Nasır daha fazla dayanamayacağını anlayınca Haziran 748’de Nişapur'u terk etti. Bir süre sonra Ebû Müslim karargâhını Merv' den Nişapur'a nakletti. Nasr bin Seyyar Kumis'te tekrar ihtilâlcilerin karşısına çıktı. Halife Mervan'ın gönderdiği yardımcı kuvvetler Nasır ile birleşemeden 1 Ağustos 748’de o mağlup edildi. Kumis, Rey ve Hemedan şehirleri ele geçirildi. 749’da Nasır İsfehan'da tekrar yenildi. Artık Abbasî birliklerine Irak yolu açılmıştı.

Abbasî ordusu 2 Eylül 749 tarihinde Kûfe'ye girdi ve Ebû'l Abbas adına bîat alındı. Abbasî ailesinden bir başka ordu da kuzeyden Suriye'ye doğru ilerliyordu. Halife Mervan, 16 Ocak 750 Zab suyu kenarında bu orduyu karşıladı. Yapılan savaşı kaybeden Mervan, önce Şam’a, oradan da Mısır’a kaçtı. Kendisini takip edenler ona yetiştiler. Yapılan savaşta Mervan öldü. Böylece 90 yıllık Emevî hânedânı son bulmuş oluyordu. [8]

751-752 yıllarında Buhara'daki bir isyanı bastıran Ebâ Müslim, doğuda fetihler yapması için komutanlarından Ebû Davut'u görevlendirir. Bu arada yakın dostu olan küfe valisi abu salama halifeyle pek anlaşamamaktadır. Fakat Ebâ Müslim'den çekinen halife bir türlü onu öldürtmeye cesaret edemez.fakat Ebâ Müslim halifeye bu konuda destek verir hatta katilide kendisi ayarlar dostu Ebû Salama'yı öldürtür.

Ebâ Müslim'in zamanla halifeyle araları yavaş yavaş açılmaya baslar. Al Saffah'tan sonra halifeliğe gelecek olan halife Mansur, Ebâ Müslim'in kendisi için gelecekte nasıl bir tehlike oluşturacağını bildiğinden sürekli ortadan kaldırılması için Al Saffah'a tazyik yapar. Fakat Al Saffah çekinir ve bir türlü yanaşmaz bu fikre. Ebâ Müslim artık İslam imparatorluğunun en güçlü adamıdır isterse halifeyi de yerinden söküp atacak kadar güçlüdür. Fakat hiçbir yerde onun halkçı ya da halktan yana (örneğin Muhtar Sakafi'deki gibi) bir durumu söz konusu değildir. Aksine bir savaş makinesi olarak orduların başında oradan oraya kosan ve Abbasi halifesinin sadık adamı olarak halkın kanını döker Ebâ Müslim.

Al-Saffah'ın ölümünden sonra aynı sadakatle Mansur'un hizmetine giren Ebâ Müslim, halifeye isyan eden halifenin amcası Abdullah bin Ali'yi ve güçlerini yenerek halifeye sadakatini gösterir. Fakat bu durum onu halife Mansur'un gözünde yükseltmez; aksine ilişkiler daha da bozulur ve Mansur, tehlikeyi kendisinde uzaklaştırmak için onu Mısır ve Suriye valiliğine tayin eder. Bu atamadan memnun olmayan Ebâ Müslim, halifeye hoşnutsuzluğunu bildiren bir tehdit mektubu gönderir. Bunun üzerine halife tarafından anlaşmazlıkları bertaraf etmek için ve istediği gibi Horasan valiliğinin kendisine verilmesi meselesini görüşmek üzere Ebâ Müslim'i saraya davet eder. Ebâ Müslim, 755 yılında her şeyden habersiz Abbasi halifesinin sarayına gelir ve daha kapıda silahlarından arındırılır, halifenin huzuruna getirilir orda hazır bekleyen 5 kişilik infaz timi tarafından halifenin gözleri önünde korkunç bir şekilde öldürülür. Çocukluğu esaret altında, gençliği zindanda ve ömrünün geri kalan kısmını savaş alanlarında geçiren Ebâ Müslim'in bu hazin sonu, İranlılar arasında adeta bir sok etkisi yaratır ve ondan sonra da Abbasi hânedânına karşı doğudan başlayacak olan ve Eba Müslim'i de efsaneleştirecek, sonu gelmeyen isyanlar patlak vermeye baslar.[6]

Ebû Müslim, kısa bir ömür yaşamasına rağmen, İslam tarihinin önemli kişilikleri arasında yer aldı. Kısa boylu, geniş alınlı ve esmer tenli bir fiziki yapıya sahipti. Soğuk kanlılığı, acımasızlığı, ketumluğu, akıllı ve ileri görüşlülüğü ile tanındı. Arapça ve Farsça dillerini iyi konuşabilen ve iyi bir eğitimden geçen birisiydi. Siyasi ve askeri faaliyetlerinin yanında Horasan'ın imarı ve kalkınmasında da müspet etkisi oldu. Soyuyla ilgili olarak farklı görüşler ileri sürülmüştür. Arap olmadığı bilinmekle birlikte Türk ya da Fars kökenli olma durumu kesin olarak bilinmemektedir.

Risâle-i Nur'da, Ebû Müslim'in ismi, Hac Sûresi 47. âyetinin tefsiri ve bu âyetin işaret ettiği hadiselerle ilgili açıklamaların yer aldığı kısımda zikredilmektedir (Lem'alar, s. 199). Burada kimi gaybi işaretlere temas edilmekte, Hz. Muhammed'in, " Eğer ümmetim istikamet üzere giderse, ona tam birgün vardır. Aksi halde ancak yarım gündür" meâlindeki hadis-i şerifi, ihtiva ettiği mânâ, buradaki gün tabiri ve Kurân âyetinde (Hac, 47) geçen Rabbin katındaki gün (bin yıla eşit) ile dünyevî gün arasındaki münasebet izah edilerek kimi açıklamalarda bulunulmaktadır. Bu hadis ve âyetin işaret ettiği kimi olaylardan örnekler verilmektedir.

Hadiste, hükümet-i Arabiye'nin 5 yüzyıl yaşayacağı ifadesi yer alırken, Emevi ve Abbasi yönetiminin 5 yüzden fazla yaşadığı anımsatılmaktadır. Bilindiği gibi bu 2 dönem altı yüzyıla yakın sürmüştür. Bediüzzaman, bu fazlalığı yorumlarken; Yezid, Velid, Haccac'ın zulümleri ve Ebû Müslim-i Horasânî'nin tahakkümüyle geçen sürelerin Arap yönetimi için fetret dönemi olduğunu, bu süreler düşüldüğü takdirde geriye 5 yüzyılın kaldığını ifade etmektedir.[9]

Ebû Müslim hakkında yazılı eser pek azdır. Ebû Müslim’i roman şeklinde anlatan 2 kitap bulunmaktadır; 1. si Faik Bulut’un “Ebû Müslim Horasânî, Bir İhtilalcinin Hikâyesi” isimli kitabı (Su Yayınları, 1999), diğeriyse Corci Zeydan’ın “Ebû Muslim Horasânî” isimli kitabıdır. (Milenyum Yayınları, 2010)

Ebû Müslim hakkındaki diğer bir kaynak kitap da Mesruri Geda’nın “Eba Müslüm'ün Tabutu” isimli kitabıdır. (Can Yayınları, 1996) Ayrıca Türkolog Prof. Dr. İrene Melikoff’un, 1962'de Fransızca yayınladığı "Türk-İran Epik Geleneği İçinde Horasan Teberdarı Ebû Müslim" (Abu Muslim, le " Porte-Hache" du Khorassan dans la tradition épique turco-iranienne) adlı bir kitabı bulunmaktadır.[10]

İsyanın Planlanması

Ebû Müslim El-Horasânî, özellikle 747’den itibaren yoğun propaganda faaliyetlerine girişti. Birçok kimseyle görüştü. Bir taraftan Abbasilerin propagandasını yürütürken, diğer taraftan da isyancıları teşkilatlandırdı. Civarda bulunan yerleşim yerlerini dolaşarak insanlar arasındaki faaliyetlerini sürdürdü. Belli bir aşamadan sonra isyanın ne zaman gerçekleştirileceği ve ne zaman harekete geçileceği yavaş yavaş netleşmeye başladı. Arap olmayan unsurlar Araplara karşı isyan hazırlıklarına girişirken, tehlikeyi fark eden Araplar da hareketlenmeye başladılar. Fakat aralarındaki çekişmeler ve mücadeleler fazla olduğundan bir araya gelmeleri mümkün olmadı. Bu durumun farkında olan Ebû Müslim, bir araya gelmelerini engellediği gibi, birlik olma girişmelerini de etkisiz hale getirdi. Kabileler arasındaki ihtilafı körükleyerek birbirleriyle vuruşturdu.

Horasan'daki gelişmelerden haberdar olan Emeviler, harekete geçip en azından Araplar arasında ittifakı ve birlikte hareket etmelerini sağlamaya çalıştılar. Fakat bir sonuç alamadılar. Çünkü, harekete geçen Ebû Müslim şehirleri birbiri ardına zapt etmeye ve bölgeye hakim olmaya başladı. Kendileri üzerine gönderilen Emevi birliklerini bozguna uğrattı. Bu yenilgi üzerine Horasan'daki Emevi egemenliği hemen hemen tamamen ortadan kalktı. Emevi egemenliği burada son bulurken Abbasi egemenliği kuruldu ve Ebû Abbâs `Abd Allâh " es-Seffah" halife unvanini aldi. Horasan'a vali olarak tayin edilen Ebû Müslim ise, bozulan düzenin yeniden kurulmasıyla görevlendirildi. Bu arada yakın bölgelerde meydana gelen ayaklanma ve isyan hareketleri Ebû Müslim'in de desteğiyle bastırıldı.

Emevi hânedânının ortadan kalkmasında önemli katkısı olan, Abbasi Devleti'nin kurulmasında ön saflarda yer alan Ebû Müslim giderek güç kazandı. Bölgedeki etkisi ve gücünün giderek artması, Abbasi yönetimini rahatsız etmeye ve kendisinden kuşkulanmalarına neden oldu. Horasan'da kimi vali ve idareciler aracılığıyla Ebû Müslim'in gücünü kırma ve isyan çıkarma girişimleri akim kaldı. Ebû Müslim bu tür girişimleri etkisiz hale getirerek isyan girişimlerinin önüne geçti. Devlet içindeki itibar ve nüfuzu daha da arttı. Halifenin kardeşi olan Ebû Cafer Mansur, bu durumdan büyük rahatsızlık duymaya başladı. Bu şahsın ortadan kalkması gerektiğini, kendisine karşı harekete girişilmesini istediyse de halifeyi ikna edemedi.

Kardeşinin yerine geçip halife olan Ebû Cafer Mansur, halifeliğinin ilk yıllarında büyük sıkıntı yaşadı. Amcasının hilafete geçme teşebbüsü Ebû Müslim'in de yardımıyla etkisiz hale getirildi. Halifenin amcasının kuvvetleriyle yapılan savaşın kazanılmasından sonra, söz konusu şahıs kaçmak zorunda kaldı. Hazine ve malları Ebû Müslim'in eline geçti. Bu gelişme Ebû Müslim'in gücünü dah11a arttırırken, halifenin de rahatsızlığını arttırdı. Çünkü, bir komutanın gereğinden fazla güce ulaşması, idarenin üstünde büyük baskıların oluşmasına neden olmakta, ileride meydana gelecek kargaşa için önemli bir zemin teşkil etmekteydi. Eline geçirdiği hazineleri merkeze yollaması istendi. Ebû Müslim bu teklifi reddetti. Birkaç menfi gelişmeden sonra Ebû Müslim, ikna edilerek Halifenin huzuruna çıkarıldı. Huzura çıkarılmadan önce, Ebû Cafer Mansur ve devletin ileri gelenleri karşılamada hazır bulundu. Daha sonra, Ebû Cafer Mansur ile bir görüşme yaptı. Bu sırada saraya önceden yerleştirilen adamlar üzerine salınarak öldürüldü.[13]

İsyanın Sonuçlanması

İsyanı başlatan ve yöneten Ebû Müslim’di. Ebû Müslim isyana katılımları arttırıyor ve sadece Ehlibeyt taraftarlarını değil, Emevi iktidarına karşı rahatsız olanları da örgütlüyordu. İsyan gelişip yayıldıkça ve artık kazanacağı kesinleşince, devreye Hz. Muhammed’in amcası Abbas’ın sülalesi de girmeye başladı. Hâlâ neden ve nasıl iktidarın Abbasilere bırakıldığı bilinmemektedir. Bilinenler, Ebû Müslim’in Emevi ordusunu yenip, Emevi saltanatına son verdiğidir. Ayaklanma zaferle ve Abbasoğulları’nın iktidarı almalarıyla noktalanmıştı.

Abbasi Hânedânı'nın kuruluşuna vesile olan Ebû Müslim, kendi şahsi düşmanlarına olduğu kadar, Abbasilerin düşmanlarına karşı da şiddetli hareket etmekten geri durmamıştır. Tarihler kendisini çok soğuk kanlı, ketum, hasud ve kindar, aynı zamanda insafsız ve acımasız bir kişi olarak zikretmişlerdir. Aslında Ebû Müslim El-Horasânî yaptığı işlerin neticesini göremediği gibi, cehaletiyle pek çok Müslüman kanının dökülmesine de sebep olmuştur.[4]

Daha sonraki süreçte Abbasoğulları da Emevi zulmünü aratmayacak davranışlarda bulunmuşlardı. Zaferin sorumlusu ve sahibi Ebû Müslim halk tarafından çok seviliyordu. Bu ilgi Abbasi halifesini korkutmuştu. Ebû Müslim’i kendisine rakip görmeye başlamıştı. Bunun sonucunda Ebû Müslim 755’te Abbasi halifesi tarafından ortadan kaldırıldı.[7]

Kişiliği

Ebâ Müslim Horasânî komple bir önderliktir. Başarı için her şeyi en küçük ayrıntısına kadar dahiyane bir şekilde, kılı kırka yararcasına planlamış, düzenlemiştir. İdeallere bağlılık, Ehlibeyt anlayışına sadakati tartışılmaz bir keskinliktedir. Başarısızlığa uğratacak en küçük bir zaafa yer yoktur Ebâ Müslim de. Denilebilinir ki, “madem Ebâ Müslim böyle komple bir önderliktir, o halde neden Abbasoğulları'nın hilelerini göremedi ve ihtilal sonrası tasfiye edildi?” (Bizlere göre Ebâ Müslim komple bir önderliktir, ihtilalden sonra tasfiye edilmiş olması bu gerçeği değiştirmiyor). Emevî saltanatının yıkılması onun için esastı. O yüce kişilikte bunu başarmıştır. Doğrudur. Ebâ Müslim, ihtilali gerçekleştiren önderken merkezi yönetimi eline geçirmiş bulunan Abbasoğulları tarafından tasfiye edilmiştir. Bunun birden fazla nedeni vardır. Her şeyden önce kanlı Emevî devletini yıkmak isteyen Ebâ Müslim, Ehlibeyte yakınlıkları, Emeviler'e karşıt olmaları nedeniyle Abbasoğulları'na biat etmek zorunda kalmıştır. Bu biat öyle bildiğimiz tabii olmak anlamında bir biat olmayıp, daha çok ittifak temelli bir biattir. Abbasoğulları'nın artık gereken dersleri aldıklarına, Ehlibeytin/Ehlibeyt taraftarlarının her türlü hak ve hukuka sahip olunacağına dair sözler alınmış, anlaşmalar yapılmıştır. Bu sözlere inanılmış, inanılmak zorunda kalınmıştır. Çünkü Ehlibeyte, Ehlibeyt taraftarlarına kan kusturan Emevîler'in kanlı saltanatlarını yıkmak esas görev durumundaydı. Ehlibeyt bendelerinin tek başına bu gücü tasfiye etmeleri imkansızdır. Abbasoğulları da birçok boyutuyla güçlüdürler. Bütün bu nedenlerden dolayı Abbasilerle yol alınmak zorundaydı. Elbette Ehlibeyt bendelerinin, başta Ebâ Müslim olmak üzere ihtilal sonrası planları vardı. Ne yazık ki Ebâ Müslim'in bu planları uygulamaya fırsatı olmadan katledilmiştir. Ebâ Müslim şehadetiyle bile çok önemli bir görevi yerine getirmiştir. Ehlibeytin çok daha dikkatli olmasını ve aynı trajedileri bir daha yaşamaması için erkenden önlem alınmasını sağlamıştır.[11]

Ebû Müslim, zalim Emevi saltanatını yıkan ayaklanmanın başkomutanıdır. Emevi saltanatı her türlü yozluğun merkeziydi. Geniş halk yığınları büyük baskılar altındaydı. Ehlibeyt’e küfür zorunlu kılınmıştı. Her mescitte Ehlibeyte küfürler edilen vaazlar veriliyordu. Emevi yöneticilerinin halkın halinden haberleri yoktu. Onlar kendi zevki sefalarının doruğundaydılar. Bütün bunlara yıllardır sürdürülen Ehlibeyt düşmanlığının yarattığı öfke de katılınca isyan başladı. Ebû Müslim El-Horasânî, Horasan'da faaliyetlerini sürdürürken kendisi için önemli zorluklardan birisi soyunun kesin olarak bilinmemesiydi. Türk, Arap, Kürt ya da Fars kökenli olup olmadığı da kesin olarak bilinmemekteydi.[1] Bu durum da Şiilerin ileri gelenlerinin kendisine şüpheyle bakmalarına ve hemen kabullenmemelerine neden oldu. Fakat Ebû Müslim El-Horasânî kısa sürede mezepotamyada sevilen ve sayılan biri oldu. Bu durum ile bağlantılı olarak 2 kez Merv'den ayrılmak zorunda kaldı. Fakat, daha sonra tekrar buraya döndü. Faaliyetlerini sürdürdü. Ayrıca, İmam İbrahim'in de ondan yana tavır koyması ve Horasan'da lider konumunda olmasını istemesi, karşı tarafı kendisini kabul etmek zorunda bıraktırdı. Böylece devam eden ihtilal hazırlıklarında giderek ön plana çıkmaya başladı.[7]

Tarihteki Önemi

Türk tarihinde yer tutan büyük kahramanlardan biri Ebû Müslim-i Horasânî’dir. Oğuz Türkmenlerinin tarihinde, yeni bir devir açan büyük bir kahramandır. Yüzyıllarca Çinlilerin akınlarına göğüs geren Oğuz Türkmenlerinin hürriyet ve istiklallerini batıdan gelen Emeviler tehdit etmeye başlamıştı. Daha da ileri giden Emevîler, Türk ellerini yağma ve istila etmişlerdi. Bu esaret acısına tahammül edemeyen Oğuzlar, bağırlarından yüce bir kahraman olan Horasanlı Ebû Müslim’i çıkardılar. Müstevlilere karşı ihtilal bayrağını açan Ebû Müslim, millî mücadeleye girişti. Emevî ordularını yenip, İslam tarihinde yeni bir devir açtı. Emevî saltanatına son vererek Abbasî Devleti'ni kurdu.[7]

Ebû Müslim Abdurrahman bin Müslim El-Horasânî, İslam tarihinin tanığı ve sanığıdır. Emeviler ve Abbasiler döneminin halk kahramanıdır. Sadece tarihin figüranı değil baş aktörüdür. Gerçek bir tarih yaratıcısıdır o. Köle iken ihtilal önderliğine yükselen bir efsane-insan'dır. Horasan Spartaküsü derler adına. Bu yüzden bölge halklarından Türkler, Farslar, Araplar kendisine sahip çıkmış, onu öz çocuklarıymış gibi benimsemiş; her kavim, " Ebû Müslim bizdendir" diyebilmiştir. Adına menkıbe ve destanlar yazılmış, Bâtınî akımlarca 'tanrı-insan' olarak algılanmıştır. Ebû Müslim ölmemiş, ak güvercin donuna bürünüp gökkuşağında gezer olmuş. Alevi tarihinin kılavuzluğunu yapmış. Ona türlü türlü adlar verilmiş: Köle İbrahim, İbrahim bin Osman, Heyyakan, Hetkan, Abdurrahman bin Müslim, Bihzadan, Horasan Teberdarı, vs. Adı gibi kökeni de gizem perdesiyle örtülüdür.[7]  Emevî Devleti'nin yıkılışı ve Abbasi Devleti'nin kurulması aşamalarında önemli roller üstlenmiştir. Horasan'da bulunduğu sıralarda Emevîler'e karşı faaliyetler yürütmüş ve isyan hazırlıklarını organize etmiştir. Abbasi Devleti'nin kuruluşundan sonra nüfuzunun giderek artması, devlet yönetiminde etkisinin güçlü hale gelmesi yönetimi rahatsız etmiş ve ortadan kaldırılmasına karar verilerek, bir görüşme sırasında öldürülmüştür.

Ebû Müslim El-Horasânî serdar ve hakim olup, Horasan’daki dinî ve siyâsî hareketin başına geçerek, Emevileri deviren ve Abbasileri tahta çıkaran muhteşem bir siyasetçidir. Ebû Müslim El-Horasânî’in katli, Özellikle onun uluhiyetine inanan İran Mecusileri arasında pek fena akisler uyandırmış ve ayaklanma çıkmıştı. Sonraları zuhur eden Ehl-i sünnet dışı fırkalar, Babekilerle Hürremiler ve Bâtınîler kendi itikatlarının menşei ve tarikatlerinin kurucusu olarak Ebû Müslim’i göstermişlerdi. Ayrıca Şiiliğin az-çok yayıldığı bölgeler halkı arasında da büyük kahraman olarak tanınmış ve onun adına aslı olmayan romanlar ve destanlar yazılmıştır.[7]

Sözlerinden Alıntılar

“Size düşman olanlara yaranmaya çalışır ve dostlarınızdan uzaklaşırsanız, onlar size dost olmaz; fakat siz dostlarınızı kendinizden uzaklaştırırsınız. İşte o zaman düşmanlarınızın avucuna düşersiniz.” [12]

"Onlar, zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak içinde düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Fakat uzaklaştırılan dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu" [6][5]

İlgili Filmler

Ebû Muslim Horasani Tamer Yiğit

Kaynaklar

[1] Kimi bölgelerde Eba yerine Ebû deniliyor.
[2] Remzi Kaptan, "Sorularla Alevilik" s.278.
[3] acikmeydan.com/mustafa-yesilyurt/333- aba-muslimi-Horasânî.html
[4] Baki Yaşa Altınok, "HACI BEKTAŞ VELİ HAKKINDA YAZILMIŞ BİR MENAKIBNÂME VE BU MENAKIBNÂMEDE BELİRTİLEN ANADOLU'DAKİ ALEVİ OCAKLARI"
[5] hasanhinisli.blogcu.com/eba-muslim-Horasânî/8169021
[6] hasanhinisli.blogcu.com/eba-muslim-Horasânî/7294470
[7] piryolu.com/forum/sorularla-alevilik/4930- neden-ebamuslim-Horasânîye-ihanet-ediyoruz.html
[8] eravsar.de/Islam Tarihi/Ebû Muslim Horasânî.htm
[9] risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Enstitu& SubSection=EnstituSayfasi& Date=1/23/2004& TextID=697
[10] tempohaber.com/yazar.asp?yaziID=11397
[11] alevitentum.de/html/99. html
[12] Hayat (aylık ücretsiz gazete) sayı:3, Mart 2004.
[13] Tabari, La Chronique (Volume 2, L'âge d'or des Abbassides), Actes-Sud, ISBN|2-7427-3318-3 (Fransızca) say. 37-47





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: ihsan esen, 09.09.2015, 20:35 (UTC):
bu kitapları nasıl temin edebilirim..



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36901603 ziyaretçi (103104193 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.