Eisenhower Doktrini
 

Eisenhower Doktrini, Dwight Eisenhower, Doctrin

Eisenhower Doktrini

Kategori: Yakın ve Siyâsî Tarih

Eisenhower Doktrini, 1953 yılından itibaren 8 sene ABD Başkanlığı yapan Dwight Eisenhower'ın 5 Ocak 1957'de Kongre'ye gönderdiği yetki talebi isteği.[1] Bu programa göre herhangi bir Ortadoğu ülkesi, Batı Bloğu'nda yer almasa bile, komünizme karşı mücâdelesinde herhangi bir şekilde tehdit altına girer ise, ABD tarafından silah ve asker yardımı alabilecektir. Ayrıca bu program için ABD başkanına 200 milyon dolar tutarında ve istediği gibi kullanabileceği bir fon da onaylanmıştır; fakat bu program, ABD için çok da başarılı olamamış, Ortadoğu ülkeleri tarafından "içişlerine müdâhaleye imkan tanıyan emperyalist bir hareket" olarak algılanmıştır. Bu görüşün kuvvetlenmesinde Nasır'ın Arap milliyetçiliği hareketi ile çatışması şüphesi, büyük rol oynamıştır. Buna rağmen, bu planı içerisinde bulunduğu şartlar ve/veya politik görüşleri sebebiyle kuvvetle destekleyen ülkeler de bulunmaktadır, ki başlarında Türkiye gelir.[2]

1956 yılında İsrail, İngiltere ve Fransa'nın, mısır'a saldırmaları sonunda Arap İsrail savaşı başladı. Savaş sürerken, Sovyetler birliği; İsrail, İngiltere ve Fransa'yı açıkça tehdit etti ve Ortadoğu'ya asker göndereceğini açıkladı. bunun üzerine Amerika, devreye girerek savaşı sona erdirdi.

Savaş bittiğinde ABD'nin Arap dünyasındaki itibârı oldukça sarsılmıştı. Ortadoğu'da güç boşluğu doğmuş ve bu boşluğun da SSCB tarafından doldurulması ihtimâli yükselmişti.[3]

Sovyet Rusya'nın yönelttiği tehditler üzerine Amerika, İngiltere ve Fransa'ya sert bir çıkış yaparak bu iki devletin Mısır'a karşı giriştikleri saldırıyı önlemekle beraber, kısa bir süre sonra Orta Doğu konusundaki görüşlerinde büyük bir değişiklik yaptı. Daha doğrusu, Süveyş buhranı geçtikten sonra, Orta Doğuda ortaya çıkan durumu Amerika hiç beğenmedi. Bir defa, Süveyş savaşı dolayısıyla Batının prestiji Arap dünyasında büyük bir darbe yemişti. Üstelik, Mısır'ı ve Süveyş'i Batı'ya bağlayan tek hukûkî bağ olan 19 Ekim 1954 tarihli Süveyş Antlaşması'nı Mısır, 1956 buhranı sırasında feshederek, Batı ile bağlarını koparmıştı.[?]

İkinci olarak, Amerika bu buhranda dürüst ve tarafsız davranmış ve İngiltere ve Fransa'nın savaşı ve Mısırın işgâlini durdurmasında en az Sovyet Rusya kadar rol oynamıştı. Fakat Arap dünyası bunu takdir ediyor muydu? Diğer taraftan, Batının Orta Doğudaki bu prestij kaybı, bölgede büyük bir boşluk meydana getirirken, bu boşluk, Sovyet Rusya tarafından doldurulmaktaydı.[4]

Einshower, 1954 yılında "Barış için Atom" programını başlattı ve 5 Ocak 1957'de, ünlü Eisenhower Doktrini'ni açıkladı. Bu doktrin ile Orta Doğu ülkelerine askerî ve ekonomik yardımda bulunuldu. Yardımın amacı, komünizmin yayılmasını önlemekti.[1]

Sovyet Rusya sanki Ortadoğu'nun kurtarıcısı olmuştu. Sanki, Macar topraklarına 200 bin kişilik askeri ile 4000 tankını sokup, 50.000 ölü ve yaralıya mal olan Macar milli bağımsızlık hareketini öldüren, bu Sovyet Rusya değildi. Kaldı ki, Bulganin'in, Eisenhower'e gönderdiği 5 Kasım mesajında da görüldüğü gibi, Sovyetler Orta Doğuya asker sokmak için fırsat aramaktaydılar. İkinci olarak, Sovyetlerin Orta Doğuya girişlerinde ekonomik sebepler de rol oynamıyordu. Çünkü, Süveyş'teki kanal trafiğinin ancak %1'i Sovyet gemilerine aitti.

Sovyetlerin Orta Doğu petrollerine de ihtiyaçları yoktu. Çünkü kendileri petrol ihraç etmekte idiler. O halde amaçları siyâsî idi. Sovyetler, Süveyş Kanalına ve Batının Orta Doğudaki petrol kaynaklarına hakim olarak, bölgeyi siyasi kontrolleri altına alarak Batıya darbe indirmek ve mümkün olursa Batıyı bu bölgede çökertmekti.

Bu şartlarda yapılacak iki şey vardı: Biri, bölge ülkelerinin ekonomik sıkıntılarının giderilmesine yardımcı olmak; diğeri de, ister ikili, ister toplu münasebetler yoluyla, bu ülkelere, komünizm hegemonyasının neler getirebileceğini anlatmak ve bunların komünizme karşı koymalarına yardım etmekti.[4]

Başkan Eisenhower, 5 Ocak 1957 de Kongreye gönderdiği ve Eisenhower Doktrini adını alan mesajda bütün bu hususları açıkladıktan sonra, Kongre'den şu hususlarda kendisine yetki verilmesini istiyordu.

  1. Bağımsızlığını korumak için ekonomik kalkınma çabası içine giren Orta Doğu ülkelerine ekonomik yardım yapmak.
  2. Bunlardan isteyen ülkelere askeri yardım yapmak.
  3. Bu ülkelerin istemeleri şartı ile “milletler arası komünizmin kontrolü altında bulunan bir ülkeden gelecek açık silahla saldırılar karşısında”, Amerikan silahlı kuvvetlerinin kullanılması.

Bu amaçlarla Başkan Eisenhower, Kongreden, üç yıl süre ile, her yıl 200 milyon Dolar harcama yetkisi istemekteydi. [5]

Temsilciler Meclisi, 30 Ocakta, Senato da 5 Mart'ta, büyük oy çoğunluğu ile Eisenhower Doktrini'ni kabul ederek, Başkan'a istediği yetkileri verdi.[1]

Eisenhower doktrini'nin tatbikatını sağlayacak kanun 9 mart 1957'de kongre tarafından kabul edildikten sonra, başkanın danışmanı James p. Richards, Ortadoğu ülkelerini ziyaret etti ve doktrine katılmalarını istedi. 22 mart 1957 günü Türkiye Eisenhower doktrini'ne katıldığını, ayrıca doktrini bölgede gerçekleştirebilmek için hazır olduğunu açıkladı. aynı gün ABD, Bağdat paktı askerî komitesine gireceğini ilan etti. [3]

Eisenhower Doktrininin bilhassa Orta Doğuda Amerikan askerinin kullanılmasına dair kısmı, Amerikan Kongresinde büyük tartışmalara sebep oldu. Buna rağmen, Temsilciler Meclisi, 30 Ocakta, Senato da 5 Martta, büyük oy çoğunluğu ile Eisenhower Doktrinini kabul ederek, Başkana istediği yetkileri verdi.[4]

a.b.d. başkanı Eisenhower 'in 1957 yılı başında kongre'ye sunduğu bir raporla açıkladığı ve uluslararası komünizm tehdidine karşı direnmek için amerikan yardımına ihtiyaç duyacak Ortadoğu ülkelerine askeri ve ekonomik yardımı içeren politika. doktrinin temelinde ABD'nin Sovyetler birliği'nin Süveyş bunalımı'ndan sonra Ortadoğu'da kazandığı prestije karşı, bölgede bir karşı grup örgütleme çabası ve bölgedeki olayları uluslararası komünizmin bir parçası olarak kabul etmesidir.[2]

Eisenhower Doktrini iki bakımdan Amerikan dış politikası için mühim bir gelişmeyi ifade etmekteydi. Birincisi, Amerika'nın orta doğu ile bağlantı alanını bir hayli genişletmesidir. Her ne kadar Amerika Orta Doğu ile ilgisini ilk defa Truman Doktrini ile göstermiş ise de, Truman Doktrini sadece Türkiye ve Yunanistan'a ve yine sadece askeri yardım yapılmasını öngörmekteydi. Halbuki Eisenhower Doktrini, bütün bir Orta Doğu bölgesini içine alıyor ve Amerikan askerinin kullanılması sureti ile bölgedeki ülkelerin komünizme karşı savunulmasını da üzerine alıyordu.

İkinci olarak, bu doktrin ile Amerika, İngiltere ve Fransa'nın Orta Doğuda bıraktıkları boşluğu bizzat doldurmak üzere harekete geçiyor ve aynı zamanda da, bölgede Sovyet Rusya'nın karşısına dikiliyordu. Amerika ve Sovyet Rusya ilk defa olarak Orta Doğuda karşı karşıya gelmeye başlıyordu.[4]

Eisenhower Doktrini karşısında Orta Doğu ikiye ayrılmıştır. Bu doktrini kabul ettiğini ilk ilan eden, 6 Ocak'ta Lübnan'a olmuştur. Lübnan bu hareketi ile şimdiye kadar takip ettiği tarafsızlık politikasını terk etmiş oluyordu. Lübnan'ın arkasından Pakistan, Irak, Türkiye ve Yunanistan Eisenhower Doktrini kabul ettiklerini açıkladılar. Bunlardan sonra Afganistan, Libya, Tunus ve Fas en sonunda İsrail bu Doktrini kabul ettiklerini bildirdiler. [5]

Buna karşılık, ilk şiddetli tepki Mısır'dan geldi. Arkasından Suriye bu tepkiye katıldı. Bu iki devleti ise Ürdün ve Suudi Arabistan takip etti ise de birkaç hafta sonrada Suudi Arabistan tutumunu değiştirerek, Eisenhower Doktrini “iyi ve müsbet” bulduğunu bildirdi. Çünkü Suudi Arabistan, İsrail konusunda bu devletlerle beraber gitmeye hazırdı; lâkin Sovyetler konusunda bu devletlerle bir adım bile atmamaya kararlıydı.

Tabiat ile Sovyetlerde büyük tepki gösterdiler. 7 Ocak'ta yayınladıkları resmi bildiride, Eisenhower Doktrini, “Orta Doğu ülkelerini esaret altına alma amacını günden bir tedbir”, “Amerikan tekelci kapitalizminin militarist çevrelerinin Orta Doğu işlerine kaba bir mücadelesi” olarak nitelemişlerdir. Bunun arkasından 11 Şubatta Amerika, İngiltere ve Fransa'ya verdikleri notlarda, Orta Doğu için bir barış planı ortaya attılar. Buna göre, bölgede ittifak blokları kurulmayacak, yabancı askerler geri çekilecek, yabancı üsler tasfiye edilecek ve bölgenin içişlerine karışılmayacaktı. Bölge ülkelerine silah satılmayacaktı.

Sovyetlere verilen cevapta, bu plan reddedildiği gibi bölgeyi silahlandıran ilk devletin kendisi olduğu ve içişlerine karışmadan söz eden Sovyetlerin önce Macaristan'dan elini çekmesi gerektiği bildirildi. [6]

Eisenhower Doktrini, Menderes hükümeti için 1947 yılında Truman Doktrini'nin açıklanması ile başlayan askerî ve ekonomik yardımın, Türkiye'nin yanı sıra diğer Ortadoğu ülkelerine de genişlemesi olarak değerlendirilebilir. Başbakan Adnan Menderes, söz verilen bu askerî ve ekonomik yardım sayesinde ülke içinde de prestijini arttırmayı ümit ediyordu. Bu dönemde Türkiye ekonomisinin kötü gidişi, hükümete güçlükler yaratıyordu. Menderes, yaptığı bir basın toplantısında, Eisenhower Doktrini'nin Ortadoğu'da siyâsî istikrârı sağlayacağına inandığını belirtmişti. CHP ise iç siyâsî havanın gerginleşmesine rağmen, Eisenhower Doktrini konusunda hükümete destek oldu. [3]

Bu doktrinin getirdiği tedbirlerin uygulaması 1958 yılındaki Lübnan ve Ürdün olayları sırasında gerçekleşmiştir. Türkiye, ABD ve İngiltere'nin davranışlarını kayıtsız şartsız destekleyeceklerini bildirmiştir. Türkiye, bu doktrini kabul etmişti.. Ortadoğu ülkelerinin doktrine karşı çıkması sebebiyle ABD, yeni tedbirler alma kararı almıştır. Türkiye, Ortadoğu'da boşalan gücü dolduracak ülke olarak belirlenmiştir. 21 Mart 1957 tarihinde, Ankara'da, Türkiye ve ABD yetkilileri Eisenhower doktrini'ne benzeyen ortak bir bildiri yayınlamışlardır.[3]

Menderes, Eisenhower doktrini'nin açıklanmasından sonra, ABD'yi Ortadoğu'da koruyucu bir güç olarak kazanma amacına ulaşmıştır. Menderes için bölgedeki Sovyet etkisini önleyebilecek tek güç, Amerika'ydı. Böylece menderes, ABD'yi Sovyet yayılmacılığını önlemek için bir denge faktörü olarak kullanma yoluna başvuruyordu. Adnan Menderes'in NATO ile Bağdat paktı arasında bağlantı kurarak Türkiye'nin önemini artırmaya yönelik arzusu, bu şekilde gerçekleşti. Ancak Bağdat paktı, Irak darbesinden sonra işlevini ve önemini kaybedince Menderes'in bu arzusunun da anlamı kalmadı. [3]

Eisenhower Doktrini karşısında Orta Doğu, ikiye ayrılmıştır. Bu doktrini kabul ettiğini ilk ilan eden; 6 Ocak'ta Lübnan olmuştur. Lübnan, bu hareketi ile, şimdiye kadar takip ettiği tarafsızlık politikasını terk etmiş oluyordu. Lübnan'ın arkasından Pakistan, Irak, Türkiye ve Yunanistan, Eisenhower Doktrini'ni kabul ettiklerini açıkladılar. Bunlardan sonra Afganistan, Libya, Tunus ve Fas, en sonunda İsrail bu Doktrini kabul ettiklerini bildirdiler.

Buna karşılık, ilk şiddetli tepki Mısır'dan geldi. Arkasından Suriye, bu tepkiye katıldı. Bu iki devleti ise Ürdün ve Suudi Arabistan takip etti ise de, bir kaç hafta sonra Suudi Arabistan, tutumunu değiştirerek, Eisenhower Doktrini'ni "iyi ve müsbet" bulduğunu bildirdi. Çünkü Suudi Arabistan, İsrail konusunda bu devletlerle beraber gitmeye hazırdı; fakat Sovyetler konusunda bu devletlerle bir adım bile atmamaya kararlıydı.

Nâsır'ın Ürdün'de monarşiyi devirmek için biraz sonra giriştiği teşebbüsler, Ürdün'ün tutumunu da değiştirecek ve bu ülkeyi Suriye-Mısır cephesinden ayıracaktır. Tabiatıyla Sovyetler de büyük tepki gösterdiler. 7 Ocak'ta yayınladıkları resmi bildiride, Eisenhower Doktrinini, "Orta Doğu ülkelerini esaret altına alma amacını güden bir tedbir", "Amerikan tekelci kapitalizminin militarist çevrelerinin Orta Doğu işlerine kaba bir müdâhalesi" olarak nitelemişlerdir.

Bunun arkasından, 11 Şubat'ta Amerika, İngiltere ve Fransa'ya verdikleri notalarda, Orta Doğu için bir barış planı ortaya attılar. Buna göre, bölgede ittifak blokları kurulmayacak, yabancı askerler geri çekilecek, yabancı üsler tasfiye edilecek ve bölgenin içişlerine karışılmayacaktı. Bölge ülkelerine silah satılmayacaktı. Sovyetlere verilen cevapta, bu plan reddedildiği gibi, bölgeyi silahlandıran ilk devletin kendisi olduğu ve içişlerine karışmamadan söz eden Sovyetlerin önce Macaristan'dan elini çekmesi gerektiği bildirildi.[4]

Sonuçları

Eisenhower Doktrini, ABD açısından beklenen sonucu vermemiştir. Sovyetler Birliği, Mısır ve Suriye, bu doktrini, Ortadoğu ülkelerin içişlerine doğrudan bir müdâhele, Siyonizm tarafından beslenen emperyalist bir manevra olarak görmüşlerdi. Doktrin, İsrail 'de bile soğuk karşılanmıştır!! Doktrini kabul eden Lübnan ve Libya ile hararetle destekleyen Türkiye, İran ve Irak dışında Batı yanlısı Arap devletleri bile doktrine katılmaktan endişe duymuşlardır.

Ortadoğu'da barışı sağlamak mazereti ardına saklanan bu doktrin, pek de rağbet görmedi. Suriye, Mısır ve tabii ki Sovyetler, Eisenhower doktrinini ABD'nin Ortadoğu ülkelerinin içişlerine müdâhale edebilmek için ortaya attıkları bir program olduğunu ileri sürdü. O sıralar gündemde olan İsrail sorununun tarafları da doktrini pek sevmediler ve kuşkuyla karşıladılar. İsrailliler, Eisenhower doktrininin bitmek bilmeyen Sovyet-Amerikan çekişmesini daha da hızlandıracağını ve İsrail için ciddi bir tehlike oluşturan milliyetçi kesime İsrail'i yok etmek için bir şans doğuracağını düşündü. Araplar ise doktrine Siyonizm'in işine gelen Arap milliyetçiliğini zayıflatma amaçlı bir plan olarak baktı. Türkiye, Lübnan, Libya, ırak ve İran doktrini kabul etti. Eisenhower doktrininin ilk kullanıldığı yer, Ürdün oldu. Ürdün kralı Hüseyin, otoritesini tehdit eden ve Sovyetler'le sıkı ilişkiler içine giren Nablûsî'yi etkisiz hale getirmek için ABD'den yardım istedi. Bunu yaparken de "ülkesinin uluslararası komünizmimin tehlikesi altında olduğunu" söylemeyi ihmâl etmedi. "Komünizm" lafını duyan heyecanlı Amerikalılar, "Aman da aman, doktrin... Komünizm.. Hede" deyip olaya daldı ve Kral Hüseyin'e tam destek verdi. Sıkıyönetim ilan edildi, partiler feshedildi. Kral Hüseyin ve türevlerinden oluşan bir hükümet kuruldu. Böylece Amerika Birleşik Devletleri, Ortadoğu'da bir ülkenin içişlerine bulaşmış, hatta karışmış oldu. Lübnan'dan sonraki durak, Suriye oldu. Irak'ı da kendi safına çeken ABD, Suriye'de Batı yanlısı bir hükümetin başa gelmesini istiyordu. Suriye'nin komünist denetiminde olduğunu ve komşuları için tehdit oluşturduğunu ileri sürdü. Suriye'nin komşularına kendilerini korumaları için (!) silah yardımına başladı. ABD'nin bu çabalarına Ortadoğu ülkeleri'nden "Güzel kardeşim, Suriye'yi bir tehdit olarak görmüyoruz ki biz..." şeklinde bir cevap gelince; Amerika bir durdu, bir geriledi. Son olarak doktrin bahane edilerek Ürdün'e askerî müdâhalede bulunuldu.

Tüm bu müdahalelerde Sovyetler, Araplar'ın beklediği ataklığı göstermemişlerdir. ABD'nin olaydan çıkardığı ders, Sovyetler'in yeni bir dünya savaşı'nı göze almayacağıdır. Sovyetler Birliği, çıkarlarına ters düşmediği sürece Arap ülkelerini desteklemiştir, ama iş ABD'yle bir savaşa varacak gibi olursa orada bir durup düşünmüşler hatta geri adım atmışlardır.[2]

Başvurulabilecek Yayınlar

  1. Geoffrey Barraclough, "Dünya Tarihi Atlası", (çev.Zeki Okar), İstanbul, Karacan, 1980
  2. Fahir Armaoğlu, "20.Yüzyıl Siyasi Tarihi (1914-1995)", (14.baskı), İstanbul, Alkım, 2004
  3.  Faruk SÖNMEZOĞLU, "Uluslararası İlişkilere Giriş", İstanbul, Der, 2002.
  4. Oral Sander, "Siyasi Tarih 1918-1994, (11.baskı)", Ankara, İmge, 2003.
  5. William H. McNEİLL, "Dünya Tarihi, (Çev.Alâeddin Şenel)", (7.baskı), Ankara, İmge, 2003.

Kaynaklar

[1] tr.wikipedia.org/wiki/Eisenhower_Doktrini
[2] sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=Eisenhower+doktrini
[3] www.itusozluk.com/goster.php/Eisenhower+doktrini
[4] www.bibilgi.com/Eisenhower-Doktrini
[5] Fahir Armaoğlu, "20.Yüzyıl Siyasi Tarihi (1914-1995)", (14.baskı), İstanbul, Alkım, 2004., s. 501-503.
[6] Fahir Armaoğlu, a.g.e., s. 504.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36861607 ziyaretçi (103034277 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.