El-Azîm İsm-i Şerîfi
 
El Azim

El-Azîm İsm-i Şerîfi

Hazırlayan: Akhenaton

el-Azîm العظيم, Yüce Allah'ın isimlerinden biridir.[1] Azîm, "büyük", "yüce", "çok ileri" [2] , "azâmet", "azâmet sâhibi", "pek azametli" [1] , "Hem zâtı hem de sıfatları sonsuz kemâlde olan" [3] , "büyüklüğü ölçüsüz, hudutsuz, emsâlsiz olan ve kendisinden başkasının idrâkine ihtimâl olmayan" [4] , "açığa çıkmış Esmâ özelliği olan hiçbir birimin, azametini kavrayamayacağı muhteşem büyüklük", "Büyüklüğü akıl ve fehmin ihatasından münezzeh bulunan." [5] demektir.

Hakikî büyüklük, Allah'a mahsustur. Yerde, gökte, bütün varlık içinde mutlak ve ekmel büyüklük, ancak O'nundur ve her şey O'nun büyüklüğüne şâhittir. Bu sıfatta da Allah'a herhangi bir denk bulunması muhaldir.[6]

Azîm ismi, hem zâtın hem de sıfatların kemâline birlikte delalet eder. Azamette, heybet ve celâl mânâsı vardır. Kurân'dan bir sûre okuduğumuzda, bu tilâvetimizi "sadakallahü'l-Azîm" diye sona erdiririz; yani “Azîm olan Allah, doğruyu ifade etti, hakikati ders verdi.” deriz. Böylece Kurân'ın da azâmetini hatırlar, “bütün insanlar ve cinler toplansa bir tek sûresinin bile mislini getiremeyeceğini” düşünür, onun belagatındaki azâmete hayran oluruz.

Azîm olan Allah'ın kelâmı, taklîde müsaade etmez. Bu hakikat, kâinât kitabı için de geçerlidir. Onun da ne sûrelerini, ne cümlelerini, ne de kelimelerini beşer taklit edememiştir ve edemez de. Bir çiçekteki ilâhî sanatın azâmeti, herkesi âciz ve hakîr bırakır; kimse onun taklidini yapamaz.

Azîm ismini çok yâd ettiğimiz bir mevki de rükûdur. Rükûda, "sübhane rabbiye'l-Azîm", yani "Beni en güzel şekilde terbiye eden Rabbim, Azîmdir, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir." demekle, insan terbiyesindeki azameti hatırlamış oluruz. Bu azamet karşısında eğilme ihtiyacı duyan bir ruh ve bu ihtiyaca cevap verecek şekilde yaratılmış bir beden... İşte, ruhun ve bedenin böyle en güzel bir şekilde terbiye edilmeleri, ancak Azîm olan Allah'a mahsustur.[3]

Bir toplumun büyüğü, kendisine karşı çıkılamayan ve emirleri üzerine hareket edilendir. Ancak böyle olmakla beraber bu kimse zaman gelip çeşitli nedenlerle zayıf düşer, aciz kalır, mağlup edilir, sahip olduğu saltanatından ortada eser kalmaz. Oysa Allah Teala, mutlak güç sahibidir ve hiçbir şey O'nu güçsüz kılıp aciz düşüremez. Karşı çıkılıp mağlup edilemez. O gerçek büyüktür. Bu ismin başkaları için kullanılması mecazi anlamdadır. Hakiki büyüklük Allah'a mahsustur.

O, her büyükten daha büyüktür. Bu yüzden hiçbir akıl, O'nun büyüklüğün kavrayamaz. Yaratılan bütün varlıklar O'ndan birçok ilimler öğrenmiş olsa bile, bu bilgiler sınırlı ve sonludur. Akılların, sonsuz nurunu kavramaktan aciz kaldığı, anlayışların izzetinin aydınlığında kaybolduğu Allah ne yücedir. Bütün her şey Allah'ın yüceliğine, büyüklüğüne ve kemaline göre bir hiç gibidir. O'nun azametinin başlangıcı, yüceliğinin sonu yoktur.[7]

Peygamber Efendimiz buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri şöyle dedi: "Büyüklük benim örtümdür, ululuk da elbisemdir. Kim bu iki şeyde benimle çekişirse ona azab veririm." [8]

İbn Abbas anlatıyor. Hz. Peygamber sıkıntı anında şöyle dua ederdi: “Allah'tan başka ilâh yoktur; O, azim ve halim olandır. Allah'tan başka ilâh yoktur; O, büyük arşın sahibidir. Allah'tan başka ilâh yoktur; O, göklerin ve yerlerin Rabb'i'dir ve O, pek değerli arşın Rabb'i'dir.” [9]

El-Halîmî der ki: “Azîm, mutlak olarak kendisinden kaçınmak ve uzak durmak mümkün olmayandır. Çünkü bir toplumun büyüğü, o toplumun bütün işlerini üslenen, kendisine karşı çıkılamayan ve emirlerine aykırı davra­nılamayandır. Ancak gerçek mahiyeti böyle olmakla beraber bu kimse, çeşitli bela ve musibetler nedeniyle zayıf düşebilir ve gücü elinden gidebilir. Bu du­umda kendisine karşı çıkılabilir, hatta mağlup edilip saltanatı yok edilebilir. Oysa Allah Teâlâ, mutlak güç sahibidir ve hiçbir şey O'nu güçsüz kılıp aciz düşüremez. Karşı çıkılıp mağlup edilemez. Emirlerine karşı konulamaz. O, gerçek büyüktür. Bu ismin başkaları için kullanılması mecazi anlamdadır.” [10]

El-Hattâbî de der ki: “Azîm, büyüklük ve yücelik sahibi olandır. Bedenlerin niteliği sayılan büyüklüğün dışında şanı yüce ve önemi büyük olandır.” [10]

Allah, varlığı ile her büyükten daha büyüktür. Zira O'nun varlığı ezeli (öncesiz) ve ebedi (sonsuz)dur. Başkasının varlığı böyle değildir. O, her büyükten daha büyüktür. Bu yüzden hiçbir akıl, O'nun büyüklüğünü kavrayamaz. Hiçbir göz, O'nun izzetini kuşatamaz. O'nun dışındaki her şey küçük, basit ve hakirdir. Yaratılan bütün varlıklar O'ndan birçok ilimler öğrenmiş olsa bile, bu bilgileri sınırlı ve sonludur. Bütün her şey Allah'ın yüceliğine, büyüklüğüne ve kemaline göre bir hiç gibidir.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “O'nun yüzünden (zatından) başka her şey helak olucudur.” (Kasas Sûresi, 88)

Akılların, sonsuz nurunu kavramaktan aciz kaldığı, anlayışların izzetinin aydınlığında kaybolduğu Allah, ne yücedir. O'nun azametinin başlangıcı, yüceliğinin sonu yoktur.[11][12]

Hakiki büyüklük, Allah'a mahsustur. Allah hiç bir şeye muhtaç değildir ve yarattığı her şeyde O'nun büyüklüğünü görmek mümkündür. Allah'ın azametini tefekkür eden insan; O'nun büyüklüğü karşısında gafletten kurtulur, imanı kuvvetlenir; acz, fakr ve kusurlarını anlar, Kurân-ı Kerîm'de Allah-u Teâlâ, kudret-i Rabbâniyenin mûcizâtını (mucizelerini) göstererek, insanların bunları düşünerek ibret almalarını beyan buyurur. Alemin düzenliliğini, yaratılış gayesini, verilen nimet ve güzellikleri, dünyanın geçiciliğini, süt veren hayvanlardaki icazı, gece ve gündüzün dönüşümünü düşünen insan, Allah-u Teâlâ'nın sonsuz ihsanlarıyla kullarını nasıl donattığı karşısında O'nun büyüklüğünü idrak eder.

Yeryüzündeki bütün denizler mürekkep olsa Allah-u Teâlâ'nın azametine delâlet eden kelimelerini, yazıp bitiremezler. Akıl, Allah'ın yüceliğini kavramaktan acizdir. Ancak, O'nun mucizelerini akledebilir. Kâfir ve müşrikler ise akletmezler: sağır, dilsiz ve kördürler. (el-Bakara, 2/171) Oysa Müslümanlar; ayette bildirildiği gibi "Çok büyük Rabb'ın adını tesbih ederler. " (el- Vâkıa, 56/74, 96; el-Hakka, 69/52) Yine Bakara suresinde Allah'ın büyüklüğü şöyle beyan buyurulur: [1]

«Allah, (o Allah'tır ki) kendinden başka hiç bir ilah yoktur. (O, zatî, ezelî ve ebedî hayat ile) diridir (bakîdir). Zatiyle ve kemâliyle kâimdir. (Yarattıklarının her an tedbir ve hıfzında yegane hakimdir, her şey onunla kâimdir). Onu ne bir uyuklama tutabilir ne de bir uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O'nun izni olmadıkça katında şefaat edecek kimmiş? O, yarattıklarının önlerindekini, arkalarındakini bilir. (Yaratılmışlar) O'nun ilminden yalnız kendisinin dilediğinden başka hiç bir şeyi kavrayamazlar. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri (kucaklamıştır, o kadar) vâsidir. Bunların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O, çok yüce, çok büyüktür.» (el-Bakara, 2/255)

Etimoloji

El-Azîm, bütün kemâl sıfatlarla muttasıf, ezelî ve ebedî, sermediyle eşsiz, bütün düşünce ve tasavvurların ötesinde büyük... akıl ve idrâk sınırının çok üstünde, dünyâ ve âhiretin sâhibi olarak büyük... binlerce suçluya af kapısı olan tövbe kapısını açmakla ve o binlerce suçluyu affetmekle büyük... bütün âlemlerin Rabbi, gözeteni, rızık vereni olarak büyük... ne zâtında ne isim ve sıfatlarında ve ne de söz ve işlerinde hiçbir kusur ve şâibenin kendisine yanaşmadığı büyük ve Yüce Varlık.[13][14]

"Azîm", "büyük olmak" mânâsındaki "azm" kökünden sıfat olup "azametli", "azamet sâhibi" ve "büyük" anlamlarına gelmektedir.[15] Kurân-ı Kerîm'de ise 6 yerde Allah'ın sıfatı [16] olarak, diğer âyetlerde de diğer varlıkların ve hâdiselerin sıfatı olarak kullanıldığı görülmektedir.[17][14]

Yüce Allah'ın güzel isimlerinden olan "Azîm", "emirlerine hiçbir şekilde karşı gelinmesi mümkün olmayan ve âciz bırakılamayan, zâtının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar yüce olan varlık" anlamına gelir. Mutlak anlamda sadece Allah'a ad olabilir. İnsanlara ise sadece mecâzî anlamda "Azîm" adı verilir. Çünkü gerçek  anlamda azîm, sadece Allah'tır.[18][14]

Çeşitli hadislerde de "azîm" sıfatının sadece Allah'a nisbet edildiğini görüyoruz. Nitekim namazların rükûunda Peygamber Efendimiz'in emriyle "Sübhâne Rabbiye'l-Azîm." (Azamet sahibi ve Yüce Allah'ı tesbih ederim, yani anarım) denilmektedir.[19][14]

Allah'ın Büyüklüğünün Anlamı

1- Allah, bütün mükemmel ve eksiksiz sıfatlara sahiptir. Bu yönüyle O'nun herhangi bir eksiği ve kusuru yoktur. O, en büyük, en mükemmel ve en geniş olandır. Her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, ululuk ve yücelik sahibidir. İbn Abbas ve diğer sahabelerin söylediği gibi, büyüklüğü nedeniyle gökler ve yer, O'nun avucunda bir toz zerreciği kadardır. Yüce Allah şöyle buyurur: [12]

“Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, onların şirk koşmakta olduklarından münezzeh ve yücedir.” (Zümer Sûresi 67)

“Gökler, neredeyse üstlerinden çatlayıp-parçalanacaklar.” (Şura Sûresi, 5)

Hz. Peygamber, kudsî bir hadiste, Yüce Allah'ın şöyle buyurduğunu söyler: “Büyüklük benim örtüm, ululuk da elbisemdir. Bu ikisi hakkında benimle çekişene azap ederim.”

Bu yüzden büyüklük ve ululuk yalnız Allah'a aittir. Her iki vasfın gerçeği kavranılamaz ve mahiyetine ulaşılamaz.

2- İnsanlardan hiç kimse, Allah'ın yüceltildiği gibi yüceltmeyi hak ede­mez. Kullar, Yüce Allah'ı kalpleriyle dilleriyle ve bütün azaları ile yüceltirler. Bunun için O'nu daha fazla tanımaya çalışır, O'nu sever, önünde eğilir, yüceliğine boyun eğer, cezalandırmasından korkar, diliyle hamd ve sena eder, azalarıyla ibadet eder, verdiği nimetlere şükreder. Allah'ı yüceltmek, O'ndan gereği gibi korkmayı, itaat edip isyan etmemeyi, hatırlayıp unutmamayı, şükredip nankörlük etmemeyi, zaman, mekan ve amel olarak haram kıldıklarını haram, helal kıldıklarını helal bilmeyi ve bunlara saygı duymayı gerektirir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: [12]

“İşte böyle; kim Allah'ın şiarlarını yüceltir ve saygı duyarsa, şüphesiz bu, kalplerin takvasındandır.” (Hacc Sûresi, 32)

“İşte böyle; kim Allah'ın haram kıldıklarını (gözetip hükümlerini) yüceltirse, Rabb'inin katında kendisi için hayırlıdır.” (Hacc Sûresi, 30)

Allah'ın yarattığı, emrettiği veya yasakladığı bir şeyi itiraz etmeden kabul etmek, Allah'a saygının ve O'nu yüceltmenin bir ifadesidir.[20] Allah'ın bu ismini bilmenin faydası, işte bu anlattıklarımızdır.[12]

El-Azîm İsm-i Şerîfinin Havvası

  1. Bir Müslüman; ihlasla, inanarak ve yaşayarak "Yâ Azim" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine nail olur. İzzet ve şerefe kavuşur. Şifa bulur. Korkulardan emin olur.[21]
  2. Bu ismi şerifi 1020 defa okumaya devam edene Cenab-ı Hak müşkülatını giderecek bir kuvvet azime ihsan buyurur. Herkese karşı sözü etkili olur. İtibari olup herkes ona hürmet eder ve saygı gösterir.[22]
  3. Her kim bu ismi şerifi kalbi ile çok zikrederse, halk arasında aziz ve keremli olur.[23]
  4. Hak Teâlâ'nın kırmızı kibrit ve büyük mıknatıs olan bu yüce adını sürekli olarak anan kimselere kendi gücünden güç verir. Bu güç, bu kimselerin bulundukları mevkî ve durumlarını insanların gözünde büyütmüş ve bu sûretle de insanlara aynı seviyede olduğunu gizlemiş olur.
  5. Bu adı sürekli olarak anan kimse, cezbe sahibi, doğru ve sâlih biri ise ve kalbi ile tamamiyle Allah'a bağlı biri ise, Cenâb-ı Hakk'ın buyruklarını anlamış olur. Ayrıca bu adı sürekli anan kimseler, Hak Teâlâ'nın devamlı vereceği gücün yanında kendilerini insanlara sevdirmiş ve saydırmış olur.[24]
  6. Bu mübârek ve mukaddes ism-i şerîfi zikretmeye muvâzabet eden (bu ism-i şerîf ile tam manasıyla meşgul olup zükreden) kimseyi Cenâb-ı Hak, korktuğu ve çekindiği her şeyden hıfz-u himâye eder (saklar ve muhafaza eder).
  7. Her gün alessabah (sabahın erken bir vaktinde) 120 defa "Yâ Azîm" ism-i şerîfini kıraat eden (okuyan) zâtı (kimseyi) Allah-u Teâlâ, dâima aziz kılar ve ona ihsân buyurur. Onu (okuyan bu zâtı) her gören, sever. Bütün insanların nazarında kadri yüce ve tâzime şâyân olur.Herkes, ona hürmet ve riâyet eder.
  8. Bu ism-i şerîfi gümüş veya altın yüzük üzerine yazıp parmağında taşıyan ve "Yâ Azîm" zikr-i şerîfini devamlı zikreden kimsenin Allah'ın izniyle kadri âlî (yüce) olur, itibârı çoğalır ve maksatları hâsıl olur.[25]
  9. Her kim bu ism-i şerîfi sabah namazlarından sonra 1020 defa okumayı vird edinirse, kısa zamanda bulunduğu halden (mevkiden) yükselmeye başlar. Cenâb-ı Hak tarafından kendisine muhabbet elbisesi giydirilir (kullarına sevdirilir). Herkes tarafından sevilir, hürmet görür ve sözü her yerde tesirli olur. Kendisi hakkında bilinmesini istemediği şeyleri Cenâb-ı Hakk'ın lütfu ve keremiyle örter ve insanlara bildirmez. Korktuğu her şeyden emin olur.[4]

Bu ism-i şerîfin vefki aşağıdadır: [24]

۱۹ ۱۹۲ ۱۷۲ ۷٤ ۱٦۲
۱۹۳ ۵٤ ۱٦٦ ۱۵۸ ۱۷٦
۵٦ ۱۷٤ ۱٦۵ ۱۵٦ ۱٦۹
۱۵۵ ٦۷ ۱۵۹ ۱٦۲ ۱٦۳
۱۷۵ ۵٦۱ ۵۳ ۱٦۱ ۱۵۷

Bu ism-i şerîfin vefkini mesut bir saatte altın veya gümüş bir levha üzerine nakış edip boynunda taşıyan ve her gün 1020 kere "Yâ Azîm ism-i şerîfini okumayı âdet edinen kimse, herhangi bir meslekte ne olursa olsun az zamanda en öne çıkar. Herkesin sevgilisi olur. Nüfuzu her an artar. Kendisine itiraz edeceki şsteğini reddedecek hiçbir makam bulunmaz. Vefk, şöyledir: [4]

م ى ظ ع
۸۹۹ ۷۱ ۳۹ ۱۱
۷۲ ۹۰۲ ۸ ۳۸
۹ ۳۷ ۷۳ ۹۰۱

Kaynaklar

[1] Şamil İslam Ansiklopedisi, "el-Azîm" maddesi, www.sevde.de/islam_Ans/A/A-2/AZiM(el-AZiM).htm
[2] Abdullah Yeğin, "İslâmî-İlmî-Edebî-Felsefî Yeni Lügât", Hizmet Vakfı Yayınları, İstanbul 1997, s.45.
[3] www.sorularlaislamiyet.com/index.php?s=article&aid=9234
[4] Mustafa İloğlu, "Gizli İlimler Hazinesi", Seda Yayınları, İstanbul 1999, s.609-610.
[5] Ahmet Hulûsi, "El-Aziym", download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/azim.pdf
[6] www.kuransitesi.com/Kuran/Esma-ul-Husna-2/?Goster=Azim
[7] "Esmâ-ül Hüsna", Karınca Yayınları, Nisan 2004.
[8] Muslim, 136.
[9] Buhârî, 6345; Müslim, 2730.
[10] Beyhakî, "el-Esmâ ve's-sıfât", s.33.
[11] Râzî, a.g.e., s. 246-247.
[12] İbn Kayyim & el-Cevziyye& İmam el-Kurtubî & Allâme es-Sa'dî & İbn Kesir & Beyhakî, "el-Esmâü'l-Hüsnâ", Derleyen: Hâmid Ahmed Tâhir el-Besyûnî - Eymen Abdurrezzak es-Sevvâ - Yusuf Ali Büdeyvî, Karınca Kitap.
[13] Abdulkâdir el-Geylânî, "Manzûmetuhû Esmâillâhi'l-Hüsnâ", Beyrut 1999, s.57.
[14] Dr. Niyâzî Beki, "Abdülkâdir Geylâni ve Esmâ'ül-Hüsnâ Kasidesi", Sultan Yayınevi, İstanbul 2001, s.103-104.
[15] Lisânu'l-Arab, "azm" maddesi.
[16] Bakara 255, Şûrâ 4, Vâkıa 74, Hakka 33, 52.
[17] Muhammed Fudâ Abdulbâki, "Muğcem'ul-Müfehres Lî el-Fâzi'l-Kurâni'l-Kerîm", "azîm" maddesi, İstanbul 1982.
[18] Suat Yıldırım, Diyanet İslam Ansiklopedisi, "azîm" maddesi, c.4, s.329.,
[19] Buhârî, "Da'avat", 27; Müslim, "Zikr", 83; Ebû Dâvud, "Salât", 147-148.
[20] "el-Hakku'l-vâdihu'l-mübîn", s. 27-28; el-Herrâs, “Şerhu'n-nûniyye”, 2/68
[21] Rauf Pehlivan, "Yüce Allah'(c.c)ın Güzel İsimleri Esmâ'ül Hüsna", İstanbul Dağıtım A.Ş., 2002
[22] İmam-ı Gazali, "Esmaü'l-Hüsna Şerhi", Mütercim: M.Ferşat, Ferşat Yayınları, 2005, Mütercim ilavesi, s.233.
[23] islamsayfasi.blogspot.com/2010/11/el-azim-faziletleri.html
[24] İmam Ahmed Bin Ali el-Bûnî, "Şemsü'l-Maârif" (شمس المعارف الكبرى), "el-Azîm" maddesi, Tercüme: A. Nebil Fazıl Aslan, Seda Yayınları, c.3, s.668-669.
[25] es-Seyyid Süleymân el-Hüseynî, "Havâsü'l-Kurân - Kenzü'l-Havas", sadeleştiren: Mustafa Varlı, Esma Yayınları, İstanbul, c.1, s.103.103-104





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: selenay, 25.03.2014, 17:18 (UTC):
acıklamalardan cok ayetler olmalı bunu bı kenara yazın



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36716369 ziyaretçi (102780417 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.