El-Hakk İsm-i Şerîfi
 
el Hakk

El-Hakk İsm-i Şerîfi

Asıl anlamı "mutabakat ve muvafakat" olan bu kök, "yerine getirilen hüküm, adalet, varlığı sabit olan, doğruluk ve hakikat" gibi anlamlara gelmekte olup Allah'ın bir vasfı olarak "inkârı mümkün olmayan, varlığı ve ulûhiyeti kesin olan, mutlaka kabul edilmesi gereken" şeklinde tanımlanmıştır.

Kurân'da bu kelimenin "hikmetin gereğine göre yapılmış iş ve yaratılmış varlıklar" anlamında kullanılması, Allah'ın fiillerinin de "hak" olarak nitelenmesini netice vermektedir.[1][2]

Bu, Bâtıl'ın karşılığında olan bir isimdir. Eşya, zıtları ile açıklanır.[3]

Kurân-ı Kerîm'de oldukça geniş bir kullanım alanına sahip olan "hak" masdarı [4] sözlükte genellikle "bâtıl" kelimesinin zıddı olarak kabul edilmektedir.[5] Nitekim Kurân'da da bâtıl, hak kavramının karşıtı olarak kullanılmış. Allah'ın dışında tapınılan tüm varlıklar (putlar), bâtıl olarak vasıflandırılmıştır.[6]

Kurân-ı Kerîm'de birçok âyette münferit olarak Allah'ı niteleyen bu isim, Esmâ'ül-Hüsnâ'dan birine bitişmiş olarak aynı amaçla kullanılmıştır.[7]

Bu güzel ismin Hz. Muhammed'in hadislerinde de kullanıldığını görmekteyiz. Nitekim Hz. Muhammed'in gece dualarında "Allah'ım! Hak, sensin (ente'l-Hakk), vaadinde hak, sözünde hak, sana kavuşmak da hak!" şeklinde yakardığı rivayet edilmektedir.[8][9]

el-Hakk İsminin Havassı ve Faydaları

Hak Teâlâ, Hakk adını çokça anan kimseleri ibadetleri yolunda sabit bırakacağı gibi ilâhî gizliliklerini de kendilerine göstermiş ve açıklamış olur. Ayrıca bu kimselerin bâtıl inanç ve kötü amellerini de kalplerinden siler atar. Sözlerine güç, inançlarına kudret ve kuvvet verir. Cenâbı Allah, bu adını sık sık anan kimselerin imanını kalplerinde tespit etmiş ve sabitleştirmiş olur.[10]

Bu ismi şerîfi her gün zikre devam eden kimsenin ömrü uzun ve afiyeti (sağlığı) daim olur. Daimî sûrette âfiyet üzere bulunur. Kalbi tevhid nûru ile hayât-ı dâim'i bulur.

Bazı havas alimleri, bu ism-i şerîfin her gün 280 defa olması lüzumunu bildirmişler. Bize kalırsa zikri yalnız sabaha mahsus etmeyip her fırsat düştükçe onunla, onu zikretmekle daha münasip olur.[11]

Kaynaklar

[1] Râğıb el-İsfehâni, "el-Müfredât", "hkk" maddesi.
[2] Lisânu'l-Arab, "hkk" maddesi.
[3] İmam-ı Gazâlî, "Esmâ’ül Hüsnâ Şerhi", Merve Yayın-Dağıtım, s.167-168.
[4] M. F. Abdulbâki, "Mu'cem", "hkk" maddesi.
[5] Gazzâli, "Maksad", s.137.
[6] Kurân-ı Kerîm, Lokman, 31/30.
[7] Örneğin el-En'am 6/62, Yûnus 10/30-32, el-Kehf 18/44, Tâhâ 20/114, el-Hacc 22/6, el-Mu'minûn 23/116, en-Nûr 24/25, Lokman 31/30.
[8] Buhârî, "Da'vât", 9; Müslim, "Müsafirin", 199.
[9] Yrd. Doç. Dr. Niyâzî Beki, "Abdülkâdir Geylâni ve Esmâ’ül-Hüsnâ Kasidesi", Sultan Yayınevi, İstanbul 2001, s.142-143.
[10] İmam Ahmed Bin Ali el-Bûnî, "Sems'ül Maârif el-Kübrâ", Seda Yayınları, c: 1-2, s.699.
[11] es-Seyyid Süleyman el-Hüseynî, "Kenz'ül-Havas", Esma Yayınları, s.132.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36677175 ziyaretçi (102710055 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.