El-Halîm İsm-i Şerîfi
 

el-Halim, Esmaül Hüsna

El-Halîm İsm-i Şerîfi

Hazırlayan: Akhenaton

el-Halîm, Yüce Allah'ın güzel isimlerinden biridir. "İnsanın kendisini veya yaratılışında mevcut olan öfke ve kızgınlığı kontrol altına alması ve öfke anında, nefse hâkim olup aşırı gitmemesi" manalarına gelen "hilim" kelimesinden türemiştir.[1]

Halîm, yumuşak ahlaklı, güler yüzlü demektir. Öfkesiz ve sabırlı demektir. Cenâb-ı Hakk ne kadar yumuşak bir kudrete sahiptir ki günah yapan ve sabahtan akşama kadar O'nu inkar etmekle uğraşan kullarına acele olarak azap etmiyor ve onlara mühlet veriyor. Bu da bizim için büyük bir nimettir. Belki aklımız başımıza gelir de tövbe ederiz. Rabbimiz de bizi bağışlar.[2][3]

Allah, her günah işleyeni hemen cezalandırmaz. Hışım ve gazapta acele etmez, mühlet verir. Bu mühlet içinde yaptıklarına pişman olup tövbe edenleri affeder. Israr edenler hakkında, hüküm artık kendisine kalmıştır.[4]

Allah, Halîm'dir. Cezaları erteleyen veya tamamen kaldırandır. Cezaların kaldırılması yalnızca, cezayı hak etmiş bazı Müslüman günahkarlara yönelik olup, inkarcıların bununla bir ilgisi yoktur.[5][3] O, kullarını cezalandırmaya gücü yettiği halde onları cezalandırmakta acele etmeyen, aksine istiğfarda bulundukları zaman onları affeden ve bağışlayandır.[6]

Bu geciktirme ayni zamanda bir annenin çocuğuna duyduğu şefkatten daha fazlasını duyan bir şefkat sahibinin rahmet tecellisidir. O rahmet kulun elinden tutup aydınlığa çıkarmak için ona her turlu fırsatı sunmaktadır. O hilm (yumuşaklık) sahibidir. Madem ki rahmeti gazabını geçmiştir, madem ki böyle bir ismi vardır elbette Allah-u Teala affetmek, merhametini tecelli ettirmek istemektedir. Bu noktada hiçbir zaman yeise(ümitsizlik) kendimizi salmamalı, Allah'ın hilminin yeisten çok daha tatmin edici bir sığınak olduğunu hatırlamalıyız. Hataların farkına varıp geriye adim atmalıyız; ama bu geriye atılan bu adim bizi çok yukarılara da taşıyabilir. Sabah namazını kaçırıp bundan derin bir pişmanlık duyan ve neticesinde tövbesi ile şeytanı korkutan kulun kıssasında olduğu gibi.[7]

Her günah işleyeni hemen cezalandırmayıp mühlet tanımayan Yüce Allah'ın bütün canlılara, bilhassa insanlara karşı çok hilm ve rıfk (yumuşaklık, yavaşlık, tatlılık, nezaket) ile, sabır ile tecelli etmekte olduğu aşikardır. Yüce Allah'ın yarattıklarına karşı muamelesinin temelinde hilm vardır. Yumuşaklık, rıfk vardır. Asilerin, zalimlerin cezasını bir anda vermeye gücü yettiği halde, hilminin ve sabrının tecellisi olarak ekseriyetle onlara mühlet veriyor ve cezalarını geciktiriyor. İsyandan itaate dönenlerin günahını affedeceğinin müjdesini veriyor.

Evet, Allah Habîr olmasına rağmen, yani yapılan isyan ve kabahatlerin hepsini en ince teferruatına kadar bilmesine rağmen Halîm'dir, her günah işleyeni hemen cezalandırmaz, azap vermez. Mühlet verir ve o kullarının tövbe ve istiğfarlarını bekler. Çünkü O, aynı zamanda Rahîm'dir, Raûf'tur, Sabûrdur ve Lâtîf'tir. İşte gerek ruh planında, gerek davranışlarında akıllı, yumuşak, sabırlı, tahammüllü, hazımlı ve hoşgörülü, merhametli bir kimse Cenâb-ı Hakk'ın Halîm, Rahîm, Raûf, Sabûr ve Lâtîf isimlerinin tecellisine mazhardır.

Halîm sıfatı aynı zamanda peygamberlerin de müşterek sıfatlarındandır. Onlar kavim ve kabilelerine daima yumuşaklıkla muamele etmişlerdir. Bilhassa insanları Hakk'a davette bu sıfatın önemi çok büyüktür. Bütün peygamberler gibi Efendimiz (s.a.v) de, nasıl her yönü ile örnek oluyorsa, bu yönü ile de en güzel örnektir. Evet, O, bütün güzel sıfatlarda olduğu gibi, bu sıfatta da doruk noktasındadır. Koskoca bir hayat hilm, rıfk, sabır yörüngeli geçmiş, o yüce ruha yapılan bunca kabalık, taarruz ve hoyratlıklar, O'nun hilm atmosferi içerisinde erimiştir. O Yüceler Yücesi Nebî (s.a.v)'in en azılı düşmanlarına karşı tavrı, merhamet, sabır ve hilmle onların hidayeti için ve mühlet tanıması için Rabbine dua etmesi olmuştur. Kendisini yurdundan, yuvasından eden küffara karşı sert bir tavrı ve onları rencide edecek bir tek kelâmı söz konusu değildir. Tâif hadisesi malumdur; O Yüce Nebî (s.a.v), Taif halkını İslâm'a ve dolayısıyla cennetlere davet ederken, onlar zalimane alaylarla, gayzlı sözlerle ve O'nu taşlayarak zulüm kusuyorlar. Bu sahne, bu olay, hiçbir beşerin asla sinesine çekemeyeceği bir durumken; O engin gönül sahibi, hilm sıfatı ile Rabbinin rızası için sineye çekiyor ve onların bu küstahlıklarına karşılık yine onlar için Rabbine dua ve niyaz edip O'ndan mühlet tanımasını, azap etmemesini talep ediyor. Sadece iman edenlere değil; küffara ve kendisine bunca düşmanlık edenlere karşı bile hep hilmle rıfkla muamele ediyor.

Biz kullara düşen ise her güzel vasıfta olduğu gibi bu vasfa da çok ihtiyacımız olduğunun bilincinde olmaktır. Hayatımızın her lahzasında hilme muhtacız ve hilm ehli olamazsak maddi ve manevi tehlikelerden salim olamayız. Sertlik her an kırmaya ve kırılmaya namzettir. Hilmin olmadığı yerde sertlik, gazap, öfke, kin vardır ki sonuçları itibariyle hepsi çok tehlikelidir. Bir hadis-i şeriflerinde Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlar: [8]

“Kuvvet, pehlivanlık ile değil; kuvvetli, hiddet anında nefsine hakim olandır.” [9]

Halîm kimse, gazaba sebeb olan şeyler karşısında kızmaz, heyecâna gelmez. Korkak olan, kendine zarar verir. Gadablı kimse ise, hem kendine, hem başkalarına zarar verir.[10][11]

Yüce Allah Kur'an-ı Kerîm'de Nebîsinin güzel halini anlatıp bununla bize ibret dersi verirken şöyle buyurur:

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللَّهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِ

«Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah'tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah'a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.» (Âl-i İmrân Sûresi, 159) [12]

İşte bu ayet-i Kerîme O Yüce Nebî'nin hilmini, merhamet ve şefkatini, rıfk ve mülayemetini açıkça ifade ediyor. Bir hadislerinde; [8]

“Beni Rabbim terbiye etti.[13]

diyor ki, muhakkak O Yüce Ruh'u bizzat Rabbi terbiye etti. Yukarıdaki ayette Yüce Mevlâ, Resulüne, kendisine isyan edenleri affetmesini ve onların mağfireti için dua etmesini buyurarak bu meseleye ışık tutuyor. İşte Mevlâ'nın hilmi ve Resulünün hilmi. Hilm, rıfk ve sabrın pek çok hayırlara sebebiyet verip, çok tehlikelerden, zararlardan koruyacağında nasıl şüphe yoksa; hilmden mahrumiyetin de sertlik ve katılığa yol açıp, bunların da pek çok zarar ve tehlikeye sebep olacağında şüphe yoktur. Şunu unutmamalı ki hilm, her saadetin, huzurun kaynağıdır. Hilm, rıfk ve sabır ehli olanlar iki cihan saadetine erer ve Rabbin rıza ve merhametine nail olurlar. Mümin, hilm ve rıfka, diğer güzel pek çok vasıf gibi sahip olmalı iken; sertlik, kabalık ve acelecilikten –şeytanî vasıflar olmalarından ötürü- o derecede sakınmalıdır.[8]

Hilim, cehl kelimesinin tam karşısında yer alır. Cehl, en ufak bir tahrik ile patlamaya hazır, her türlü had bilmezliğe itebilecek ateşli bir tabiatı, iyi ile kötüyü birbirinden ayırmayı bilmeyen ve yaptıkları kötü işler için asla af dilemeyen hayra sağır, gerçeğe dilsiz, ilâhî rehberliğe kör olanların durumunu anlatır. Hilimse, ruhu dizginleme ve tabiatı şiddet dolu kızgınlık halinden korumadır. Ruhun durağan halidir ki gazap onu rahatlıkla kımıldatamaz, gazaba rağmen sükûnetin muhafaza edilmesi, haksızlık edene karşılık vermekte acele etmemek. Dinen terbiyeli insanın ahlâkî mâkûliyetidir. Kurân, cahiliyeyi kaldırıp yerine hilme dayalı bir toplum koyma gayreti içersindedir.

Bu ismi ile Allah (c.c);

  1. İsyan edenleri hemen cezalandırmaz,
  2. Gazabı kendisini harekete geçirmez,
  3. İsyanları, O'nu, kullara rızık vermekte, yaşatmakta, engelleyemez,
  4. Muktedir olduğu halde cezalandırmayı tehir eder,
  5. Günahkârları cezalandırma konusunda telaş etmez, zira iradesini ne zaman olsa yürürlüğe sokar,
  6. Her işi olması gerekli ölçü de yapar.

Rasûllah'ın (s.a.v) bu isimden nasibi;

  1. Asla kendisi için kızmamıştır,
  2. Gazabı sadece hukukullah ile ilgili konularda harekete geçer,
  3. Allah'ın hilmine aldanmaz ve ümmetini de aldanmamaya çağırır,
  4. Cahiliyenin tümden kaldırılması için gayret eder,
  5. İnsanların yaptıklarından ötürü, yapılan iyiliklerin kesilmesine razı olmaz,
  6. Kendisine yapılanlara karşı sabırlı, tahammüllü olup onların cezalandırılmasını asla istemez.

Kulların nasibi;

  1. Allah'ın halîm oluşuna aldanmamalı,
  2. Başlarına belâ gelenlere acımalı ve o hale düşmekten Allah'a sığınmalı,
  3. İnsanlar arası ilişkilerde her eksikliği görmemeli, söylememeli, sözü edilmemeli, cezalandırılması yönüne gidilmemeli,
  4. Allah'ın hilmiyle muamelesine şükretmeli,
  5. Başkalarına da hilimle muamele etmesini istemeli,
  6. Şehvet ve gazap kuvvetinin kendimizi aklımızdan koparmasına ve harekete geçmesine engel olunmalı,
  7. Allah'ın azabı hemen iniverecekmiş gibi bir korkuyu yaşamalı,
  8. Azabı celbedecek davranışlardan uzak kalmalı ve insanların da uzak kalmaları için gayret içre olmalı.[14]

Rabb'inin isyan edenlere karşı Halîm olduğunu bilen her Müslümanın, emirlerine aykırı davrananlara ve kendisine karşı çıkanlara yumuşaklıkla davranması ve cezalandırmada acele etmemesi gerekir. Nasıl ki Rabb'inin sana yumuşak davranmasını istiyor ve seviyorsan, aynı şekilde sende elinin altında bulunanlara yumuşak davran. Sen böyle davranmakla Rabb'inin hoşnutluğunu kazanır ve bol sevap alırsın.[15]

Etimoloji

"Halîm" ismi, "sabırlı ve temkinli, akıllı ve ağırbaşlı" mânâsındaki "hilm" masdarından sıfat olup, "sabırlı ve temkinli olan, acele ve kızgınlıkla muamele etmeyip ilerde meydana gelecek gelişmelere fırsat tanıyan" demektir.[16] Bâzı dil bilginleri, bu kelimenin "kudretli olduğu halde cezâlandırmayan" ve "cezâyı büsbütün terk etmeyip gelişmelere göre hareket eden" şeklinde de anlamlandırmaktadırlar.[17] Kurân-ı Kerîm'de Allah'ı niteleyen isimler arasında yer alan ve İlâhî bir kemâl (olgunluk) sıfatı olarak nitelendirilen "hilm", "cezâlandırma imkân ve gücüne sahip olduğu halde suçluların cezâsını hemen vermemek, bir müddet müsamahakâr davranarak gerekli cezâyı bir süre ertelemek" anlamlarını içermektedir.[18]

"Halîm" kelimesi, Kurân-ı Kerîm'de 15 yerde geçmektedir. Bunlardan 12'sinde Allah'a, 2'sinde Hz. İbrahim'e [19] 1'inde Hz. Şuayb'a [20] 1'inde de Hz. İsmâîl'e [21] izâfe edilmiştir.[22] İslâm âlimleri, "hilm"in Allah'ın dışında bu şekilde insanlar için de kullanılmış olmasının insanlar için çok önemli bir ahlâkî erdem olduğuna dikkat çekmişlerdir.[23][18]

Sıfat olan "Halîm" kelimesi, Kurân-ı Kerîm'de hem Allah Tealâ hakkında, hem de bazı peygamberler hakkında kullanılmıştır. Mesela Allah Teâlâ'nın sıfatı olarak bu kelimenin geçtiği iki ayet şöyledir:

"Güzel bir söz (söylemek) ve affetmek, peşinden eziyet gelen sadakadan iyidir. Allah her şeyden müstağnî ve halîmdir (ceza vermekte acele etmez)" (el-Bakara, 2/263).

"Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O'nu tesbih ederler. O'nu (Allah'ı) övgü ile (hamd ile) tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur. Ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O halîmdir, çok bağışlayıcıdır." (el İsrâ,17/44).

Bunun gibi diğer ayeti Kerîmelerde yüce Allah bazı konuları açıklayıp, kullarını inzâr ettikten sonra, onların her türlü işlerine vakıf olduğunu, kalplerinden geçenleri bile bildiği halde (el-Ahzâb, 33/51), kullarına olan bağış ve merhameti sebebiyle onları hemen cezalandırmadığını, tövbe etmeleri için fırsat vererek kıyamete kadar mühlet verdiğine işaretle kendisinin Halîm olduğunu hatırlatmaktadır.

İşte bu ayetlerden de anlaşıldığı gibi, "Halîm" sıfatı Allah Tealâ, hakkında kullanıldığında "isyanlarına rağmen, âsileri, cezalandırmada aceleci olmayan, gazabı kendisine galip gelmediği gibi, sapıkların düşüncesizlikleri ve âsilerin isyanları kendisini öfkelendirmeyen, teennî ve af sahibi" manalarına gelmektedir.

Öbür taraftan halîm sıfatı, Kurân-ı Kerîm'de sadece bazı peygamberler hakkında kullanılmakta; diğer insanlar için mevzu bahsedilmemektedir. Mesela Şuayb'a kavmi şöyle seslenmektedir:

"Ey Şuayb, dediler, senin namazın mı sana, babalarımızın taptığı şeylerden, yahut mallarımız üzerinde dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi emrediyor? Çünkü sen halîm (yumuşak huylu) akıllı birisin." (Hud,11/87).

Yine Kurân, Hz. İbrahim'i de "içli ve halîm" olarak vasıflandırırken (Hûd, 11/75) onun, Allah'tan bir çocuk vermesini isteyip, dua ederek "Rabbim, bana iyilerden (bir çocuk) lutfet!" dediği; bunun üzerine duasının kabul edilerek ona Allah tarafından kendisi gibi halîm olan bir erkek çocuk ihsan edildiği anlatılmaktadır (es-Saffât, 37/100-101).[1]

Hiçbir zaman münferit olarak kullanılmayan, daima başka İlâhî bir isme bitişik olarak zikredilen bu isim, daha çok Allah'ın "Gafûr" ismiyle terkip oluşturmuştur.[38] Aynı isim, üç âyette de "Âlîm Halîm" şeklinde yanyana geçmiştir.[24] Diğer taraftan bir âyette "Ganî" [25]; bir başka âyette ise "Şekûr" [26] ismine bitişik olarak kullanılmıştır.[18]

"Halîm" ismi, Allah-u Teâlâ'nın "hilim" sıfatıyla en üstünlük derecesinde muttasıf olduğunu, O'nun her günah işleyeni hemen hesaba çekmediğini, böylelerine karşı hışım ve gazapla muamelede bulunmadığını, suçlara pişmanlık duyup tövbe etmeleri için yeterli bir süre tanıdığını, ancak suça ve suçluya gereken karşılığı verme husûsunda asla ihmâlinin söz konusu olmadığını açıkça ifâde etmektedir.[18]

Bâzı âlimler, bu ismin açıklaması sırasında; "Şâyet Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Ancak O, insanları belirlenen bir müddete kadar erteliyor." (Nahl Sûresi, 61) âyetini delil olarak kullanmaktadırlar.[27] Zâten cezâlandırmaktan âciz olduğundan dolayı affetmeyi tercih eden kimse, "halîm" olarak vasıflandırılamaz. "Halîm", cezâ vermeye muktedir (gücü yeter) olduğu halde affeden, cezâlandırma konusunda aceleci davranmayan, teennî gösteren zât demektir. Esmâ-i Hüsnâ yazarları, bu ismi "isyânlarına rağmen âsilere, inkârlarına rağmen münkirlere cezâ verme konusunda asla acele etmeyen, kullarının nimet ve rızıklarını onların günah, isyan ve küfürlerine rağmen kesmeyip sürdüren", "câhilin bilgisizliğinden, âsinin isyânından etkilenip öfkelenmeyen, gazâbın hiçbir zaman kendisini tahrik edemediği geniş af ve teennî sahibi" şeklinde belirtmişlerdir.[28][29][18]

Sabır ile Hilm (Yumuşaklık) Arasındaki Fark

İnsanlar çoğu zaman ya ne yapacaklarını bilemeden veya güçleri yetme­diğinden bağışlar ve sabrederler. Allah ise ne yapacağını bilerek ve tam bir güce sahip olduğu halde bağışlar ve sabreder. İlimle birlikte hilm, güçle bir­likte bağışlama ne kadar güzeldir. Bu yüzden sıkıntı anlarında okunan duada Yüce Allah, azametle birlikte hilmle anılır. Allah'ın yüce ve Halîm oluşu zatının bir gereğidir.[30]

Allah'ın sabretmesi, kullarının inkarı, şirk koşması, sövmesi, emir ve ya­saklarına uymamasıyla ilgilidir. Kulların bu amelleri işlemesi, Allah'a eziyet vermez ve O'nu, hemen cezalandırmaya sevk etmez. Aksine O, bütün bu fenalıklara sabreder, cezalandırmada acele etmez, yumuşak davranır ve ken­dilerini düzeltmeleri için bu fiilleri işleyenlere süre tanır. Eğer buna rağmen asi ve günahkarlar yaptıklarından vazgeçmez, isyanlarına devam eder ve Allah'ın hilmine ve süre tanımasına aldırış etmezlerse artık Allah, onları güçlülerin yakalayışı ile yakalar ve şiddetli bir cezaya çarptırır. Bundan sonra artık kulla­rın hiçbir özrü kalmaz, hiçbir pişmanlık fayda vermez. Yaptıkları dualara bir karşılık verilmez. Bütün bu durumlar, Allah'ın halîm sıfatının bir gereği ger­çekleşir.

Bu sıfat, Allah'ın zatî bir sıfatı olup asla kaybolmaz. Sabır ise, ilgili olduğu durumun ortadan kalkmasıyla yok olur. Tıpkı bir hikmet gereği yaratılan diğer fiillerin, varlık nedeni olan hikmetin kaybolma­sıyla ortadan kalktığı gibi. Hilm ile sabır arasındaki bu ince farkı iyi düşün. Zira bu farkı, ikisinin anlamını iyi düşünenler ancak bulabilir. Bu farka dikkat çekenleri dinle ve sende bu farka dikkat çek. Zira birçok kimsenin bu farkı anlaması oldukça zordur. Bunlar, bu anlamın Kurân'da olmadığını söyler, bu yüzden onunla uğraşmak istemez ve yüz çevirirler. Daha çok kulun sabrı ve çeşitleri konusunda konuşmayı tercih eder, hep bununla meşgul olurlar. Oysa bu kimseler bu ismin hakkını vermiş olsalardı, Yüce Allah'ın Alîm, Rahîm, Kâdir, Semî', Basîr, Hay ve diğer güzel isimleri bütün varlıklardan daha çok hak ettiği gibi bu ismi de daha çok hak ettiğini bilirlerdi. Allah'ın sabrı ile kulların sabrı arasındaki farkın, kendi hayatları ile Allah'ın hayatı, kendi ilimleri ile Allah'ın ilmi, kendi işitmeleri ile Allah'ın işitmesi ve kendi nitelikleri ile Allah'ın sıfatları arasındaki fark gibi olduğunu anlarlardı.[31][32]

El-Halîm İsm-i Şerîfinin Havvası

  1. Peygamber Efendimiz, sıkıntılı zamanlarında; "Azîm, Halîm olan Allah'tan başka ilâh yoktur. Büyük arşın Rabbi olan Allah'tan başka ilâh yoktur." buyururlardı.[33][11]
  2. El-Halîm ism-i şerîfini okuyan denizde ise boğulmaktan, bir vâsıtada ise helâk olmaktan kurtulur.[34][11]
  3. Bir Müslüman ihlasla "Ya Halîm" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine vasıl olur. Ahlakı güzelleşir. Sinirleri yatışır. Afetlerden korunur. Kazancı artar.[15][3]
  4. Bu adın sayı kıymeti 88 olup çiftin çifti ve tektir. Parçaları da 93 fazladır ve Cenâb-ı Hakk'ın yüce adı "Emân"ın bir işâretidir.
  5. Hiddetli ve gazaplı (öfkeli) bir kimsenin yanında bulunup onun gazabından (öfkesinden) korkan bir kimse, bu adı andığı takdirde o hiddetli kimsenin hemen sakinleştiği görülür.[35]
  6. Bu ism-i celîlü'ş-şân, gazap (kızgınlık, öfke) hâlinde bulunan bir kimsenin yanında 88 defa okunursa, o kişinin öfkesi yok olur, hiddeti sükûnet bulur (sakinleşir).[36]
  7. Bu isimle Allah'a yaklaşmak isteyen bir kimse, bu adın kendine özgü halveti ile riyâzatta bulunmalıdır. Bu ad, Allah-u Teâlâ'nın yüce isimlerinden biridir ki, kıymetini sadece bilgin ve sâlih kimseler bilir.[37][35]
  8. Bu ad, gümüş bir levhâ üzerine kazdırarak kötü ahlâklı bir kimsenin üzerinde taşınacak olursa, o kişinin ahlâkı düzelir.
  9. Bu ad, herhangi bir maddenin üzerine yazılıp küçük yaştaki çocuklara taşıtılacak olursa; o çocuk, iyi ahlâkla büyüyeceği gibi, her türlü tehlikeye karşı da korunmuş olur.[37]
  10. Kamer'in eşref (şerefli) saatinde "Halîm" vefk-i şerîfini yazıp üzerinde taşıyan kimseye Cenâb-ı Vâcibu'l-Vücûd Hazretleri, hüsn-i ahlâk (güzel huylar) ihsan eder. O kulun nefsinden gazap ve hiddet gibi mesâvî (kötülükler, kabahatler, fenâ huylar) yok olup gider ve insanlar, kendisine rağbet eder, saygı gösterirler.O kişi, kendisine şiddet ve hiddetlerin zarar ve sıkıntılarından emîn ve mahfûz (korunmuş) olur biiznillâhi teâlâ (Allah'ın izniyle)
  11. Bu vefk-i şerîf, b,r kağıt üzerine yazılıp üstüne 88 kere "Yâ Halîm" okunduktan sonra bir çocuğun boynuna asılırsa; Cenâb-ı Hak, o çocuğu her türlü fenâlıktan ve sıkıntıdan muhafaza eder (korur).[36]
  12. Ay'ın gökyüzünde görüldüğü şerefli bir saatinde bu adı temiz bir kağıda bir kare çizerek içine yazıp bu kağıdı üzerinde taşıyan kimsenin ahlâkı güzelleşir ve kendisi, rahat ve huzura kavuşur. Bu dörtlü vefkin şekli, aşağıdaki gibidir: [35]

م

ى

ل

ح

۵

٤۳

۱۰

۲۹

۳۲

۳۸

٦

۳۳

۳۱

۷

٤۱

۹

Kaynaklar ve Dipnotlar

[1] Talat Sakallı, "el-Halîm" maddesi, Şamil İslam Ansiklopedisi, www.sevde.de/islam_Ans/H/Halîm.htm
[2] Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, "Mecmuatul Ahzab" (Büyük Dua Kitabı), Denge Kitabevi Yayınları.
[3] www.biriz.biz/esma/esma33.htm
[4] www.Kurânsitesi.com/Kurân/Esma-ul-Husna-2/?Goster=Halim
[5] Rauf Pehlivan, "Yüce Allah'ın Güzel İsimleri Esmâ-ül Hüsna", İstanbul Dağıtım A.Ş., 2002.
[6] "أسماء الله الحسنى بالغة التركية", tercüme: محمد مسلم شاهين, tetkik: أم نبيل
[7] www.cevaplar.org/index.php?khide=visible&sec=1&sec1=23&yazi_id=4993
[8] www.esmameltemi.net/pdf/Halîm.pdf
[9] Buharî, Müslim.
[10] Hâdimî.
[11] sozluk.ihya.org/dini-terimler/halim-el-halim.html
[12] www.diyanet.gov.tr/Kurân/meal.asp?page_id=70
[13] Suyûtî, "Cami'us-Sağîr", 1,12.
[14] www.birlikvakfi.org/esma/yazilar/halim.html
[15] "Esmâ-ül Hüsna", Karınca Yayınları, Nisan 2004.
[16] Râğıb el-İstefânî, "el-Müfredât", "hlm" maddesi, nşr. M. Seyyid Kîlânî, Kâhire 1381 / 1961.
[17] "Lisânu'l-Arab", "hlm" maddesi.
[18] Dr. Niyâzî Beki, "Abdülkâdir Geylâni ve Esmâ'ül-Hüsnâ Kasidesi", Sultan Yayınevi, İstanbul 2001, s.100-102.
[19] Bknz. et-Tevbe 9/114; Hûd, 11/75.
[20] Bknz. Hûd 11/87.
[21] Bknz. es-Sâffât, 37/101.
[22] Muhammed Fudâ Abdulbâki, "el-Mu'cemu'l-Müfehres lî el-Fâzi'l-Kurân-il-Kerîm", "halîm" maddesi, İstanbul 1982.
[23] Metin Yurdagür, "Âyet ve Hâdislerde Esmâ-i Hüsnâ", İstanbul 1999, s.139.
[24] Bknz. en-Nisâ, 4/12; el-Ahzâb, 33/51.
[25] et/Teğâbün, 64/17.
[26] Bknz. el-Bakara 2/263.
[27] el-Gazzâlî, "el-Maksadu'l-Esnâ Şerhi Esmai'l-Hüsnâ", 1. Baskı, Matbaat-u Takaddum, s.73.
[28] Bekir Topaloğlu, "halîm" maddesi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, XV, s.335.
[29] Metin Yurdagür, a.g.e., s.138.
[30] İbn Kayyim, “Uddetu's-sâbirîn”, s.281-282.
[31] İbn Kayyim, a.g.e., s.282.
[32] www.ihya.org/kavram/kavramlar-ansiklopedisi/dt-1273.html
[33] İmâm-ı Müslim.
[34] Yûsuf Nebhânî.
[35] İmam Ahmed Bin Ali el-Bûnî, "Şemsü'l-Maârif" (شمس المعارف الكبرى), Tercüme: A. Nebil Fazıl Aslan, Seda Yayınları, C.1-2, s.667-668.
[36] es-Seyyid Süleymân el-Hüseynî, "Havâsü'l-Kurân - Kenzü'l-Havas", sadeleştiren: Mustafa Varlı, Esma Yayınları, İstanbul, c.1, s.103.
[37] İmam Ahmed Bin Ali el-Bûnî, "Şemsü'l-Maârif" (شمس المعارف الكبرى), "el-Halîm" maddesi, Tercüme: A. Nebil Fazıl Aslan, Seda Yayınları, C.3-4, s.836-837.
[38] Bknz. el-Bakara 2/225; Âl-i İmrân, 3/155; el-Mâide, 5/101.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36805337 ziyaretçi (102936497 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.