Er-Râfi İsm-i Şerîfi
 

Er-Râfi İsm-i Şerîfi

Er-Râfi, Yukarı kaldıran, yükselten, izzet ve şeref bahşeden demektir.[1]

Hakkın elinden tutan, hakkı ve haklıları sonunda yükseğe çıkaran, sâlihlerin ruhlarını âlâ-yı illiyyîne (meleklerden de yüksek bir mertebeye) yücelten, secdeye varanları bir nevi miraç gibi huzuruna yükselten, gökleri direksiz durduran O'dur.[2]

Esmâül-Hüsna hadisinde zikredilen "er-Râfi" ismi, Allah'ın istediği kulunu itibardan indirdiği gibi dilediğini de yüceltip yükselttiğini gösterir. Nitekim Allah, bazı gönülleri iman ve irfan ışığıyla parlatır, onu çok yüksek hakîkatlerden haberdâr eder. Ancak O, bazı gönüllere de "Hâfıd" ve "Müzill" isimleriyle tecellî ederek onları gaflet ve cehaletle karartır. Onlar da alçaklık çevresinde dolanıp dururlar.[1]

er-Râfi isminin türemiş olduğu "ref" kökü, Kurân-ı Kerîm'in çeşitli ayetlerinde hem maddî hem de mânevî yükseklik anlamında kullanılmıştır. Göklerin direksiz olarak yükseltildiğini (er-Ra'd 2, er-Rahman 7, el-Gâşiye 18) ve Hz. İbrâhim ile oğlu İsmâil'in Kâbe'nin duvarlarını yükseltmelerini anlatan âyetlerde (Bakara 127) söz konusu kelime, "maddî yükseklik" anlamında kullanılmıştır. Allah'ın, peygamberlerini veya insanları birbirine üstün kıldığını belirten âyetlerde ise bu kök, "mânevî yükseklik" anlamlarındadır: [3][1]

 وَهُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ خَلَائِفَ الْأَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ فِي مَا ءَاتَاكُمْ إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ

«O, sizi yeryüzünde halifeler (oraya hakim kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza derece derece üstün kılandır. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır. Şüphe yok ki O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.» (el-Enâm 165) [4]

أَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَةَ رَبِّكَ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُم مَّعِيشَتَهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُم بَعْضاً سُخْرِيّاً وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ

«Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır.» (ez-Zuhruf 32) [5]

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قِيلَ لَكُمْ تَفَسَّحُوا فِي الْمَجَالِسِ فَافْسَحُوا يَفْسَحِ اللَّهُ لَكُمْ وَإِذَا قِيلَ انشُزُوا فَانشُزُوا يَرْفَعِ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

«Ey iman edenler! Size, “Meclislerde yer açın” denildiği zaman açın ki, Allah da size genişlik versin. Size, “Kalkın”, denildiği zaman da kalkın ki, Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.» (el-Mücâdele 11) [6]

Bu kökten türemiş olan "refiud-derecât" terkibi de bir âyet-i kerîmede "en üstün mertebede olan Zât" veya "kullarının derecelerini yükselten" anlamında (el-Mümin 15) Allah'a sıfat olmuştur: [3][1]

رَفِيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَن يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ لِيُنذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِ

«O, dereceleri hakkıyla yükseltendir, Arş’ın sahibidir. Buluşma günü hakkında (insanları) uyarmak için, irâdesiyle ilgili vahyi kullarından dilediğine, kendi indirir.» (el-Mümin 15) [7]

Bu ismin geçtiği iki âyet-i kerîmenin meâli ile konuya ışık tutalım: [1]

تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ وَلَوْ شَاء اللّهُ مَا اقْتَتَلَ الَّذِينَ مِن بَعْدِهِم مِّن بَعْدِ مَا جَاءتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَلَـكِنِ اخْتَلَفُواْ فَمِنْهُم مَّنْ آمَنَ وَمِنْهُم مَّن كَفَرَ وَلَوْ شَاء اللّهُ مَا اقْتَتَلُواْ وَلَـكِنَّ اللّهَ

«İşte peygamberler! Biz onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryemoğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkar edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lakin Allah dilediğini yapar.» (Bakara 253) [8]

وَتِلْكَ حُجَّتُنَا ءَاتَيْنَاهَا إِبْرَاهِيمَ عَلَى قَوْمِهِ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاءُ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ

 «İşte kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delillerimiz... Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.» (Enam 83) [9]

Kaynaklar

[1] Yrd. Doç. Dr. Niyâzî Beki, "Abdülkâdir Geylâni ve Esmâ'ül-Hüsnâ Kasidesi", Sultan Yayınevi, İstanbul 2001, s.81-83.
[2] Abdülkâdir el-Ceylânî, "Manzûmetu Esmâillâhi'l-Hüsnâ", tah. Muhammed Abdurrahim, Beyrut 1999, s.51.
[3] Metin Yurdagür, "Ayet ve Hadislerde Esmâ-i Hüsnâ", İstanbul 1999, s.21. Faha geniş bilgi için Bknz. Elmalılı VI, 4150; Yıldırım, s. 246-247; Ulutürk, s.120.
[4] www.diyanet.gov.tr/KURAN/meal.asp?page_id=149
[5] www.diyanet.gov.tr/KURAN/meal.asp?page_id=490
[6] www.diyanet.gov.tr/KURAN/meal.asp?page_id=542
[7] www.diyanet.gov.tr/KURAN/meal.asp?page_id=467
[8] www.diyanet.gov.tr/KURAN/meal.asp?page_id=41
[9] www.diyanet.gov.tr/KURAN/meal.asp?page_id=137






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36843191 ziyaretçi (103002368 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.