Erere Masalı
 

Erere Masalı

Evvel zaman içinde bir ailenin bir kızı varmış. Bu kızın adı Erere imiş. Bu kız doğduğu bir günden beri sürekli ağlarmış. On beş yaşına gelmiş, 15 sene hiç susmadan ağlamış. Bir gün bu ailenin bir komşusu demiş ki:

“Bu kızın ağlamaması için evin damına kızla beraber 40 tuluk et ile 40 tuluk su koyun, o zaman ağlaması kesilir!”

demiş. Kızın ailesi, çaresiz evin damına kızla beraber 40 tuluk et ile 40 tuluk su koymuş. Sonra da başlamışlar beklemeye. Akşam olunca bir kuş, gelmiş evin damındaki eti yemiş, suyu içmiş, Erere’yi de alıp bir asker çadırına götürüp gitmiş. Bu askerler, bir padişahın askerleriymiş. Padişahın oğlu da, bu askerlerin komutanıymış. Erere, çadırdaki padişah oğlunun şerbetini içmiş. Yanan lambasını söndürmüş. Yatan oğlanın yüzünü açmış, kim diye bakmış. Sonra da kuşla beraber evine geri dönmüş. Oğlan sabah kalkınca bir bakmış ki, yüzü açılmış, şerbeti içilmiş, lambası sönmüş. Öfkeyle askerlere:

“Bunu kim yaptı?”

diye sormuş. Askerler de haberlerinin olmadığını söylemişler. Ertesi gün olmuş, kuş Erere’yi yine çadıra getirmiş, Erere yine şerbeti içmiş, yanan lambayı söndürmüş, oğlanın yüzünü açmış. Bu defa oğlan, uyumamış ve Erere’yi görmüş. Görmüş görmesine, fakat uyuyormuş gibi yapmış. Kuş, Erere’yi tekrar evine geri götürmüş. 3. gün olmuş, kuş kızı yine çadıra getirmiş. Erere yine şerbeti içmiş, lambayı söndürmüş, oğlanın yüzünü tam açarken, oğlan bu defa Erere’yi yakalamış, kolundan çekip yatağa yatırmış. Erere, on beş sene hiç uyumadan ağladığından yatınca uyuyuvermiş. Oğlan, uyandırmak için uğraşmış, ancak bir türlü uyandıramamış. Ertesi gün olmuş, Erere yine uyanmamış. Bu sırada padişah, oğluna askerlerle beraber:

“Çabuk saraya dön!”

diye haber salmış. Oğlan, Erere’yi uyandıramayınca ona bir mektup yazıp yastığının altına bırakmış. Mektupta:

“Uyanınca beni arayıp bul!”

demiş ve içine de bir yüzük bırakıp gitmiş. Erere az yatmış, uz yatmış, sonra uyanmış. Bir bakmış ki, kimse kalmamış. Sonra yastığının altındaki mektubu bulmuş ve okumuş. Mektubun içinde çıkan yüzüğü de parmağına takmış. Orada bulduğu bir asker elbisesini giymiş. Bir de çobanın birinden bir koyun karnı almış. Onu da kafasına giymiş. Erere artık bir keloğlan olmuş. Sonra oradan ayrılmış, düşmüş yola. Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, bir köye varmış. Oradaki köylülere:

“Köyünüzün bir padişahı var mı?”

diye sormuş. Köylüler de:

“Var!”

demişler. Erere köylülerden padişahın sarayının yerini öğrenmiş ve varmış saraya. Varmış varmasına, ancak padişah mutsuzmuş. Bunun nedeni de deli olan kızıymış. Bu kız deli olduğundan her gün birer kız yermiş. Köylü de ona her gün yemesi için bir kız verirmiş. Köylü artık bu durumdan bıkmış usanmış. Padişah da bu duruma çok üzülürmüş. Keloğlan kılığına giren Erere, işin aslını öğrenmek için düşmüş yola. Gide gide gitmiş. Bir bakmış ki, adamın biri kazan da bir şeyler kaynatıyor. Sormuş:

“Ne kaynatıyorsun?”

diye. Adam da, Erere’ye:

“Ben padişahın kızını istedim; ama padişah bana kızını vermedi. Ben de padişahın kızının aklını kaynatıyorum, o yüzden padişahın kızı delirdi!”

demiş. Keloğlan kılığındaki Erere, adama:

“Sen biraz dinlen, biraz da ben kaynatayım!”

demiş. Adam:

“Tamam!”

deyip yatmış. Uyuyunca Erere, kaynayan kazanı adamın üzerine devirmiş. Adamı öldürmüş. Ölünce, padişahın kızının aklı yerine gelmiş. Padişah çok sevinmiş ve keloğlan kılığındaki Erere’ye:

“Dile benden ne dilersen!”

demiş. Erere de bir şey istememiş ve tekrar düşmüş yola. Giderken, köyün birinde yaşayan bir koca karının yanına varmış. Bu köye yaralı bir asker gelmiş. Her gün köyden birisi bu askere çorba pişirip ona veriyormuş. Erere de, yaşlı kadına:

“Nine biz de bir çorba pişirip askere verelim!”

demiş. Yaşlı kadın da çorbayı pişirip Erere’ye vermiş. Erere yaralı askerin, kendine mektup bırakan padişah oğlu olduğunu anlamış ve tanınmamak için yüzünü karaya boyamış. Parmağındaki yüzüğü de çorbaya atıp oğlanın yanına varmış. Oğlan, çorbayı içmek için kaşığı çorbaya daldırınca yüzük çıkmış. Yüzüğü görünce Erere’ye:

“Kaşın Erere, gözün Erere, yürüyüşün Erere, yüzün neden kara!”

demiş. Erere de:

“Vallah bilmez ben Arap!”

demiş. Sonra da evine gitmiş. Erere eve giderken, oğlan onu gizlice takip etmiş ve onunla eve gelmiş. Erere yüzünü yıkayınca onu tanımış. Evlenip mutlu olmuşlar. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine…






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36822800 ziyaretçi (102967510 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.