Ezop Masalları
 

Ezop Masalları

Alakarga ile Güvercinler

Alakarganın biri bakmış ki bir güvercinlikte semiz semiz güvercinler var, hallerine imrenmiş, hemen üstünü başını temizlemiş:

"Ben de güvercinim."

diye aralarına girmiş. İlk günler ötmeye-mötmeye kalkmamış; güvercinler de ne bilsinler? Onu da kendilerinden sanıp ses etmemişler. Ama bir gün alakarga yanılmış, bir bağırayım demiş. Foyası o zaman meydana çıkmış; güvercinler:

"Güvercinin böyle bağıranı olmaz."

deyip aralarından kovmuşlar. Alakarga güvercinlerin yemini elden kaçırınca kalkmış, gene kendi milletinin arasına gitmiş. Bu sefer de alakargalar onun rengini beğenmemiş, kendi renklerine benzetememişler, kovmuşlar. Böylelikle alakarga hem güvercinlerin yeminden olmuş, hem de kendi milletinin ağzından.

Bu masaldan ibret almalı da insan, tanrılar ne verdiyse onunla yetinmeli, tamaha (açgözlülük) kapılmamalı; tamah yüzünden çoğu elimizdekini de yitiririz.

Alakarga ile Kuşlar

Zeus, kuşların da bir kralı olsun istemiş; birgün hepsini karşısına çağırmış:

"İçinizden en güzelini seçin, size kral olsun"

demiş. Kuşlar, bir su başına gitmişler, orada yıkanmışlar, taranmışlar, yıkanmışlar, taranmışlar. Ama alakarga, kendisinin çirkin olduğunu, ne kadar yıkansa, ne kadar taransa gene güzelleşemeyeceğini bildiği için bir kurnazlık düşünmüş: Öteki kuşlardan düşen tüyleri toplamış, hepsini birer birer başına, sırtına, bacaklarına takmış. Kuşların kral seçecekleri gün gelmiş, hepsi gene Zeus'un katına varmışlar. Alakarga durur mu? artık güzelleşti de... O da varmış Zeus'un karşısına. Zeus bakmış, bakmış:

"Hakçası en güzeliniz bu, ben size onu kral edeceğim"

demiş; kuşlar bunu duyunca hemen alakarganın üstüne atılmışlar, her biri kendi tüyünü bulup geri almış. Alakarga gene alakarga kalmış.

Borçla geçinen insanlar da öyledir: Başkalarından aldıkları paralar ceplerinde iken bir şey sanırsınız ama, hele borçlarını versinler, ne oldukları gene meydana çıkar.

Balıkçı ile İzmarit

Balıkçının biri ağını denizden çekince içinde bir izmarit bulmuş, izmarit başlamış balıkçıya yalvarmaya:

"Ben daha ufacığım, beni şimdi tutacaksın da ne olacak? Sen şimdi beni bırak, hele ben büyüyeyim, koca bir balık olayım, o zaman gene tutarsın, bak ne kadar kâr edersin!"

demiş. Balıkçı:

"Sen beni budala yerine mi koyuyorsun? Yarın tutacağım balık bugünkünden büyük olacakmış diye bugün tuttuğumu elimden kaçıracak adam mıyım ben?"

demiş.

Daha büyük bir kâr umduğu için elindekini küçüktür diye salıvermek akıllı adam işi değildir; onu söylüyor bu masal.

Fare, Kedi ve Horoz

Genç fare ilk defa evinden çıktı. Dünyada neler olduğunu merak ediyordu. Dışarıda bir süre kalıp eve döndü. Annesine gördüklerini anlattı.

“Çok güzel bir hayvan gördüm, yumuşak tüyleri, uzun kuyruğu vardı. Sesi tatlıydı. Sonra bir canavar gördüm. Keskin gözleri ve başında kırmızı bir et parçası vardı. Sesi çok korkunçtu.”

Annesi onu dinledikten sonra dedi ki:

“Senin canavar sandığın zararsız bir kuş. Güzel dediğin ise fare yiyen bir kedi. Onun akşam yemeği olmadığın için şanslısın!”

Fareler Toplantısı

Fareler toplanmış, kediden kurtulmak için çözüm arıyorlardı. Birçok öneri geldi. En son genç bir fare;

“Kedinin boynuna zil takalım. Böylece geldiği zaman anlarız.”

dedi. Bu fikri herkes çok beğendi. Alkışladılar. Yaşlı bir fare dedi ki:

“Fikir çok güzel, tek sorun zili kim takacak?”

Gelincik ile Horoz

Gelincik, bir horoz yakalamış:

"Şunu yiyeceğim, ama bari bir de sebep göstereyim!"

demiş.

"Gece yarısı oldu mu, başlarsın ötmeye, insanları uyutmaz, rahatsız edersin: bari yiyeyim seni de kaldırayım ortadan!"

demiş. Ama horoz cevabını bulmuş:

"İnsanları uyandırıyorsam kötülük olsun diye değil, iyilik olsun diye uyandırıyorum : kalkıp işlerine bakıyorlar."

demiş Bunun üzerine gelincik başka bir taraftan tutturmuş:

"Ben senin ahlâkını da beğenmiyorum: ana demiyorsun, kız kardeş demiyorsun, bütün tavuklara sataşıyorsun. Olur mu böyle şey?"

diye sormuş. Horoz bu sefer de altta kalmamış:

"Sana ne oluyor? Efendilerim memnun; o sayede tavuklar bol bol yumurtluyor"

demiş. Gelinciğin artık kafası kızmış:

"Eee! çok oldun artık! Seni dil ebesi seni! Sen her söze bir karşılık buluyorsun diye benim karnım zil mi çalacak?"

demiş, horozu yiyip yutmuş.

Bu masaldan şu anlaşılıyor: Bir kişi doğuştan kötü olmaya görsün! edeceği kötülüğe bir bahane bulmadı mı, bu sefer de açıkça eder.

Gelincik ile Tavuklar

Bir gelincik bir çiftlikte birkaç hasta tavuk olduğunu öğrenmiş, hemen hekim kılığına girmiş, yanına da aletlerini alıp oraya gitmiş. Çiftliğin kapısına gelince içeriye seslenmiş:

"Nasılsınız bakalım? Hastasınız diye duydum, iyileştirmeğe geldim."

Tavukların hepsi bir ağızdan cevap vermişler:

"İyiyiz, bir şeyimiz yok bizim; hele sen buradan git, daha da iyi oluruz!"

demişler.

Kötüler asıl meramlarını gizleyip iyilik etmek ister gibi gözükmeye kalkarlar, aklı başında kimseler onların düzenini anlayıverir.

Hırsız Çocukla Anası

Çocuğun biri, okulda arkadaşının taştahtasını çalmış, eve annesine getirmiş; annesi de öğüt verip böyle şeyler yapma diyeceğine memnun olmuş. Sonra çocuk bir elbise çalmış, onu da eve getirmiş; annesi daha çok memnun olmuş. Çocuk büyümüş, bir delikanlı olmuş, hırsızlığa alışmış bir kere, artık çalar çalar annesine getirirmiş. Ama birgün yakayı ele vermiş, ellerini arkasına bağlayıp boynunu vurmaya götürmüşler. Annesi de yanında gidiyor, göğsüne vurup vurup ağlıyormuş, Delikanlı:

"Annemin kulağına bir şey söyleyeceğim"

demiş, bırakmışlar. Annesinin yanına gider gitmez kulağının memesini ısırıp koparıvermiş. Kadın:

"Bu ne? Bütün günahların yetmiyor gibi bir de anneni mi sakat etmek istedin!"

deyince delikanlı:

"Ben ilk çaldığım taştahtayı sana getirdiğim gün beni dövseydin ben bugün bu hale gelmezdim, beni boynumu vurmaya götürmezlerdi."

demiş.

Daha başında önüne geçilemeyen kötü huy büyür gider, bir daha düzeltilemez; bu masal onu gösteriyor.

Kartal ile Tilki

Dişi bir kartalla dişi bir tilki ahbap olmuşlar:

"Birbirimize yakın oturalım da dostluğumuz ilerlesin."

demişler. Bunun üzerine kartal havalanmış, ulu bir ağacın tepesine yuva kurmuş, orada yumurtlayıp yavru çıkarmış. Tilki de ağacın dibindeki çalılara sokulup orada eniklemiş. Günün birinde tilki, azığını aramaya çıkmış; kartalın da karnı açmış, bir şey bulamayınca çalılığa çullanmış, tilki eniklerini kaptığı gibi yuvasına götürmüş, yavrularıyla birlikte yemiş. Tilki dönüp de eniklerini göremeyince işi anlamış, anlamış ama ne yapsın? Dört ayaklı bir hayvancağız, oku yok, kanadı yok: göklerde uçan kartalı yakalayıp öcünü alamaz ki! Boynunu büküp ah etmiş; başka ne gelir güçsüzlerin elinden?...

Tilkinin ahı tutmuş: aradan çok geçmemiş, kartal dostluğa hainlik etmenin cezasını görmüş. Birtakım adamlar kırda oturmuşlar, bir keçi kurban ediyorlarmış; kartal hemen oraya da çullanmış, tanrılar uğrunda yakılan etlerden bir parçayı alevler içinden kapıp yuvasına götürmüş. O gün yel esiyormuş, etin içinde kalan bir kıvılcımı parlatıvermiş; ateş yuvayı sarmış, yavrular uçacak kadar palazlaşmış olmadıklarından tutuşup yere düşmüşler. Tilki, seğirtip gelmiş, analarının gözü önünde yavruları birer birer yiyivermiş.

Bu masaldan ibret alın: Dostluğa ihanet ettiniz mi, oyun ettiğiniz kimselerin öç almaya güçleri yetmez diye güvenmeyin; onların elinden bir şey gelmese bile, tanrılar o kötülüğü sizin yanınıza koymazlar.

Keçi ile Çoban

Çoban, keçilerini toplayıp ağıla götürmek istemiş. Ama hayvanlardan biri iyi bir ot mu bulmuş nedir? Bir türlü gelmezmiş. Çoban kızı bir taş yakalamış, öyle de güzel nişan almış ki keçinin bir boynuzunu kırıvermiş. Bunun üzerine:

"Ben ettim, sen etme! aman efendiye söyleme!"

diye başlamış yalvarmaya. Keçi bakmış bakmış:

"Haydi ben söylemeyim, ama nasıl saklarız? Boynuzlarından biri kırılmış olduğunu her gören göz görmez mi?"

demiş.

İşlediğin suç açık olduktan sonra, ne etsen saklayamazsın.

Keçi ile Eşek

Bir adamın bir keçisi ile bir de eşeği varmış. Keçi:

"Ona benden daha iyi bakıyorlar! Ona benden daha çok yediriyorlar!"

diye eşeği kıskanmış. Bir kurnazlık düşünmüş, eşeğe demiş ki:

"Ne olacak bu senin halin? Bir değirmen taşına koşarlar, onu çevirirsin, bir arkana yük vururlar, onu taşırsın! Bir gün rahat ettiğin yok... Ben senin yerinde olsam ne yaparım, bilir misin? Bir hendeğin yanından geçerken saralıymışım da saram tutmuş gibi yuvarlanıveririm, belki birkaç gün dinlenirim!"

Keçi işte böyle demiş, eşek de inanmış onun sözüne, hendeğin yanından geçerken kendini alıvermiş. Bütün vücudu yara bere içinde kalmış. Efendisi, hemen bir baytar getirmiş, ondan ilâç sormuş. Baytar, eşeğin ötesine berisine bakmış, en sonunda:

"Bir keçi ciğeri bulup kaynatacaksın, suyunu bu hayvana içireceksin; iyileştirmenin başka yolu yok."

demiş. Adamcağız da tek eşeği iyileşsin diye keçiyi gözden çıkarmış, kesivermiş.

Başkasına kötülük için düzen kuran, kendi kuyusunu kazmış olur.

Kedi ile Afrodit

Dişi kedinin biri, bir delikanlıya gönül vermiş.

"Bir kız olayım da ona varayım."

diye Aphrodite'ye yakarırmış. Tanrıça, acımış onun haline, acımış da güzel bir kız edivermiş. Delikanlı görmüş, âşık olmuş, alıp evine götürmüş. Onlar gelin odasında dinlene dursun, Aphrodite merak etmiş:

"Şu kediyi değiştirip bir kız ettim; acaba huyu da değişti mi?"

demiş, odaya bir sıçan salıvermiş. Kedi, artık bir kız olduğunu unutup hemen sıçanın üstüne atılmış, yemiş. Kızmış, tanrıça, kalkmış yine kedi edivermiş.

Kötü insanlar da öyledir: Halleri ne kadar değişirse değişsin, huyları değişmez ki!

Kedi ile Fareler

Bir eve fareler üşüşmüş. Bir kedi, bunu haber almış, o eve gitmiş; artık fareleri birer birer tutup yiyormuş. Fareler bakmışlar ki olacak gibi değil, hep yakalanıyorlar:

"Bari biz de deliğimizden çıkmayalım!"

demişler. Kedi işi anlamış, o da bir düzen kurmuş. Odada tahta bir takoz varmış, oraya tırmanmış, kendisini asıp ölü gibi öyle durmuş. Farelerden biri delikten başını uzatıp bakmış, kediyi o halde görünce:

"Kurnazlığına diyecek yok, dostum! Ama ne yalan söyleyeyim? sen çuval olsan, ben yine yaklaşmam senin yanına!"

demiş.

Aklı başında insanlar, birini deneyip de kötülüğünü anladılar mı, bir daha onun düzenine kapılmazlar. Bu masal bize bunu öğretiyor.

Köpek ve Sudaki Yansıması

Köpek ağzında kocaman bir parça etle nehir kenarında yürüyordu. Nehre bakınca bir köpek gördü. Ağzında kocaman bir parça et vardı. Bu et benim olmalı diye düşündü. Nehirdeki köpeğin üstüne atladı. Ağzındaki eti düşürdü. Hırsı yüzünden elindekini de kaybetti.

Martı Kuşu

Martı kuşu, yalnızlığı sever, bunun için de hep denizlerde yaşar. Derler ki insanlardan korunmak için gider, yuvasını da, deniz boyundaki kayalar üzerine kurarmış. Böylece bir martı, yumurtlama vaktinde, bir buruna gitmiş, suların üzerinde bir kaya bulup oraya yuva kurmuş. Ama birgün yiyeceğini aramaya çıkmış; o gün yel esmiş, deniz kudurmuş, ta kayanın tepesine yükselip martının yavrularım boğmuş. Martı dönüp de başına gelenleri görünce:

"Eyvanlar olsun! Ben karaların düzenlerinden korkup sulara sığınmıştım; meğer deniz daha hainmiş!"

diye ağlayıp inlemiş.

Nice insanlar da vardır, kendilerini düşmanlarından korurlar ama hiç farkına varmadan, düşmandan da daha tehlikeli dostların eline düşerler.

Menderes'ten Su İçen Tilkiler

Birgün tilkiler, Menderes boyunda toplanmışlar: susamışlar da su içmek istiyorlarmış. Ama su şarıldıya şarıldıya aktığından korkmuşlar, yaklaşmaya bir türlü cesaret edememişler. Birbirlerini yüreklendirmeye çalışmışlarsa da olmamış, o köpüren suyun yanına varmayı hiçbiri gözü alamamış, içlerinden birinin kabadayılığı tutmuş:

"Bu ne korkaklık be! Aranızda bir tane de mi yiğit yok?"

demiş, kendisinin de onlar gibi tabansız olmadığını göstermek için suya atılmış. Akıntı, onu almış ırmağın ta ortasına sürüklemiş. Ötekiler kıyıdan seslenmişler:

"Bizi bıraktın da nerelere gidiyorsun? Gel şuraya da nereden tehlikesizce su içebiliriz, bize bari onu göster"

diye bağırmışlar. Öteki, kendini akıntıdan kurtaramayacağını anlayınca, yiğitlik yine kendinde kalsın diye:

"Hele durun biraz; şehirde bir işim var benim, birini göreceğim; dönüşte uğrar, nereden su içeceğinizi gösteririm size!"

demiş.

O tilki gibi nice insanlar da vardır, kurum satacağız diyen kendilerini tehlikeye atarlar.

Putçu

Adamın biri tahtadan bir Kermes heykeli yapmış, pazara götürüp satılığa çıkarmış. Bakmış ki alan olmuyor, ille bir müşteri bulayım diye başlamış bağırmaya:

"Bu benim sattığım tanrının insana çok iyiliği dokunur, her işinde kazancını artırır."

Oradan biri geçiyormuş, durmuş:

"Be adam! O kadar iyiliği dokunursa ne diye satarsın? Sakla da sana hayır etsin"

demiş. Putçu:

"Beklemeye vaktim mı var benim? Ben hemen bir yardım istiyorum. Oysaki bu, acele nedir, hiç bilmez: durur durur da ondan sonra eder edeceği yardımı!"

demiş.

Bu masal, hep çıkarlarını arayıp tanrıları bile umur etmeyen kimselerin halini gösterir.

Rüzgar ile Güneş

Rüzgar ile Güneş konuşuyorlarmış. Rüzgar Güneş’e

“Ben senden daha güçlüyüm. Bunu hemen kanıtlayacağım”

demiş. Yoldan geçen adamı görüyor musun? Şimdi çok güçlü eseceğim ve adamın paltosu çıkacak. Güneş bir bulutun arkasına saklanmış ve beklemiş. Rüzgar kasırga olmuş, esmiş. Çok güçlüymüş ama adam paltosuna daha çok sarılmış. Bir süre sonra Güneş çıkmış. Adama tatlı tatlı gülümsemiş. Adam Güneş’i görünce ısınmış ve paltosunu çıkarmış. Sonra Güneş Rüzgar’a dönmüş. Nazik olmanın şiddet ve öfkeden daha etkili olduğunu söylemiş.

Saka Kuşu ile Yarasa

Bir saka kuşunu kafese koyup pencereye asmışlar, geceleyin öter dururmuş. Yarasanın biri ta uzaktan duymuş yaklaşıp:

"Neden gündüz susuyorsun da böyle geceleyin ötüyorsun?"

diye sormuş. Saka kuşu:

"Sebebi var da ondan; gündüz ötüyordum, gelip beni yakaladılar; o günden beri ihtiyatlı oldum, geceleyin ötüyorum"

demiş. Yarasa gülmüş:

"Şimdi tedbirli olmuşsun, kaç para eder? Sen asıl tutulup kafese konmadan tedbirli olmalıydın!"

demiş.

Bu masal da gösteriyor: Felâket gelip çattıktan sonra ben ne ettim diye dövünmek bir şeye yaramaz.

Sığırtmaç ile Aslan

Sığırtmacın biri sürüsünü otlatırken bir dana yitirmiş. Oraya bakmış, yok; buraya bakmış, yok. En sonunda:

"Şu hırsızı ele geçirirsem, adağım olsun, Zeus'a bir oğlak keseyim"

demiş, bir ormana girmiş, bir de ne görsün? koca bir aslan danayı parçalamış yiyor. Sığırtmacın gözleri korkmuş, ellerini kaldırıp:

"Hey yüce Zeus! hırsızı ele geçireyim diye sana bir oğlak adamıştım ya, şimdi beni hırsızın pençesinden kurtarırsan sana bir boğa keserim!"

demiş.

Bu masal, başlarına bir dert gelmiş insanların haline pek uyar: Dertlerine derman ararlar, buldular mı, bu sefer de ondan kurtulmaya bakarlar.

Su Döven Balıkçı

Bir balıkçı, bir ırmakta balık tutuyormuş. Ağlarını germiş, suyu bir kıyıdan öbür kıyıya kapatmış; sonra bir sicimin ucuna bir taş bağlamış, balıklar şaşırıp sersemleşsin de kendilerini ağa atsınlar diye başlamış suyu dövmeye. Oralarda oturanlardan biri gelmiş, balıkçıya çatmış:

"Ne vuruyorsun böyle, be adam? İçtiğimiz suyu bulandırmak mı istiyorsun?"

demiş. Balıkçı;

"Ne yapalım? Sizin suyunuz bulanmasın diye ben acımdan mı öleyim?"

demiş.

Devletlerin hali de buna benzer: Halkı avuçlarının içine alıp oynatmak isteyenler, memleketi ikiliğe saldılar mı, işlerine pek gelir.


Tarla Faresi ile Şehir Faresi

Tarla faresi, kuzeni şehir faresini evine davet etti. Yemekte birkaç mısır tanesi ile kuru böğürtlen vardı. Şehir faresi şaşırdı.

“Ne kadar az yemeğin var. Karıncaların bile senden çok yemeği vardır. Haftaya bana gel, şehir yemeklerini görmelisin”

dedi. Sonraki hafta tarla faresi şehre gitti. Kuzeni onun için ziyafet hazırlamıştı. Ekmekler, peynirler, meyveler,... Tam yiyecekleri sırada içeri bir kedi girdi. Acele kaçtılar ve bir deliğe girdiler. Kedi uzaklaşınca fareler geri geldi. Tarla faresi kuzenine teşekkür etti.

“Ben evime dönüyorum. Burada çok yemek var ama huzur yok. Evimde az yemeğim var ama huzur içince yiyorum”

dedi.

Yalancı Çoban

Çoban, kuzular otlarken

“Kurt var!”

diye bağırdı. Köylüler koşarak yanına geldiler. Çoban kurt görmemişti. Sadece biraz eğlenmek istemişti. Köylüler yalan söylediği için ona kızdılar ve oradan uzaklaştılar. Az sonra çoban bir kurt gördü. Çok korktu.

“Kurt var, yardım edin”

diye bağırdı. Köylüler onun sesini duydular ama inanmadılar. Bu yüzden yardıma gitmediler. Kurt, kuzulardan birini aldı ve afiyetle yedi.

Yüzmeye Giden Çocuk

Çocuğun biri ırmaktan yüzmeye gitmiş, az kalmış boğuluyormuş. Uzaktan bir adam geçtiğini görmüş, imdada çağırmış. Ama o adam çocuğu hemen kurtaracağına:

"Düşüncesizliğin sonu böyle olur! Korkmadan ne diye suya girersin?"

gibi sözlerle çıkışıp öğüt vermeye başlamış. Çocuk:

"Hele sen bir yol beni şu sudan çek, kurtar, öğütlerini sonra verirsin!"

demiş.

Bazı kimseler vardır, sırası olsun olmasın, öğüt vermeye kalkarlar; bu masal onlara söylenilmiş.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36868182 ziyaretçi (103045466 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.