Fabl Nedir, Fabl'ın Özellikleri
 

Fabıl, Fabl, Edebiyat

Fabl Nedir, Fabl'ın Özellikleri

Fabl (Fable)

Düzyazı ya da şiir biçiminde, ders vermek amacıyla kaleme alınmış kısa anlatı. Kişiler genellikle insan olmayan yaratıklar ya da cansız nesnelerdir. Yazınsal fablın belirleyici özelliği, insanların hayvanlar yoluyla anlatılmasıdır; bu özelliğiyle yazınsal fabl, ilkel hayvanların günümüzde de yaratmaya devam ettikleri fabllardan ayrılır. Bu tür, büyük olasılıkla Yunanistan'da doğdu; ilk fabl derlemesi Ezop'a atfedilmiştir. (İ.Ö. VI. yy.) Hint fabllarının ünlü bir derlemesi İ.S. 300 yılında, büyük olasılıkla Sanskritçe yazılmış Bidpai'dir. Bu türde dünyanın en büyük ustası olarak tanınan La Fontaine, öykülerinin çoğunu Ezop'tan ve Phaedrus'tan alıp kendi şiir diline çevirmiştir.

Fabl, kahramanları genellikle hayvanlar olan, içinde hep bir ders bulunan masallardır. Bu masalların çoğunun sonunda ya da içinde okura bir özlü sözle verilen ders bulunur: "İşte bu da ona bir ders olmuş, bir daha kimseyi kandırmamış," ya da, "Uşaklar ilk efendilerinin değerini sonrakilerin eline düştükten sonra anlamışlar," gibi...

Fabl masalları, kulaktan kulağa yayılarak sözlü anlatım döneminin edebiyat ürünleri olarak insanlık tarihinde yerini almış ve basit, kolay, ahlak ilkelerini öğretme işlevini yüklenmişlerdir. Hatta ünlü bir Latin şairi Pehedre (Fedr) fabl için, "Bu masallar insanların kusurlarını düzeltmek için anlatılmalı ve yazılmalıdır," demiştir.

Fabl'ların ilk kez Hindistan'dan çıktığı ve ilk fabl masallarının da "Pançatandra Masalları" olduğu söylenir. Bu kitabın önsözüne bakıldığında, kitabın yazarının, "Mehapur" hükümdarının, üç tembel çocuğunu eğitmek için tuttuğu "Vişnu- Sarma" adlı bir öğretmen olduğu belirtilir.

Ayrıca Hindistan'da Beydaba, Batı'da Ezop ve Lafonten ünlü fabl ustalarıdır. Bu masalların hepsi genellikle yetişkinler için yazılmış, daha sonra da çocukların dünyasında kendilerine geniş bir yer edinmişlerdir. Şiir ve düzyazı biçiminde yazılmış olmaları ve çocukların kolayca ezberlemeleri de onları hep diri tutmuştur.

Dünyanın en ünlü fabl yazarları Ezop ve Jean de La Fontaine'dir. Ezop'un fablları İ.Ö. 300 yılında derlenerek yazıya geçirilmiştir. ABD'li James Thurber ve İngiliz George Orwell çağdaş fabl yazarlarıdır.

Fabl'ın Özellikleri

  1. Başrollerinde hayvanların rol aldığı hayvanların konuştuğu hayvan hikayeleri.. (Örn: Ağustos böceği ve Karınca)
  2. Bu isin en bilinen kişileri Beydeba, Ezop ve La Fontaine'dir.
  3. İnsanlar arasında cereyan eden olayları hayvanlar bitkiler ya da cansız varlıklar arasında geçiyormuş gibi göstererek bu yolla insanlara ahlak ve ibret dersi vermek örnek göstermek ya da bir düşünceye güç kazandırmak isteyen bir çeşit masaldır.
  4. Teşhis ve intak sanatları üzerine kurulmuştur.
  5. Dünya edebiyatında ilk ve önemli fabllar Hint yazarı Beydeba'ya aittir. Beydeba 'nın fablları Kelile ve Dimne adlı bir eserde toplanmıştır.
  6. Türkçe'deki ilk örneği Harname'dir.

Fabl'ın Öğeleri

Fabllerde soyut konular, olay plânıyla hem somutlaştırılarak hem de hareket kazandırılarak işlenir. Olaylar bizi güldürürken eğitir. İnsanlar arasında geçen iyi-kötü, cesur-korkak, dürüst-ikiyüzlü, gözü tok-aç gözlü… vb. çatışmalar; bu niteliklerin yakıştırıldığı hayvan kahramanlar arasında geçmiş gibi gösterilir.Fablin de dört öğesi vardır; kişiler, olay, zaman, yer.

Kişiler

Fablin konusu olan olay, kişileştirilmiş en az iki hayvanın başından geçer. Bunlardan biri iyi ahlâklı bir tipi, diğeri kötü ahlâklı bir tipi canlandırır.Fablde ikinci derecede kişiler çok azdır, bazen yoktur. Kişi betimlemesi yoktur. Kahramanlar arasında tilki varsa biz onu kurnaz insan yerine koyarız; arslan varsa cesaretine güvenen biri yerine koyarız. Kısa olay bile bütün yönleriyle değil, yalnızca fable konu olan yönüyle tanımlanır. Derinlemesine duygu çözümlemelerine yer verilmez.Fabllerde bir de anlatıcı kişi vardır. Bu kişinin de betimlemesi yapılmaz, cinsiyeti verilmez. Anlatıcı kahramanları izler, dersini alır. Böylece dinleyen ile aynı görüşü paylaşır.

Olay

Fablin konusu insan başına gelebilecek her hangi bir olaydır. Olay,kahramanın eyleme dönüşmüş beğenme, istek, özlem, öfke, korku… gibi tutkuya dönüşmüş duygularından doğar. Fablin gövdesini bir olay oluşturur, asıl önemli olan fablin anlatılış nedenidir. Buna “ders” denir. Fabl plânı dört bölümdür: Serim, düğüm, çözüm, öğüt.

Serim

Olayın türüne, çıkarılacak derse göre kişileştirilmiş hayvanlar ve çevre tanıtımının yapıldığı bölümdür.

Düğüm

Olay o çevrede verilmek istenen derse göre gelişir. Kısa ve sık konuşmalar vardır. Hemen birkaç konuşma ile olay düğümlenir

Çözüm

Olay beklenmedik bir sonuçla biter. Fablin en kısa bölümüdür.

Öğüt

Ana fikir bu bölümde öğüt niteliğinde verilir. Bu bölüm kimi zaman başta, kimi zaman sondadır. Kimi zaman da sonuç okuyucuya bırakılır.

Yer

Tasvir yapılmaz fakat çevre çok iyi verilmelidir: Orman, göl kenarı,yol… gibi. Olayın geçtiği yer olayla birlikte değişebilir.

Zaman

Her olay gibi fabldeki olay da bir zaman diliminde geçer. Kronolojik zaman kullanılır.

Fabl Örnekleri

Aslanla Fare

Herkese saygı göstermeli elden geldikçe.
Umulmadık kimselerden fayda görür insan.
İşte bu, gerçeği anlatan bir hikaye,
Daha nice bin hikaye arasından.
Pençesi dibinde bir arslanın,
Dalgınlıkla bir fare çıkıverdi.
Bu fırsatı kullanmadı sultanı ormanın,
Fareye dokunmayıp bir büyüklük gösterdi.
Bu iyiliği boşa gitti sanmayın;
Kimin aklına gelir ki bir an,
Fareye işi düşer arslanın?
Ama o da bir gün dışarı çıktı ormandan;
Gitti tutuldu bir ağa.
Ne çırpınma, ne kükreme … Kâr etmez tuzağa.
Bay fare koştu; dişiyle arslanın ağını,
Öyle bir kemirdi ki ağ söküldü nihayet.
Sabırla zamanın yaptığını;
Ne kuvvet yapabilir, ne şiddet.
“İyilik eden iyilik bulur.”
“Hizmet et benim için, hizmet edeyim senin için.”
“İyilik iki baştan olur.”

Hasta Adam ve İtfaiyeci

Evvel zaman içinde, çıkan bir yangında evde bulunanları kurtarmak için içeri giren bir itfaiyeci, hasta bir adamla karşılaştı.
"Kurtarma beni dedi," dedi hasta adam. "Güçlü olanları kurtar."
"Bana nedenini açıklayabilir misiniz lütfen?" diye sordu itfaiyeci, bu işi gönüllü olarak yapan biriydi.
"Bundan daha adil bir davranış biçimi olamaz," dedi yaşlı adam. “Her durumda güçlü olanlar tercih edilmeli, onlar dünyanın işine daha fazla yararlar."
İtfaiyeci hastanın söylediklerini bir süre düşünüp tarttı, felsefe ile az çok ilgisi olan bir adamdı. "Pekala," dedi sonunda, bu arada çatıdan bir parça çatırdayarak inmişti odaya; “fakat bu sohbetimizin hatırına bana söyler misiniz, en önemli işlevi nedir güçlü olanların?
"Çok basit," diye karşılık verdi hasta adam; "güçlülerin en önemli işlevi zayıflara yardım etmektir."
Söyledikleri itfaiyecinin üstünde etkili oldu, iyiden bir adamdı, içinde hiçbir kötülük yoktu. “Hasta olduğunuz için sizi anlayabilirim” dedi neden sonra, duvarın bir bölümü daha gürültüyle yıkıldı o esnada “ama bu kadar aptal olmanızı bağışlayamam.” Son derece adil bir insandı, baltasını olanca hızıyla kaldırıp yaşlı adamı yatağına mıhladı.

İki Kibrit Çöpü

Günün birinde bir gezginin Kaliforniya ormanlarına düştü yolu. Kurak bir mevsimdi, alize rüzgarlarının ortalığı kasıp kavurduğu. At sırtında uzun mu uzun bir yol gelmişti, açtı ve yorgundu. Bir pipo içebilmek için atından indi. Ceplerini kontrol ettiğinde sadece iki kibrit çöpü kaldığını fark etti. İlkini çaktı, ama ateş alamadan söndü gitti rüzgarla, kala kala tek bir kibrit çöpüne kaldı.

"İşte bu harika!" diye geçirdi içinden gezgin. "Bir pipo için canımı verebilirim ve olasılıkla ateş almayacak olan tek bir kibrit çöpüm var! Benim kadar talihsiz adam var mıdır dünyada? Ama yine de” diye düşündü “bu kibriti çaktığımda pekala ateş alabilir, pipomu içerim, içini otların üstünde temizlerim, öyle kuru ki otlar çalı çırpı misali ateş almalarına şaşırmamalı; tutuşan otları söndürmeye çalışırken, elimden kurtulan alevler çoktan şu zehirli meşe çalılıklarına uzanmış olur; ona da yetiştim diyelim, esinti alevleri önüne alıp başka tarafa savurur; çalıların üzerine dallarını sarkıtmış şu çam ağacına ne demeli; bir kıvılcım sıçradığı dakka en üst dalına kadar ateş alacak besbelli; tüm ormanı cayır cayır yakabilecek bu dev meşalenin alevleri nasıl da sürüklenir çılgın alize rüzgarları ile kimbilir! Bir an için yangın ve rüzgarın sesinin birleşmesiyle kükreyişini duydum sanki şu küçük vadinin, canımı kurtarmak için delice koşuyorum ve alevler kovalıyor beni karşıki tepelere doğru; bu güzelim ormanın günler boyunca yanacağını düşünüyorum da, tüm sığırların telef olduğunu ve kuruduğunu tüm kaynakların, ne büyük zarar görürdü bütün çiftçiler, dört bir yana savrulurdu hepsinin çocukları. Hayat nasıl da değişebiliyor bir anda!”

Bu düşüncelerle uzandı ikinci kibritine, çaktı ateş almadı. “Tanrıya şükürler olsun!” dedi gezgin, yerleştirirken piposunu tekrar cebine.

Keçi Can Pazarında

Keçiciğin aklı, bir karış havada ya, sürüsünü bir yana bırakmış, bir başına otlaya otlaya çekip gitmiş. Hain koca kurt, kaçırır mı; hemen görmüş keçiciği: “Heh, işte ağzıma lâyık bir lokma. Yaşasın!” demiş. Keçicik, bakmış can pazarı. Hiç kurtuluş-murtuluş yok: “Eh, n'apalım, demek kaderimizde sana yem olmak varmış kurt .” demiş. “Madem ölüm kapıya geldi, bari bana biraz kaval çal ki, neşeleneyim, kendimi unutup öyle öleyim..”Kurt, “Son isteği zavallının… “ demiş, bulmuş bir kaval, füyt füüyt çalmaya başlamış. Kurt çalmış, keçicik, oynamış. Derken ötelerden kaval sesini alan köpekler koşturmuşlar; gelmişler, kurdu önlerine düşürüp bir güzel kovalamışlar. Kaçmadan önce kurt, durumu anlayıp oyuna geldiğini sezinlemiş: “Suç sende değil bende. Neme gerekti benim kaval çalmak, neme gerekti bana köçekli kurban!” demiş.

Zamansız bir işe kalkışmanın sonu budur. Ölçmeli, biçmeli adımını ona göre atmalı. Tersi oldu mu, işte böyle Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurundan olur.

(Aisopos, Ezop Masalları, Tarık Dursun K. Mayıs 1981.)

'Lafonten'den Bir Örnek

Orman Mahkemesinde

Krilov'un masalları ülkemizde "Keçi Bir Gün..." adıyla Tarık Dursun K. tarafından derlenmiş ve yeniden yazılmıştır. Bu kitapta masalların sonunda yine dersler verilir, ama bazı masallarda Krilov dersleri kendince yorumlayarak farklı eleştiriler ortaya koyar. Benim çok sevdiğim; "De Gidi Eşek De!.." masalında olduğu gibi...

EŞEK, bülbülün yoluna çıkmış, durdurmuş.
- Yahu, kardeş, demiş. Nereye gitsem, hep sen! Herkes bülbül diyor da başka bir şey demiyor. Yok, en güzel öten senmişsin, yok güle şu dünyada âşık olan tek senmişsin... Hele o güle olan aşkın, hele o!.. Öylesine bir aşk ki bu, diyorlar. Ne Mecnun'da vardır, ne Ferhat'ta, Kerem'de... Doğru mu?

Bülbül boynunu bükmüş, derin bir iç çekmiş.
- Doğru kardeş, demiş. Doğru!
Eşeği bu kez daha büyük bir şaşkınlık almış mı sana. Kulaklarını eğip, dudaklarını sarkıtmış:
- Valla'i çok şaştım birader, demiş. Neden dersen, geçende senin o güllerden birini yedim, hiçbir şeye benzetemedim. Çünkü ne tadı vardı, ne tuzu...
Ah, insanlar arasında,bülbülü tanımadıkları yetmiyormuş gibi, bir de güle olan tutkusunu bilmeyen nice nice eşekler yok mudur?

Şahin ile Horoz

Şahin, tatlı bir daire çizerek süzüldü, yüzyıllık çınar ağacının dalına kondu. Gerçi kendisini hafif hafif esen rüzgarın kollarına bırakmıştı ama; yine de yorulmuştu inerken. Bir süre konduğu dalda soluklandı, üzerindeki tozları silkeledi ve "Biraz kestireyim." diyerek iyice yayıldı.
Tam bu sırada bir ses duydu. Horozun biri bağırtıyla kaçıyordu. Çınarın altına geldiğinde soluk soluğa kalmıştı. Dönüp arkasına baktı, kimsenin gelmediğini görünce rahatladı.
Horozun kaçışını izlemiş olan şahin:
- Hah hah hah hah, diye gülmüştü.
Horoz, "O da kim?" diye çevresine bakınırken, şahin yukarıdan seslendi:
- Benim, dostum, ben, şahin, başını yukarı kaldır.
Horoz, sesin geldiği yöne kaldırdı başını, şahini gördü.
Şahin hâlâ gülüyordu:
- Ne oldu, kimden kaçıyordun öyle?
- Tabii gülersin, dedi horoz, sana göre bir şey yok.
- Kim kovalıyordu seni?
Horoz:
- Sahibim, dedi, kim olacak, ilerideki çiftlikte yaşıyorum.
- Size şaşıyorum, dedi şahin, sahipleriniz, henüz yumurtadan yeni çıkmış bir yavruyken özenle besleyip büyütüyorlar, sizler için güzel evcikler yapıyorlar, kümeslerde bir eliniz darıda bir eliniz arpada yaşayıp gidiyorsunuz, yine de size yaranamıyorlar… Yahu, kendisine bu kadar yararı dokunan insanlardan kaçılır mı?
Horoz, şahinin küçümseyici sözlerini dinledikten sonra:
- Sen, dedi, bir şahini tavada kızarırken veya şişe geçmiş közde pişerken gördün mü hiç?
- Yook, dedi şahin laubali bir tutumla, ne olacak?
- Ben, dedi horoz; çok horozlar, tavuklar gördüm sahibim pişirirken, ona nasıl güvenebilirim?

Şeytan ve Hancı

Bir zamanlar şeytan bir handa konaklamaya başladı. Eğitimleri epeyce ihmal edilmiş insanlarla doluydu han, kimse onu tanımadı. Haşarılığı aklına koymuştu bir kere, bir süre herkesi yıldırdı. Ama sonunda hancı resti çekip, şeytanı karşısına aldı.
Elinde uzunca bir halat vardı.
"Şimdi dayağı hak ettin," dedi hancı.
"Bana sinirlenmeye hiç hakkınız yok ," dedi şeytan. "Ben buyum ve yanlış davranmak benim tabiatım”
"Gerçekten mi?" diye sordu hancı.
"Sizi temin ederim, gerçek bu," dedi şeytan.
"Gerçekten kendini alıkoyamıyor musun kötülükten?" diye sordu hancı.
"Bir an bile," dedi şeytan; "benim gibi birini dövmek yararsız bir zalimlikten öteye gitmez inanın."
"Hakikaten öyle galiba," dedi hancı.
Bir ilmek attı elindeki halata, boynundan geçirip şeytanı astı.
Ve geriye çekilip mırıldandı, "Böylesi daha iyi!"

Tavşan ile Kaplumbağa

Tavşan ikide bir böbürleniyor:
-Kimse benden hızlı koşamaz, diyormuş. Sonunda kaplumbağa dayanamamış:
-İstersen yarışalım, demiş.
Koşuya başlamışlar. Tavşan epeyce yol aldıktan sonra, "Hıh, o sırtı kabuklu hayvancık sürüne sürüne kim bilir ne zaman sonra bana yetişir?" diye düşünmüş.
-Şu ağacın altına biraz uzanıp dinleneyim, demiş. Uyuyakalmış.
Kaplumbağa ağır yürüyüşü ile yürümüş yürümüş, hiç dinlenmeden yol almış.
Tavşan bir ara gözünü açmış. Bir de ne görse beğenirsiniz, kaplumbağa neredeyse yarışı bitirmek üzereymiş. Hemen fırlamış, rüzgar gibi koşmaya başlamış. Ama ne çare, kaplumbağaya yetişememiş.
Böylece tavşan yarışı kaybetmiş. Aldırış etmemenin cezasını çekmiş. Kaplumbağa ise düzgün adımlarla, durmadan yürüdüğü için yarışı kazanmış.

Tövbekâr

Adamın biri ağlamakta olan bir gence rastladı. “Niçin ağlıyorsun?” diye sordu.
"Günahlarım için ağlıyorum," diye cevap verdi delikanlı.
"Başka işin mi yok be oğlum!" deyip geçti gitti adam.
Ertesi gün yeniden karşılaştılar. Delikanlı yine oturmuş ağlıyordu. "Bugün neden ağlıyorsun peki?" diye sordu adam.
"Ağlıyorum çünkü bir lokma yiyeceğim yok," diye karşılık verdi delikanlı.
Başını salladı adam, "Nedense biliyordum işin buraya varacağını".

Zalim Aslan

Vaktiyle ormanın birinde, canavar mı canavar bir aslan varmış. Çok kan döker, canını yakmadık tek bir hayvan bile bırakmazmış. O yaşadığı sürece, hiçbir hayvan rahat yüzü görmemiş. Bütün hayvanlar ondan nefret eder, ölümünü beklermiş.

Bu zalim aslan sonunda yaşlanmış. Gücü kuvveti kalmamış. Ağzındaki dişler de dökülünce herkesin maskarası olmuş. Hiçbir hayvan ona yardım etmiyor ve onunla konuşmuyormuş. Hayvanlar bir gün oturup karar almışlar; "Gelin hep beraber, bize bunca kötülük eden bu zalim aslanı iyice bir dövelim. Yaptıklarının cezasını, az da olsa görmüş olsun böylece."
Sonunda bütün hayvanlar aslana saldırmış. İyice bir dövmüşler onu. Birisi boynuz vuruyor, diğeri çifte atıyor, bir başkası ısırıyormuş. Böylece; yaman bir öc almışlar aslandan.





Bu sayfa hakkındaki son yorum:
Yorumu gönderen: dilara gül , 16.01.2014, 15:38 (UTC):
çok yardım ettiniz çok tşkürler

Yorumu gönderen: enes, 16.12.2010, 12:13 (UTC):
BUNUN KİM YAPTYSA BİNLERCE TEŞEKKÜR DİYORUM

Yorumu gönderen: fatih, 13.12.2010, 18:00 (UTC):
çok güzelmiş...

Yorumu gönderen: simaynur., 13.12.2010, 13:53 (UTC):
tebrik ederim çok güzel yazmışsınız.konuyu paylaştınız için ayrı teşekkürler. :)

Yorumu gönderen: arda, 12.12.2010, 14:05 (UTC):
cok saolun istediğimi buldum tskkurler güzel olmuş tebrikler

Yorumu gönderen: ımahıçocuğu, 09.12.2010, 14:21 (UTC):
güzelmiş saolun

Yorumu gönderen: 61 FIRTINA, 09.12.2010, 11:58 (UTC):
ÇOK BİLGİLİ BİR KONU.HERKES BUNU BİR DAHA OKUSUN

Yorumu gönderen: wer4, 07.12.2010, 12:55 (UTC):
desk jover gardşon

Yorumu gönderen: jane marelbon, 07.12.2010, 08:58 (UTC):
ı am jane marelbon.ı love you.ıam from england´shyar.

Yorumu gönderen: dilan ve sultan, 06.12.2010, 17:39 (UTC):
çok güzel olmuş,benim için hoş oldu.

Yorumu gönderen: gül, 06.12.2010, 12:47 (UTC):
güzel bir sayfa olmuş





Yorumu gönderen: cansu, 05.12.2010, 12:37 (UTC):
teşekürler çok güzel bilgiler

Yorumu gönderen: esma, 04.12.2010, 16:44 (UTC):
allah razı olsun çoook teşekkurler...

Yorumu gönderen: hasan , 04.12.2010, 15:17 (UTC):
cokkkkkkkkkkk guzeldııııııı
baskalarınında okumasını tavsıye ederım

Yorumu gönderen: mehmet, 29.11.2010, 17:51 (UTC):
güzel bır sayfa olmuş tşkkkkkkkk

Yorumu gönderen: sinem, 26.11.2010, 18:13 (UTC):
güzl olmş brz daha fabl olsn ama...

Yorumu gönderen: sanem, 25.11.2010, 15:56 (UTC):
allahtan ki bu fabl çoktı eğer çıkmasaydı napıcaktım ki

Yorumu gönderen: sevginur, 22.11.2010, 14:55 (UTC):
bune aslında ödevime yarar...........

Yorumu gönderen: gfb, 21.11.2010, 04:57 (UTC):
süper bir sayfa olmuş

Yorumu gönderen: eşsiz serseri, 18.11.2010, 17:37 (UTC):
emeği geçen arkadaşlara tşkkrlr

Yorumu gönderen: MELİKE AKKOÇ, 08.11.2010, 17:01 (UTC):
İÜİME YARADI


Yorumu gönderen: merve, 08.11.2010, 16:52 (UTC):
çok çok işime yaradı amauzun yazı yazmak zor yaniiii

Yorumu gönderen: rozelin, 02.11.2010, 16:04 (UTC):
çok işime yrdı tşq ederim kim yptyş

Yorumu gönderen: SaqOpA, 27.10.2010, 14:33 (UTC):
iyi bir sayfa olmuş teşeqür ederiz
:)

Yorumu gönderen: dilan, 26.10.2010, 12:41 (UTC):
çok güzel olmuş harika ...
çok işime yaradı

Yorumu gönderen: BU İLK 4 YORUMUN SAHİBİ KUZU RDVAN, 25.10.2010, 18:12 (UTC):
DUALAR HEPSİNDEN İYİ

Yorumu gönderen: MAL, ENES, 25.10.2010, 17:51 (UTC):
BEN AŞIRI SALAĞM ENNNES

Yorumu gönderen: SONYORUM HAKKNI BE DOLDURDUM, 25.10.2010, 17:20 (UTC):
RRRIDVAN

Yorumu gönderen: rıdvan, 25.10.2010, 15:27 (UTC):
arabalar seviom

Yorumu gönderen: nazan, 18.10.2010, 11:02 (UTC):
ya ne saçma şeyler bunlar hç işime yarayan bişe yok içlerinde

Yorumu gönderen: CkMa LbRonn, 14.10.2010, 17:07 (UTC):
hcc bqnmdmm sayfayı xDe

Yorumu gönderen: betül, 12.10.2010, 12:03 (UTC):
emeği geçen arkadaşlara tşkkrler

Yorumu gönderen: selin, 06.10.2010, 14:56 (UTC):
teşekkürler güzel ama maddeler halinde olsa keşke ma yinede iyi güzel olmuş

Yorumu gönderen: kaygılı öss, 04.10.2010, 17:28 (UTC):
maddeler halinde olsaydı daha hoş ourdu

Yorumu gönderen: emıne, 02.10.2010, 17:44 (UTC):
cok ısıme yaradı edebıyat ogremenımın gozlerı yasarıcak :)

Yorumu gönderen: ewinn, 30.09.2010, 17:46 (UTC):
saolun coqq işime yaradı

Yorumu gönderen: kardelen, 02.03.2010, 15:58 (UTC):
tsk çok yardımcı oldu

Yorumu gönderen: büşra, 01.03.2010, 11:33 (UTC):
bencede güzel

Yorumu gönderen: sbs kurdu, 24.02.2010, 14:10 (UTC):
teşekkür edrim sayfa işime yaradın

Yorumu gönderen: MERVE, 22.02.2010, 13:08 (UTC):
BENCEDE ÇOK GÜZEL OLMUŞ TEŞEKKÜRLER

Yorumu gönderen: fatih, 18.02.2010, 17:33 (UTC):
slm busayfa hiçguzeldegil

Yorumu gönderen: ismimi vermek istemiyorum, 14.02.2010, 15:42 (UTC):
bence çok güzel olmuş.benim işime çok yaradı. teşekürler.

Yorumu gönderen: eda, 09.02.2010, 13:50 (UTC):
ya gen la fontenın orman mah, deki sıırın ana fıkrını soruyon hıkayeyı degılllllllll

Yorumu gönderen: fatma, 24.11.2009, 19:42 (UTC):
teşekkürler cok yardımınız oldu

Yorumu gönderen: simay, 18.10.2009, 18:38 (UTC):
azıcık beyendim benim için hoştu :)

Yorumu gönderen: öss maduru, 12.10.2009, 12:32 (UTC):
güzel bir sayfa olmuş



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36901477 ziyaretçi (103103917 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.