Fatmacık ile Süleymancık Masalı
 

Fatmacık ile Süleymancık Masalı

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, anaları ölmüş ve üvey analarıyla birlikte yaşayan Fatma ile Süleyman adında iki kardeş varmış. Bunların babaları çiftçiymiş, her gün çalışmaya tarlaya gidermiş. Babaları tarlaya gidince, üvey anaları çocuklara çok kızarmış.

Birgün üvey anaları bunlara yine çok kızmış. Kızınca, Fatmacık ile Süleymancık bu duruma daha fazla dayanamayıp evden kaçmışlar. Az gitmişler uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler. Giderken yolda bir ihtiyar kadına rastlamışlar. İhtiyar kadın, onlara nereye gittiklerini sorunca onlar da başlarından geçenleri ihtiyar kadına anlatıvermişler. Anlatınca, ihtiyar kadın Fatmacık ile Süleymancığa bir ak makara ile bir kara makara vermiş. Sonra onlara:

“Üvey ananız peşinizden gelirse, önüne kara makarayı atınca dağ, ak makarayı atınca deniz olur. Böylece ondan kurtulursunuz!”

demiş. Çocuklar, ihtiyar kadının verdiği ak makara ile kara makarayı alıp düşmüşler yola. Giderken arkalarına bir de dönüp bakmışlar ki, üvey anaları onlara yetişmiş geliyormuş. Üvey anaları tam yaklaştığı sırada kara makarayı onun önüne atmışlar, atınca kocaman bir dağ oluvermiş.

Fatmacık ile Süleymancık, kaçmaya devam etmişler. Onlar giderken, üvey anaları dağı aşıp onlara yine yetişmiş. Yetişince, çocuklar bu defa üvey analarının önüne ak makarayı atmışlar. Atınca, kocaman bir deniz oluvermiş. Üvey anaları bu denizi geçmek isterken, denizde boğulmuş. Fatmacık ile Süleymancık, üvey analarından kurtulunca tekrar düşmüşler yola. Giderken yolda bir subaşı görmüşler. Süleymancık, ablasına:

“Abla ben çok susadım, şu sudan içeceğim!”

demiş. Fatmacık:

“Olmaz, bu sudan içme. Bu suda inek izi var. İçersen inek olursun!”

demiş. Süleymancık, ablasının sözünü dinlemiş ve bu sudan içmemiş. Tekrar düşmüşler yola. Giderken yolda bir subaşı daha görmüşler. Süleymancık çok susadığından ablasına yine:

“Abla ben çok susadım, bu sudan içeceğim!”

demiş. Ablası:

“Bu sudan içme, bu suda da keçi izi var. İçersen keçi olursun!”

demiş. Süleymancık çaresiz ablasının sözünü dinlemiş ve bu sudan da içmemiş; ama çok susamış. Yine yola düşüp gitmeye başlamışlar. Gitmişler gitmişler yine bir subaşına varmışlar. Süleymancık, ablasına:

“Abla ben susuzluktan öldüm, daha fazla dayanamayacağım artık. Bu sudan içeceğim!”

demiş. Ablası:

“Sakın bu sudan içme kardeşim, bu suda da geyik izi var. Eğer içersen geyik olursun!”

demiş. Fakat Süleymancık bu defa ablasının sözünü dinlememiş ve daha fazla susuzluğa dayanamayıp bu sudan içivermiş. İçince hemen oracıkta kocaman boynuzlu bir geyik oluvermiş. Fatmacık kardeşinin geyik olmasına çok üzülmüş ve başlamış ağlamaya. Süleymancık, ablasının üzülmesine dayanamamış ve ona:

“Abla üzülme! Sen şu ağacın başına çık, ben seni korurum!”

demiş. Fatmacık, çaresiz ağacın başına çıkıp beklemeye başlamış. Bu sırada subaşına beyaz atlı, yakışıklı bir Beyoğlu gelmiş. Beyoğlu atına su içirmek için atı suya yanaştırdığında, ağaçtaki Fatmacığın güzelliğinin şavkından at huysuzlanmış ve sudan içmemiş. Beyoğlu öte bakmış beri bakmış, olmamış. At bir türlü sudan içmemiş. Beyoğlu şaşkın bir vaziyette şöyle başını kaldırıp ağaca bir bakmış ki, karşısında dünya güzeli bir kız görmüş. Görür görmez Fatmacığa âşık olmuş ve hemen ona evlenme teklifi etmiş. Fatmacık, Beyoğlu’nun evlenme teklifini kabul etmemiş. Beyoğlu ağaçtan Fatmacığı bir türlü indirememiş. İndiremeyince başlamış ağacı kesmeye. Kesmiş kesmiş; ancak ağaç bir türlü yıkılmamış. Akşam olmuş. Beyoğlu çaresiz ağacı öylece bırakıp evine gitmiş.

O evine gidince, Süleymancık hemen ortaya çıkıp ablasının çıktığı ağacı yalamaya başlamış. Yalaya yalaya ağaç sabaha kadar yine büyümüş. Sabah olunca Süleymancık yine saklanmış. Beyoğlu gelip bir de bakmış ki, kestiği ağaç yeniden bitmiş. Beyoğlu bu duruma pek şaşırmış. Sonra ağacı yine kesmeye başlamış. Keserken yine akşam olmuş; ancak ağaç yine yıkılmamış. Beyoğlu yine evine gitmiş. O gidince Süleymancık yine ortaya çıkıp ağacı yine yalamış. Yaladıkça ağaç yine büyümüş. Bu sırada Fatmacık çok susamış ve su içmek için ağaçtan inmiş. Tam su içerken, sudaki kocaman bir balık Fatmacığı yutuvermiş. Süleymancık, ablasını balık yutunca başlamış ağlamaya.

Sabah olunca Beyoğlu yine gelmiş. Subaşında geyik postundaki Süleymancığı ağlarken bulmuş. Beyoğlu ona neden ağladığını sorunca, Süleymancık olanları Beyoğlu’na anlatmış. Beyoğlu, Fatmacığı yutan balığı bulmuş ve hemen karnını yarıp Fatmacığı oradan çıkarmış. Fatmacık kardeşinin de kendileriyle birlikte yaşaması şartıyla Beyoğlu ile evlenmeyi kabul etmiş. Kırk gün kırk gece düğün yapıp evlenmişler. Üçü birlikte sonsuza kadar mutlu yaşamışlar. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine…






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36893745 ziyaretçi (103090600 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.