Fatmacık ile Yusufçuk Masalı
 

Fatmacık ile Yusufçuk Masalı

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir karı koca ile Fatma ve Yusuf adında iki çocukları varmış. Bunlar çok fakirmiş. Adam ormandan odun kesip satarak geçinmeye çalışırlarmış.

Gel zaman git zaman bir gün çocukların anneleri ölmüş. Babaları da çocuklara bakacak kimse olmadığından yeniden evlenmiş. Fatma ile Yusuf’a üvey anne getirmiş. Getirmiş getirmesine, ancak evlendiği kadın kötü bir kadınmış. O ormana odun kesmeye gidince çocukları döver, onlara türlü eziyetler edermiş. Aradan zaman geçmiş, kadın çocukları istememiş. Bu yüzden bir gün adama güzel bir yemek pişirmiş. Adam bu yemeği pek beğenmiş. Karısına bu yemeği nasıl yaptığını sorunca, kadın:

“Eğer çocuklarını ormana bırakıp gelirsen fakirlikten kurtuluruz. Böylece sana her gün güzel yemekler pişiririm!”

demiş. Adam önce kabul etmemiş. Fakat kadın diretince, onu ikna edemeyip çaresiz dediğini kabul etmiş ve çocuklarını ormana bırakıp gelmeye razı olmuş.
Ertesi gün olunca adam çocuklara, ormana odun kesmeye gideceğini söylemiş. Onlara:

“Siz de benimle gelin, ben odun keserken siz de elma toplarsınız!”

demiş. Çocuklar da kabul etmişler. Adam gitmeden önce bir delik torbayla bir kabak almış yanına. Düşmüşler ormanın yoluna. Az gitmişler uz gitmişler, ormana varınca babaları çocukların ellerine altı delik torbayı vermiş:

“Siz bu torbaya elma toplayın, ben ilerde ağaç keseceğim, torba dolunca yanıma gelirsiniz, birlikte eve döneriz!”

demiş. Çocuklar da kabul etmişler. Adam çocuklardan ayrılınca ağacın birine bir kabak asmış ve çocukları orada bırakıp evine dönmüş. Kabak rüzgârda sallanıp ses çıkardıkça çocuklar babalarının ağaç kestiğini sanmışlar ve başlamışlar elma toplamaya. Toplamışlar toplamaya; ancak torba bir türlü dolmamış.

Nihayet akşam olmuş. Çocuklar, babalarının odun kestiğini sandıkları yere gitmişler. Bir de bakmışlar ki, babaları yok. Bir kabak ağaca çarpıp “tak tak!” diye ses çıkarıyormuş. Meğer bu ses babalarından değil de ağaca asılı kabaktan geliyormuş. Çocuklar babalarını göremeyince başlamışlar:

“Tak tak eden kabacığım, bizi aldatan babacığım!”

diye ağlamaya. Çaresiz orada kalakalmışlar. Yusuf küçük, Fatma büyükmüş. Etraflarına şöyle bir bakmışlar: Az ilerde bir yerde dumanı tüten bir ev görmüşler, bir yerden horoz ötme sesi işitmişler, bir yerden de eşek anırma sesi duymuşlar. Fatma:

“Ya horoz öten yere ya da eşek anıran yere gidelim!”

demiş. Yusuf da:

“Olur!”

demiş ve birlikte düşmüşler yola. Gide gide gitmişler, bir de bakmışlar ki, horoz sesi de eşek sesi de kendi hayvanlarının sesiymiş. Çaresiz dumanı tüten eve gitmişler. Bu ev bir dev karısının eviymiş. Kapıyı çalmışlar. Dev karısı açmış kapıyı ve:

“Gelin yavrularım, size sarı burma tatlısıyla kömbe pişirdim!”

demiş. Çocuklar korkarak da olsa girmişler içeri. Dev karısının yemeleri için önlerine koyduğu sarı burma, meğer yılandanmış; kömbe dediği de kaplumbağadanmış. Dev karısı çocuklara:

“Siz bunları yerken ben küreğimle çapamı eğeletip geleyim!”

demiş. Oysa çapa ile küreği yerine çocukları yemek için dişlerini eğeletmeye gidiyormuş. Çocuklar, dev karısının önlerine koyduklarını yiyormuş gibi yapıp yememişler. Dev karısı gitmeden önce çocukları çuvala koymuş ve onlara:

“Yavrularım ben gelene kadar bir yere gitmeyin diye sizi buraya koyuyorum!”

deyip gitmiş. O gidince, dev karısının gelini gelmiş ve çocuklara:

“Dev karısı dişlerini eğeletmeye gitti, eğer kaçmazsanız sizi yiyecek!”

demiş. Çocuklar, geline:

“Bizi salıver!”

diye yalvarmışlar, gelin de dayanamayıp onları çuvaldan çıkarmış ve salıvermiş. Dev karısının bir sarı danası varmış. Gelin, çocukların yerine çuvalın içine dev karısının sarı danasını koymuş. Çocuklar başlamışlar kaçmaya. Onlar kaça dursun, sonra dev karısı gelmiş ve başlamış çuvalda asılı sarı danasını ısırmaya. O ısırıverdikçe dana bağırırmış. Dev karısı da:

“Fatmacığım ile Yusufçuğum canınız tatlı mı?”

dermiş. Sonra tekrar ısırıp dana tekrar bağırdıkça:

“Fatmacığım ile Yusufçuğum canınız tatlı mı?”

dermiş. Sonunda dananın sesi kesilmiş ve dana ölmüş. Dev karısı, çuvalı açmış da bir bakmış ki, çuvalın içindeki kendi danasıymış. Dev karısı çok kızmış ve:

“Bunu sen yapmışsındır!”

diye gelininin bir bacağını yiyip onu sakat bırakmış. Sonra Fatma ile Yusuf’u bulmak için peşlerine düşmüş. Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş, biraz ilerde çocukları bulmuş. Çocuklarla arasında bir nehir varmış. Dev karısı, çocuklara:

“Fatmacığım ile Yusufçuğum bu nehre ne koydunuz da karşıya atladınız?”

demiş. Çocuklar da:

“Sabun koyup da atladık!”

demişler. Dev karısı da sabunu koymuş; ama sabun kayıvermiş. Dev karısını su almış götürmüş. Dev karısı, boğularak ölmüş. Çocuklar da ondan kurtulmuşlar. Daha sonra Gide gide evlerini bulmuşlar. Bu arada Çocukların babaları da üvey annelerinden ayrılmış, çocuklarını ormanda bıraktığı için çok pişmanmış. Onları bulmak için çok aramış, ancak bulamamış. Çocuklar evlerine dönünce babaları çok mutlu olmuş. Birbirlerine sarılmışlar. Ömür boyu mutlu yaşamışlar. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine…






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36944746 ziyaretçi (103184143 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.