Fiili ve Kavli Dua
 

Fiili ve Kavli Dua

Hazırlayan: Akhenaton

Kelime anlamı olarak “istemek” mefhumunu ifade eden dua; ıstılahî olarak ihtiyaç diliyle, istidat diliyle ve şuur sahibi varlıkların diliyle Allah’a yalvarmak anlamlarına gelir. Cin ve insan gibi şuurlu varlıkların duası da “fiilî” ve “kavlî” olmak üzere ikiye ayrılır.[1]

Kulluk, bilindiği üzere çerçevesi çok geniş bir kavramdır. “Yalnız Sana kulluk ederiz.” beyanıyla Allah’a kulluğunu ikrar eden mü’min, duasına mevzu’ yaptığı konu ya da konularda sebepler adına ortaya koyması gereken amelleri yaptığını ifade etmiş ya da yapacağına söz vermiş demektir. Çünkü kavlî (dille yapılan) duanın makbûliyeti sebepler açısından düşünüldüğünde fiilî duanın yapılmış olmasına bağlıdır. Tarlasına tohum ekmeden ürün isteyen bir çiftçiye de Allah hususî hazinelerinden ürün verebilir; ama âdet-i İlâhiye açısından ürün alabilmek için önce toprağa tohum atmak, sonra da Allah’a el açmak gerekir.[2]

Sadece muhtaç olduğumuz anlarda değil arz-ı hal etmek için de Allah, her an bizleri bekler. Ancak çoğumuz, beş vakit namazın arkasına hapseder duayı. Oysaki otururken, kalkarken, yürürken, yerken, içerken, uyurken kısacası her anımızı dua ile bereketlendirebiliriz. Fakat kavlî yapılan dua kulun gayretiyle desteklenmelidir. Çünkü her güzel iş emek ister. “Önce gayret sonra himmet” motivasyonuyla kul elinden geleni yaparak Allah’a dua etmelidir. Nasıl mı? Önce fiilî dua yapılacak, yani sebeplere riayet edilecek, sonra da kavlî dua için eller açılacaktır. Zira sadece istemek yetmez. Mesela bir insan su ister ama önüne gelmesini beklemez, gider suyu bardağına koyar ve sonra içer. Yani kul istediği şeyin gerçekleşmesi için Allah’ın kendisine öğrettiği sebeplere riayet ederek sonucunu O’ndan bekler.[3]

Uygun ilaçların kullanılması sonucunda her hastanın tedaviyi kabul etmediği bilinmektedir. Hücrelerin, bünyenin her ilaç tedavisine cevap vermediği, bu sebeple de kişiye göre şifa durumunun değiştiği görülmektedir. Sebepler yerli yerine getirilse de neticeyi yani şifayı yaratan Allah’tır. Dolayısıyla sebeplere başvurulmalı, çünkü sebepleri yerine getirmek de bir nevi duadır, ancak unutulmamalıdır ki şifayı yaratan gerçekte Allah’tır. Binaenaleyh fiili dua ile kavli dua birlikte yerine getirilmeli, beden ve ruhun ihtiyaçları beraberce karşılanmalıdır. Ruhun tedavi sürecine katılmasının, Allah’ın izniyle, beden üzerinde olumlu tesir icra ettiği sık karşılaşılan bir durumdur.[4]

Sathî bir nazarla bakıldığında iki tür duanın olduğu görülür. Bunlardan ilki, dertlere deva, borçlara eda, hastalara şifa arayan avamın duası; diğeri ise Allah’a âşık bir kalbin yani onunla söyleşmekten, onunla bulunmaktan ve onun huzurunda durmaktan zevk duyan havassın duasıdır.[5]

Fakat dua meselesine daha şumûllü bakan İslamî gelenek; acz u fakrın sadece insan oğluna ait olmadığından, bilakis bütün mahlûkatın her halükârda Allah’a muhtaç olduğundan hareketle ve Kurân ve Sünnetten topladıkları delillerle [6] bütün kâinatın bir zikirhane ve bütün mahlûkatın da Allah’a tazarru ve niyazda bulunan varlıklar (zâkir) olduğunu düşünmüştür. Bu anlamda dua; istidat diliyle, ihtiyaç diliyle ve melek, cin ve insan gibi şuur sahiplerinin diliyle olmak üzere temel olarak üçe ayrılır.

İstidat lisanıyla yapılan duanın en güzel örneği, tohumlardır. Tohumlar kendi kabiliyetlerinin diliyle neşv-ü nema bulmak, sümbüllenmek ve ağaç olmak ister. Yani su, toprak, sıcaklık ve ışığın bir çekirdek etrafında toplanması, o çekirdeğin ağaç olmasının istenmesidir. O nedenle eskiler: “Esbâbın içtimaı, müsebbebin icadına bir duadır.” demişler.

İhtiyaç diliyle yapılan dua ise canlılara ait bir duadır. Bütün canlıların iktidar ve ihtiyarları dâhilinde olmayan ihtiyaçları, kendileri adına bir nevi dua hükmüne geçer. Çatlayan toprağın ve sararan otların yağmur talep etmesi, yumurtaların civciv olmak için tavuğun hararetine muhtaç olması ve kendilerini ifadeden mahrum olan bebeklerin anne sütüne olan ihtiyaçları bu türden bir duadır.

Üçüncü tip dua ise daha çok cin ve insan gibi irade ve mükellefiyet sahibi olan şuurlu varlıkların duasıdır. Fakat bu dua da fiilî ve kavlî olmak üzere ikiye ayrılır. Çocuk sahibi olmak için evlenmek, hastalıktan kurtulmak için tedavi olup ilaç kullanmak, ekin elde etmek için tarlayı sürmek, muvaffakiyet için çalışmak, zafer için askeri teçhiz etmek gibi sebeplere teşebbüs etmek birer fiilî duadır.[1]

Müslüman'ın Allah’tan bir talebi varsa bunun için öncelikle onun, fiilî olarak üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerekir.[7] Nitekim, hastalıklardan kurtulmak için Allah’a dua etmemiz meşru olmakla birlikte, fiilî dua olarak ilaç almak, maddi olarak tedavi yollarına başvurmak İslam Peygamberi tarafından da buyrulmuştur.[8][9]

Ebu Davud’un tahriç ettiği bir hadiste Ebu Saidi’l-Hudrî şöyle anlatır: Birgün Rasûlüllah mescide girdi. Ensar’dan Ebu Umâme denilen kişinin orada oturmuş olduğunu gördü ve ona:

“Ey Ebu Umâme! Ben seni mescitte namaz vaktinin dışında oturur halde görüyorum, bunun sebebi nedir?”

buyurdu. Ebu Umâme de:

“Bende devamlı olan tasalarım ve borçlarım, ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah:

“Sana bir kelam öğreteyim mi? Onu söylediğin zaman Allah senin tasanı giderir ve borçlarını ödemeni kısmet eder.”

buyurdu. O da

“Evet Ya Rasülallah”

dedi. Rasûlüllah da:

“Sabah akşam şöyle de: Allah’ım! Tasadan ve üzüntüden sana sığınırım, acizlikten ve tembellikten sana sığınırım, korkaklıktan ve cimrilikten sana sığınırım, borcun galip gelmesinden ve insanların zulmünden sana sığınırım.”

buyurmuştur. Bunun üzerine Ebu Umâme de:

“Bu duayı yaptım, Allah tasamı giderdi ve borcumu da ödememi kısmet etti.” der.[10]

Şunu hemen ifade edelim ki, maddi borçlar mescitte boş yere oturmakla ve sadece kavlî dua etmekle ödenemez. Borcun ödenmesi ise çalışmaya ve mâlî imkanları elde etmeye bağlıdır. Bu bakımdan borçların ödenmesi için önce, nerede olursa olsun tembelliği atarak ve boş oturmayı terk ederek, fiilî dua dediğimiz çalışmaya gayret gösterilmeli, sonra da bu çalışmada başarılı olunması ve borcu ödemenin nasip olması için de Allah’a kavlî olarak dua edilmelidir.

Zaten hadîse dikkatle baktığımızda “acizlikten ve tembellikten” Allah’a sığınılmaktadır ki, burada tembelliği terk ederek farz namazların dışında çalışmaya dikkat çekilmektedir. Kurân-ı Kerim’de de: “Namaz kılındığında yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan rızkınızı arayın. Allah’ı da çokça anın ki, kurtuluşa eresiniz.” [11] buyrulmaktadır.[12]

Kavli dua-fiili dua ayırımının bu noktadaki inceliği ortaya koyma, kavratma ihtiyacından doğduğu açıktır. Sözlü olarak Allah'a yöneltilen duanın, kulun fiilinden kaynaklanması ve onunla beslenmesi esastır. Dua söz kalıbına döküleceği zaman uyulması gereken adab bile, duanın fiille birleşmesinin sonuç sağlayıcılığına işaret etmektedir. Dua etmek için özel zamanların değerlendirilmesi, kalbin dünya meşgalelerinden olabildiğince arındırılması, duadan önce istiaze getirilmesi, besmele çekilmesi, yine duadan önce ve sonra Hz.Peygamber'e salat ü selâm getirilmesi ve Allah'a hamd edilmesi, kavlî duaya zemin hazırlayan fiili etkinliklerdir. Bunlar, duanın kabulü için başvurulan kısa vadeli güçlendiricilerdir.

Fiili duanın bütün bir hayata yayılan esas yapısı vardır ki, onu kısaca Müslümanca yaşama endişesi, diye ifade etmek mümkündür. Allah'ın emir ve yasakları konusunda duyarlı bir hayat anlayışının sahibi olmak, geniş anlamı ile fiili duanın en güzel ifadesidir. Allah'ın ve kulların haklarının gözetilemediği bir ortamda yapılan dua kuru bir söz olmaktan öteye ne kadar geçebilir? Haram-helâl, emir-yasak alanları dikkate alınmıyorsa, bu alanları belirleyen Allah'tan bir şeyler istemenin makul bir izahını yapmak oldukça zor olmaz mı? Bakınız Allah'ın Resulü ne buyuruyor: "Üstü başı dağınık, toz toprak içinde yollara düşen, ellerini göğe açıp "Ya Rabbi! Ya Rabbi!" diye yalvaran, buna karşılık; yediği, içtiği giydiği haram olan, haramla beslenen bir adamın duası nasıl kabul edilir." [13][14]

Kaynaklar

[1] Dr. Sinan Çiftçi, "Mehmet Akif'in Şiirinde Kavli Dua", Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Volume 1/4 Summer 2008.
[2] Mustafa Yılmaz, "Fatiha Suresi ve Dua Adabı", Yeni Ümit Dergisi, 2010, sayı: 89, s.65.
[3] Mustafa Şevki Kavurmacı, "Aydınlık", Yedi Gün Gazetesi, 6 Şubat 2015, s.7.
[4] Ayhan Tekineş, "Tıbb-ı Nebevi'nin Metafizik Temelleri", Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Şanlı Urfa 2010, sayı:23, s.136.
[5] Alexis Carrel & Ali Şeriati, (Çev: Kerim Güney), Dua, Bir Yay., İstanbul 1983, s. 31-32.
[6] Kurân-ı Kerim, İsrâ: 44.
[7] İslam Ansiklopedisi, 1994, c.9, İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, s.534.
[8] İbrahim Canan, "Hadis Ansiklopedisi Kutub-i Sitte V", Akçağ Yayınları., Ankara 2004, s.484.
[9] Kemale Yılmaz, "Dede Korkut Destanı’nda Dua", Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi. 2, (2010), s.151.
[10] Ebu Davud, Vitir, 32.
[11] Cuma, 62/10.
[12] Yrd. Doç. Dr. Adem Dölek, "Bazı Hadislerin Psikoterapi Açısından Yorumlanması", Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi II (2002), Sayı: 4, s.31.
[13] Müslim, Zekât, 65.
[14] Doç. Dr. Halil Altuntaş, "Fiili Dua, Duanın Altyapısı", Tek Yıldız Gazetesi, 14 Ağustos 2015, s.9.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36898033 ziyaretçi (103098055 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.