Firavun'un Eşi Âsiye Binti Müzâhim
 

Hz. Asiye

Firavun'un Eşi Âsiye Binti Müzâhim

Hazırlayan: Akhenaton

Kategori: Eski Mısır

Âsiye, Hz. Mûsâ'yı bebekken Nil Nehrinden kurtarıp, büyüten, sonra da onun peygamberliğine inanan, [1] kocası kâfir olup, kendisi mümine olan ve müminlere misal olarak gösterilen [2] hanımdır.  Firavun'un hanımıdır.[1] Kur'an-ı Kerîm'de "Firavun'un karısı" diye söz edilen [3] Hz. Âsiye'nin adı, hâdislerde açıkça ifade edilmiştir.[4][5] Bazıları, bu hanımın Hz. Mûsa'nın halası olduğunu öne sürmüşlerdir.[6][7]

Hz. Âsiye, o zalim ve hain Firavun'un karısı olduğu halde Allaha iman etmiş bir kadındır. Allaha imanı ve Hz. Mûsâ'yı himayesi sebebiyle Allah, ona yüksek dereceler vermiş, şehadet nasip etmiş aynı zamanda Peygamber Efendimiz'in övgüsüne mahzar olmuştur.[8] Peygamberimiz, o ve diğer üstün hanımlar hakkında; “(Şu) dört hanımın fazîletleri, bütün dünyâ hanımlarının fazîletlerinden üstündür: Meryem binti İmrân, Fir'avun'un îmân etmiş hanımı Âsiye, Hatîce binti Hüveylid ve Fâtıma binti Muhammed.” buyurmuştur.[9]

Bazı rivâyetlere göre Hz. Âsiye, Cennet'te Hz. Peygamber Efendimizin eşleri arasına girecektir: [10]

“Allah, İmran kızı Meryem'i, Firavun'un hanımı Âsiye'yi ve Mûsâ'nın kız kardeşi Gülsüm'ü Cennette bana zevce olarak vermeyi hükmeyledi.” [11][12]

Hz. Âsiye, Hz. Yusuf'a iman eden Reyyan bin Velid'in neslindendir.[9] Tarih ve tefsir kaynaklarında onun nesli, Âsiye binti Muzâhim b Ubeyd b Reyyân b Velîd olarak zikredilir.[13][5]

Hz. Âsiye, kavminin seçkin kadınlarından olup, iffet ve cemâl sahibiydi.[9] Onun hayatı hakkında geniş bilgilere sahip değiliz. Kurân-ı Kerîm'de onun Hz. Mûsâ'yı bulup sarayına almasından bahsedilir.[8]

Hz. Yûsuf'un babasını ve kardeşlerini Mısır'a getirip yerleştirmesinin üzerinden yaklaşık 400 yıl geçmişti. Fakat geçen yıllar, pek çok şeyi değiştirmiş, olduğu gibi bırakmamıştı. Bir zamanlar 93 kişilik bir kâfile hâlinde gelen bu insanlar, hızla çoğalmış; binleri, on binleri bulmuştu. Nüfus, hızla çoğalırken; Hz. Yusuf'un zamanında görülen hürmet ve itibâr yavaş yavaş azalmış, gün gelmiş, bu itibarın adı bile edilmez olmuş, hatta ezilen bir sınıf hâline gelmişlerdi. Onların bereket kaynağı bir peygamberin soyu ve hâtırâsı olduğunu hatırlayan bile kalmamıştı.

İsrâiloğulları, ezilmenin ve hor görülmenin bir neticesi olarak Mısır'ı terke dip gitmek istemişler; fakat kendilerine izin verilmemiştir. Çünkü bedava çalıştırılacak binlerce işçiyi Mısır halkı, bir daha nasıl bulacaktı... Zulüm altında inleyen bu insanlar arasında ileride bir kurtarıcının geleceği fikri yerleşmeye başlamıştı. Doğruluğu bilinmemekle beraber, Hz. İbrahim'in İsrâiloğulları arasından çıkacak ve onları tekrar eski yurtları olan Kenân iline götürecek bir kurtarıcıdan söz ettiği, dillerde dolaşmaktaydı. İnanışa göre bu kurtarıcı, Firavun'u öldürecek ve İsrâiloğulları'nı kurtaracaktı. Ağır iş altında kırbaç darbeleriyle ezilirken ve hakaretlere mâruz kalırken sabrı taşanlar, bir gün, gelecek kurtarıcının rehberliği hakkında intikamlarını alacaklarını da söylemeye başladılar.[14]

Tevrat'a göre Hz. Mûsâ'nın Mısır'dan çıkışı, M.Ö. 1447 yılında gerçekleşmiştir ve "Ramses" adı geçtiği için tarihçiler o zamanki firavunun Ramses II olduğunu varsaymışlardır. Ramses II ile ilgili dev eserlerin ortaya çıkışı 19. yüzyılın hayal gücü üzerine büyük etki yaratmıştır. Tarihçiler, buna dayanarak Çıkış'ın M.Ö. Ramses (M.Ö. 1279-1213) dönemine denk gelen yıllarında olabileceğini varsaymışlardır, ama bunu kanıtlayabilecek herhangi bir bulgu ortaya çıkmadığı gibi, Tevrat'ın söz ettiği çalkantılı dönemlerin izine de rastlanmamıştır. "Ramses" sözcüğü, Tevrat'ta Yûsuf'un döneminde de yer alıyor ve akademisyenler bunun genel bir terim olduğu düşüncesindedirler. Bu yüzden Velikovsky ve Tarihçi David Rohl, “Zamanın Kanıtı” (A Testament in Time) ve “Cennet Bahçesinden Sürgüne” (From Eden to Exile) eserlerinde "Çıkış" firavununun 13. hanedandan Dudimose olduğunu savunmuşlardır. Firavun Dudimose'nin (veya Tutimaos) en uygun firavun olma gerekçesi, eski Mısır tarihçisi Manetho'ye dayanmaktadır. Ona göre Dudimose zamanında “Biz (Mısırlılar), Tanrı'nın gazabına uğradık.” ve o dönemdeki büyük felaketin arkeolojik kalıntıları ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Manetho'ya göre Dudimose'den hemen sonra Mısır, zayıf düşmüş ve Hyksoslar hiç karşılık görmeden Mısır'ı zapt edebilmişlerdir.[15]

Firavun (Dudimose), bir gece rüyasında büyük bir ateş gördü. Bu ateş, Beyt-i Makdîs (Kudüs)'ten çıkmış ve Mısır'a doğru uzanmıştı. Mısır'a yaklaşınca daha da büyüyen ateş, Mısır'da bulunan bütün evleri yakmış, sadece İsrailoğulları'na ait olan evler bu ateşten zarar görmemişti.[14]

Mısır'da ilahlık iddiasında bulunan Firavun, gördüğü bu rüya üzerine İsrâiloğulları'ndan doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesini emretti. Bu sırada Hz. Mûsâ dünyaya geldi.[9]  Evi bir telaş alıverdi. Cellatların her an kapıyı çalmaları ve henüz ilk nefeslerini almaya başlayan yavruyu alıp götürmeleri bekleniyordu.

Eyârihâ, Hz. Mûsâ'yı bir müddet emzirdi. Bu müddetin 3 ay kadar sürdüğü rivâyet edilir. Bu arada cellatlar, sokak sokak dolaşıyor, çocuk ağıtı duyulan evleri derhal ve kimseye sormadan basıyorlardı. Bir zaman geldi ki anne, artık bu işin sonunun geldiğini anladı. Hz. Mûsâ'nın annesi Eyârihâ (ya da Lûha), [14] onu öldürülmekten kurtarmak için, Allah-u Teâlâ'nın ilhâmıyla bir sandığa koyarak Nil Nehri'ne bıraktı: [9]

وَأَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّ مُوسَى أَنْ أَرْضِعِيهِ فَإِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَأَلْقِيهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَافِي وَلَا تَحْزَنِي إِنَّا رَادُّوهُ إِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلِينَ

«Mûsâ'nın annesine, “Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu denize (Nil'e) bırak, korkma, üzülme. Çünkü biz onu sana döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız” diye ilham ettik.» (Kasas Sûresi, 7) [16]

Akıntıyla sürüklenen sandık, Firavun'un sarayının bahçesine ulaştı. Irmağın suları üzerinde sandığın sürüklendiğini gören saray vazifelileri, sandığı alıp Firavun'un hanımı Âsiye'ye götürdüler. Hz. Âsiye, sandığın içinden çıkan ve akıllara durgunluk verecek güzellikteki çocuğa karşı muhabbet ve acıma hissi duydu. Firavun ise o çocuğu öldürtmek istedi.[9] Hz. Âsiye, "Aman onu öldürmeyin, belki büyür de işimize yarar." diyerek Mûsâ için süt anne aramağa başladı. Nihayet, Mûsâ yalnız kendi annesinin memesini kabul edinceye kadar süt anne aradılar. Böylece Allah-u Teâlâ, Hz. Mûsâ'yı annesine iâde etmiş oldu.[2] Bu olay, Kurân-ı Kerîm'de şöyle anlatılır:

«Nihayet Firavun ailesi kendilerine düşman ve üzüntü kaynağı olacak olan o çocuğu bulup aldı. Şüphesiz Firavun, (veziri) Hâmân ve onların askerleri hata yapıyorlardı. Firavun'un karısı şöyle dedi: “Bana da, sana da göz aydınlığı (bir çocuk)! Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz.” Oysaki onlar (olacak şeylerin) farkında değillerdi. Mûsâ'nın anasının kalbi bomboş kaldı. Eğer biz (çocuğu ile ilgili sözümüze) inancını koruması için kalbine güç vermeseydik, neredeyse bunu açıklayacaktı. Annesi, Mûsâ'nın kız kardeşine, “Onu takip et” dedi. O da Mûsâ'yı, onlar farkına varmadan uzaktan gözledi. Biz, daha önce onun, süt analarının sütünü emmemesini sağladık. Kız kardeşi, “Size onun bakımını, sizin adınıza üslenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?” dedi. Böylece biz, anasının gözü aydın olsun ve üzülmesin, Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilsin diye onu anasına geri döndürdük. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler.» (Kasas Sûresi, 8-13) [16]

 Hz. Âsiye'nin ısrarlı isteği üzerine onu evlat edindiler.[9] Bundan böyle küçük Mûsâ, çocukluk yıllarını sarayda geçirecek, annesi Eyârihâ ise istediği her zaman gelecek, sarayda izzet ve ikrâmla karşılanan ve hediyelerle uğurlanan bir hanım olacaktı.[14]

Aynı olay, Tevrat'ta şu şekilde anlatılır:

«Levili bir adam, kendi oymağından bir kızla evlendi. Kadın, gebe kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. Güzel bir çocuk olduğunu görünce, onu üç ay gizledi. Daha fazla gizleyemeyeceğini anlayınca, hasır bir sepet alıp katran ve ziftle sıvadı. İçine çocuğu yerleştirip Nil kıyısındaki sazlığa bıraktı. Çocuğun ablası, kardeşine ne olacağını görmek için uzaktan gözlüyordu. O sırada firavunun kızı, yıkanmak için ırmağa indi. Hizmetçileri, ırmak kıyısında yürüyorlardı. Sazların arasındaki sepeti görünce; firavunun kızı, onu getirmesi için hizmetçisini gönderdi. Sepeti açınca ağlayan çocuğu gördü. Ona acıyarak, “Bu, bir İbrani çocuğu” dedi. Çocuğun ablası firavunun kızına, “Gidip bir İbrani sütnine çağırayım mı?” diye sordu, “Senin için bebeği emzirsin.” Firavunun kızı, “Olur” diye yanıtladı. Kız gidip bebeğin annesini çağırdı. Firavunun kızı kadına, “Bu bebeği al, benim için emzir, ücretin neyse veririm” dedi. Kadın bebeği alıp emzirdi. Çocuk büyüyünce, onu geri getirdi. Firavunun kızı çocuğu evlat edindi. “Onu sudan çıkardım” diyerek adını "Mûsâ" koydu.» (Tevrat, Mısır'dan Çıkış 2:1-10) [17]

Tevrat'taki kıssada Hz. Mûsâ'yı evlat edinen, Firavun'un  eşi değil kızıdır.

Böylece Allah-u Teâlâ, Mekke'yi nasıl Peygamber Efendimiz için emin bir belde kılmışsa , Ebû Tâlib'i habîbine hizmetkâr ve koruyucu kılmışsa, nasıl Hz. Yusûf'u satın alan efendiyi ona koruyucu ve hizmetkâr kılmışsa, Hz. Mûsâ'yı da Firavun'un sarayında büyütmüş, Hz. Âsiye'yi de ona koruyucu kılmıştır.[8]

Hz. Mûsâ'nın henüz emeklemeyi terk ettiği ve yürümeye başladığı günlerdeydi. Birgün Firavun, onu kucağına aldı. Mûsâ, onun sakalına yapıştı ve çekmeye başladı. Firavun, sakalını bıraktırmak için bir hayli uğraştı. Nihayet çocuğun elleri, sakalı bıraktı; ama parmakları, sakalından kopardığı 3-5 teli tutmaktaydı. Firavun'un canı yanmış, iyiden iyiye sinirlenmişti. Hizmetçisine derhal celladı çağırmalarını emretti. Hz. Âsiye; "Çocuktur. Ne yaptığının farkında değildir." diye engel olmak istediyse de Firavun, dinlemiyor, "Yaptığı, cezâsını bulmalı!" demenin ötesinde hiçbir mâzeret kabul etmiyordu. Cellat geldi. Bu sırada Hz. Âsiye, aklına gelen bir çâreyi arz etti: "İzin ver bana. Bu işi bile bile yapmadığını sana göstereyim." dedi.

Hz. Âsiye, hizmetçiye döndü ve kendisine bir parça ateş parçası getirmesini emretti. Ateş getirilince, boynunda bulunan kırmızı yâkutu çıkardı ve ikisini 2 farklı tabağa koydu. Her iki tabak da Hz. Mûsâ'nın önüne getirildi. Ateşin de yâkutun da büyüklükleri aynıydı. Renk, birbirini tutuyordu. Fakat yâkut, daha güzeldi ve pırıl pırıldı. Hz. Âsiye;

«Eğer çocuk, yâkutu alırsa; sakalını bilerek yoldu demektir. Fakat ateşe sarılırsa, bilmeden yaptığının delilidir.»

dedi. Hz. Mûsâ, elini önce yâkuta uzattı. Fakat onu almadı ve ateşe sarıldığı gibi ağzına götürdü. Hiç kimse, onun elini tutanın Cebrâil olduğunu ve yâkuta uzattığı elini ateşe ittiğini bilmiyordu. Bu ateşin tesirini Hz. Mûsâ, ömrü boyunca çekecek ve rahatça konuşma imkânı bulamayacaktı.[18][19]

Hz. Âsiye, Hz. Mûsâ büyüyene kadar ve tebliğine başladıktan sonra da Hz. Mûsâ'ya hep destek oldu.[20][8]

Büyüyüp erginliğe ulaşan Hz. Mûsâ, bir ara Mısır'dan ayrılıp Medyen'e gitti. Bir müddet sonra Medyen'den dönüşte Allah-u Teâlâ tarafından peygamber olarak vazifelendirildi. Firavun ve adamları, Hz. Mûsâ'nın peygamberliğini kabul etmediler. Hz. Âsiye ise Hz. Mûsâ'nın peygamberliğine iman etti. Bir müddet imanını gizledi. Gizli gizli Allah-u Teâlâ'ya ibadet etti.[9]

Onun iman edişiyle ilgili iki rivayet vardır Bir rivayete göre, sarayda bir hizmetçi kadın Allah'a iman ettiği için, fırında yakılmış, onun ruhunun melekler tarafından gökyüzüne çıkarıldığını gören Âsiye de Allah'a ve peygamberi Mûsâ'ya iman etmiştir.[21] Başka bir rivayete göre, Âsiye, Hz Mûsâ'nın Firavun'un sihirbazları karşısında üstün gelmesi üzerine iman etmiştir.[22][5]

Hz. Mûsâ'nın Firavuna karşı verdiği mücadele elbette meyvelerini veriyor ve Firavunun sarayında, onun akrabaları arasında hidayete erenler oluyordu. Fakat onlar da İsrâiloğulları gibi sıkıntılar çekiyorlardı. Mesela; Firavun´un akrabası Hezakiel, imanını açıklamış ve inanan sihirbazlarla beraber idam edilmişti. Onun karısı da Firavun kızlarının kuaförüydü. Birgün Firavun, kızının saçını tararken tarak elinden düşünce onu yerden "Bismillah" diyerek aldı. Kız, bunu babasına haber verince Firavun kadını ve üç çocuğunu ateşe atarak, işkence ederek öldürttü. Hz. Âsiye, bu olayı pencereden izlerken kendisine kadıncağızın cennetteki mertebesi açıkça gösterilmiş ve kendisi de gözyaşlarıyla "Ya Rabbi bana cennette bir ev yap" diye dua etmişti. Firavun gelip de kendisine yaptığı bu zulmü, eğlenerek anlatmaya başlayınca Hz. Âsiye dayanamadı ve haykırdı; "Yazıklar olsun sana, Allahtan kork, nasıl bu kadar zâlim olabilirsin?" dedi. İşte o anda imanını açığa vurmuş oldu.[8]

Onun gizlice iman ettiğini öğrenen Firavun, vazgeçmesi için tehditte bulundu. Firavun, bütün tehdit ve eziyetlere rağmen imanından dönmeyen Hz. Âsiye'yi ellerinden ve ayaklarından dört direğe bağlatıp sırt üstü yere yatırttı. Göğsü üzerine değirmen taşı koydurdu. Hz. Âsiye, bu eziyetler ve işkenceler esnasında;

“Ya Rabbi! Benim için nezdinde Cennet'te bir ev yap! Beni cahil Firavun'dan, batıl kötü amelinden ve zalim olan bu kavmin şerrinden koru!”

diye dua etti. Allah-u Teâlâ tarafından kendisine; “Başını kaldır!” diye ilham olundu. Başını kaldırıp baktığında, gözünden perde kaldırılıp Cennet'te kendisi için beyaz inciden yapılmakta olan köşkü gördü. Artık yapılan eziyetlerden acı duymuyor, Cennet'te kendisi için hazırlanan köşkü seyrediyor ve gülüyordu. Hz. Âsiye'nin imanını Firavun'un akıl almaz işkenceleri bile söndürememiş, bilakis onu daha kuvvetlendirmiş, gelecek nesillere örnek olmuştur.[9]

Firavun ,ona “İmanından dön” diye teklif etmiş, fakat Âsiye Hâtun dönmemişti. Bunun üzerine Firavun, bir tomar kazık getirtmiş, bunlarla Âsiye Hâtun'un vücudunun çeşitli yerlerine vurmuşlar sonra da Firavun, ona bir daha “dininden dön” diye teklif etmiş, Âsiye Hâtun ona şöyle cevap vermişti:

“Senin zorbalığın, ancak benim nefsime hükmedebilir. Kalbim ise, Allah'ın himâyesindedir. Beni kıymık kıymık doğrasan bile sadece Allah'a karşı duyduğum sevginin artmasına sebep olabilirsin!..”

Hz. Mûsâ, bu halde iken Âsiye Hâtun'un yanına varmış, mübarek kadın onu görünce;

“Ey Mûsâ! Söyle bana, Rabbim benden hoşnut mu, yoksa bana kızgın mı?”

diye seslenmiş. Hazreti Mûsâ da ona şu cevabı vermişti:

“Ey Âsiye! Göklerin melekleri senin yolunu gözlüyor, yani hepsi senin özlemini çekiyor, Yüce Allah seninle iftihar ediyor, ne istiyorsan bana söyle, mutlaka yerine getirilecektir.” [23]

Selman el-Fârisî şöyle demiştir:

«Hz. Âsiye'ye güneşin altında işkence edilirken, güneş sıcaklığı eza verince, melekler kanatları ile güneşe gölge yapıyorlardı.» [24][5]

Hz. İbrahim'e ateşi gül bahçesi kılan Rahman, Âsiye'ye de acı çektirmiyor; bilakis cennet lezzetlerini tattırıyordu. Sonunda Firavun, tam da kalbi mühürlenmiş olanların edasıyla "Şuna bakın, bu nasıl deliliktir ki, işkence halinde de gülüyor" diyerek onu öldürttü. Halbuki o, şehid olmuştu, ancak dar kafası ve taş kalbiyle Firavun bunu anlayamazdı.[8]

Firavun, Hz. Âsiye'nin üzerine daha büyük kaya atılması ve böylece çok elem verici büyük işkence ve eziyet yapılmasını emretti. Fakat o kaya, cesedi üzerine atıldığında; Hz. Âsiye, çoktan rûhunu teslim etmişti.[9]

Peygamber Efendimiz, kemâle eren dört kadından biri olarak Âsiye hatunu saymış ve ondan övgüyle söz etmiştir. Gerçekten, kocaları küfre hizmet eden fakat kendileri evlerinde Allah'ı anan ve Allah'ın emirlerine göre yaşayıp iffetini koruyan mümine hanımlar için Âsiye hanım güzel bir örnektir.[2]

ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلاً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا اِمْرَأَةَ نُوحٍ وَاِمْرَأَةَ لُوطٍ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللَّهِ شَيْئاً وَقِيلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلِين وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلاً لِّلَّذِينَ آمَنُوا اِمْرَأَةَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِندَكَ بَيْتاً فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِن فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهِ مِن رُّوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتِينََ

«Allah, inkâr edenlere, Nûh'un karısı ile Lût'un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki sâlih kişinin nikâhları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah'ın azâbından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, “Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!” denildi. Allah, iman edenlere ise, Firavun'un karısını örnek gösterdi. Hani o, “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun'dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zâlimler topluluğundan kurtar!” demişti. Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem'i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi.» (Tahrîm Sûresi, 19-12) [25]

Hz. Âsiye bu niyazı ile, ruhunun Allah yolunda iman ile şehid olup, bu sayede Allah katında rahmete nail olmasını ve Rabbin Arş'ına en yakın bulunan Sidre-i Münteha'nın yanında, Cennetu'l-Me'va'da kendisine ebedi bir istirahatgah inşasını istemişti: "... (Bu suretle) beni Firavun'dan ve onun işlediklerinden kurtar." demişti.

Hz. Âsiye, Firavun'dan ve onun kötü amelinden kurtarılmasını istedi. Firavun'un kötü ameli şirk, zulüm ve tasallutudur. "Zalim kavm"den maksat da zulüm ve haksızlık­ta Firavun'a yardımcı olan ve "Al-i Firavun" adıyla anılan Kıptîlerdir.

Rivayete göre Hz. Âsiye, bu duayı yapınca; Cennet'teki makamı derhal keşf ile kendisine gösterilmiş ve hiç bir azap duymaksızın ruhu uçmuş, işkence olsun diye üzerine konan kaya, ruhsuz kalan cesedinin üzerine düşmüştür. Bir rivayete göre Firavun'un emri ile dört ayrı yere kazıklar çakılmış, Âsiye, el ye ayaklarından bu kazıklara bağlanarak işkence ile öldürülmüştür. Kurân-ı Kerîm'deki "Kazıklar sahibi Firavun" ayetinin buna işaret olduğu söylenmiştir. (Fecr, 89/10) [10]

Hz. Âsiye, bir lahzâ olsun kocasının işlediği zulüm ve haksızlıkları hoş karşılamamış, bir defa olsun onun safında yer almamıştır. Erkek çocuk doğururlar da büyüyünce onun yaptığı zulüm ve haksızlıklara karşı çıkarlar korkusuyla, Yâkup soyunun hamile kadınlarının karnını deşip bebeklerini diri diri parçalayan kan içici kocasının bu vahşiliklerine karşı bir kez bile lâkayt davranmamıştır.[26] Bu yolda her şeyi göze almış; canı pahasına da olsa Rabbine itaat yolunda zalim Firavun'a âsi olmaya azmetmişti.[27]

Kendisini ilâh olarak ilân eden, Allah'ı inkâr eden bir erkeğin nikâhı altında Âsiye'nin sabredip, sonunda Yüce Allah'tan yardım istemesi, kocaları İslâm'a karşı büyük bir düşmanlık içinde bulunan mü'min hanımlara güzel bir örnektir. Hangi şart ve sıkıntılar içinde olursa olsun iman ve hidayet en yüce değerdir Bu manevî değer hiçbir bedelle değiştirilemez Bu konuda şehit olmayı göze alan ve daha ruhunu teslim etmeden Cennet'teki makamını gören Hz Âsiye bu ümmete gösterilen örnek, yıldız bir kadındır.[5]

Onların bu sabırları ve imanlarında sebatları, elbette birgün kocalarını da imana getirmelidir. Eğer eşlerinin İslâm'a gelmeleri pek muhtemel değilse; mü'minelerin böyle bir evliliği yaşamaları caiz değildir.[2]

Tâ o zamandan bu zamana kadar anne-babasına karşı, kocasına karşı, dinini kahramanca savunan kadın mücahideler olagelmiştir. Onların en üstünü, Âsiye validedir. Çünkü insanın ailesine karşı durması düşmana karşı durmaktan çok zordur. Bu durumda olan kardeşlerimize Hz. Âsiye'nin duası örnek ve mânen destek olur inşallah.

Acaba biz kimleri örnek alıyoruz. Zorluk karşısında eğilip, bükülüyor muyuz? Rabbimiz, her ortamda Âsiye hatun gibi birçok kahraman mücahide hanımlar gibi dinimizi yaşamayı , davamızı savunmayı , bizlere nasip eylesin. O iman gücünü versin.

Amin.[8]

Kaynaklar

[1] Yeni Rehber Ansiklopedisi, "Asiye Binti Müzahim" maddesi, İhlas Gazetecilik, İstanbul 1993
[2] Şamil İslam Ansiklopedisi, "Âsiye" maddesi, www.sevde.de/islam_Ans/A/A-2/asiye.htm
[3] bk el-Kasas, 28/9; et-Tahrîm, 66/11.
[4] bk Buhârî, "Enbiyâ", 32, 46.
[5] www.mumsema.com/kuranda-peygamber-olmayanlarin-kissalari/11419-hz-asiye-firavunun-karisi.html
[6] Ahmed B.Hanbel, Müsned,c.1,s36 ; Hakim, Müstedrek, c.2, s.594.
[7] Elmalılı Hamdi Yazır, "Hak Dini Kurân Dili", Feza Gazetecilik, c.8., s.168.
[8] Gülsüm Sezen, "Firavun'un Karısı Hz. Âsiye", Özel Mektup Dergisi, Sayı 4 / Temmuz - Ağustos 2007, Azerbaycan, s.20-21.
[9] Yeni Rehber Ansiklopedisi, "Hadîcetü'l-Kübrâ" maddesi, İhlas Gazetecilik, İstanbul 1993.
[10] www.sorularlaislamiyet.com/index.php?s=article&aid=11474
[11] İbni Mâce Tercümesi, 10: 649.
[12] Abdullah Aydemir, "Peygamberler Tarihi".
[13] Taberî, Târih, I, 386; Sa'lebî, Arâisü'l-Mecâlis, Kahire 1301, s: 127, 128.
[14] Doç. Dr. Ahmet Lütfi Kazancı, "Peygamberler Tarihi", Nil Yayınları, İstanbul 1007, s.131.
[15] Kemal Menemencioğlu, "Velikovsky'e göre Musa ve Firavunun Gerçek Hikâyesi", www.hermetics.org/musa-firavun.html
[16] www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=385
[17] Kutsal Kitap, Eski Ahit (Tevrat), Mısır'dan Çıkış 2:1-10, Yeni Yaşam Yayınları, İstanbul 2002, ISBN: 975-8318-62-4.
[18] Taberî, "Tarih", 1/390.
[19] Doç. Dr. Ahmet Lütfi Kazancı, a.g.e., s.142-144.
[20] M. Asım Köksal, "Peygamberler Tarihi",c 2, s.50.
[21] İbnü'l-Esîr, "el-Kâmil", I, 184-185.
[22] Taberi, "Tefsir", XXVIII,, 110; Aynî, "Umdetü'l-Kârî", Kahire 1392/1972, XIII, 47.
[23] yukarikayalar.wordpress.com/2007/05/04/firavun'un-hanimi-asiye-hatun/
[24] bk el-Kurtubî, age, XVIII, 132; Elmalılı, age, VIII 168, 169.
[25] www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=560
[26] www.caferilik.com/kadinaile/ornek/hzasiye.htm
[27] www.mumine.com/kurandaki-ornek-kadin-sahsiyetler/14750-firavunun-karisi-hz-asiye.html





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Düşünüyorum, 01.12.2010, 17:50 (UTC):
Ey asiyeler isyan edin !nisyana...

Yorumu gönderen: ayşegül, 01.12.2010, 08:53 (UTC):
okumayı bitirdiğimde derin bir iç çektim..asıl adı asiye değildi sanırım ama firavuna ve şirke asilik ettiği için böyle anılıyordu..ve ateşte çocuklarıyla birlikte işkence gören hizmetçi kadının hikayesini hatırlıyorum çok küçükken dinlediğim ve etkisinden senelerce kurtulamadığım bir hikayeydi.adı ya maşite veyahutta naşite idi ve yukarıdada anlatıldığı gibi suya düşen tarağı "bismillah"diyerek aldığı için akıl almaz işkenceler görmüştü.kocası ve iki çocuğu gözlerinin önünde kaynar sulara atılmıştı ama o imanından dönmemişti sonrasında daha yeni doğmuş bebeği katledilmişti yinede imanını terketmemişti ve en sonunda kendisi şehadet makamına ulaşmıştı... hz.Asiye'de bu olaylar karşısında imanını açıklamıştı..anlaşılan böylesi eşsiz kadınlar dünyayı çok sık şereflendirmiyor..



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36856740 ziyaretçi (103026050 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.