Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
 

Dostoyevski, Dostoevksy

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Hazırlayan: Akhenaton

Hayatı

30 Ekim 1821'de Moskova'da dünyaya gelen Dostoyevski (Фёдор Миха́йлович Достое́вский), çocukluğunu babasının görevli olduğu Marya hastanesinin lojmanında, aksi, otoriter ve disiplinli bir baba ile hasta bir annenin vesayeti altında geçirdi.[1] Altı çocuklu ailenin ikinci çocuğuydu. Babası Mikhail, askeri cerrahlıktan emekli olduktan sonra Mariinsky Hastanesi'nde yoksullara hizmet etmeye başladı. Hastane, Moskova'nın en kötü yerlerinden birinde bulunuyordu. Dostoyevski de bu hastane de doğdu. Mikhail, alkole bağımlıydı ve evini sıkı disiplin ile yönetiyordu. Çok kolay sinirlenebiliyordu. Dostoyevski'nin annesi Maria ise bir tüccar kızıydı.[2]

İlk eğitimini annesi Mari Fedederovna'dan alan Dostoyevski'nin ilk okuduğu metinler; Eski ve Yeni Ahit'in öyküsüdür. Daha sonra Karamzin'in "Rusya Tarihi"ni, Derjavin'in kasidelerini, Jukovski'nin şiirlerini, Puskin'i, Walter Scott'u, Dickens'ı, George Sand'ı ve Hugo'yu okudu. Önce annesini, daha sonra da babasını kaybeden Dostoyevski, Petersburg'taki Mühendisler Okuluna girdi.[1] Arkadaşlarının, sinirli ve aşırı duyarlı bir yapıya sahip olduğu için "Ateş Fedya" lakabını verdikleri Dostoyevski, Petersburg'ta zamanını kitap okuyarak, düşüncelere dalarak ya da kardeşi Mihail ile söyleşerek geçirdi.[2] Bir sınıf arkadaşı, onun için

 «Sürekli kendisini ayrı tutardı, hiçbir zaman arkadaşlarının eğlencelerine katılmazdı, ve genellikle bir köşede elinde bir kitapla otururdu.»

diye anlatıyordu. Yurtluğunda düzensiz bir yaşama çekilmiş olan ve oğluna düzenli bir gelir sağlamayı reddeden babasının tutumu, Dostoyevski'nin bu hastalıklı içekapanıklığını daha da ağırlaştırdı. Bir keresinde, Dostoyevski, babasına ilgisizliği yüzünden hakaret dolu bir mektup gönderdi; ama baba Dostoyevski yanıt vermeye fırsat bulamadan babası öldü. Ailesi içerisinde söylendiğine göre, daha sona ona bütün yaşamı boyunca acı çektiren sara nöbetlerinin ilkini bu dönemde geçirmişti. [3] Dostoyevski, babasının ölüm haberini burada aldı

Mikhail'in ölümünün sebebi tam olarak bilinmiyor. İddialardan biri, eşinin ölümünden sonra toprağına çekilen Mikhail'in buradaki köylülere çok kötü davrandığı ve onun kötülüklerine katlanamayan köy halkının en sonunda onu öldürdüğüdür. Bir başka iddia da Mikhail'in tamamen doğal sebeplerden öldüğüdür. Dostoyevski, onun ölümünü istediği düşüncesi yüzünden depresyona girdi. Sara nöbetlerinin ilkini hayatının bu evresinde geçirmeye başladı.[2]

Dostoyevski, okulu başarıyla bitirdikten sonra İstihkâm Müdürlüğü'ne girdi.[4] Kendisi için hiç bir anlamı olmayan bir hayata dalmıştı. Bohem çevrelere dadandı, maaşına ve topraktaki payından aldığı yıllık 5.000 rublelik gelire karşılık devamlı sıkıntı içindeydi. Bilardoya merak salmıştı ve hep kaybediyordu. Hayatı boyunca serseri yaşamı nedeniyle, son yıllarında kitaplarından sağladığı gelirin dışında hep yoksulluk içinde kıvrandı. Bu garip kontrol dışı davranışlarına karşılık, hayatını baştan başa değiştirecek olay yaklaşıyordu. Edebiyatla ilgilenmeye başlamıştı ve işe Balzac'ın "Eugenie Grandet"sini Rusçaya çevirmekle başladı. Ordudaki hayattan da iyice sıkılmıştı. Ağabeyine 1843 yılında yazdığı mektupta, "Askerlikten patatesten nefret ettiğim kadar nefret ediyorum." diye yazmıştı.[5]

1844'de cebinde üzerine "sivil giysi alacak parası" bile olmayan Dostoyevski, kendini yazın sanatına adamak için görevinden ayrıldı.[3] Kararını kardeşine mektupla haber verirken şöyle diyordu: "Hiç pişman değilim. Bir ümidim var. Romanımı bitirmek üzereyim. Orjinal bir eser olacak." [5]

Dostoyevski, romanını Oteşestvenya Zapiski adlı ünlü bir edebiyat dergisinde yayınlatmayı ummuştu; fakat aradan bir yıl geçtiği halde dergi, romanında önemli değişiklikler yapmadıkça, eserini yayınlamayı reddetmeye devam ediyordu. O da istenen değişiklikleri yapmak yerine, eserini kendi hesabına bastırmayı kararlaştırdı ve kazanacağı parayla borçlarını kapatabileceği umuduyla 1846'da "İnsancıklar"ı yayınladı. Kitabı okuduktan sonra zamanın ileri gelen eleştirmenlerinden biri, ona şu mektubu gönderdi:

«Siz sorunun ruhunun en derinlerine varmış ve birkaç çizgide büyük bir gerçeği ortaya koymuşsunuz. Sizden rica ediyorum, yeteneğinizi değerlendirin ve ona karşı hep dürüst olun. Böylece büyük bir yazar olabilirsiniz.»

Eserini öven yalnızca bu eleştirmen değildi. Dostoyevski bir gün içinde ününün doruğuna ulaştığını gördü. Ağabeyine, "Her şey, adeta bir mucize gibi oldu." diyordu. Fakat üne kavuştuktan sonra iyice küstahlaşarak kendisine hayran olan insanlara sert şekilde davranan Dostoyevski'nin bu tutumu, taşradan geldiği için alaya alınmasına ve küçük düşmesine neden oldu. "İnsancıklar"ın hızlı gelen başarısından sonra durgun ve başarısız bir dönem geçirdi. Saldırgan hareketleri yüzünden yapayalnız kalan yazarın borçları başına dert oldu. Bu yüzdende yazmaya yeterli zamanı ayıramaz olmuştu. İlk başarısını tekrar yakalayamayacakmış gibi görünüyordu. Edebiyat dünyasının kendisine karşı alaycı tutumu ise artarak devam etmekteydi.[5]

"İnsancıklar"ın ardından yazdığı kitaplarla beklediği başarıya ulaşamayan Dostoyevski'nin umudu kırıldı ve politikayla ilgilenmeye başladı.[4]

1846'da Petraçevski ile tanışması, hayatındaki önemli bir dönüm noktasıydı.[1] 1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklandı. 8 ay hapsanede kalan Dostoyevski, kurşuna dizilmek üzereyken diğer sekiz tutuklu arkadaşı ile affedildi. Cezası dört yıl kürek, altı yıl da adî hapse dönüştürüldü. Cezasını çekmesi için Sibirya'da bulunan Omsk Cezaevi'ne gönderildi.[4]

Suç ve ceza kavramları ile en yoğun şekilde burada tanıştı.Kürek mahkumu olduğu süre içinde, kolları damgalandı, kafası tıraş edildi ve taş kırdı. Sara nöbetleri yüzünden birçok kere hastaneye kaldırıldı.[2] Burada geçirdiği dört yılın ardından er rütbesi ile hizmete verildi. Subaylığa kadar yükseldi.[4] Cezaevindeyken kardeşi Mişel'den "Kitâb-ı Mukaddes" isteyen yazar, Sibirya'daki sürgün günlerinde de devamlı İncil okuyacaktır.[1]

Dostoyevski, Sibirya'da kürek mahkûmu olarak kaldığı ilk 4 yıl içinde daha sonra romanlarında çok canlı olarak göreceğimiz Rus halkını tanımıştır. 1854'te ilk karısı Mari Dimitriyevna İssayev'le tanışacağı Semipalatinsk'e askerlik göreviyle gönderilir. 4 yıl da burada kalan Dostoyevski, genç savcı Baron Vrangel'in buraya gelmesiyle birlikte rahat bir yaşama kavuşur. Onun vasıtasıyla İssayev ailesiyle tanışan yazar, ailenin tek çocuğu Pol'a özel dersler verirken Bayan İssayev'e âşık olur. Kocasının ölümünden sonra Dostoyevski ile evlenen Bayan İssayev, daha sonra genç öğretmen Vergunav'a âşık olur. 2 erkeği de idare eden Bayan İssayev, romantik bir coşkulanma anında evlendiği Dostoyevski'yi çirkin, yoksul ve hasta bir adam olması yüzünden hiç sevememiştir. 1856'da II. Aleksander'ın başa geçmesiyle birlikte Dostoyevski, krala şiirler yazar, affını ister ve 1859'da Petersburg'a dönmesine izin verilir.

St. Petersburg'ta kardeşi Mişel'le birlikte "Vakit" gazetesini çıkarır. Gazetenin ilk sayısında liberalizmin savunmasını yapan Dostoyevski, ne Batıcı ne de Slavcı olduğunu söyler. Her iki tarafın da saldırılarına uğrayan yazar, bu sırada hem onların bu saldırılarına cevap vermekte, hem "Ezilmişler ve Aşağılanmışlar" romanını yazmakta, hem de gazetenin diğer bütün işlerini yapmaktadır. 1861'deki üniversite olayları, Dostoyevski'nin sara nöbetleri ve yoğun çalışma hayatı, Dostoyevski'nin ilk Avrupa seyahatine çıkmasına sebep olur. Paris'e ve Cenevre'ye giden Dostoyevski, Londra'da Sosyalist Herzen'le, Floransa'da ise yakın dostu Strakhov ile buluşur. Avrupa'yı sevmeyen yazar, St. Petersburg'a döndükten sonra "Yaz İzlenimleri Üzerine Kıs Notları" adıyla "Vakit" gazetesine yolculuk anılarını yazar.

Yoksul öğrenciler yararına düzenlenen hayır gecelerine katılan ve konuşmalar yapan Dostoyevski, Polin Suslova ile ilk defa böyle bir toplantıda tanışır. "Vakit"in yasaklanmasıyla birlikte Dostoyevski, ikinci defa Avrupa'ya gitmek isteyince Polin de onunla gelmek ister. Polin'le birlikte Avrupa'nın birçok şehrini gezen Dostoyevski, veremli karısı Mari Dimitriyevna'nın durumunun ağırlaşması üzerine tekrar Rusya'ya döner. Karısının ölümünden kısa bir zaman sonra kardeşi Mişel'i de kaybeder. Hayatının en sıkıntılı günlerinde "Suç ve Ceza"yı yazar. 1867'de "Kumarbaz"ı stenograf Anna Grigoryevna Snitkin'in yardımıyla tamamlar ve daha sonra da bu kadınla evlenir. Anna ile bir müddet Avrupa'da yaşayan Dostoyevski, kumarda çok büyük paralar kaybeder. Rusya'daki dostlarından borç para ister. Kitaplarının yayımcısıyla anlaşma yapar, alacağı parayı romanları tefrika edilmeden alır ve hepsini kumarda bitirir. 3 çocuğu olur fakat ilk oğlunun ölümü, yazarı çok derinden sarsar. 1880'de "Karamazov Kardeşler"in yayımlanmasıyla birlikte Dostoyevski, Rusya'da herkesin saygı duyduğu bir yazar haline gelir. Çeşitli toplantılara, açık oturumlara ve üniversitelerdeki konuşmalara katılır. 1880 Mayısında yapılan "Puşkin"e Saygı Şenlikleri'ndeRus gençlerinin Dostoyevski'ye gösterdiği saygı, kimsenin gözünden kaçmaz ve yazarın itibarı iade edilir. Ocak 1881'de Petersburg'ta ölen Dostoyevski'nin cenazesini 30.000 kişi izler. 72 temsilci çelenk koyar ve 15 dini orkestra ilahiler okur.[1]

Sanatı ve Edebi Kişiliği

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, yalnız Rus edebiyatının değil; tüm dünya edebiyatının en çok okunan, üzerinde en çok tartışılan yazarları arasındadır.[6] 1846'da yazdığı ve ilk romanı olan "İnsancıklar", ilk Rus toplumsal romanı sayılır. Romanın ana teması, diğer Dostoyevski romanlarında olduğu gibi "acıma"dır. Eserin ortaya çıkışı, ilginçtir:Yazar eseri bitirir bitirmez bir arkadaşına (Grigoroviç) okutur, o da eserden o kadar etkilenir ki romanı hemen gecenin bir yarısı döneminin önemli şairlerinden Nekrasov'a götütür. Romanı "başyapıt" olarak tanımlayan Nekrasov, ertesi gün romanın el yazmalarını yakın arkadaşı ve döneminin saygın eleştirmenlerinden Bellinsky'e götürür. Bellinsky de romanı kısa sürede okur ve roman hakkında şunları yazar:

«İki gündür kendimi bu kitaptan uzaklaştıramıyorum. Yeni bir yazar, yeni bir yeteneğin kalemi bu; onu tanımıyorum, kimdir, neye benzer bilmiyorum; ama bu roman, Rusya'da hayatın sınırlarını öyle kahramanlara veriyor ki bize, bundan önce hiçbir yazar, bu kadarını düşlerinde bile göremezdi...Rusya, yeni bir Gogol kazandı.»

Olaylar, o kadar hızlı gelişir ki; Dostoyevski bile buna şaşırır. Roman, Dostoyevski'nin büyük umutlarıyla yayımlanır ve Dostoyevski, bir anda tanınan bir yazar durumuna gelir. Böylece daha ilk eserinde başarıyı yakalar.[7]

Yazarlıkta ün sağladıktan sonra 1846 yılında Gogol esintileri bulunan kitabı "Öteki" (Dvoynik) yayımlandı.Yazar, bu romanda, kendini ortadan kaldırmaya çalışan benzeriyle sürekli çatışma halinde bulunan bir memurun hikâyesini anlattı. Bu romanda ele aldığı çift kişilik temasını daha sonra bazı romanlarında kullansa da roman, Belinsky dahil hiçbir eleştirmence beğenilmedi. Eleştirmenler romanı sıkıcı buldu ve alay etti.

Dostoyevski, beğeniyle karşılanan ilk romanı "İnsancıklar"dan sonra yazdığı "Öteki" ve "Ev Sahibesi" ile olumsuz yorumlar aldı ve depresyona girdi. Ancak yazar, kendisini ruhsal çöküntüye götüren düşüncelerden uzaklaşmayı bildi. Dış dünyadan kopan zihninin parçalanışını kendi çözen yazarın eserlerindeki ruhbilimsel açıdan en zengin tema da çift kişilik temasıdır. Kendini ortadan kaldırmaya çalışan benzeriyle sürekli çatışma hali içerisinde bulunan bir memuru anlattığı "Öteki" adlı yapıtında daha sonra da işleyeceği bir tema olan çift kişilik temasını işlemişti.[2]

Bellinsky, Dostoyevski'yi "olağanüstü özgün bir yetenek" olarak nitelendiren ilk eleştirmendir. Bellinsky, "en basit kişide bile ne denli güzellik, mertlik, kutsallık olduğunu gösteren, çatı ve bodrum katlarında oturanları seven" yazarı  över.[8] Bir Yazarın Günlüğü' ünde Dostoyevski, Bellinsky'nin İnsancıklar'ı "sosyal bir tragedi" olarak kabul ettiğini yazmıştır. Eserde trajedinin önemine dikkati çeken eleştirmen, genç yazarın insana yaklaşımını, okurlarını aynı anda güldürüp derinden sarsabilen yeteneğini takdir eder. Ama Bellinsky, bununla birlikte bu yeni yeteneği, dil ve üslup engellerini aşamamış genç bir yazarın tecrübesizliği sonucu ortaya çıkan "lâf kalabalığı"yla da suçlamaktadır.[9]

1847 yılında ise "Ev Sahibesi" isimli romanı yayımlandı. Dostoyevski bu eseri ile de beklediği övgülerin aksine olumsuz eleştiriler aldı. Dostoyevski, ruhsal çöküntüye düştü ve üzüntüden hasta oldu. Ancak yazarlığı bırakmayan Dostoyevski, 1848 senesinde "Beyaz Geceler" ve "Bir Yufka Yürekli" adlı kitapları yayımlattı.[2]

Dostoyevski'nin yapıtlarından biri olan "Beyaz Geceler", birbirini seven iki gencin romantik duygularını dile getirir. "Yeraltından Notlar" ise, insanı dış gerçekliğin, toplumsal ilişkilerin ötesinde, kişisel-ruhsal değişimi ve çelişkileriyle de ele alır. Bu bakımdan "Yeraltından Notlar", Dostoyevski'nin yazarlık yöntemini kavramada bir anahtar, bütün yapıtlarının bir kilit taşı olma özelliğini taşır.[6]

Dostoyevski ile ilgili bazı biyografilerde alkolik ve kumarbaz bir adam olduğu ve yazar olarak insanların kendi kişiliğinden daha anti-sosyal olan taraflarını yapıtlarında dile getirdiği vurgulanmaktadır. Diğer biyografik yazılar ise Dostoyevski'nin Ortodoks dinine sadık dindar bir kişilik olduğu konusunda ısrarlıdır. Her iki biyografik bilgiye bakıldığında, Dostoyevski hakkında hiç de iç açıcı bir tablo çizilmediği görülmektedir. Dostoyevski'nin biyografik bilgilerde anti-sosyal, alaycı, bedbaht bir kişilik olarak tanımlanmasında dindar bir kişi olan askerî doktor olan babasının kendi serfleri tarafından öldürülüşü, hapse atılması, karısının ve ağabeyinin ölümü ve yaşamı boyunca onu hiç terk etmeyen geçim sıkıntısının ve sara hastalığının etkili olduğunu söylemek mümkündür.[10]

Gerçek yaşamında da koyu bir kumarbaz olan Dostoyevski, "Kumarbaz" adlı romanının kahramanı olan Aleksey İvanoviç'in şahsında kendini anlattığı muhakkaktır.[11]

"Bir Yufka Yürekli", yazara itibarını yeniden kazandırsa da beklediği başarıyı elde edemeyen Dostoyevski'nin umudunu kırdı. Yazarlıkta umudunu kırılan Dostoyevski, politikayla ilgilenmeye başladı ve genç liberallerin (Tetrashevski) grubuna girdi.[2]

Dostoyevski, yaşadığı dönemde, Tolstoy ve Turgenyev gibi çağdaşı sayılan öteki büyük romancılardan farklı olarak, Batılı okurlarca henüz keşfedilmemiş –aslında çevrilmeye değecek kadar önemsenmemiş– bir yazardı. O yıllarda Rus romanı üzerine yazan bir Fransız eleştirmen, "Suç ve Ceza"yı övmekle birlikte, Dostoyevski'yi daha sonra bu çapta bir yapıt veremeyen büyük ve özgün bir yetenek olarak tanıtıyordu okurlarına. Buna göre "Ecinniler/Cinler", karışık, kötü kurulmuş, çoğu zaman gülünç ve anlaşılmaz kuramlarla dolu bir kitap, "Bir Yazarın Günlüğü", gerek çözümlemeye, gerekse tartışmaya gelmeyen karanlık ilahiler, "Karamazov Kardeşler" ise, pek az Rus'un sonuna dek okuyabilme yürekliliğini gösterdiği bitmek bilmez bir öyküydü.[12][13]

Dostoyevski'ye yönelen eleştiriler, yapıtlarının alışıldık biçimden yoksun olduğu, aynı romanda birkaç baş kişinin birden yer aldığı, olayların çapraşıklığı ve bir türlü sonuçlanamayışı üzerineydi. Oysa sayılan kusurlarının tümü birer meziyet olarak kabul görüyor bugün. Nietzsche, Kafka, Wittgenstein, Bahtin, Faulkner, Hemingway, Sartre, Camus, Marquez gibi pek çok yazar ve düşünürü derinden etkilemiş olduğu, bizzat onların kendi ifadeleriyle de teslim edilmekte. Modern edebiyatın tamamının Dostoyevski'nin ayak izlerini takip ettiği yolunda, oldukça eski ve erken bir saptama yapan Rus eleştirmenin öngörüsü fazlasıyla doğrulanmış görünüyor: [13]

«Dostoyevski çağdaş bir yazar olarak kalır. Zamanımız hiçbir biçimde, onun yapıtlarında ele aldığı meseleleri eskitemedi. Bizim için Dostoyevski üzerine konuşmak, hâlâ çağdaş yaşamımızın en acı veren ve en köklü problemleri üzerine konuşmayı ifade etmektedir.» [14]

Ellili yaşlarında içine bazen bir karamsarlık ve ağırlık çöken Dostoyevski, bu durumu ikinci eşi Anna Grigoriyevna Snitkina’ya "Sanki bir suç işlemişim gibi bir çeşit sebepsiz hüzün ve keder içindeyim" diye açıklamıştı. "Ecinniler/Cinler"de Stavrogin'i bir çocuğa tecavüz ettirmiş olması yüzünden de kendini hep suçlamıştı.

Dostoyevski, kendi çocukluğunda, annesine acı çektirmesinden, sürekli sarhoş olmasından ve hizmetkârlara kötü davranmasından dolayı babasından nefret ediyordu. Eserlerinde kullandığı, kaderine boyun eğen ve uysal kadın örneğini kendi evinde; annesinde gördü. Kadının alttan alması, erkeği daha da kızdırmaktan başka bir işe yaramayacağını görmüştü. Çok duyarlı biri olan Dostoyevski, bu yüzden babasına kin besliyordu. Babasının ölümünü haber aldığında, "Babamın ölümünde benim hiçbir suçum yok, ama bu öldürmenin kefaretini ödemeye hazırım, çünkü içimden onu öldürmek geçiyordu" diyerek "Karamazov Kardeşler" adlı romanında yer alan Dimitri Karamazov'un tepkisinin benzerini gösterdi. Dostoyevski, babasının ölümünü istediğini düşünerek depresyona girdi. Bazı yazarlara göre de ilk sara nöbetlerine de bu düşünce sebep oldu. Sigmund Freud ve birçok psikanalizci, babaya duyulan bu nefrete ve bunu izleyen suçluluk düşüncesine dayanarak Dostoyevski'nin hastalığının sinirsel kökenli olduğunun ortaya çıkardı.

Andre Gide, "Ezilenler" adlı romanın, aşağılanışın insanı cehennemlik ettiği, alçakgönüllüğünse kutsallaştırdığı fikriyle dolu olduğunu söylemişti. George Steiner ise Charles Dickensvari bir havanın olduğunu söylediği "Ezilenler"de bulunan temanın "Ebedî Koca"da, "Cinler/Ecinniler"de ve "Karamozov Kardeşler"de da yer aldığını söyledi. Nicholas Berdyaev, Dostoyevski'nin bütün yaratıcı gücünü insana ve insanın kaderi temasına adadığını, bunun da onu ölümsüz kılmaya yettiğini belirtti.

"Suç ve Ceza adlı" eserini 1858 yılında oluşturmaya başladı. Bu eserinde ahlak kavramını ve siyaseti harmanladı. Dostoyevski, bu romanda sadece Rus halkını değil, tüm insanlığı tehdit eden bir kısır döngüden kurtulmanın gerçekleşebileceğini vurguladı. Yazar, John Stuart Mill'in ekonomik refah için biresel bencilleşmeyi öneren kuramını Semyon Zaharoviç Marmeladov'un ağzından eleştirdi.

Dostoyevski, düşünce ve sanat deneyimini sürekli olarak arttırdı. Tanrı'dan, ateizmden, kötülükten, özgürlükten söz eden roman karakterleri, gerçekte aynı bilincin farklı anları gibidir. Bu karakterler aracılığıyla Dostoyevski, cinleri ruhundan uzaklaştırır. Bakış açısı değişmekle beraber eserleri, gerçeğin hep aynı coşkulu ve acı veren arayışı içerisindedir.[2]

Dünya edebiyatını en çok etkileyen ve en çok okunan yazarlardan biri olan Dostoyevski'nin eserleri, birçok 20. yüzyıl düşünürünün fikirlerini derinden etkilemiştir.[4]

Eserleri

  1. (1846) İnsancıklar
  2. (1846) Öteki
  3. (1847) Dokuz Mektupları Romanı
  4. (1847) Mr. Prokharchin
  5. (1847) Ev Sahibesi
  6. (1848) Polzunkov
  7. (1848) Bir Yufka Yürekli
  8. (1848) Kıskanç Koca
  9. (1848) Namuslu Bir Hırsız
  10. (1848) Bir Noel Ağacı ve Düğün
  11. (1848) Beyaz Geceler
  12. (1849) Netochka Nezvanova
  13. (1857) Küçük Kahraman
  14. (1859) Amcanın Rüyası
  15. (1859) Stepanchikovo Köyü
  16. (1861) Ezilmiş ve Aşağılanmışlar
  17. (1862) Tatsız Bir Olay
  18. (1862) Ölüler Evinden Anılar
  19. (1863) Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları
  20. (1864) Yeraltından Notlar
  21. (1865) Timsah
  22. (1866) Suç ve Ceza
  23. (1867) Kumarbaz
  24. (1869) Budala
  25. (1870) Ebedi Koca
  26. (1872) Cinler/Ecinniler
  27. (1873) Bobok
  28. (1873–1881) Bir Yazarın Günlüğü
  29. (1875) Delikanlı
  30. (1876) Uysal Bir Ruh
  31. (1876) Köylü Marey
  32. (1876) Mesih'in Noel Ağacı Boy de
  33. (1877) Bir Adamın Düşü
  34. (1881) Karamazov Kardeşler [2]

Sözlerinden...

«Çoğu zaman, kelimenin gerçek anlamıyla acıyla farkına varıyorum ki, anlatmak istediğimin yirmide birini bile anlatamadım ve hatta hiçbir şey anlatamadım. Beni rahatlatan şey, tanrı’nın bir gün bana o gücü ve ilhamı göndereceğine, benim de kendimi eksiksizce anlatabileceğime, kısacası yüreğimdeki ve hayal dünyamdaki her şeyi ortaya koyacağıma dair olan umudumdur.»

«İnsanoğlu kendini feda etmekte bulduğu mutluluğu başka hiçbir şeyde bulamaz.»

«Bir ağacın önünden onu sevmeden, onun var oluşundan mutluluk duymadan geçilebileceğini aklım almıyor.»

«Bir kadının yaşamı; herhangi bir erkeğe boyun eğip bağlanmak için bir arayıştan başka bir şey değildir.»

«Şuna kesinlikle inanın ki, halkını anlamayan, onunla bağlarını koparan insan bunu yaptığı ölçüde yurduna inancını yitirir, ya dinsiz olur ya da duygusuz bir odun.»

«Bir insan umudunu yitirir ve amaçsız kalırsa, sırf can sıkıntısı bile onu bir hayvana çevirebilir.»

«İnsanın kendisinden yüz çevirmeye, dünyada olup bitenleri görmemezlikten gelmeye hakkı yoktur.»

«İnsanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır.»
[15]

«Sadece hayat veren değil, hayat verip hak eden, baba adını taşıyabilir.»

«Çocuk, dünyanın en büyük saadetidir.»

«İnsanoğlu çok derin bir varlıktır.Ben tanrı olsaydım bu kadar derin yaratmazdım.»

«Evlenme-boşanma işi sırf kadınların elinde olsaydı, bir tek nikah sağlam kalmazdı.»

«Kadın, her şeyi gören gözü bile aldatır.»

«Kalbi olup da aklı olmayan bir kadın, aklı olup da kalbi olmayan bir kadın kadar mutsuzdur.»

«Herkesin yolu ayrı.»

«Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur.»

«Bu dünyadaki en zor şey, kendi kendine sadık kalmaktır.»

«Sevgi her zaman karşılık görür, kin de.»

«Sevgi ile kin kalpte uzun süre barınamaz.»

«Eğer sen, başkalarından kendine saygı beklersen bu onlar için büyük bir şeydir.Sadece kendine saygı duyabilirsen diğerleri de sana saygı duymaya mecbur kalır.» [16]

Dostoyevski ve Panslavizm

Rus tarihi açısından 19. yüzyıl; kültür, sanat ve edebiyat hareketlerinin gelişmesine paralel olarak modernleşme ve batılılaşma idealinin yerini Panslavizm'e bıraktığı bir yüzyıldır. Yayımcı Katkov, şâir Aleksey Khamyakov, Danilevski ve Dostoyevski gibi pek çok Rus aydını ve yazarı, Panslavizm'in tesiriyle Türk düşmanlığı yaparken; sadece Tolstoy, Turganyev ve Granovskiy, kendilerini bu cereyana kaptırmazlar. Dostoyevski'yi çağdaşları Turganyev ve Tolstoy'dan ayıran en önemli özellik, Slav milliyetçiliği ve Hıristiyanlık sevgisidir. Pek çok batılı araştırmacı tarafından Dostoyevski, Slav ruhunu en iyi betimleyen yazar olarak görülür. Turganyev, liberal batıcı ve Avrupa hayranı bir yazar olarak karşımıza çıkar ve o yıllarda Rusya'da başlayan Panslavizm hareketine katılmadığı için milliyetçi Rus aydınları tarafından eleştirilir. Tolstoy ise Türklere ve Müslümanlara özellikle de İslamiyet'e olan ilgisiyle dikkati çeker. Anna Karenina'da Karadağ ve Sırbistan'a giden Rus gönüllülerini sadece "serseri gürûhu" olarak tavsif etmekle kalmaz, Slav meselesinin belirli menfaatler peşinde koşan mahdut mahfiller tarafından yaratıldığını ve Rus gazetelerinde çıkan yazıların da mübâlağalı olduğunu söyler.

Dostoyevski, 1870'lerden sonra Rus basınında Rus nasyonalizminin ve Türk düşmanlığının en kuvvetli savunucusudur. Dostoyevski'nin milliyetçiliğinde ve Türk düşmanlığında; ailesinin, beslendiği sosyokültürel ortamın ve devrin siyasî şartlarının büyük etkisi vardır. Dostoyevski'nin büyük dedelerinden Stephan Dostoyevski, Türk hapishanelerinde bir müddet kaldıktan sonra 1624 yılında hapishaneden kaçmıştır. Yazarın babası Mihail Andreyeviç Dostoyevski ise, askerî doktordur ve 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı'na katılarak yaralıları tedavi etmiştir. Dostoyevski'nin Petersburg'taki Askerî Mühendislik Okulu'nda okuması -ki bu okul genellikle milliyetçi Rus aydınları yetiştirmekteydi- ve kuvvetli bir Rus milliyetçisi ve Türk düşmanı olan Puşkin hayranlığı da onun Panslavist yanını besleyen kaynaklardır. Zira milliyetçi Panslavist bir şâir olan Aleksandır Sergiyeviç Puşkin, sadece Rus milliyetçiliğinin uyanmasına katkıda bulunmakla kalmamış; aynı zamanda Balkanlarda Slav ırkından bir Bulgar milleti olduğunu ve Bulgarların Türklerin elinden kurtarılması için Avrupa'nın ve Rusya'nın Bulgarlar lehinde müdahalede bulunması gerektiğini söylemiştir.

Bütün bu tesirlere rağmen Dostoyevski'nin Avrupa'ya gitmeden önce yazdığı eserlerinde, milliyetçi ve dinî duyguların çok fazla yer almadığı görülür. Milliyetçilik duygusu, önce Avrupa'da uyanmaya başlar. Yurtdışında ekonomik sıkıntılarla boğuşmak zorunda kaldı ı yıllar, her sıkıştığı anda ona kendi vatandaşlarının yardım etmesi, Avrupalıların kötü muameleleri ve Rusça kitap, dergi ve gazetelere duyduğu özlem, yazarın Rus halkını yeniden keşfetmesinde ve Panslavizm'e yönelmesinde etkili olur. Dostoyevski'nin Türk düşmanlığını besleyen kaynaklardan biri, belki de en önemlisi, devrin sosyal ve siyasî durumudur. Daha önce Çara karşı olduğu için Sibirya'ya sürülen ve hayatı boyunca Hıristiyanlık teolojisini sorgulayan Dostoyevski'nin, 1870'lerden sonra Çar taraftarı, ateşli bir Panslavist ve Ortodoks inancının müdafii olarak karşımıza çıkması, devrin konjonktürel ortamıyla ilgilidir. Zira 1870'ler, temelleri daha önce atılan Panslavist hareketin gelişmeye başladığı yıllardır. Rusya'da gelişen ve zamanla tüm Balkanlar, Avrasya, Kafkasya ve Orta Asya'ya yayılan Panslavist hareketler, Dostoyevski'nin Slavcılığını da besleyen önemli bir etkendir.[17]

Kaynaklar

[1] Dr. Selahattin Çiftçi, "Dostoyevski'nin Kumarbaz Romanı'nın Hayat-Eser Açısından İncelenmesi" (Dostoevsky and His Book Called "Gambler"), Uluslararası Sosyal Arastırmalar Dergisi (The Journal of International Social Research), Volume 1/5 Fall 2008, www.sosyalarastirmalar.com/cilt1/sayi5/sayi5pdf/citci_selahattin.pdf
[2] tr.wikipedia.org/wiki/Fyodor_Dostoyevski
[3] www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=128
[4] www.ghkengelliler.org/pasa/kasim2009.pdf
[5] www.biyografi.info/kisi/dostoyevski
[6] Dostoyevski, "Yeraltından Notlar", çev. Mehmet Özgül, Engin Yayıncılık, İstanbul 1993, ISBN: 975-379-158-5, Arka kapak yazısı.
[7] Yrd. Doç. Dr. İ. Murat Çakmakçı, "Dostoyevski'nin 'İnsancıklar' Romanında 'Sıradan İnsan' Figürü" ('Ordinary Man' Figure In The Novel Titled
'Poor Folk' by Dostoevsky)
[8] E. Belkin, "Dostoyevskiy ve Russkoy Kritiği", Moskova, Goslitizdat, 1956, s.215.
[9] Leylâ Hafızoğlu, "Rus Eleştiri Tarihinde F. M. Dostoyevski", U.Ü. Fen-Edebiyat Fakültesi, Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl: 4, Sayı: 5, 2003/2.
[10] Prof. Dr. Ayşe Pamir Dietrich (Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Öğnetim Üyesi), "Yeraltından Notlar - Nihilizm ve Egsiztansiyalizm", s.185, www.littera.hacettepe.edu.tr/TURKCE/25_cilt/16.pdf
[11] Ecz. M. Fatih Yıldız, "Kitap Dünyası: Kumarbaz", www.e-kutuphane.teb.org.tr/pdf/eczaciodasiyayinlari/pharmagap_1_1/11.pdf
[12] André Gide, "Dostoyevski", çev. Bertan Onaran, İst., Payel Yay., 1998, s.13-14.
[13] www.yordamkitap.com/doc/books/preface_79.pdf
[14] Pereverzev'den aktaran, Robert-Louis Jackson, 'Dostoevsky in the Twentieth Century', www.utoronto.ca/tsq/DS/01/003.shtml
[15] www.vishne.net/guzel-sozler/kim.php?is=quote&kim=Dostoyevski
[16] tr.wikiquote.org/wiki/Fyodor_Mihayloviç_Dostoyevski
[17] Dr. Selahattin Çiftçi, "Dostoyevski'nin Eserlerinde Türklere ve İslâma Bakış" (A View to Turks and Muslims in the Works of Dostoyevsky), www.sosyalarastirmalar.com/cilt3/sayi11pdf/citci_selahattin.pdf





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: ayşegül, 11.12.2010, 07:45 (UTC):
hımmm..demek türk düşmanıymış bunu bilmiyordum..ama suç ve ceza en sevdiğim ilk on kitap arasında ki yerini koruyor..bu şekilde insanlık tarihinde iz bırakan insanların hemen hemen neredeyse hepsinde psikolojik bir takım rahatsızlıkların olması çok enteresan geliyor bana,akıl oyunlarında ki dahi matematik profesörü "john nash"de şizofrendi sonra kulağını kesen bir ressam vardı yanılmıyorsam van gohg du..sanırın dahilik ile deliliğin sınırları gerçekten çok ince bir çizgiyle belirlenmiş:)sadece dehalarıyle değil yaşam şekilleriylede sıradışı insanlar bunlar..hiç tamamen normal bir hayat sürüp tarihe de iz bırakmış insan var mı?sanırım yok...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36892932 ziyaretçi (103089115 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.