Gılgamış Destanı (The Epic of Gilgamesh), Tablet 1
 

Gılgamış Destanı

(The Epic of Gilgamesh)

1. Tablet (Türkçe)

Yerin dibindeki suyun kaynağını görenin öyküsünü dinle, yurdum! Dünyada her şeyi bilen adamın adını ünlendireyim: onun görmediği Hiçbir şey yoktur. Dünyanın bütün bilgeliklerini bilip torunlarına Bırakan bir adamdır. Gizleri görüp bunların perdesini yırtan bir Adamdır. Tufandan önce olanın haberini getirdi. Uzun yoldan gelip Yorgun düştü; ama gücünü yitirmedi. Bütün çektiklerini bir anıt taşına kazıdı. Uruk'un dört bir yanına duvar çektirdi. Kutsal E-anna'nın [3] ve temiz hazinenin duvarına bak! O duvar, didilmiş yünden örülen bir Urgan gibidir. Onun köşe burçlarını da gözden geçir! Onun eşini hiç kimse yapamaz. Ta öteden beri orada duran taş merdivenden yol alıp İştar'ın oturduğu E-anna tapınağına yaklaş! Sonradan gelen hiçbir kral onun eşini yapmadı. Uruk duvarının üstüne çık! İleri yürü! Temeli Gözden geçir! Tuğla duvarı incele. Acaba bunun tuğlaları pişmiş [4] Değil midir? Temeli yedi bilge kurmamış mıdır? [5]. (Burada 25 satır eksiklik vardır. Bu eksiklik Etice yazmadan aşağıdaki biçimde Tamamlanabilir.)

Ulu Tanrı, Gılgamış'ı en yetkin biçime soktu. Bütün tanrılar, ona en iyi erdemleri vermek için birbirleriyle yarış ettiler. Güneş Tanrısı, ona, erdemin en yükseğini, yeraltındaki tatlı su okyanusunun tanrısı Ea, bilgeliği bağışladı [6]. Büyük tanrılar, Gılgamış'ı şu ölçüde yarattılar: Boyunun uzunluğu on bir endaze, göğsünün genişliği dokuz karış [7]. (Gılgamış'ın bedeninin betimlemesini son yeni Babil yazmasında korunmuş olan ufacık bir parçadan, aşağıdaki gibi tamamlamaya çalışabiliriz.) Adımlarının genişliği...... idi. Sakalı yanaklarından aşağı uzamıştı. Güzel bıyıkları vardı. Başındaki saçlar gürdü. Bedeni her bakımdan ölçülüydü. Onda üçte iki tanrılık, üçte bir insanlık vardı. Gövdesi pek iriydi. (Altı satır eksik.)

Bütün ülkeleri dolaştıktan sonra Uruk kentine vardı. Uruk caddelerinde kurumundan kafasını dik tutuyordu. Caddelerde yabanıl bir boğa gibi böğürürdü. Eşsizdi. Silâhları kalkıktı. İnsanlara dirlik vermemek için eli durmazdı. Dirliksizliği yüzünden Uruk halkı gittikçe eksildi. Gılgamış, oğlu babaya bırakmaz, gece gündüz kudurup sağa sola çatardı. Gılgamış ağılı bol [8] Uruk'un ne biçim çobanıdır ? [9] Öylesine güçlü, üstün, bilgiç, bilge olan bir kral, oğlu babaya, sevileni sevene, kocayı karıya hiç bırakır mı? Gılgamış'ın savaşçılarının kızları, erlerin karıları, bundan ötürü tanrıların huzurunda ağlayıp sızlandılar. Bunların ağlayıp sızlanmalarını tanrılar dinlediler. Gökyüzünün tanrıları da, Uruk kentinin baştanrısı Anu'ya başvurarak şöyle dediler:

"Sen, ipe gelmez, yabanıl, vahşi boğayı, Uruk halkını tedirgin etmek için mi yarattın? Eşsizdir. Silâhları kalkıktır. İnsanlara dirlik vermemek için eli durmaz. Gılgamış, oğulu babaya bırakmaz Gece gündüz kudurup sağa sola çatar. Gılgamış ağılı bol Uruk'un ne biçim çobanıdır?"

Öylesine güçlü, üstün, bilgiç, bilge olan bir kral oğulu babaya, sevileni sevene, kocayı karıya hiç bırakır mı?

Gılgamış'ın savaşçılarının kızları, erlerinin karıları bundan ötürü ağlayıp sızlandılar. Bunların ağlayıp, sızlanmalarını büyük Gök Tanrısı dinledi. [10] Büyük tanrıça Aruru [11] çağırıldı: "Ey Aruru, sen büyük Anu'yu yarattın. Şimdi onun rakibini yarat! O istediği denli Gılgamış'a karşı dursun. Bu iki yiğidin birbirlerine karşı güçlerini ölçmelerinden Uruk şehri soluk alsın!" Tanrıça Aruru, bunu duyar duymaz Gök Tanrısının rakibini kalbinde yarattı. Aruru ellerini yıkadı; bir parça çamur koparıp yazıya attı. Ve yazıda yiğit Enkidu'yu yarattı. Çamurdan yaratılan Enkidu, demir gibi sertti [12]. Bütün gövdesi kıllarla kapkara olmuştu. Kadın gibi uzun saçları vardı. Saçının lüleleri tıpkı buğday başağı gibi filizlenmişti. O, insan ve kent yüzü görmemişti. Üzerinde, yazının hayvanları gibi bir giysi vardı. Bu durumda ceylanlarla ot yiyor, yabanıl hayvanlarla itişe kakışa suvata [13] iniyor; suyun kalabalığıyla [14] gönlü açılıyordu. Günün birinde suvatın karşı yakasında bir avcıya, bir tuzak [15] kurana rasgeldi. Birinci, gün, ikinci gün ve üçüncü gün suvatın karşısında ona rastladı. Onu gören avcının yüzü dondu; hayvanlarıyla olduğu yerde saklandı; korkudan titremeye tutuldu; sesi soluğu kesildi, içini sıkıntı bastı; çehresini bulut kapladı; gönlünü gam, üzünç sardı; yüzü uzun yolculuk yapan bir yolcunun yüzüne döndü. Avcı, konuşmak için ağzını açıp babasına dedi:

"Baba, dağdan bir adam geldi. Bu yörenin en güçlüsüdür. Gökten inen yoğun cevhere [16] benzer. Gücü büyüktür, hep dağda dolaşıyor. Her zaman yabanıl hayvanlarla ot yiyor. Ayağı suvatın karşı yakasından hiç eksilmiyor. Korkudan ona yaklaşamıyorum. Açtığım çukurları [17] doldurdu. Gerdiğim ağları yerden koparıp çıkardı. Kırın kalabalığını, [18] avı elimden kaçırıyor, kırdaki işime engel oluyor."

Babası konuşmak için ağzını açıp avcıya dedi:

"Biliyor musun oğlum, Gılgamış Uruk'ta oturuyor. Onu yenecek kimse yoktur. Gökten inen yoğun cevhere benzer. Gücü büyüktür. Ona, krala yüzünü dön! Güçlü adam hakkında ona bilgi ver. O sana bir hayat kadını versin. Onu kıra götür. O kadın, bu adamı orada, güçlü bir adam gibi yensin. Yabanıl hayvanlar suvata yaklaştıklarında, o kadın giysisini atsın ve o da zevke dalsın. Kadını görür görmez, ona yaklaşacaktır: Fakat kırlarda onunla birlikte yürüyen hayvanlar, onu yadsıyacaklardır."

Babasının öğüdü üzerine kalkıp, avcı yaya olarak Gılgamış'a gitti. Yolunu tuttu, Uruk'un ortasında durdu:

"Gılgamış, beni dinle ve bana öğüt ver! Dağdan bir adam geldi. Bu, ülkenin en güçlü adamıdır. Gökten inen yoğun cevhere benzer; gücü büyüktür. Her zaman dağda dolaşıyor, hep yabanıl hayvanlarla ot yiyor, ayağı suvatın karşı yakasından hiç eksilmiyor. Korkudan ona yaklaşamıyorum. Açtığım çukurları doldurdu. Gerdiğim ağları yerden çıkarıp kopardı... Kırın kalabalığını, avı elimden kaçırıyordu. Kırdaki işime engel oluyordu!"

Gılgamış, ona, avcıya dedi:

"Ey avcı, git; yanında bir hayat kadını, bir hayat kadını görür! Yabanıl hayvanlar suvata yaklaştıklarında, kadın, giysisini atıp şehvetini kabartsın; kırlarda onunla büyüyen hayvanlar, onu yadsıyacaklardır."

Avcı gidip yanına bir hayat kadını aldı. Bunlar, doğru gidecekleri yerin yolunu tuttular. Üçüncü günde belli yere vardılar. Avcı ve hayat kadını, yerlerine oturdular. Birgün, iki gün suvatın karşısında beklediler. Hayvanlar gelip suvatta su içtiler. Su kalabalığı geldi [19] ve yüreği rahatladı. Ne de olsa Enkidu, dağda yaşadığı için, ceylânlarla ot yiyor, su kalabalığıyla yüreği rahatlıyordu. Hayat kadını bunu, bu yabanıl adamı, kırda dolaşan bu cellat, [20] herifi görür.

"Hayat kadını! İşte budur. Göğsünü gevşet, kucağını zevkine aç, dalsın! Korkma!. Onun saldırısını karşıla. Bir kez seni görür görmez sana yaklaşacaktır. Üstünde yatması için giysini aç. O yabanıla kadınlık becerini göster: Kırlarda onunla büyüyen hayvanlar onu yadsıyacaklardır. Onun tutkusu [21] senin üstünde zevke doyamayacaktır."

Hayat kadını, göğsünü gevşetti. Kucağını açtı. Ve o, kadının zevkine daldı. Kadın korkmadı. Onun saldırısını karşıladı. Üstünde yatması için giysisini açtı. Yabanıl adama kadınlık becerisini gösterdi. Onun tutkusu kadının üstünde zevke doymadı. Enkidu, altı gün, yedi gece uyanık kalarak hayat kadınıyla Allah'ın emri oldu. [22]

............................. [23] Enkidu'yu gören ceylânlar mertleyip [24] kaçtılar. Artık kırın hayvanları onun yanından uzaklaştılar. Hayvanların ondan uzaklaştığı sırada, Enkidu, bedeni bağlanmış gibi ürperdi. Dizleri tutmadı. Enkidu zayıf düştü. Yürüyüşü eskisi gibi değildi. Sonra aklı başına geldi; işi anladı. Geri dönüp hayat kadınının dizlerine oturdu, onun yüzüne bakarak sözlerine kulak verdi. Hayat kadını ona, Enkidu'ya dedi:

"Enkidu sen bilgesin, sen bir tanrı gibisin! Neden bu kalabalıkla kırda dolaşıyorsun? Gel, seni Uruk'a, Anu'nun, İştar'ın evi olan görkemli tapınağa götüreyim. Gılgamış'ın olduğu yere, gücü tam olan adamın, yabanıl boğa gibi insanlara zorbalık eden yiğidin yanına."

Hayat kadınının bu sözleri, Enkidu'nun hoşuna gitti; bilge gönlü, bir arkadaşa gereksinim duydu. Enkidu, ona, hayat kadınına dedi:

"Gel hayat kadını, beni birlikte götür! Anu'nun, İştar'ın evi olan görkemli tapınağa; Gılgamış'ın olduğu yere, gücü tam olan adamın, yabanıl boğa gibi insanlara zorbalık eden yiğidin yanına. Ben ona meydan okumak istiyorum. Yiğit gibi konuşmak istiyorum. Uruk'a gidince Uruk'un yazgısını değiştiririm. Kırda doğanın gücü yamandır!"

"Gel, bırak gidelim. O, senin yüzünü görsün. Sana Gılgamış'ı göstereyim. Onun nerede olduğunu çok iyi biliyorum. Enkidu, Uruk'a gel. Süslü kemerler kullanan insanların yanına! Her gün orada bir bayram kutlanır... Neşe yaratan genç oğlanların, görülmeye değer genç kızların oldukları yere: Zevk onlardadır; tam neşe içindedirler."

(Bir satır eksik.) "Enkidu, sana yaşamı seven, acıdan zevk alan Gılgamış'ı göstermek isterim. Onu gör, onun yüzüne bak: O, erkek güzelidir. Tam güçlüdür; senden güçlüdür. Gece gündüz dinlenmesi yoktur. Enkidu, kıskançlığını bırak! "

Ona, Gılgamış'a, sevgiyi Şamaş [25] gösterdi. Onun aklını düşüncesini Anu, Enlil ve Ea [26] genişlettiler; sen o dağdan gelmezden önce, Gılgamış seni düşünde gördü; düşünü yorarak kalktı, anasına anlattı:

"Aman ana, ben bu gece bir düş gördüm. Bütün gücümle adamların arasından geçip ileri gittim. Orada gökyüzünün yıldızları birdenbire yere döküldüler. Göktaşı gibi yukardan aşağı üstüme düştü. Onu kaldırmak istedim. Bana ağır geldi, kımıldatmak istedim, kımıldatamadım. Uruk halkı oraya toplandı. Erkekler onun ayaklarını öptüler ve ben, o bir karıymış gibi, üzerinde ondan zevk aldım [27]. Orada kendi kendime zorladım. Onlar bana yardım ettiler. Onu kaldırdım ve sana getirdim."

Her şeyi öğrenen Gılgamış'ın anası, Gılgamış'a anlattı:

"Gılgamış, bu açık bir şeydir. Kırda sana benzer biri doğmuştur. Onu dağlar yetiştirmiştir. Senin onu görür görmez, bir karıymış gibi üzerinde ondan zevk aldığın adam, senden asla ayrılmayacaktır. Adamlar onun ayaklarını öpecektir. Sen onu kucaklayacaksın. Onu bana getireceksin! O, güçlü Enkidu'dur. Dar zamanda arkadaşa yardım eden bir yoldaştır. Ülkede en güçlü odur. Güçlüdür. Gökten inen yoğun cevhere benzer. Gücü büyüktür. Senin, karı gibi, üstünde zevk aldığın o adam, senden hiç ayrılmayacaktır."

Gılgamış uyumak için yattı ve başka bir düş gördü. Anasına anlattı:

"Aman ana, başka bir düş gördüm. Karışık şeyler gördüm. Uruk'ta yolun ortasında bir balta yatıyordu. Bunun çevresine toplanmışlar; halk da oraya zorluyordu. Bu baltanın görünüşü şaşırtıcıydı. Ona baktığımda sevindim. Onu severek, bir karıymış gibi, onun üzerinde ondan zevk aldım ve yanıma koydum."

Bilge, bütün bilimleri bilen Ninsun [28], oğluna dedi:

"Gılgamış, senin o adamı görmenin, o bir karıymış gibi onun üzerinde ondan zevk almanın anlamı, onu sana denk tutacağımı gösterir. Bu, yine güçlü Enkidu'dur, dar zamanda arkadaşa yardım eden bir yoldaştır. Ülkede en güçlü odur. Güçlüdür. Gökten inen yoğun cevhere benzer, gücü büyüktür!"

Gılgamış bir daha anasına dedi:

"Bu, bana büyük bir pay olarak düşsün! Bir arkadaş kazanmak isterim, bir yoldaş!"

(Bir satır eksik.) Ve Gılgamış düşleri yordu.

"Gel bakalım, yaş yerden kalk!"

Hayat kadını böylece Enkidu'ya anlattı. Hayvanların su içtikleri yerde ikisi yalnız kalmışlardı.

Tablet I (English)

He who has seen everything, I will make known [?] to the lands.
I will teach [?] about him who experienced all things,
... alike,
Anu granted him the totality of knowledge of all.
He saw the Secret, discovered the Hidden,
he brought information of [the time] before the Flood.
He went on a distant journey, pushing himself to exhaustion,
but then was brought to peace.
He carved on a stone stela all of his toils,
and built the wall of Uruk-Haven,
the wall of the sacred Eanna Temple, the holy sanctuary.
Look at its wall which gleams like copper [?],
inspect its inner wall, the likes of which no one can equal!
Take hold of the threshold stone--it dates from ancient times!
Go close to the Eanna Temple, the residence of Ishtar,
such as no later king or man ever equaled!
Go up on the wall of Uruk and walk around,
examine its foundation, inspect its brickwork thoroughly.
Is not [even the core of] the brick structure made of kiln-fired brick,
and did not the Seven Sages themselves lay out its plans?
One league city, one league palm gardens, one league lowlands, the open area [?] of the Ishtar Temple,
three leagues and the open area [?] of Uruk it [the wall] encloses.
Find the copper tablet box,
open the... of its lock of bronze,
undo the fastening of its secret opening.
Take and read out from the lapis lazuli tablet
how Gilgamesh went through every hardship.

Supreme over other kings, lordly in appearance,
he is the hero, born of Uruk, the goring wild bull.
He walks out in front, the leader,
and walks at the rear, trusted by his companions.
Mighty net, protector of his people,
raging flood-wave who destroys even walls of stone!
Offspring of Lugalbanda, Gilgamesh is strong to perfection,
son of the august cow, Rimat-Ninsun;... Gilgamesh is awesome to perfection.
It was he who opened the mountain passes,
who dug wells on the flank of the mountain.
It was he who crossed the ocean, the vast seas, to the rising sun,
who explored the world regions, seeking life.
It was he who reached by his own sheer strength Utanapishtim, the Faraway,
who restored the sanctuaries [or: cities] that the Flood had destroyed!
... for teeming mankind.
Who can compare with him in kingliness?
Who can say like Gilgamesh: "I am King!"?
Whose name, from the day of his birth, was called "Gilgamesh"?
Two-thirds of him is god, one-third of him is human.
The Great Goddess [Aruru] designed [?] the model for his body,
she prepared his form...
... beautiful, handsomest of men,
... perfect
...
He walks around in the enclosure of Uruk,
Like a wild bull he makes himself mighty, head raised [over others].
There is no rival who can raise his weapon against him.
His fellows stand [at the alert], attentive to his [orders ?],
and the men of Uruk become anxious in...
Gilgamesh does not leave a son to his father,
day and night he arrogant [y [?]...

 [The following lines are interpreted as rhetorical, perhaps spoken by the oppressed citizens of Uruk.]

Is Gilgamesh the shepherd of Uruk-Haven,
is he the shepherd....
bold, eminent, knowing, and wise!
Gilgamesh does not leave a girl to her mother [?]
The daughter of the warrior, the bride of the young man,
the gods kept hearing their complaints, so
the gods of the heavens implored the Lord of Uruk [Anu]
"You have indeed brought into being a mighty wild bull, head raised!
"There is no rival who can raise a weapon against him.
"His fellows stand [at the alert], attentive to his [orders !],
"Gilgamesh does not leave a son to his father,
"day and night he arrogantly...
"Is he the shepherd of Uruk-Haven,
"is he their shepherd...
"bold, eminent, knowing, and wise,
"Gilgamesh does not leave a girl to her mother [?] !"

The daughter of the warrior, the bride of the young man,
Anu listened to their complaints,
and [the gods] called out to Aruru:
"it was you, Aruru, who created mankind [?],
now create a zikru to it/him.
Let him be equal to his [Gilgamesh's] stormy heart,
let them be a match for each other so that Uruk may find peace!"
When Aruru heard this she created within herself the zikrtt of Anu.
Aruru washed her hands, she pinched off some clay, and threw it into the wilderness.
In the wildness [?] she created valiant Enkidu,
born of Silence, endowed with strength by Ninurta.
His whole body was shaggy with hair,
he had a full head of hair like a woman,
his locks billowed in profusion like Ashnan.
He knew neither people nor settled living,
but wore a garment like Sumukan."
He ate grasses with the gazelles,
and jostled at the watering hole with the animals;
as with animals, his thirst was slaked with [mere] water.

A notorious trapper came face-to-face with him opposite the watering hole.
A first, a second, and a third day
he came face-to-face with him opposite the watering hole.
On seeing him the trapper's face went stark with fear,
and he [Enkidu?] and his animals drew back home.
He was rigid with fear; though stock-still
his heart pounded and his face drained of color.
He was miserable to the core,
and his face looked like one who had made a long journey.
The trapper addressed his father saying:"
"Father, a certain fellow has come from the mountains.
He is the mightiest in the land,
his strength is as mighty as the meteorite [?] of Anu!
He continually goes over the mountains,
he continually jostles at the watering place with the animals,
he continually plants his feet opposite the watering place.
I was afraid, so I did not go up to him.
He filled in the pits that I had dug,
wrenched out my traps that I had spread,
released from my grasp the wild animals.
He does not let me make my rounds in the wilderness!"

The trapper's father spoke to him saying:
"My son, there lives in Uruk a certain Gilgamesh.
There is no one stronger than he,
he is as strong as the meteorite [?] of Anu.
Go, set off to Uruk,
tell Gilgamesh of this Man of Might.
He will give you the harlot Shamhat, take her with you.
The woman will overcome the fellow [?] as if she were strong.
When the animals are drinking at the watering place
have her take off her robe and expose her sex.
When he sees her he will draw near to her,
and his animals, who grew up in his wilderness, will be alien to him."

He heeded his father's advice.
The trapper went off to Uruk,
he made the journey, stood inside of Uruk,
and declared to... Gilgamesh:
"There is a certain fellow who has come from the mountains--
he is the mightiest in the land,
his strength is as mighty as the meteorite [?] of Anu!
He continually goes over the mountains,
he continually jostles at the watering place with the animals,
he continually plants his feet opposite the watering place.
I was afraid, so I did not go up to him.
He filled in the pits that I had dug,
wrenched out my traps that I had spread,
released from my grasp the wild animals.
He does not let me make my rounds in the wilderness!"
Gilgamesh said to the trapper:
"Go, trapper, bring the harlot, Shamhat, with you.
When the animals are drinking at the watering place
have her take off her robe and expose her sex.
When he sees her he will draw near to her,
and his animals, who grew up in his wilderness, will be alien to him."

The trapper went, bringing the harlot, Shamhat, with him.
They set off on the journey, making direct way.
On the third day they arrived at the appointed place,
and the trapper and the harlot sat down at their posts [?].
A first day and a second they sat opposite the watering hole.
The animals arrived and drank at the watering hole,
the wild beasts arrived and slaked their thirst with water.
Then he, Enkidu, offspring of the mountains,
who eats grasses with the gazelles,
came to drink at the watering hole with the animals,
with the wild beasts he slaked his thirst with water.
Then Shamhat saw him--a primitive,
a savage fellow from the depths of the wilderness!
"That is he, Shamhat! Release your clenched arms,
expose your sex so he can take in your voluptuousness.
Do not be restrained--take his energy!
When he sees you he will draw near to you.
Spread out your robe so he can lie upon you,
and perform for this primitive the task of womankind!
His animals, who grew up in his wilderness, will become alien to him,
and his lust will groan over you."
Shamhat unclutched her bosom, exposed her sex, and he took in her voluptuousness.
She was not restrained, but took his energy.
She spread out her robe and he lay upon her,
she performed for the primitive the task of womankind.
His lust groaned over her;
for six days and seven nights Enkidu stayed aroused,
and had intercourse with the harlot
until he was sated with her charms.
But when he turned his attention to his animals,
the gazelles saw Enkidu and darted off,
the wild animals distanced themselves from his body.
Enkidu... his utterly depleted [?] body,
his knees that wanted to go off with his animals went rigid;
Enkidu was diminished, his running was not as before.
But then he drew himself up, for his understanding had broadened.
Turning around, he sat down at the harlot's feet,
gazing into her face, his ears attentive as the harlot spoke.
The harlot said to Enkidu:
"You are beautiful," Enkidu, you are become like a god.
Why do you gallop around the wilderness with the wild beasts?
Come, let me bring you into Uruk-Haven,
to the Holy Temple, the residence of Anu and Ishtar,
the place of Gilgamesh, who is wise to perfection,
but who struts his power over the people like a wild bull."
What she kept saying found favor with him.
Becoming aware of himself, he sought a friend.
Enkidu spoke to the harlot:
"Come, Shamhat, take me away with you
to the sacred Holy Temple, the residence of Anu and Ishtar,
the place of Gilgamesh, who is wise to perfection,
but who struts his power over the people like a wild bull.
I will challenge him...
Let me shout out in Uruk: I am the mighty one!'
Lead me in and I will change the order of things;
he whose strength is mightiest is the one born in the wilderness!"
 [Shamhat to Enkidu:]
"Come, let us go, so he may see your face.
I will lead you to Gilgamesh--I know where he will be.
Look about, Enkidu, inside Uruk-Haven,
where the people show off in skirted finery,
where every day is a day for some festival,
where the lyre [?] and drum play continually,
where harlots stand about prettily,
exuding voluptuousness, full of laughter
and on the couch of night the sheets are spread [!]."
Enkidu, you who do not know, how to live,
I will show you Gilgamesh, a man of extreme feelings [!].
Look at him, gaze at his face--
he is a handsome youth, with freshness [!],
his entire body exudes voluptuousness
He has mightier strength than you,
without sleeping day or night!
Enkidu, it is your wrong thoughts you must change!
It is Gilgamesh whom Shamhat loves,
and Anu, Enlil, and La have enlarged his mind."
Even before you came from the mountain
Gilgamesh in Uruk had dreams about you.""

Gilgamesh got up and revealed the dream, saying to his mother:
"Mother, I had a dream last night.
Stars of the sky appeared,
and some kind of meteorite [?] of Anu fell next to me.
I tried to lift it but it was too mighty for me,
I tried to turn it over but I could not budge it.
The Land of Uruk was standing around it,
the whole land had assembled about it,
the populace was thronging around it,
the Men clustered about it,
and kissed its feet as if it were a little baby [!].
I loved it and embraced it as a wife.
I laid it down at your feet,
and you made it compete with me."
The mother of Gilgamesh, the wise, all-knowing, said to her Lord;
Rimat-Ninsun, the wise, all-knowing, said to Gilgamesh:
"As for the stars of the sky that appeared
and the meteorite [?] of Anu which fell next to you,
you tried to lift but it was too mighty for you,
you tried to turn it over but were unable to budge it,
you laid it down at my feet,
and I made it compete with you,
and you loved and embraced it as a wife."
"There will come to you a mighty man, a comrade who saves his friend--
he is the mightiest in the land, he is strongest,
his strength is mighty as the meteorite [!] of Anu!
You loved him and embraced him as a wife;
and it is he who will repeatedly save you.
Your dream is good and propitious!"
A second time Gilgamesh said to his mother: "Mother, I have had another dream:
"At the gate of my marital chamber there lay an axe,
"and people had collected about it.
"The Land of Uruk was standing around it,
"the whole land had assembled about it,
"the populace was thronging around it.
"I laid it down at your feet,
"I loved it and embraced it as a wife,
"and you made it compete with me."
The mother of Gilgamesh, the wise, all-knowing, said to her son;
Rimat-Ninsun, the wise, all-knowing, said to Gilgamesh:
""The axe that you saw [is] a man.
"... [that] you love him and embrace as a wife,
"but [that] I have compete with you."
"" There will come to you a mighty man,
"" a comrade who saves his friend--
"he is the mightiest in the land, he is strongest,
"he is as mighty as the meteorite [!] of Anu!"
Gilgamesh spoke to his mother saying:
""By the command of Enlil, the Great Counselor, so may it to pass!
"May I have a friend and adviser, a friend and adviser may I have!
"You have interpreted for me the dreams about him!"
After the harlot recounted the dreams of Gilgamesh to Enkidu
the two of them made love.

Tablet 2 >>



Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: sıla, 13.12.2010, 06:33 (UTC):
bence de

Yorumu gönderen: ezel, 08.10.2010, 15:24 (UTC):
burada uptamiştim karakterininde ölması gerekiyor



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36825775 ziyaretçi (102972649 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.