Göktürkler
 

Göktürk, Göktürkler

Göktürkler

(Köktürkler, Göktürk Kağanlığı, Büyük Türk Kağanlığı)

Göktürkler (Alm. Die Kök Türken, Fr. Kök-Turcs, İng. Kök Turks), târihteki adı “Büyük Türk Kağanlığı” da olan, Orta Asya'da hüküm sürmüş büyük Türk hânedanı ve devleti. Bumin Kağan tarafından 552 yılında kurulup, Peymey Kağan zamânında 745'te Karluk ve Uygur Türklerince yıkılmıştır. Başşehirleri (Orta Asya'da Karakurum yakınında) Ötüken'dir.[1]

Türk adı, ilk kez Göktürkler dönemine ait Orhun Yazıtları'nda geçmektedir. "Türk" adını siyâsî olarak kullanan ilk Türk devletidir.[2] Göktürkler, Türklerin atlı uygarlık ya da bozkır uygarlığından yerleşik uygarlığa geçişi döneminde, Türk boylarının başına geçerek hüküm süren bir hakan sülâlesidir. Kurdukları devlete de Göktürk Devleti denir.[3]

Asya, Türkistan, Maveraünnehir, Kuzey Hindistan, İran, Anadolu, Irak, Suriye ve Balkan Türkleri, Gök-Türkler yolu ile Türk'tür Bizim bugün diğer Türk devlet ve zümrelerinden ayırdetmek üzere Gök-Türk (Kök-Türk) dediğimiz bu topluluk ve devletin adı "Türk" veya "Türük" idi Ancak, kitabelerin bir yerinde, kendini Gök-Türk olarak tanıtmıştır ki, "Gök'e mensup, ilahî Türk" manasına gelen bu tabir, V Thomsen'e göre hakanlığın parlak devresine işaret etmekte olmalıdır.[4]

Gök-Türk hakanlığı çağında, daha doğrusu 6-9 asırlarda Orta Asya'da tarihî rol oynayan toplulukların, çeşitli adlar altında gruplaşan Tölesler olduğu anlaşılmaktadır Türkçe Töles kelimesi, ihtimal "asıl, kök, temel" manalarına gelmektedir.[5:4]

Tölesler (Tölös, Tolis, Çince'de T'ie - lo, T'ieh - le), Çin kaynaklarında eski Hun boylarından olarak zikredilen ve bütün Orta Asya'ya yayılmış kalabalık Türk kütleleri bütünüdür Sui-shu'da (Çin Sui hanedanının 581-618 yıllığı) 50 kadar kabilesi sayılmakta ve şöyle sıralanmaktadır: 1'i Baykal gölünün kuzeyinde, 5'i Tola ırmağı kuzeyinde, 5'i Tanrı dağları kuzey eteğinde, 9'u Altaylar'ın güneybatısında, 4'ü K'ang (Semerkant havalisi) krallığının kuzeyinde, 10'u Seyhun boyunda, 4'ü Hazar'ın doğusu ve batısında, 6'sı Fu-lin'in (Bizans) doğusunda" Ancak Baykal gölünden Karadeniz'e kadar yayılan bu toplulukların hepsini de Türk menşeli saymak doğru olmasa gerektir En batıda gösterilen bazılarının (mesela Alanlar) İranlı oldukları biliniyor Wu-hun'lar (=Ugor) da Urallı bir kavim grubudur Ayrıca, Ogur boylarının da T'ieh-le'ler olarak zikredildiği anlaşılmaktadır Töles boylarının, taşıdıkları adlar henüz tamamen çözülememiş olmakla beraber, Hunlardan geldikleri ve umumiyetle dil ve örflerinin Gök-Türklerinkinin aynı olduğu belirtilmiştir.[4]


Kuruluş Mitolojisi

Çin yazılı kaynaklarına göre (550-557 yılın tarih kronikileri), Göktürklerin kökleri Orta Asya Hunlar'dan gelir. Göktürklerde hükümdar soyunun adı yazılı Çin kaynaklarına ve Türk sözlü geleneğine göre Asen (Asena veya Zena)'dir. Bu kaynaklarda Göktürk Kağanlığını kuran Asena veya Zena ailesi, kendi tanımlamada dişi bir kurdun soyundan geldiği anlatılmaktadır. Asena (Aşina, Zena, Aşına) ailesinin, yalnız bir erkek çocuk hayatta kalmak üzere, katliama uğramış olduğu söylencesinde Göktürklerin erken tarihinde bir soyun topluca kıyımının toplumsal bilinci etkilediği bilinmemektedir.[2]

Gök-Türkler, Çin kaynaklarının açıkça belirttikleri üzere, Asya Hunlarından iniyorlardı Başbuğ ailesi olan Aşına soyunun bir dişi kurttan türediğine dair o çağda pek yaygın olduğu anlaşılan rivayetler, Gök-Türklerin erken tarihini efsanelerle karıştırmaktadır Ancak kurttan-türeme geleneğinin, Asya Hunları arasında da mevcut olması ve kurt ata'nın Türkleri dar, geçilmez yollardan selamete ulaştırdığı (Mo-tun'un mensup olduğu ünlü T'u-ko (Tu-ku) ailesinden gelmesi kuvvetle muhtemeldir Kurt ata inancı dolayısıyla Gök-Türk hakanlık belgesi, altından kurt başlı sancak (tuğ) olmuştur.[4]

Göktürklerin "Kurttan Türeyiş"lerine dair Çin kaynaklarında da geçen üç efsane vardır. Aslında bu efsanelerin hemen hemen aynısı M.Ö. 119'da Hunlar tarafından büyük bir yenilgiye uğratılan Wu-sunlar için söylenir.

Efsaneye göre Hunlar bir taarruz neticesinde Wu-sun kralını öldürmüş, onun oğlu Kun-mo küçük olduğu için Hun hükümdarı ona kıyamamış ve çöle atılmasını emretmiş. Küçük Kun-mo dişi bir kurt tarafından emzirilmiş ve bu olayı uzaktan seyreden Hun hükümdarı, çocuğun kutsal biri olduğuna inanarak, büyüdüğünde onu Wu-sunların kralı yapmış, içinden Göktürkleri de çıkaran, Çinlilerin Kao-çı (Yüksek Tekerlekli Arabalılar) ve T'ieh-li (Tölös) dedikleri, Orhun nehrinden Volga kıyılarına kadar geniş bir alana yayılan bu güçlü Türk kavimler topluluğu için de "kurttan türeyiş" efsanesi aynı motifi işler. Çin'deki Toba sülalesi devri kaynaklarında efsane özetle şöyle anlatılır:

"Kao-çı kağanının çok akıllı iki kızı varmış. Öyle iyi kalpli ve akıllılarmış ki, babaları onların ancak tanrı ile evlenebileceklerini düşünerek, kızlarını bir tepeye götürmüş. Ancak tepeye ne tanrı gelmiş ne de onlarla evlenmiş. Kızlar burada beklerken ihtiyar bir erkek kurt tepede dolaşmaya başlamış. Küçük kız, kardeşine bu kurdun tanrının kendisi olduğunu söyleyerek tepeden inmiş ve kurtla evlenmiş. Bu suretle Kao-çı halkı bu kız ve kurttan türemiş.".

Bu efsanelerin tekamül etmiş şekli, tarihî realiteye de uygun olarak, Göktürk menşe efsanelerinde ve Ergenekon Destanı'nda görülür. M.S.570'te ortaya çıkan Çin'deki Sui Sülâlesi devrinde Göktürklerle yakın münasebet kuran Çinliler, Türklerden öğrendikleri efsaneyi tarih yıllıklarında not etmişlerdir. Efsane şöyledir:

"... (Göktürklerin) ilk ataları Hsi-Hai, yani Batı Denizi'nin kıyılarında oturuyorlardı. Lin adlı bir memleket tarafından, onların kadınları, erkekleri, büyüklü-küçüklü hepsi birden yok edilmişlerdi. Yalnızca bir çocuğa acımışlar ve onu öldürmekten vazgeçmişlerdi. Bununla beraber onun da kol ve bacaklarını kendisini Büyük Bataklığın içindeki otlar arasına atmışlardı. Bu sırada dişi bir kurt peyda olmuş ve ona her gün et ve yiyecek getirmişti. Çocuk da bunları yemek suretiyle kendine gelmiş ve ölmemişti. (az zaman sonra) çocukla kurt, karı koca hayatı yaşamaya başlamışlar ve kurt da çocuktan gebe kalmıştı. (Türklerin eski düşmanı Lin devleti, çocuğun hâlâ yaşadığını duyunca) hemen kendi adamlarını göndererek, hem çocuğu hem de kurdu öldürmelerini emretmişti. Askerler kurdu öldürmek için geldikleri zaman, kurt onların gelişinden daha önce haberdar olmuş ve kaçmıştı. Çünkü kurdun kutsal ruhlarla ilgisi vardı. Buradan kaçan kurt, Batı Denizi'nin doğusundaki bir dağa gitmişti. Bu dağ, Kao-ch'ang (Turfan)'ın kuzey-batısında bulunuyordu. Bu dağın altında da çok derin bir mağara vardı. (Kurt) hemen bu mağaranın içine girmişti. Bu mağaranın ortasında büyük bir ova vardı. Bu ova, baştan başa ot ve çayırlıklarla kaplı idi. Ovanın çevresi de 200 milden fazla idi. Kurt, burada on tane erkek çocuk doğurdu. (Göktürk Devleti'ni kuran) A-şi-na ailesi, bu çocuklardan birinin soyundan geliyordu."

Efsanede Türklerin yaşadığı ve göç ettiği yer olarak gösterilen Batı denizi, kimi tarihçilere göre Turfan'ın kuzey batısında yer alan Balkaş gölü veya Aral, hatta Hazar iken kimi tarihçilere göre de Isık göldür. Isık göl ve civarı, Kırgızların millî destan kahramanı olan Manas'ın da yaşadığı bir bölgedir. Ancak burada önemli olan menşe efsanesinin, Göktürklerin "Ergenekon Destanı"nın ilk şekli olmasıdır. Bütün Türk boylarında derin izler bırakan bu destan, içinde tarihî olayları barındırması bakımından da dikkate değerdir. Destan özetle şöyledir:

"Türk illerinde Göktürk oku ötmeyen, Göktürk kolu yetmeyen bir yer yoktu. Bütün kavimler birleşerek Göktürklerden öç almaya yürüdüler. Türkler çadırlarını, sürülerinin bir yere topladılar. Çevresine hendek kazdılar, beklediler. Düşman geldi. Vuruş başladı. On gün vuruştular, Göktürkler üstün geldi."

Düşman, Türkleri er meydanında yenemeyeceklerini anladığından hileye başvurur ve Göktürkleri gafil avlayıp, çadırlarını basar. Büyük bir katliam gerçekleşir. İl Han'ın küçük oğlu Kayan (Kıyan) ve yeğeni Tukuz (Negüz) kadınlarıyla birlikte düşmanın elinden kaçar ve onların bulamayacağı bir yere "Ergenekon"'a (Sarp Dağ Beli) gelirler. Burası geçit vermez, sarp dağlarla çevrili orta yeri düz, verimli bir ovadır. Burada bir müddet sonra nüfusları gittikçe çoğaldığında, birbirine akraba, ayrı ayrı "oba"lar oluşturdular. Nihayet dört yüz yıl sonra kendileri ve sürüleri Ergenekon'a sığamaz oldu. Kurultay toplayıp, Ergenekon'dan çıkma kararına vardılar. Çıkış için tek bir geçit vardı fakat burası da demirdendi. Bir demirci ustasının fikriyle demir dağ büyük bir ateş yakılıp, devasa körüklerle harlandırılarak eritildi. Nihayet, Börteçene (Bozkurt) adlı bir başbuğun liderliğinde, Türkler Ergenekon'dan çıkıp bütün dünyaya yayıldılar.

Özetlenen bu destan, İlhanlı tarihçisi Reşideddin tarafından nakledilirken, araya Moğollar da serpiştirilerek, büyük ölçüde tahrif edilmiştir. Ancak destanda geçen motifler ve çağrıştırdıkları olaylar, destanın Göktürklere ait menşe efsanelerinin tekamül etmiş hâli olduğunu açıkça göstermektedir. Nitekim Börteçene, Göktürklerin soylarını dayandırdıkları Asena gibi mübarek ve yol gösteren bir kurttur. Hun birliği dağıldıktan sonra, destanın girişinde belirtildiği gibi, Türkler Altay dağları civarına çekilmişler ve bir müddet Juan-Juanlar'ın hâkimiyeti altında yaşamışlardır. Demircilikte ileri giden Göktürkler, Juan-Juan hükümdarının "Sizler demircilikle uğraşan kölelerimsiniz" diye aşağılanmalarını hazmedemeyerek, onlara savaş açmışlar ve yaklaşık dört yüz yıl süren suskunluktan sonra, 545 yılında büyük bir zafer kazanarak istiklâllerinin temelini atmışlardır. Reşideddin'in de Camiü't-Tevarih'te yazdığı üzere, Ergenekon'dan çıkış, bir bayram olarak kutlanmış, önce Türk kağanı, ardından beyler, bir parça demiri ateşe salıp kızdırdıktan sonra, örs üstünde çekiçleyerek, Ergenekon'u Türk an'anesinde canlı tutmuşlardır.

Göktürk hükümdarlık ailesi Aşına soyundan gelmekteydi. Yukarıda ifade ettiğimiz efsanelere göre Aşına soyu dişi bir kurttan türemişti ve bu inanış sebebiyle de Göktürk Devleti alâmeti, altından kurt başlı sancak olmuştur. Ergenekon efsanesi, Hun devletinin yıkılmasından sonra, Türklerin yaşadığı zorlukları anlatmaktadır. Dolayısıyla, tarihen yaşanmış olaylar, Göktürklerin, Hun devletinin bir devamı olarak ortaya çıktıklarının bir delilidir. Nitekim devlet yapılanmasının Hunlarla aynı olması da bu fikri kuvvetlendirir.[6]

Bumin Kağan

I. Göktürk Kağanlığı (Doğu-Batı Kağanlıkları)

Göktürk Devletini, Avarlar'a isyân edip, İmparator Anagay'ı mağlup eden Bumin Kağan kurdu.[1] VI.yüzyılın ortasında, Asya'nın doğusunda Çin devletinin, batısında Sasani-İran devletinin sınırladığı İç Asya bozkırlarında, doğuda Avarlar, batıda Eftal / Ak Hunlar ile yapılan mücadeleler sonucunda ortaya çıktı.[2] Bumin Kağan, Göktürk Oymağının Hânı Uluğ Yabgu'nun oğludur. Kardeşi İstemi Kağan ile saltanatı ortaklaşa idâre ettiler. Ortak hükümdarlık usûlü, devlet idâresinde bir Türk geleneğidir. Doğu Göktürk Kağanlığını, Doğu Kağan ve Büyük Kağan da denilen Bumin, ona bağlı Batı Göktürk Kağanlığını da kardeşi İstemi Kağan idâre ediyordu.

Bumin Kağan (552-553), Ötüken Dağı çevresinden Çin Seddi'ne; İstemi Kağan (553-576), Altay Dağlarının güneyinden başlayarak Cungarya ve İli Irmağı havzası ilerisine kadar olan topraklarda hâkimdiler. Böylece iki kardeşin saltanatı müddetince ülke sınırları doğuda ve batıda genişletildi. Avar ülkesi bütünüyle ele geçirildi. Hâkimiyetleri altında Oğuz, Üç Oğuz, Dokuz Oğuz, Tarduş, Türkeş, Töles, Tatar, Kırgız, Karluk Türkleri bulunuyordu. Bu iki kağan ,Türk soyundan gelen birçok boyları birleştirerek, târihte ilk defâ “Türk” adını taşıyan millî bir devlet kurdular.

Bumin Kağan'dan sonra, kardeşi İstemi ve oğlu Doğu Kağanı Bağan Kağanlar, büyük fetihler yaptılar. Göktürk Devleti'nin sınırlarını; yedi yüz yıl öncesi Büyük Hun İmparatorluğu Kağanı Mete (M. Ö. 209-174)'nin zamânından sonra, en geniş sınırlarına ulaştırdılar. Aral, Balkaş, Baykal gölleri ve Hazar Denizinin kuzey ve batı kıyıları Türklerin elindeydi. Batıda Ural Dağları ve Irmağı geçilip, Volga'ya ulaşıldı. Doğu'da sınır Kore'nin kuzeyinden geçip, Büyük Okyanus'a dayanıyordu. Güneyde Doğu Türkistan'ın tamâmı ve güneybatısı dışında bütün Batı Türkistan, Kansu, Göktürklerin hâkimiyetinde olup, buralar Türkleştirilmişti. Güney Doğuda, Çin Seddi Göktürk-Çin sınırını teşkil ediyordu.[1]

İli derleyen ve bu nedenle İliğ Kağan diye de adlandırılan Bumin Kağan'ın ölümünden sonra yerine oğlu Ko-lo/Kara Kağan geçtiyse de iktidarı kısa sürdü. Bir yıl sonra Mukan Kağan devletin başına geçti. Mukan Moğol soylu Kitanları yenerek Doğu Göktürk Devleti'nin sınırlarını Büyük Okyanus'a kadar genişletti. Mukan'dan sonra tahta Ta-po/Taspar Kağan geçti. Ta-po, Budizmi kabul eden ve Çin'i baskı altında tutan yönleriyle sivrildi. Doğuda bunlar olup biterken batıdaki sınırlarını Kırım'a kadar genişleten İstemi Kağan öldü. Yerine oğlu Tardu Kağan geçti. Tardu, 603 yılına kadar hükümdarlığını sürdürdü.

Doğuda Ta-po'nun ölümü üzerine tahta çıkan To-lo-pien (ya da sonraki adıyla Apa Tarkan) toyda / kurultayda yapılan kengeş'te (müzakere) onaylanmadı. Yerine Ta-po'nun yeğeni Şa-po-lio / İşbara Kağan ilan edildi. Çin politikalarının da tesiriyle batı kağanı Tardu, To-lo-pien'i destekledi. İşbara'nın Apa'nın annesini öldürtmesi, doğu ile batı arasındaki ilişkileri bir daha düzelmemek üzere bozdu; iki budun artık birbirlerine düşman hale geldi.

Tardu'nun ölümünden sonra Batı Göktürkleri, güçlerinin zayıfladığının bir göstergesi olan, yabguluk ve şadlık adları altında Aşena ailesine mensup kişilerce yönetildikten sonra 630 yılında Çin egemenliğine girdi. Bundan sonra On Oklar adını alarak Türgiş boyunun önderliğindeki boylar federasyonu şeklinde yüzyılın sonuna kadar Çin hakimiyetinde kaldılar.[2]

Göktürk Devletinin en kudretli Devrinde Çinliler, Sâsânîler, Bizanslılar komşularıydı. Bu devletler, Türk Kağanlığı ile siyâsî münâsebetlerinde çok dikkatliydiler. Göktürklere gönderilen Çin elçisi Şang-Sun-Çing, imparatoruna verdiği raporda; Türklerin askerî güçle yenilmesinin imkânsız olduğunu belirtiyordu. Siyâsî entrikalara başvurulmazsa Çin'in güvenliğinin büyük tehlikeye girebileceği reçetesini de veriyordu. Bundan sonra, Çinliler ananevî, hîle siyâsetlerini tatbik edip, ülke içine fitne soktular. Tigin denilen Göktürk Prenslerini taht kavgasına teşvik edip, Türk örf ve âdetlerini dejenere ile devletin gücünü zayıflattılar. Sinsice plânlarının tatbiki sonucu, 647 yılında Doğu Göktürk Kağanlığını yıkıp, topraklarını ele geçirdiler. Yüz binlerce Türkü esir edip, kanlarına girdiler.[1]

Doğu Göktürk Kağanlığı ise, Şi-pi Kağan'nın 618'de ölümüne kadar benliklerini korudular. Ondan sonra görülen Hie-li / İliğ Kağan Çin'in başkentini kuşattı ise de tutsak alındı; esarette ölmesiyle I. Göktürk Kağanlığı tamamen yıkılmış oldu (630).

Aynı tarihte Çin İmparatoru Tai-tsung kendisini Türklerin Gök Kağanı ilan ediyordu. Hakanlığa bağlı Türk ve yabancı boylar etrafa dağılmaya başladılar, bunlardan bir kısmı ise Çin'e sığındı. 50 yıl süren esaret hayatında Türk budununu toparlama çalışmaları ve Çin'e karşı başkaldırma hareketleri (isyanlar) gözlenir. Bunların en ünlüsü 639'da Gök-Türk prensi "Kür Şad"ın ihtilal denemesidir. [2]

Doğu Kağanlığının yıkılmasıyla; 552 târihinden 647'ye kadar devâm eden birinci dönem bitip, 682'de Kutluğ Devletinin kurulmasına kadar devâm eden ikinci dönem başlamıştır. Göktürklerin üçüncü ve son devri İlteriş Kutluğ Kağan ile başlayıp, 745 yılında iktidârın Uygur Türklerine geçmesine kadar devâm etmiştir.

II.Göktürk Kağanlığı (Kutluk Dönemi)

630 yılında başlayan 50 yıllık esaret döneminde Çin, Türk kavimlerini durmadan yerinden oynatır, parçalar ve böler. Yapılan ayaklanmalar da çok kanlı bir şekilde bastırılır. Ancak bu baskı ve şiddet dönemi Türklerin millî benliklerini yok edemez. Aksine Türklerdeki millî şuuru daha da perçinler. Türklerin bu devirde içine düştükleri hüzün ve kederin, acıklı ve ibret dolu ifadelerini Orhun Kitabeleri'nde görmek mümkündür.[6]

Çinliler, Türk beylerini öldürmektense, kontrol altında bulundurmak için, önceleri Çin sarayında rehin tutmak siyâsetini uyguladılar. Bu beylere sözde birer yüksek Çin memuriyet ünvânı verip, tâyinler yaptılar. Çeşitli entrikalar sonucu esir edilip, Çin'e götürülen Türklerde esâret millî şuurun doğmasına sebep oldu. Ok atmakta ve at yarışlarında usta atıcı ve binici olan Türkler, tertip edilen yarışlarda rekorlar kırıyorlardı. Türk beylerinin bu başarıları, Orta Asya'ya yayılıyordu. Çin sarayında en cins atları alıp, kaçıran ve hattâ Çin İmparatorluk sarayını bile birkaç gün içinde ele geçiren Türk beylerinin ünleri Türkler arasında yayılıyordu. İçlerinde Çinli kızlarla evlenip, Çinlileşenler olduğu gibi İmparatora bile kafa tutup ihtilâl çıkaran Türk beyleri de vardı. Kürşad, bu beylerin en meşhurlarından biriydi.[1]

681 yılında Aşena ailesinden Kutluk Kağan, Çin'in kuzeyine yerleşmiş Türk boylarını yeniden toparlamayı başardı. Çin, Kitan ve Dokuz Oğuzlar / Uygurlar ile yapılan savaşlar sonucunda Ötüken ormanında Göktürk Kağanlığı yeniden güçlendi. Kutluk, ili (devleti/ulusu) yeniden derlediği için İlteriş (ili derleyen) adını aldı. 692'de ölen İlteriş'in yerine kardeşi Kapgan/Kapağan (Günümüz Türkçe karşılığı kapan=alan=Fatih) kağan oldu. Devlet kurulduğundan beri kağanlık danışmanı olan Tonyukuk'un da bulunduğu Kitan'a Tatabilere, Basmıllara, Çiklere, Azlara, Bayırkulara, Türgişlere/On Oklara (Batı Göktürk budunu, Kitabelerde sürekli Türgiş Kağanı Türküm, budunum idi ifadeleri bununla ilgilidir), Kırgız ve Dokuz Oğuzlara yapılan seferlerle II. Göktürk Kağanlığı'nın sınırları Okyanus'tan Mâveraünnehir'deki Temir Kapığ (Demirkapı)'ya kadar ulaştı. İpek Yolu'nun büyük bir kısmı denetim altına alınmış oldu.[2]

Göktürk Devleti'nin Kutluğ dönemini başlatan İlteriş Kutluğ Kağan, önceleri hudutta bir Çin memuruydu. On yedi kişiyle Çin'e isyân etti. Türk beyleri de kendisine katıldı. Orta Asya'daki dağınık Türkler, etrâfında toplandı.[1]

Kutlug, az zamanda akıl hocası Tonyukuk ile kağanlığı, Ötügen başkent olmak üzere yeniden teşkilâtlandırmıştır. Bu sebeple Kutlug Kağan'a İl'i=devleti derleyip toplayan manasına İlteriş ûnvanı verildi. Ordu ve diplomasi işlerini Bilge Tonyukuk'a bırakan İlteriş Kağan, kardeşi Kapagan'ı da şat tayin etti. Devlet kurulduktan sonra, elli yıllık esaret hayatının acısını çıkarmak ve Türklerin kırılan gururlarını tamir etmek için Çin'e karşı sayısız akınlar yapıldı. Hatta bu akınların birinde 23 Çin şehrinin tahrip edildiği ve Okyanus'a kadar ulaşıldığından bahsedilmektedir. Orhun Kitabeleri'nde İlteriş Kağan'ın en büyük destek ve yardımcılarından birinin eşi İlbilge Hatun olduğu belirtilmektedir.[6]

Millî şuur heyecânını uyandırmak için İlteriş Kutluğ ilk akını Çin'e yapmıştır. 687'de Türkler Çin'in Şansi eyâletine girmişlerse de geri çekilmek zorunda kalmışlardır. 694 târihinde Çinlileri Nig-Hia yakınlarında yenerek, gereken dersi vermişlerdir.[1] İlteriş Kağan 692 yılında öldüğü zaman Göktürk Devleti eski haşmet ve gücüne erişmiş bulunuyordu. Yerine biri 8 yaşında Bilge, diğeri 7 yaşında olan Kül Tigin adlı oğullarının yaşlarının küçüklüğü sebebiyle, kardeşi Kapagan, kağan oldu (692-716).[6] 706'da Kapağan, Kağan Çinlileri büyük bir bozguna uğrattı.[1]

Kapagan Kağan devri, fetihlerin devam ettiği ve Türk birliğinin kurulduğu bir devir olmuştur. Kapagan, bu birliği gerçekleştirmek için gerektiğinde çok şiddetli davranmıştır. Bu sebeple Kırgızlar, Türgişler ve Basmıllar itaat altına alınmış, Karluklar ve Oğuzlar cezalandırılmıştı. Ayrıca onun zamanında tarım reformu ve tohum ıslahı gibi hareketlere de girişilmişti. Bu amaçla gelişmiş Çin tarımının tekniklerinin uygulanması için Çin ile savaşılmıştır.[6]

Kapağan (Kapgan) Kağan, 716 yılında Bayırkuların iç isyânını bastırmaya çalışırken Tola kıyılarında tuzağa düşürülüp, öldürüldü. Oğulları Bögü, İni ve Yuluğ Tiginler kağanlık iddiâlarında bulundular.[1] Göktürk Kağanlığı'nın başına oğlu İnel (ya da Ünal) geçti. Ancak Kutluk'un oğlu Bilge, İnel'in kağanlığını kabul etmedi. Boy begleri (beyleri) Bilgeyi kağan ilan etti.[2] Bögü ve İni Tiginler ard arda kağan oldularsa da, ikisi de öldürüldü. Yuluğ Tigin büyük edip olarak da tanınan, amcaları Bilge Kağan ve Kül Tigin ile işbirliği yaptı. Taht kavgasına ve ülkedeki anarşiye İlteriş Kağan'ın büyük oğlu Bilge Kağan ve kardeşi Başkomutan Kül Tigin son verdi. İki kardeş ortaklaşa hareket edip Göktürk Devletine son yükselme devrini yaşattılar.[1] Yeni kağan başa geçince kardeşi Kül Tigin'e ordunun komutanlığını verirken, Tonyukuk'a vezirlik görevini verdi.[2] Bilge Tonyukuk, İlteriş Kağan zamânından beri devlet hizmetinde başkumandanlık ve vezirlik yapan, Türk târih ve kültürüne büyük emeği geçen unutulmaz bir devlet adamıdır. Bilmeyerek de olsa, Bilge Kağan'ın bâzı isteklerine karşı çıkarak Türklüğü İslamiyet'e hazırlamış olan bir vezirin 725 yılında kaybı ile devlet, tecrübeli bir büyüğünü yitirmiştir.[1]

Onun dönemi de amcası dönemindeki gibi devletin egemenliğindeki boyların başkaldırılarıyla geçti. Çin'in desteklediği Uygur-Karluk-Basmıl bağlaşmasının Ötüken'e yönelik sürekli saldırıları, İpek Yolu'nun kilit noktası olan Çungarya'nın Çin'in denetimine geçmesi ve batıda On Ok budununu hakimiyetine alan Türgişler'in gün geçtikçe güçlenmesi neticesinde II. Göktürk Kağanlığı çöküşe sürüklendi

Bilge Kağan'ın, danışmanı Tonyukuk'u ve küçük kardeşi Kül Tigin'i kaybetmesinden sonra zehirlenerek öldürülmesi üzerine yerine geçen Tengri Kağan çocuk yaştaydı. Onun kağanlığına karşı gelen Ozmış da ülkeyi toparlayacak güçte değildi.[2]

Göktürklerin son zamanlarında taht kavgaları ve anarşi bitmek bilmiyordu. Devletten ayrılmak isteyen kavimlere ve Çin entrikalarına karşı yapılan mücâdeleler sonunda; 731'de Kül Tigin, 734 yılında da Bilge Kağan öldürüldü.[1]

Göktürk Kitabeleri'nde de söylendiği gibi, küçükler, büyükler gibi yaratılmadığı için, Bilge Kağan'dan sonra gelen Türk devlet adamları da bilgisiz ve kötü olmuşlardı. Ayrıca Dokuz Oğuzlar yani Uygurlar, Karluklar ve Basmıllar gibi Türk kavimleri de güçlenmişlerdi. [6] Uygur, Karluk, Basmıl Türkleri de Göktürklere karşı ayaklandılar. Bu mücâdeleler, Peymey Kağan zamânında 745 târihinde Uygur Türklerinin Göktürk iktidârına son vermelerine kadar devâm etti.[1]

Başlangıçta yalnızca akın ve savaşlar için kurulmuş gibi görünen Göktürk Kağanlığı, artık VIII. yüzyılda, bir kültür devleti olma yoluna girmişti. Ayrıca Türkçe konuşan ve kendilerini birbirine yakın hisseden bütün Orta Asya halklarını bir araya getirmişti. Göktürklerin kurup geliştirdiği yüksek devlet anlayışı Orta Asya Türk boylarının kolay kolay hafızalarından çıkmamıştır. İşte bu açıdan 744'te kurulan Uygur devleti, Göktürklerin bir devamı gibidir.[6]

Göktürk Atlısı

Göktürklerde İdâre ve Ordu

Devleti “Kağan” ünvanlı hükümdâr idâre ederdi. Kağan'da “Bilge”lik, “Alp”lık ve “Erdem”lilik özellikleri aranırdı. “İl” denilen ülkeyi bilgili, kahraman, özü sözü doğru, fazîletli devlet başkanı idâre ederdi. Kağanın vazîfeleri arasında savaş gücüyle devleti kurma ve düzene koyma, yeni alınan yerlere iskan, “töre” yâni kânunları düzenlemek, ahâliyi doyurup giydirmek vardır. Ülke geniş bölge teşkilâtı gereğince Doğu ve Batı olmak üzere ikili devlet sistemine göre idâre edilirdi.

Kağanın eşine “Katun” denirdi. Kağandan sonra gelen yüksek rütbe “Yabgu”luktur. Göktürkler, devlet idâresinin en soylu, tecrübeli Türk boylarının elinde kalmasına dikkat etmişlerdir. Önceleri sayısı bir olan Yabgu'ya, devlet genişledikçe ihtiyaç çoğalmış, Batı Türkistan gibi bölgelere de yenileri tâyin edilmiştir. Şehzâdelere “Tigin” veya “Tegin”, “Şad”; eşlerine de “Konçuy” adı verilirdi. Tiginler, umûmî vâlilik, başkumandanlık gibi mühim memuriyetleri yaparlardı. Boy hükümdârına “Kan (Han)” denmektedir. “Tarkan”, “Çur”, “Apa”, “Tudun”, büyük memuriyetlerdendir.

Göktürk ordusu, yükselme döneminde Asya'nın en güçlü askerî kuvvetiydi. Ordunun üçte ikisi süvâri, biri de piyâdeydi. Akınlarda ve savaşlarda süratli hareket etmek esastı. Gece ve gündüz sıkı yürüyüşle yol alan ve atlarına nöbetle binen Türk süvârisi, hiç ümit edilmedik anda, hiçbir haber alma şansı bırakmadan düşman ordusuna saldırırdı. Savaşta düşman asker miktârı yüz binleri bulursa, Türk ordusu kırdırılmazdı. Bozkır taktiği ile ilk önce geri çekilinirdi. Merkez üssünden ayrılan düşman, vur kaç ve gerilla savaşı ile yıpratılıp, ânî baskınla yok edilirdi. Göktürklerin bayrak ve tuğlarının tepesinde altından yapılmış kurt başlı heykel bulunurdu. Tuğ ile davul da bağımsızlık sembolleriydi.

Göktürklerin başşehri Ötüken'dir. Burası Orhun Irmağı ile Selenge Irmağının Tarim kolu arasında, ormanlar içinde bitki örtüsü ve suyu bol bir şehirdi. Ötüken'den başka Barshan, Çargelen-Çumgal, Çaldıvar, Atbaş, Şirdakbeg, Nanageldi, Fergana, Yassıkugart, Çikircik başlıca Göktürk şehirleridir.

Göktürklerde karar, seçim, insan ve hayvan sayımı için ziyâfetli devlet meclisi mâhiyetinde “Kengeş (Müşâvere) Meclisi” toplanırdı.[1]

Tuğ

Doğu Göktürk kağanlarından Şipi Kağan (609-619), Suy Hanedanın son ve Tang Hanedanı'nın ilk yıllarından Çin'in iç siyasetine müdahale etmiştir. 617 yılında Çin otoritesine karşı isyan eden Çinli general Liang Şitu'na kendi askerlerini komuta ettirmiş ve Tadu Bilge Kağan unvanı ve kurt başlı tuğ (pinyin: láng tóu dào)'u armağan vermiştir. Aynı şekilde Liu Vuşu'ya Dayan Kağan unvanı ve kurt başlı tuğu vermiştir.[2]

Devletin Doğu Kanadını Yöneten İşbara

İşbara'nın bir sözü:

«Size bağlı kalacak, haraç verecek kıymetli atlar hediye edeceğim. Fakat dilimizi değiştiremem.Dalgalanan saçlarımı sizinkine benzetemem. Halkıma Çin giysileri giydiremem. Adetlerimizi, kanunlarımızı değiştiremem. İmkan yoktur. Çünkü bu bakımlardan milletim fevkalade hassastır, adeta çarpan tek bir kalp gibidir.»

Bizans elçisine verilen cevap:

«O Romalılar siz değil misiniz ki on dille konuşursunuz ve herkesi aldatırsınız? Siz Romalılar niçin bizim elçilerimizi Kafkaslar üzerinden Bizans'a götürüyorsunuz ve Roma'ya gidilecek başka yol yoktur diyorsunuz? Yani biz, yollar geçilmez, her taraf arızalı, dağlık taşlık zannedelim de Roma İmparatorluğuna hücum etmeyelim mi? Böyle düşüneceğimizi mi sanıyorsunuz? Fakat biz Dinyeper nehrinin nerede bulunduğunu, Tuna'nın nereye aktığını iyi biliriz.» [2]

Tonyukuk abidesi

Sanat ve Edebiyât

Orta Asya'da yapılan araştırma ve kazılarda Göktürkçe yazılı eserler bulunmuştur. Para, taş ve ağaç üzerine yazılan metinlerden, para ve taşlar üzerine yazılanlar günümüze kadar gelmiştir. İlk Türk âbidelerinde yazılara altıncı yüzyılda rastlanmıştır. Bunlar kısa metinlerdir. Elde kalan “bengü” anıtları, Orhun Âbideleri veya Türük Bengü Taşları da denen üç büyük kitâbedir. Taşların üzeri oyulmak sûretiyle yazılmıştır. Bu kitâbeler; Göktürk Kağanı Bilge Kağan, Kül Tigin ve vezir. Bilge Tonyukuk adlarına yazılıp, dikilmiştir. Kitâbeler kireç taşına yontularak yazıldığından zaman ve açık havanın tahribâtına mâruz kalıp, bozulmuştur. Bu yüzden bâzı satırları ve birçok kelimeleri okunamaz durumdadır. Kül Tigin kitâbesi, içlerinde en az tahribâta uğrayanıdır.

Orhun Âbidelerinin yazıldığı Göktürk alfabesi 38 harflidir. Türklerin millî alfabesi olan bu yazı sisteminde 4 sesli, 9 birleşik, 25 de sessiz harf bulunmaktadır. Kelimeler birbirinden iki noktayla ayrılır. Türklerin İslam dînini kabulünden önce yazılan Orhun Âbideleri, muhtevâ olarak Türk târihi ve kültürü bakımından önemlidir. Âbidelerde; Türklerin yabancıların siyâsetine âlet olduğu zamanlarda bozulduğu, devlet kademelerinde bilgili ve ehil olmayan kadronun iş başına getirildiği zaman idâre mekanizmasının iyi çalışmayıp, ahâlide hoşnutsuzluk görüldüğü, yabancı kültürünün Türk birliğini zedeleyip, şahsiyetini kaybettirdiği, hitâbet sanatına uygun bir anlatımla verilmiştir. Türk milletinin en zor şartlarda bile içinden kuvvetli şahsiyetler çıkıp, ülkeyi kurtarıp, devleti yeniden kurup, güçlendirdiği anlatılan âbidelerde, devlet tecrübesi yanında Türklüğün, istiklal fikrine yer verilmiştir. Ayrıca bu, Hâkanların millete hesap vermesidir.

Bilge Kağan Abidesinde bugünkü dille şöyle denmektedir:



“Türk Oğuz Beyleri, işitin! Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, ilini töreni kim bozabilir. Ey Türk Milleti! Kendine dön. Seni yükseltmiş Bilge Kağanı'na, hür ve müstakil ülkene karşı hatâ ettin, kötü duruma düşürdün. Milletin adı, sanı yok olmasın diye, Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Kardeşim Kül Tigin ve iki Şad ile ölesiyle bitesiye çalıştım... ” [1]


İktisâdî ve Sosyal Hayat

Göktürkler, tarım ve hayvancılığa önem vermişlerdir. Memleketlerinde bugün bile kullanılan sulama kanalları yapmışlardır. On kilometre uzunluğundaki Tötö Kanalı son derece kayalık bir arâzide açılıp, iki vâdi birleştirilmiştir. Yüksek matematik bilgisine dayanan bir su dağıtma şebekesi bu kanala bağlanmıştı. 1935 yılında bölgeyi sulamak isteyen Ruslar, yüzyıllar öncesi yapılan kanalı yenileyip, eskisinden daha iyi bir şebekenin kurulamayacağına karar vermişlerdir. Göktürkler çeşitli bitki ve tarım ürünleri yanında Orta Asya bozkırlarında dünyânın en cins atlarını yetiştirmişlerdir. Sürülerle küçük ve büyük baş hayvan beslerlerdi.

Tarım ve hayvan ürünlerinden, tarhana, kavurga, kavut, kurut, kuru kaymak, kakaç, pastırma-sucuk gibi gıdâ maddeleri; börk, deri, kalpak, tulum, tüngü, keçe, halı, kilim gibi giyim-kuşam deri eşyâ ev yaygıları yapıp kullanılırlardı. Cepken, yelek, şalvar, tokalı kemer giyip kuşanırlardı.[1]


Uygarlık

Göktürkler dönemi, Türklerin bozkır göçebe uygarlığından yerleşik tarım uygarlığına geçiş dönemidir. Bu dönemde hayvancılığın yanı sıra tarım da yapılmış, etrafı duvarlarla çevrili kentler meydana getirilmiştir. Kaya resimlerinden anlaşıldığına göre Göktürkler deri veya keçe çizme ve uzun kaftan giyerlerdi. Savaşırken başlarına tulga geçirir, uzun ve eğri kılıçlar kullanırlardı. Göktürklerin, Türk dilinin özelliklerine uygun bir yazıları vardı. 38 harften oluşan Göktürk alfabesinde satırlar sağdan sola yazılırdı. Bu alfabe ile yazılmış olan Orhon ve Yenisey yazıtları Türk dilinin VII. yüzyılda gelişmiş bir kültür dili olduğunu gösterir.

Göktürkler Türklerin ulusal dini olan Samanlığa bağlıydılar. Başta Gök Tanrı olmak üzere doğa güçlerine taparlardı. Hakanın hizmet yetkisini Tanrıdan aldığına inanılır, bu görevi iyi bir şekilde yerine getirmesinin de bir Tanrı buyruğu olduğu kabul edilirdi. Yazıtlardan anlaşıldığına göre Göktürklerde ölen bir kimsenin ruhunun bir kuş gibi uçup gittiğine inanılır ve onun için «yuğ» denilen törenler yapılır, ardından ağıtlar yakılırdı.[7]


Din

Bilge Kağan'ın davranışlarına bakıldığı zaman Göktürklerin, bir din arayışı içinde oldukları görülür. Bundan önceki dinleri semâvi dinlere dayanmakla birlikte bozukluk içindeydi. Yâfes bin Nûh neslinden olan bu milletin İslam öncesi devri, yaşayış îtibâriyle saf ve temizdir. İbn-i Fadlan gibi Arap seyyahlarının bildirdiğine göre Türklük içinde zinânın cezâsı ölümdü.[1]

Göktürkler, inanç ve düşünce yapılarına göre Göktanrı (Tanrı veya Tengri) tarafından devlet kurma görevinin kendilerine verildiğine inanır ve bu doğrultuda hareket ederlerdi. Bu yüzden kendilerini Göktürk olarak tanımlamışlardır.Gök rengi yani Mavi kutsaldı.Yine ibadetler göğe en yakın yerlerde,yükseklerde yapılırdı. Bugün halen Anadolu'daki Türkmenler belli kutlamalar için (hıdırellez vs) yüksek dağlara, tepelere çıkmaktadırlar.[2]

Bilge Kağan, hayâtı at sırtında geçen bu yarı göçebe milleti yerleştirmek ve din olarak da Budizm'i seçmek istemişti. Ancak devletin büyük müşâviri ve tecrübeli veziri Tonyukuk buna karşı gelmiş bilmeyerek de olsa, Türklüğün İslamiyet'e girmesinde büyük rol oynamıştır. Zâten bu zamanda yeni yeni devletin batı sınırlarına uzanan Mecûsî İran ile savaşıyordu. Eğer İslamiyet, Bilge Kağan'dan daha önce ülkelerine ulaşsaydı, şüphesiz Türk târihinde alp-erenlere çok önceleri rastlanırdı.

Zâten 8. yüzyılda Müslümanlarla karşılaşan Türkler, 751 yılında Çinlilere karşı Müslüman Araplarla ittifak ettiler. Bu târihî olaydan sonra İslam'a yönelmeye başladılar. 751 Talas Meydan Muhârebesi sonunda; İslamiyet'i yakından gören, inceleyen Türkler, Müslüman olmakla şereflendiler ve yıllarca İslam dîninin bayraktarlığını yaptılar.

İslamiyet'te eti ve derisi haram olan domuzu, komşuları Moğollar besleyip etini yemelerine rağmen, Türkler katiyetle sevmezlerdi. İslamiyet'te büyük günahlardan olan zinâ, hırsızlık, hîle, yalan söylemek gibi gayri ahlâkî fiiller İbn-i Fadlan'ın seyahatnâmesinde bildirdiğine göre eski Türklerde de yasak olup, temiz ve asil bir millet idiler. Türkler, büyük suç kabul ettiklerinden fâilleri en ağır cezâlara çarptırılırdı. Meselâ zinânın cezâsı ölümdü. Bütün insanları dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşturan İslam dînini Türkler hiçbir zorlama olmaksızın, kendi rızâlarıyla kabûl edip, Türklüklerini muhâfaza etmelerini sağladılar. Türk soyundan olan Bulgarlar, Müslüman olmadıkları için bugün Türklüklerini unutmuşlar ve târih boyunca Müslüman Türklere düşmanlık yapmışlardır.[1]



Göktürkçe Bir Kitap Örneği..Turkic Book of Predictions in Runic5394, AD 930, Cave 17, Dunhuang, ink on paper. Copyright © The British Library Board

Kaynaklar

[1] Yeni Rehber Ansiklopedisi, "Göktürkler (Köktürkler)" maddesi, Türkiye Gazetesi Yay. İstanbul 1994, 89-s. -92.
[2] "Göktürk Kağanlığı", tr.wikipedia.org/wiki/Göktürk_Kağanlığı
[3] www.bilgilik.com/tarih/medeniyetler-tarihi/gokturkler.html
[4] izmirturks.com/turk-tarihi/gokturkler-31275/
[5] L Bazin, "Les Calendriers", s 661, 667
[6] ttp.cankaya.edu.tr/index_dosyalar/page0001.htm
[7] www.bibilgi.com/Göktürkler





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: taha vbg, 12.11.2014, 07:56 (UTC):
süperrrrrrrrrrrrr

Yorumu gönderen: Kül Bilge Kağan, 19.04.2014, 21:29 (UTC):
Türkler Talkan ve Curcan' da arapların Türkler' e yaptığı katliamlar sonucu zorla müslüman yapılmıştır. Yanlış bilgi veriyorsunuz!

Yorumu gönderen: Mustafa, 19.01.2014, 15:35 (UTC):
Gerçekten çok güzel olmuş. Tarım kanalları olayını ve halkın diğer sosyal hayatını bilmiyordum. Elinize sağlık, teşekkürler.

Yorumu gönderen: buse, 29.12.2013, 10:47 (UTC):
çok uzun

Yorumu gönderen: Kemal, 31.10.2010, 21:52 (UTC):
Göktürk (Kök-Türk) Devleti, milletimize adını veren, Türk Devlet felsefesinin temellerini atan, kendisinden sonraki kurulan tüm Türk devletlerine kültür, siyaset, askerlik, yönetim, milli hassasiyet konularında rehberlik eden ve ilham kaynağı olan; Türk tarihindeki en önemli iki siyasi oluşumdan (diğeri Osmanlı) biri olan bir devlettir.

Yorumu gönderen: yücel, 29.05.2010, 05:38 (UTC):
ben rüyamda bumin kağan ve kültekin olduğunu söyleyen zatları gördüm üç tane adam / birtane kadın
ve özel bir harfleri gösteren bunlar üç harti birisi i harfi diğeri orak veya 5 sayısına benzer birşey diğeride 5 e benziyordu ve birde deli gibi görünen ama bilge bir kadın gördüm sanırım şaman rahibi idi bu rüyaya istinaden sayfaları dolaşırken burayı buldum oldukça güzel hazırlanmış bir yazı tebrik ediyorum



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36724960 ziyaretçi (102794678 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.