Geçmişin Garip Gizemleri
 

Geçmişin Garip Gizemleri

Önbilgi: Geçmiş, çoğunlukla Pandora'nın kutusu gibidir ve kapağı açıldıktan sonra değişmez bir şekilde dışarıya şok dalgaları gönderir. İsrail Galile'de keşfedilen büyük cam kütle, modern adamın kafasını karıştırmıştır. Ölçümler, onun bugüne kadar yapılan üçüncü en büyük cam kütlesi olduğunu göstermiştir. Diğer ikisi, 1934 yılında yapılmıştır. Bu kütle, 1000 yaşındadır.

Öyleyse bir mağaranın içinde ne aramaktadır? Zamanında onu kim yaratmış ve bu inanılmaz başarıya ulaşmıştır?

Diğer kafa karıştırıcı arkeolojik bir gizem de Çin alüminyumu hakkındadır. İşçiler tarafından gömülü bir mezarda tesadüfen bulunmuştur. Ve gizem, arkeologları ve bilim insanlarını uzun bir süre şaşırtmış ve tarihçilerin tarihi gerçekleri bir kere daha düşünmelerine yol açmıştır.

Hayrete Düşüren Cam Kütle

Yeni arkeolojik bulgularla geçmişin gizemleri daha da karmaşık hale gelmektedir. 20. yüzyıl insanı, daha önceki zamanlarda da insanın epey gelişmiş olduğunu ve arkasında bugün için teknik olarak konuşmak gerekirse muamma olan muhteşem eşyalar ve binalar bırakmış olmasını bilmekten hayrete düşmektedir. Ve Galilee'nin camı, böyle bilmecelerden biridir.

Yerel yetkililer, Beth She'arim'deki bir mağarayı müzeye dönüştürme kararı almışlardı. Yahudilerin acımasızca yeraltı mezarlarına gömüldüğü eski bir şehirde bulunduğu için mağara çok ilgi çekiyordu. Çalışma, kısa zamanda bütün hızıyla başladı. Kazı esnasında mağara su tankı olarak kullanılmıştı ve kötü şekilde çamurla doluydu. Karmaşayı temizlemesi için bir buldozer çağırılmak zorunda kalındı. Buldozer, temizlemeye yeni başlamıştı ki, makine, zeminin orta yerinde durdu. Büyük bir cisme çarpmıştı. Müze yetkilileri, kütleden hoşlandılar ve sergilemek için sakladılar.

Müzeye yeni çevrilen mağara, halka açıldı ve şaşırtıcı olarak kütle, yıllarca üzerinde binanın modeli duran kaidenin ayağı olarak kullanıldı. Ziyaretçiler, Galilee'nin Muhteşem Cam Kütlesi'nin yanından sadece modeli fark ederek gelip geçtiler. Böylece kütle, 3 yıl boyunca orada fark edilmeden kaldı ve ihmal edildi.

Ancak 1960 yılında bazı arkeologlar, onun garipliğini fark ettiler. Kütleyi yakından incelediler ve hayretle kütlenin kayadan değil tuhaf morumsu yeşil camdan yapıldığını keşfettiler.

Bu buluş, dünyanın her yerinden çok sayıda uzmanın ilgisini çekti. 1964 yılında New York Corning Cam Müzesi'nde Bilimsel Araştırmalar Müdürü olan Dr. Robert Brill'in başkanlığında Amerikalı bir uzman ekip geldi. Ekip, kütleyi ayrıntılı şekilde inceledi ve camdan yapıldığını tespit edince şaşırdı. Daha da şaşırtıcısı, matematiksel ölçümlerdi. 3,40 metreye 1,94 metreydi ve 50 cm kalınlığındaydı. 8,8 ton ağırlığındaydı. Bu ölçümler, onu üçüncü en büyük cam kütle yapıyordu. Diğer ikisi, 1934 yılında Amerika'da imal edilmişti. Ama bu cam kütle, arkeologlara göre 1000 yaşından fazlaydı.

Uzmanlar, onun geçmişi hakkında bilgi edinmek için hevesliydiler. Eski insanın böyle muhteşem bir cam imal etmeyi nasıl başardığını bilmek istiyorlardı. Bir mağarada ne işi vardı? Ve son olarak onu kim imal etmişti?

İlk sorunun cevabı kolayca bulundu. Dr. Brill, ekibinin üyeleri ile beraber kütlenin altını kazdı. Oada ona göre bu cam kütlenin karıştırılıp ısıtılması için kille kaplanmış olan birçok büyük taş buldu. Tahmini, bir müddet önce orada büyük bir taş katmanı bulunduğunu söyleyen arkeologlar tarafından doğrulandı.

Mağaranın geçmişi, daha detaylı araştırıldı. Tarih, kütlenin M.S. 4-7. yüzyıllar arasında yapıldığını gösteriyordu. Dekoratif cam nesneler yapmak ya da belki de mimari yapıları güzelleştirmek için imal edilmişti.

Ancak her iki öneri de sadece tahmindi ve Dr. Brill'in kendisi, yukarıdaki varsayımdan tatmin olmamıştı. Böylece Galilee'de böyle büyük bir cam kütle yapılmasının sebebi, günümüze kadar esrârını saklamıştır. Onu gelişmiş antik teknolojinin muhteşem bir parçası olarak kabul ederken, diğer detayları hakkında hâlâ aydınlanamıyoruz. Galileeli cam imalatçılarının niyetleri, geçmişin umut kırıcı sessizliği içinde gömülü kalmaya devam ediyor.

Unutulmuş Mezar

1952 yılının son ayının ilk günüydü. İşçiler, Jiangsu Bölgesi'nde bir spor sahası inşa etmekle meşguldüler. Spor sahası, Vixing Şehri'nin Jingvi Orta Okulu için yapılacağından yeri çok dikkatli seçilmişti. Seçilen yer, dikdörtgen şeklinde bir tepe ile çevriliydi ve dört tümseği vardı. İşçilerin tümsekleri ortadan kaldırmaları gerçekten zor olmuştu. Ancak her zamanki gibi işlerini yapmakla meşgulken bir işçi kazması, ince bir tabakaya çarptığı için heyecanla bağırdı. Orada bir delik görülebiliyordu. Herkes, içeri baktı ve karanlıkta bile içeride bazı garip nesneler görebiliyorlardı.

Tecrübesiz işçiler, korkmuştu. Hemen polisi çağırdılar. Polis, küçük açıklıktan içeri girdi ve herkesi şaşırtacak şekilde büyük bir arkeolojik buluşun yapıldığını ilan etti. Alan, kapatıldı ve arkeologlar, kısa sürede üşüştüler.

Kazı başladı. Bu yerin bir mezar olduğu ve bir yerine iki mezar bulunduğu ortaya çıktı. Mezarlar, garip bir şekilde inşa edilmişti. Her mezarın kemerli tavanı olan bir odası vardı ve takoz biçimli tuğlalarla inşa edilmişti. Onun üzerinde kare şeklinde garip bir kütle vardı. Bazı tuğlalar yeri kaplarken tavan, hayvan yüzleri ile kaplanmıştı.

Tarih verme işi çok kolaydı. Mezarın birindeki yazıtta "Merhum General Zhou, Yuan Kang'ın yedinci yılı, 20 Eylül........" yazıyordu. Diğer yandan resmi ünvanlar ve imzalar kazınmıştı. Böylece arkeologlar, mezarın M.S. 265'ten 420'ye kadar devam eden Jin Hanedanlığı esnasında yaşamış büyük bir askeri lider ve öğretici olan Zhou Chu adında bir asilin mezarı olması gerektiğine karar verdiler. Zhou Chu, büyük bir askerdi ve M.S. 297'de Tibetlilerle savaşırken ölmüştü.

Ancak bunlar, tarihi gerçeklerdi. Dünyayı şaşırtan büyük keşif, mezarlardan birinde bulunan metal parçaları ile ilgiliydi. İlk başta bunların yararsız nesneler olduğu düşünülmüştü. Ama kimyasal olarak incelendiğinde, sonuçlar dünyayı şok etti. Bunlar, saf alüminyum parçalarıydı. Bu, hayret verici bir gerçekti. Çünkü alüminyum, Batı dünyasında 19. yüzyılın başına kadar bilinmiyordu. Bu keşif, tarihçilerin Çin'in Avrupalılardan daha gelişmiş olup olmadığını ve ikinci olarak da Çinlilerin alüminyum üretebilmesi için büyük ölçüde ihtiyaç duyulan elektriği üretmeyi bilip bilmediklerini sorgulamalarına yol açtı.

Şüpheciler, alüminyumun o dönemde imal edildiğini kabul etmediler. Çinli tarihçiler bile tarihsel gerçekliğinden kuşku duydular. Bazı eleştirmenlere göre daha sonraki bir dönemde mezar soyguncuları tarafından bırakılmış olmalıydılar.

Dünya, Çin'in alüminyum imal etmeyi bildiğini kabul etmeye hazır değildi. St. Andrews Üniversitesi'nden bazı araştırmacılar, 1980 yılında ayrıntılı bir araştırma yaptılar ve bütün keşfin bir hile olduğunu açıkladılar. Ama 1985'te Çin jeologları, Guizhou Bölgesi'nde yerel alüminyum parçaları bulduklarını iddia ettiler.

Yerel alüminyum, nadir bir maddedir ve çok az yerde bulunur. Yakın zamandaki bu Çin keşfi, alüminyum çelişkisini bir kere daha canlandırdı. Mezarda bulunan alüminyumun hakiki olma olasılığını güçlendirdi.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36742044 ziyaretçi (102825448 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.