Hıristiyanlık ve Bir Hayâlin Peşinden Gitmek, I
 
Jesus, İsa

Hıristiyanlık ve Bir Hayâlin Peşinden Gitmek

Akhenaton

1. Bölüm

Hıristiyanlık'la ilk tanışmam, eskilere dayanır. Üniversite yıllarımda düştüğüm inanç boşluğu, 1999'a kadar Nüfus kağıdında Müslüman, ama pratikte ateist ve Tanrı'nın varlığını reddeden, daha doğrusu (Verenin de Alanın da O olduğunu unutup) çok "Sevdiğim İnsan"ı elimden alması üzerine O'na kızıp Tanrı'yla ipleri tamamen kopardığım, kendisine isyan ettiğim bir yaşam tarzına beni götürüyordu. "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciun" (Allah'tan geldik, yine O'na döneceğiz) hakikatini henüz kavrayamamış, Rabbimin "Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele." (Bakara 155) sözlerine ve vaadine sırtını dönmüş, rûhumdaki inanç boşluğunu tatmin edecek arayışlara girmiştim. Çünkü aşk, kördür ve akılla mantığın önünde bir engeldir. Üstüne üstlük kaldığım yurtta yobaz bir yurt müdürünün sürekli beni ve diğer insanları namaz kılmaya zorlaması, namaz kılmanın yurdun şartları arasında olduğu, kılmayanların yurttan atılacağı tehditleri ile 3 haftada bir kıldığım Cuma namazından ibaret olan İslam anlayışımdan bile daha da uzaklaşmıştım. Hani şu İslam adına hizmet edenler diye geçinirler ya... En büyük din zararlıları bunlar olmalı herhalde. Şimdi düşünüyorum da, dinde zorlama olmadığı halde zorla insanları dindar yapmaya ve insanların inançları üzerinde tahakküm kurmaya çalışmak, aslında onları ateizme itmekten başka bir işe yaramıyormuş. Ama dedim ya, adı üstünde: Yobaz... Mehmet Akif'in deyişiyle;

“Din adına yol kesen dünkü yobazın oğlu.
Yine sen kesiyorsun küfür uğrunda yolu”


olan yobaz... Dönem sonu, yurttan ayrıldım. Ama dini duygularım, tamamen ölmüş bir şekilde. Son yol ayrımını yine o yıllarda yaşadım. Yine bir bayanı çok sevdim. Biraz da toprağa verdiğim sevgiliyi unutmak ve aklımdan çıkarabilmek için sanırım... Onunla aynı sınıftaydık. Zifir mi zifir saçları, kapkara gözleri vardı. Bir çocuk kadar saf, duru ve temiz... O, benim adeta "Mona Rosa"mdı Sezai Karakoç'ça söyleyişle. Bir-iki yıl, platonikçe onu sevmekle geçti. Çekingenliğim yüzünden bir türlü ona açılamıyordum. Şiirlerimde olduğu gibi onu "kapı aralıklarından, aynalı minibüs koltuklarından" seyrederek yetiniyordum. Birgün bütün cesaretimi toplayıp yakın bir arkadaşına onun evli ya da nişanlı olup olmadığını sordum utana sıkıla. Ama aldığım, "benden böyle bir şey beklemediği" gibi bir tepkiydi. Biraz da küçük düşüren bir tepki. Sonuç; çevresine üşüşmüş 5-10 yobazın telkinleriyle onu tamamen kaybettim. Aşkı günah olarak gören, insanların sevdalarına karışmayı "İnanç" zanneden, seni aşağılayan vs vs. Bir daha onun gözlerine uzaktan bile bakamadım. Sonra rûhî bunalımlar, ilaçlar, alkol vs. Bu son yol ayrımı, artık dine, daha doğrusu İslam'a adeta düşman olduğum bir noktaydı. Ezan sesine bile tahammül edemiyordum. Buna rağmen hâlâ içimde Tanrı'nın varlığına olan inancım vardı kırık-dökük.

Birgün, bir gazete ilanında "İncil'i hiç okudunuz mu?" başlıklı bir ilanla karşılaştım ve telefonla kendime bir İncil gönderilmesini istedim. Ardından mektuplaşma kursları, uzaktan Hıristiyan ilahiyatı dersleri, vs. Evden dışarı bile çıkmıyordum. Okulu, dersleri vs hepsini boşlamıştım. 1998'de memleketimdeyken ilk astral seyahat deneyimini yaşadım farkında olmadan ve astral seyahatin ne olduğunu bilmeden. O sıralar, yaz olduğu için damda yatardım. Gökyüzündeki yıldızlara odaklanırdım. Gözlerimi yıldızlara dikip, yıldız kaymalarını ve o an gökyüzünden geçen garip ışıkları yakalamaya çalışırdım. Sözün burasında bu kafa karıştırıcı deneyimi anlatmayı günlüğüme bırakıyorum:

«Uyumadan önce, sanki bir sudan kurtulma, yada vakum gibi bir ses duyuyorum o an. Karşımda binlerce görüntü, tam uyuyor değil. Dağlardan, denizlerden aşıyorum. Uykuda olmadığımın bilincindeyim; gözlerimi açar açmaz o görüntüleri kaybedeceğimi düşünerek açmıyorum. Sonra, eski Yeruşalim'de buluyorum kendimi. Yani tarih olarak o çağda yaşıyorum gibi. Ben, sanki sara krizine yakalanmış gibi titriyorum. Yardım istiyorum çevremdeki insanlardan; ama onlar, bana bakıp aldırışsızca çekip gidiyorlar yollarına. Sonra gökyüzünden bir kapı açılıyor; sürgülü, iki kanatlı bir kapı. Kapının iki yüzünde de farklı farklı iki işaret var. Biri, güneşi andırıyor. Hıristiyanların peygamberi, İsa Mesih geliyor yanıma. Omzuma dokunup, "Kalk oğlum, günahların affedildi." diyor. Sonra bana Yeruşalim'i gezdirmeye başlıyor. (Kudüs'ü...) Sadece bedenini görebiliyorum beraber yürürken. Yada sadece ayaklarını. Yüzüne bakmıyorum hiç. Sonra bir kapıdan içeri giriyorum. Ardımı döndüğümde o yok. Etraf, zifirî karanlık. Bir yoldan geçiyorum; ama çok farklı bir yol olduğunu hissediyorum. Çevresinde altın çarmıhlar var yolu aydınlatan. En ilginci ise, yolun düzenli taşlardan döşenmesi. Yolun dışında kalan taşlar, gri yada renksiz. İçindeki, yani yolu oluşturan taşlarsa hepsi de rengarenk mozaiklerden oluşuyor. Yol bitiminde, ışık da bitiyor. Bir sürü yılan akrep gibi şeylerin üzerine basa basa karşıma çıkan basamaklardan ilerliyorum. Sonra iki kişi beni yakalıyor. Deccal'in hizmetkarları olduklarını hatırlıyorum sadece. Beni testereyle ikiye bölüyorlar; ama ben onun Tanrı'lığını asla kabul etmiyorum. Sonra görüntü değişiyor... Bu kez herkes bir yana doğru koşuyor. Mehdi geldi, Mehdi geldi diye çığlık atan atana. Gökyüzüne bakıyorum. Yıldızlar, bir araya gelmişler; bir insan yüzü oluşturmuşlar. Yıldız değil de yıldırım gibi tuhaf ışıklar da olabilir. O yüz, bana gülümsüyor... Sonraki görüntüleri hatırlamıyorum. Ama asıl ilginç olay ben uyanınca gerçekleşiyor. Yatağımın yanı başında, daha o yıllar 6-7 aylık yeğenim uyuyor. Onu seyrederken, birden göğe yükseliyor ve beni de gökyüzüne çekmeye başlıyor ağır ağır. Beni 1 metre yükselttikten sonra, yine damda yatan komşunun, korkulu sesini duyuyorum; "Aman Allah'ım! Tövbe tövbe..." diye. O ses'ten sonra, yavaşça yatağıma doğru geri iniyorum; ama zerre kadar korku yok. Ve gözlerim hala açık, hiçbir şey olmamış gibi yataktan kalkıp odama gidiyorum. Yani tek bildiğim şey, uykudan sonraki o olayı son ana kadar gözlerim açık izlemem.»

Odama geldiğimde daha da kafa karıştırıcı bir olay yaşadım: Masanın üzerinde İncil, sayfaları açılmış bir biçimde duruyordu ve ilk ayeti, İsa'nın az önce yaşadığım deneyimde bana söylemiş olduğu sözdü:

«Kalk oğlum, günahların affedildi.»

Daha astral seyahati tanım olarak bile duymamıştım. Cinlerin insanları aldatmak için astral seyahat yoluyla telkinlerde bulunduğunu da. Denize düşen yılana sarılır misali, düştüğüm inanç boşluğunu Hıristiyanlık'la kapamaya çalıştım. Bir hafta sonra kararımı verip Adana'daki bebekli kiliseye gittim. Luca Pedretti ile tanıştım ve bir müddet sohbet ettik. Tabii daha protestan-katolik vs mezhep farklılıklarını bilemeyecek kadar cahil... Birgün yine kiliseye gittiğimde adam, telaş içinde özel ayin var diyerek kabaca kapı dışarı etti kiliseden. Büyük bir düş kırıklığı yaşamıştım. Bu mu İncil'de geçen sevgi dolu inanlılar topluluğu dedim kendi kendime. Daha başlamadan büyük bir hayal kırıklığıydı benim için. Hoş, bir kaç hafta sonra o "özel ayin" dedikleri şeyin sırrı da çözüldü. Medya kanallarında boy boy küçük kızları taciz eden bu "özel ayinci" rahiplerden bahsediyordu. Allah'ım, ben nereye düşmüşüm!!! Sonra mektuplaşma kurslarında okuduğum bir yazı geldi aklıma: "İnsana bakma, İsa'ya bak" Ama bir zamanlar İslam'dan İNSANLAR YÜZÜNDEN SOĞUDUĞUMU da hatırlayarak. Ama başka şansım yoktu. Çünkü İslam'la bağlarımı tamamen koparmıştım. Daha doğrusu Târık b. Ziyâd gibi, ben de aramızdaki bütün gemileri yakmıştım.

İlk kilise deneyimim böyle sona erince, internetten Hıristiyan forumlarına katılmaya başladım. Kendim için seçtiğim isim, Luciin'di. Luka İncili'nin yazarı Doktor Luka'dan etkilenerek... İnsan'a ne tatlı geliyor KULLUK'tan TANRI ÇOCUKLUĞU olmaya terfi etmek. Nefsini zorlamıyor KUL olmakla. Seçilmiş olmanın verdiği minnet, vs vs. İncil sohbet odasında Kral Kayra diye bir Hıristiyan vardı. Onunla sohbet ediyorduk bazen. Kanala bir de Satanist İmam diye biri geliyordu. Güya, Müslüman'dı ve Hıristiyanlara, Baba, Oğul ve Kutsal Rûh'a, Meryem'e vs Hıristiyanlığın kutsal değerlerine en ağır küfürleri ediyor, hakaretler yağdırıyordu. Kanaldakiler de diyordu ki, "Ya sen nasıl Müslümansın? İslam, bu mu? Hz. İsa da Allah'ın peygamberi. O'na küfredilir mi?" Ama bizim imam (!), laftan-sözden pek anlamıyor, kanalın PROVAKE olduğunu gördüğünde daha da seviniyordu. Birgün yine sohbet odasındayken ve kanal da hayli kalabalıkken yine bizim İmam Efendi geldi. O an bir şey oldu. Bir anlık bir görüntü: Yahuda İskaryot. Ve içime doğan güçlü bir cümle: "Aramızdaki hain, kendini ele verecek." Neden bilmiyorum ama bu cümleyi hemen kanala yazdım. Herkes, benim ne demek istediğimi anlamak istercesine susmuştu. Konuşmayı bozansa YAHUDA'nın, yani hainin kendisi oldu. Kral Kayra denen bu zât, aslında iki farklı nickle yazıyordu. Hem Satanist İmam nikiyle Hıristiyanlığın kutsal değerlerine en ağır küfürleri yağdırıyor, hem de kendi nikiyle "Nasıl Müslümansın? Müslüman, böyle yapar mı?" diye sahte HOŞGÖRÜ dersi veriyordu ve İslam'ı kötülüyordu aklınca. Böylece kanala gelen bu SALDIRGAN MÜSLÜMAN'IN aslında Müslüman değil de bir Hıristiyan olduğunu tüm kanal öğrenmiş oldu. Müslümanları kötülemek ve Hıristiyanlığı yüceltmek için KENDİ İNANÇLARINA KÜFREDEN, KENDİ KUTSAL DEĞERLERİNE KÜFRETMEYİ İSLAM'I KÖTÜLEMEK İÇİN MÜBAH GÖREN bir Hıristiyan anlayışı... Yazık... Tabii yine insana değil İsa'ya bakmayı tercih ederek. Ama keşke bu daha o zamanlar keşfedebildiğim  "İnsana Bakma!" sözünü Müslüman kılıklı 3-5 yobaz için de söyleyebilmiş olsaydım ve onların yaptıklarından keşke İNANÇLARINI değil, kendilerini sorumlu tutabilmenin GERÇEK ERDEM olduğunu fark edebilseydim... Ama hayat... Hata yaptıkça öğreniyor insan...

Artık kendimce imanlı bir Hıristiyan'dım artık. Kanala Hıristiyanlığı araştırmaya gelen insanlara sabırla İsa'dan, insanın günahlı oluşundan, Tanrı'dan ayrı düştüğünden ve günahın sonunun ölüm olduğundan, Yol ve Yaşam'ınsa sadece İsa olduğundan bahsediyordum. (Bilmeyerek bâtıl bir inanca kazandırdığım insanlar için Allah beni affetsin...) Okulu tamamen boşlamış, kendimi İsa'yı anlatmaya adamıştım adeta. Kendime örnek aldığım Hıristiyanlar vardı. İlk başta sürekli bana moral veren Kanada'dan yazıştığım bir arkadaşım, sonra birkaç yazar... (İsimleri bende saklı) Okuduğum kentte de tesadüfen Hıristiyan bir aile ile tanıştım. üstüne üstlük bir de benimle aynı edebiyat bölümünde okuyan başka bir Hıristiyan arkadaşımla ki, ileriki yıllarda onunla bir kardeşten daha yakın olacaktık...

Artık benim için araştırmanın, öğrenmenin sonu yoktu. Diyordu ya İncil: "Gerçeği bileceksiniz ve gerçek, sizi özgür kılacak." Ama gerçeği aramak, diğerlerini pek de "mutlu" etmiyordu. Hepsi de sorularıma yetersiz kalıyordu. Hani şu meşhur laf: "Her şeyin cevabını biz bilemeyiz. Her şeyi bir tek Rabb bilir." Hemen hemen bütün sorularıma aldığım mazeret, buydu. Her yanı çelişkilerle dolu, tahrif edilmiş bir kitabın başka bir çelişkisi beni rahatsız ettiğinde bunu önderlere ya da bilgili arkadaşlara soruyordum. Mesela; "Esenlik esenlik diyorsunuz. Peki esenlik nedir? Huzur dolu olabilmek mi? Eğer Hıristiyanlığın diğer dinlerden farkı bu esenlikse, aynı huzur ve rahatlama İslam'da, hatta Uzakdoğu dinlerinde de var. Madem Şeytan esenlik veremiyor, neden bu insanlar da iç huzurunu yakalayabiliyor? Yoga yaparak, tütsü yakarak bile bulunan bu huzur, Hıristiyanlığın nasıl diğer inanç ve dünya görüşlerine attığı bir fark olabilir ki..." Bu yıllar, 2003-2004 arası. Yani kendimce hemen hemen bütün Hıristiyan kaynaklarını hatmettiğim, ama derinliğine indikçe çelişkiler yumağı haline gelen bir öğretiydi Hıristiyanlık. "Keşke İslam'ı da bu kadar iyi öğrenmiş olsaydım zamanında... Haftada bir ya da üç haftada bir  Cuma'ya gitmeyi İslam, ne yaparsak yapalım, Allah bizi bağışlar. Hem, peygamberin şefaati var. Kalbinde zerre kadar iman bulunan, Cennet'e girer." demeyi Müslümanlık zannetmeseydim... Ama dedim ya, İslam'la bağlarımı tamamen koparmıştım. Üstüne üstlük üzerimdeki baskılar, inancımdan ötürü uğradığım hakaretler, Hıristiyanlık'la kopma noktamda hep zayıf da olsa bağlayıcı halka oluyordu.

Ah, İslam adına hizmet ettiğini zannedip insanları İslam'dan uzaklaştırarak İslam'a en büyük zararı veren cahil bazı Müslümanlarımız. Onların İslam'ı, "Biz, İslam'ı yaşayamıyoruz. bari bir gayrimüslimi Müslüman yapalım da belki Allah, sırf bu ecir yüzünden bizleri Cennet'ine koyar." diyen, ama ne özü sözüne uyan, ne namaz kılan, ne Mümin'ce yaşayan, ne dinle-diyanetle alakası olan, TEBLİĞİN ne olduğundan zerre kadar haberdâr olmayan, tebliğ diye yaptığı şeyle sadece insanları İslam'dan daha da uzaklaştıranlarımız... İslam'a verdikleri zarar, yobazlar kadar büyük değil mi? Diyeceksiniz ki "Hani insana bakma diyordun... Hani insanların yaptıklarıyla inançlarını mukayese etmek, yanlıştır diyordun... Nerden çıktı şimdi bu sözler?" Evet, hâlâ diyorum. Ama ne yazık ki insanların ź'nı, bunu demiyor. İnsanların çoğunu bâtıl dinlere iten, İslam'dan uzaklaştıran şey, ne yazık ki bu sebep. Çünkü inancından ötürü baskı ve zulüm görüyorsan, o inanca daha da sarılırsın. Bunun ötesi, eşyânın tabiatine aykırıdır çünkü. Neden Mason medyası, sürekli gazetelerinde TV'lerinde sık sık "İmam şöyle yaptı. Hacı-Hoca, böyle yaptı." türünden ve bir çoğu asılsız haberler yayınlıyorlar? Toplumun çoğunluğunun inançları insan davranışlarına göre değerlendirdiğini bildikleri, insanları İslam'dan soğutmak için en etkili yol olduğunu düşündükleri için. Aynı Mason medyasının başka bir taktiği: Bu gençliği TV kanallarında, gazetelerinde "İrticacı, Gerici" olarak sürekli bilinçaltı bir harple soğuk savaş usullerini kullanıp İNSANLARI İNANÇLARINDAN UTANIR hâle getirmek için uğraşıldı onlarca yıl... Bir gençliği ideolojilerin peşinden sürüklemek için birbirlerini öldürterek yok ettiler... Bir gençliği inançlarını, değerlerini ellerinden almaya çalışarak yok ettiler... Bir gençliği onları nefsinin esiri, kölesi yapacak çıplak neşriyatla, yoz Batı'nın simgesi Hollwood filmleriyle, bir gençliği töresini, dinini adına "Çağdaşlaşma" dedikleri Milattan  Öncesi'nin Sodom ve Gomore kültürünü empoze ederek yok ettiler. Ama bizden sonraki gençlik, elbette onların sahte madalyonlarının sahte ışıklarını, "çağdaş" diye adlandırdıkları Kurân'da helak edilen kavimlerin öğreti ve dünya görüşlerini,  antik bilmem ne felsefelerini yüzlerine çarpıp İslam'ın çağlarüstülüğünü tüm vicdanıyla haykıracak ve başka vicdânlara da ışık olacaktır. Necip Fazıl'ın özlediği gençliği, Mehmet Akif'in Asım'ları, dahası "Peygamberin Gençleri" olacaklardır. Bizden sonraki gençlik, Mason TV'leri ile, Siyonist gazeteler ile, "tek dişi kalmış" Batı mandacısı Aydın (!) ların izinden değil, ALLAH'I HATIRLATAN BİR MÜSLÜMAN OLAN DURUŞLARIYLA, Peygamber'i hatırlatan sonsuz bir sabır ve hoşgörüyle, ölümü ve ahireti hatırlatan vakar, olgunluk ve edepleriyle, ceddini hatırlatan kahramanlık ve mertliğiyle, ışığı anımsatan nurlu alınları, Münafığı Kâfir'den ayıran ferâsetleri, kemâle ermiş şeref ve izzetleri, Mehdiler beklemekten vazgeçip her biri İslam'ın Mehdisi olan, kahramanlar beklemekten vazgeçip her biri, şaire; "Bedir'in Aslanları ancak bu kadar şanlı idi" dedirten Çanakkale Savaşı'nın gençleri olan, İZ'lerin İZM'lerin peşinden yürümekten vazgeçip ardından gelecek olanlara doğruyu ve hakikati asla kaybetmemelerini sağlayacak derin ve anlamlı İZ'ler bırakan, korkaklıktan, bezginlikten vazgeçip EN AZ DÜŞMANLARI KADAR CESARETLİ OLAN, Cennet'ten vazgeçip derdi davası sadece Allah'ın rızası olan, kendinden vazgeçip Rabbinin sözünü, kendi isteklerinden ve nefsani arzularından üstün tutan, "Hakk'ın hatırı âlîdir, başka hiçbir hatıra fedâ edilemez." sözünün bilincinde olan bir gençlik olacaktır.

Akhenaton,
20 Temmuz 2010, Salı.

BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: gizem, 30.10.2015, 23:53 (UTC):
ilginç hayat hikayenizi okudum,film gibiydi .finali hoşuma gitti(gerçi hayat devam ediyor,henüz final sayılmaz ama).ben farklı yönlerinize odaklandım;1.si utangaç olmanız sizin ne kadar derin düşünceli ve kibar olduğunuzu gösteriyor, 2.si hep bir arayış içinde olmanız gerçege ne kadar değer verdiğinizi ve dürüst bir kişiliğe sahip olduğunuzu gösteriyor,3.sü hayatınızdaki önceliklerinizi bir kenara bırakıp hedefinize kilitlenmeniz,her konuda(dünyevi-uhrevi)çok fedakar ve sadık bir kişi olduğunuzu hissettirdi bana..ailenizi tebrik ederim kişilikli,dürüst ve degerlerine bağlı bir evlat yetiştirmişler.. not:benim eşimde şu an sizin geçtiğiniz yollarda yürüyor,yazınızı okuyunca biraz daha empati yapıp o'nu anlamam gerektiğini düşündüm.teşbihte hata olmaz,sanki labirentteki çıkışı arayan fare gibi,umarım aynı durumdaki insanlar bir an önce kapıyı bulurlar..(çok uzun oldu affedin :)

Yorumu gönderen: Akhenaton, 20.07.2010, 20:15 (UTC):
a) Bunun cevabını bana Mahşer'de verir herhalde. b) Aldığım ilk email buydu. Yaklaşık 10 yıldır da değiştirmeyi hiç düşünmedim. Neden gerek duyayım ki... c) Aracılık değil, sadece basit bir soruydu. Git, sevdiğim insana şu mesajımı ilet demedim. Sadece sözlü ya da nişanlıysa, bu aşk, bana yakışmazdı. Vereceği, sadece bir cevaptı yani. İnsanları yargılamak değil. Kaldı ki bu soruyu sormak için bile belki 1 yıl boyunca beklemiş, utancından soramamış, dolayısıyla da kadınlarla konuşma konusunda çok çekingen bir insandım. Hatta bir kadınla hiç tokalaşmadım bile desem, yalan olmaz.

Yorumu gönderen: bence..., 20.07.2010, 16:48 (UTC):
anlamadığım bazı noktalar var.a)bir insanın beğendiği bir insanın medeni durumunu öğrenmek istemesinde ne gibi bir aykırılık olabilir ki?neyini yakıştıramamış.b)neden hala"lusiyen"i e-posta olarak kullanıyorsunuz?c)bana göre:sevdiğiniz hanım'a da ALLAH'a da ulaşmaya çalışırken yaptığınız hata bir aracıya yani sizin gibi sadece ve sadece insan olan başka birilerine başvurma gereği olmuş...halbu ki her zaman en güzeli konunun muhatabıyla direkt irtibata geçmektir...ama sizin imtihanınız da buymuş demekki.derler ki"olmuş ile ölmüşe çare yoktur..."hayat devam ediyor bundan sonrası için hayrlısı olsun inşaallah...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36853719 ziyaretçi (103020176 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.