Hızır Hikayeleri
 

Hızır Hikayeleri

Her Gördüğünü Hızır, Her Geceyi Kadir Bil

Bir gün annesi tarladan kaldırdığı buğdayları, biriyle Ubeydullah-ı Ahrâr'a gönderdi. Ubeydullah-ı Ahrâr buğdayları ambara koymakla meşgûlken, buğdayları getiren kimse, boş çuvallarını alıp gitti. Nereye gittiği ve hangi yoldan gittiği belli değildi. Ubeydullah-ı Ahrâr o anda neden bu zavallı ve garip kimseden duâ almadığına üzüldü. İçine garip bir ıstırap çöktü. Buğdayı olduğu gibi bırakıp koşarak o kimsenin peşine düştü. Yanına vararak tevâzu ile kendisine duâ etmesini istedi ve; "Beni gönlünüze alın. Hâlime biraz inâyet nazarıyla bakın. Belki duânız ve himmetiniz bereketiyle Allah-u teâlâ beni bağışlar, merhâmet eder de yolum açılır." dedi. Onun yüzüne şaşkın ve hayret dolu ifâdelerle bakan zât; "Zannediyorum ki Türk şeyhlerinin söyledikleri; "Her geleni Hızır bil, her geceyi Kadir bil" sözüne göre hareket ediyorsun. Fakat ben hiçbir özelliği olmayan kendi hâline yaşayan bir kimseyim. Elimi yüzümü bile layığı ile yıkamayı bilmem. Senin istediğin şeyden ben haberdâr değilim. O bende yoktur." dedi. Ubeydullah-ıAhrâr duâ etmesi için yalvarmaya devâm etti. O kimse, Ubeydullah-ı Ahrâr'ın yalvarışına dayanamayarak ellerini kaldırdı ve; "Allah-u teâlâ senin kalp gözünü açsın." diye duâ etti. Bu duâ bereketiyle Ubeydullah-ı Ahrâr'ın kalbinde açılmalar oldu.

Her Şey, Aslına Çeker

Bir padişah Hızır'ı görmek istiyordu. Bir gün bunun için tellallar çağırttı:

-Kim bana Hızır'ı gösterirse onu armağanlara boğacağım,dedi.

Birçok oğlu uşağı olan fakir bir adam bu işe talip oldu. Karısına dedi ki:

-Hanım ben padişaha Hızır'ı bulacağımı söyleyip ondan kırk gün müsaade alacağım. Bu kırk gün için padişahtan size ömrünüz boyunca yetecek yiyecek, içecek ve para alırım. Kırk günün sonunda Hızır'ı bulamayacağım için benim kelle gider, ama siz rahat olursunuz.

Adamın karısı kanaatkar biriydi:

- Efendi biz nasıl olsa alıştık böyle kıt kanaat geçinmeye. Bundan sonra da idare ederiz. Vazgeç bu tehlikeli işten, dedi.

Ama adam kafaya koymuştu. Padişaha gidip Hızır'ı bulacağını söyledi. Bunun için kırk gün izin istedi. Hızır'ı bulmak için koşuşturacağı kırk gün zarfında ailesinin geçimi için sarayın ambarından tonlarca yiyecek, içecek ve nakit para aldı. Bunları evine teslim edip kırk gün ortalıktan kayboldu. Kırk günün bitiminde padişahın huzuruna çıkıp her şeyi itiraf etti:

-Benim aslında Hızır'ı falan bulacağım yoktu. Ailece sıkıntı çekiyorduk. Hızır'ı bulacağım diye sizden dünyalık almak istedim, dedi.

Padişah buna çok kızdı:

-Padişahı kandırmanın cezasını hayatınla ödeyeceğini hiç düşünmedin mi? diye bağırdı.

Adam da her şeyi göze aldığını söyledi. Bunun üzerine padişah yanında bulunan üç veziriyle görüş alış verişinde bulundu.

Birinci vezire sordu:

-Padişahı kandıran bu adama ne ceza verelim?

-Efendimiz, bu adamın boğazını keselim, etini parçalayıp çengellere asalım.

Bu sırada peyda olan, nurani bir genç, vezirin sözleri üzerine söyle dedi:

-Küllü şeyin yerciu ila aslihi

Padişah ikinci vezirine sordu:

-Bu adama ne ceza verelim?

-Hükümdarım bu adamın derisini yüzüp içine saman dolduralım.

Biraz önce ansızın ortaya çıkan genç yine:

-Küllü şeyin yerciu ila aslihi, dedi.

Padişah üçüncü vezire sordu:

-Ey vezirim sen ne dersin, beni kandıran bu adama ne ceza verelim? Padişahım bana göre, bu adamı affedin Size yakışan, sizden beklenen budur. Bu adam önemli bir suç isledi ama sanıldığı kadar da kötü biri değil Çünkü çoluk çocuğunun rahatı için kendini feda edebilecek kadar da iyi yürekli.

Nurani genç yine söze karıştı:

-Küllü şeyin yerciu ila asıhı

Bu defa padişah o çocuğa yöneldi:

-Sen kimsin? İkide bir tekrarladığın o laf ne demektir?

Genç cevap verdi:

-Senin birinci vezirinin babası kasaptı. Onun için kesmekten, etini çengellere asmaktan bahsetti. Yani aslını gösterdi. İkinci vezirin babası yorgancı idi. Yorgan yastık, yatak yüzlerine yün, pamuk doldururdu. O da babasına çekti. Üçüncü vezirin ise babası da vezirdi. O da soyuna çekti, büyüklüğünü gösterdi. Benim söylediğim söz "Herkes aslına çeker" demektir.

Vezir istersen (üçüncü veziri göstererek) işte vezir, Hızır istersen (kendini göstererek) işte Hızır, bu adamı mahcup etmemek için sana göründüm, dedi ve kayboldu.

Hızır Aleyhisselam Nasıl Görülür?

Sultan II. Mahmud Han zamanında yaşlı bir kadıncağız duymuş ki, Hazreti Hızır her gün yatsı namazında, Yeni Câmî'de görülürmüş. Kendisi de zâten Hızır Aleyhisselâm'ı görmeyi öteden beri çok istermiş. Duyduğu söz üstüne ertesi gün kocasına durumu bildirip, ondan izin alarak yatsı namazına Yeni Câmî'ye gitmiş. Namaz çıkışında, avluda bir kenara çekilmiş ve başlamış çıkanlara dikkatli dikkatli bakmaya. O pür dikkat çıkanları tâkip ederken, karşısından bir yaşlı amca çıkagelmiş.

- Neye bakarsın hâtun?

-Dediler ki, bu câmîde her gece Hızır Aleyhisselâm görünürmüş. Onu görmeye geldim.

-Peki onu görsen nasıl tanıyacaksın?

-Bilmem.

-O zaman buradan geçse, sen onu tanıyamazsın.

-Doğru, nasıl da akıl edemedim.

-Bak öyleyse, sana onu nasıl tanıyacağını öğreteyim.

-Olur

-Arkamdaki câmîyi görüyor musun?

-Evet

-Işıklarına bak. Söndü mü şimdi?

-A evet, söndü.

- Şimdi bir daha bak, ışıklar tekrar yandı mı?

-Baktım. Evet şimdi de yandı.

-Peki öyleyse. İşte aynı böyle, arkasında duran câmînin ışıklarını olduğu yerden kıpırdamadan yakıp söndüren birisini görürsen, işte o Hızır'dır.
-Doğru mu?

-Doğru
        
-Hay Allah râzı olsun, demiş ve kadın beklemeye devâm etmiş. Fakat tabiî herkes dağıldığı halde, târife uygun kimse çıkmamış. Bizimki de mahzun eve dönmüş. Kocası sormuş:

-Gördün mü Hızır Aleyhisselâm'ı?

-Yok, göremedim.

-Vah vah.

-Olsun, göremedim ama, nasıl görülür çok iyi öğrendim.

Hızır ve Gelin

1930'lu yıllar. Rize. Anzer, halkın kendi tabiri ile Ancer. Dünyaca balı ile meşhur olan Ancer. Binlerce poleni ve şifayı içinde barındıran balıyla meşhur Ancer. Kış. Yaylacılık yapan Ancerlilerin bir kısmı aşağıya Rize'ye şehre inmemiş, kışlamışlar. Yazdan yığdıkları otlarıyla, mallarını kıştan çıkarıp, bahara eriştirmenin çabası içindeler. Evet hepsinin mal tabir ettiği koyunları, sığırları var, tek-tük birkaç tanesinin de kara kovanı var. Şifa niyetine ilaç niyetine küçük bir kavanozu dolduracak kadar balları olurdu çoğunun. O da kış  bitmeden tükenir giderdi.

Meryem. Lezgilerin kızı Meryem. Yeni  gelin, beyini gurbete Samsun'a göndermiş. O da o kış yaylada kışlamış. Sabaha kadar kar yağmıştır. Tam kürekle yolu açayım deyip, kapıya yönelmekte iken, kapısı çalınır. Kapıyı açar. İhtiyar bir adam selam verir ve:

- Kızım, ben Aşağı Ancerdenim, gelinim aş eriyor, canı bal çekti, Allah rızası için, bir  iki kaşık bal verir misin?

Meryem gelin düşünmez bile, Allah rızası değil mi der, dibinde üç dört kaşık bal kalmış olan kavanozu getirir , onun da yarısını ihtiyar'a verir. İhtiyar:
- Allah razı olsun kızım, artsın eksilmesin der.

Meryem, kavanozu koymak için geri döner. Kavanozun ağzını kapatayım derken birde ne görsün, kavanoz ağzına kadar bal ile dolu. Meseleyi anlar, kapıya koşar, kar ile dolu yaylanın uçsuzluklarına bakar. Ne bir insan vardır ne de kar da bir iz. Gelen Hızırdır.

Aradan üç dört ay geçer, her gün bal yediği halde kavanoz her seferinde ağzına kadar bal ile doludur. Sırrını hiç  kimseye açmaz. Yaza doğru beyi gurbetten gelir. Beyine her öğün bal verir. Bal bitmez, hem Anzer balı olacak, bütün kış kalacak birde her öğün kaşık kaşık yenecek, bal bitmeyecek. Beyini merak sarar, sorar, cevap alamaz. Beyi en sonunda:

- Ne olur beni  seviyorsan söyle ne oluyor. bunda bir iş var.
Meryem dayanamaz ve  ağzı kapalı kavanozu da alır ve olayı anlatır. Kavanozu açıp işte bak ağzına kadar dolu demek istediğinde bir de ne görsün?

Kavanozun dibinde iki kaşık bal kalmış.

Evet, gerçek yaşanmış  bir olay... Belki  sizin başınıza da geldi, belki  gelebilir. Meryem'in kavanozundaki  bal bitmeyecekti. Sizin de belki  cebinizdeki  araba parasını verdiğiniz bir ihtiyar ardından elinizi her cebinizdeki cüzdana attığınızda tükenmeyecek para... Ama sakın ha. Sakın ha. Hızır ile karşılaştığınızı ve sırrınızı kimseye söylemeyin....

Hızır Geliyor

Hoca, medresede ders verirken talebenin biri bazen ayağa kalkar. Hoca sebebini  sorar. Talebe:

- Efendim Hızır geliyor da ondan.

Hoca:

- Ben niçin göremem?

Talebe :

- Sorayım efendim, deyip tekrar geldiğinde sorar.

Hızır Aleyhisselam'ın:

- Hocan süsü ile çok uğraşıyor. Medreseye gelirken ayna önünde, cübbe sarık şöyle mi yakıştı, böyle mi yakıştı, diye fazla meşgul oluyor. bu gibi haller manevi terakkiye manidir, buyurduğunu hocaya bildirdiği günden itibaren, ayna karşısına geçmeyi terk edip, süslenmekten uzak kalan hoca efendinin, sarığı eskiyip sallanmaya baş aldığından "Saçaklı Hoca" ismi verilmiştir. (Rahmetullahi Aleyh)

Terakk-i maneviye mani olan ziynetten uzak kalmalı.

Hatıratım, Ali Erol

Hızır Olduğunu Söylerim

Ramazan... Cuma günü... Cuma vakti... Cami... Cemaat tek tük camiye girmekte. İmam kürsüde... Girenlerin arasında... O... Hızır... Hızır a.s. da genç ihtiyar arasında onlardan biri gibi gidiyor bir köşeye oturuyor. Kürsüde imam sohbete başlıyor... Hızır'ın yanına  kırklarında bir adam gelip oturuyor. Cami yavaş yavaş  dolmakta...

Adam, bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallanıyor, ha uyudu ha uyuyacak. Hızır a.s. adamı dürtüklüyor:

- Uyuyacaksın, der. Adam:

- Uyumam, beni rahat bırak.

Hızır a.s. ses etmez, ancak ezan okundu okunacak, adam ha uyudu ha uyuyacak, bir daha dürtükleyerek:

- Uyuyacaksın dedim, der. Adam:

- Ben de sana uyumam, beni rahat bırak dedim. Rahat bırak beni. Rahat bırak yoksa, Hızır olduğunu söylerim. Buradan çıkamazsın. Bu kalabalık sakalında bir tel bırakmaz.

Hızır a.s. susar ve gözlerine kapar, boynunu büker Allah'a yönelerek:

- Ya Rabbim! Bu nasıl iştir. Bu kulun benim kim olduğumu bildi. Bu nasıl iştir ki bendeki listede bunun ismi yok.

Cevap gelir:

- Sana verilen listede beni sevenlerin isimleri var. O ise benim sevdiklerimden...
Allah sevdiklerinden etsin... Sevmek, seviyorum demek bir iddia. İş sevilenlerden olmak...

Hızıra Söyle

Bediüzzaman Said Nursi Emirdağ veya Afyon hapishanesi'nde yatarken, bir gece Konya'nın Ladik kasabasına Ahmed Ağa'nın yanına geldi. Ahmed Ağa'nın yanında o anda sadece oğlu Zekeriya vardı.

Bediüzzaman tayy-i mekan ederek gelmişti. Ahmed Ağa'nın odasının eşiğinde, ellerindeki kelepçeyi ve ayaklarındaki zincirleri çözdü, içeri girdi:

-Bu çıksın, dedi,
Zekeriya'dan ötürü, konuşacaklarım var...

Ahmed Ağa:

-Mahzuru yok kardeşim, yabancımız değildir, oda duysun .., dedi.

Bediüzzaman:

-Ahmed Ağa, üstada Hızıra söyle, tahammülüm kalmadı, dedi.

Ahmed Ağa:

-Olur, söyleyelim kardeşim Said, dedi.

Bediüzzaman tekrar anında kelepçeyi ellerine zincirleri ayaklarına takarak geri döndü.

Bir müddet sonra aynı şekilde Bediüzzaman yine geldi ve:

-Söyledin mi Ahmed Ağa?... Ne oldu netice? diye sordu.

Ahmed Ağa:

- Söyledim kardeşim Said, söyledim, dedi.

Bediüzzaman:

-Ne dedi Üstad? diye sordu.

Ahmed Ağa:

-Sabretmeni söyledi, dedi.

Bediüzzaman bu cevabı alınca, bu defa kapıdan değil, pencereden çıkıp gitti. Yine elleri kelepçeli, ayakları zincirli idi.

Şimdi söyle bir sorulsa, hem tayy-i mekan edebiliyor, hapishaneye girip çıkabiliyor, kelepçelerini çözüp takıyor. Hem de hapishaneden çıkmak için Hazreti Hızır'dan yardım istiyor... Bu nasıl oluyor diye bir soru akla gelebilir.

Evliyalar bu güce sahiptirler. o kuvvet ve o  tasarruf ellerinde var ama, izin almadan kullanamazlar. İşte Bediüzzaman da o  tasarruf kendisinde olduğu halde üstadı Hızır'dan izin almadan kullanamamıştır.

Kaynak : Ladikli Ahmet Ağa, Mustafa Özdamar

Hızırı görmek istiyorum

Vaktiyle, saf-temiz bir adam, Hazreti Hızırı görmek derdine düşmüş. Ona birileri:

- Filan çöle gideceksin filan istikamete doğru  yürüyeceksin, işte oralarda  bir yerlerde Hızır'ı  görebilirsin, demiş.

O da inanmış, o çöle gitmiş ve o istikamete doğru yürümeye başlamış. Gariban adam çölde epeyce yürümüş. Bir müddet sonra birisiyle karşılaşmış:

- Selâmun aleyküm...

- Aleyküm selâm.

- Hayırdır, yolculuk nereye kurban? demiş karşılaştığı adam.

- Ben Hızır'ı görmek istiyorum. bu çölde bu istikamete gidersem görebileceğimi söylediler.... Gidiyorum işte....

- Peki Hızır'ı görünce tanıyabilecek misin?..

Saf adam:

- Vallahi, o hiç aklıma gelmedi demiş.

- Üzülme... Ben sana tarif edeyim: Benim gibi kara kuru, seyrek sakallı bir adamdır.

- Eyvallah kurban demişler ve birbirlerinin tersine yürümüşler.

Çok geçmeden aklı başına gelmiş, geri dönmüş ama, kara kuru seyrek sakallı Hızır (a.s.) sır olup gitmiş.

Adamcağız kulağını kaşımış ve...

- Hay Allah, kaçırdık." demiş. Hızır'ı kaçırdığını anlamış

Nasıl bir Hızır bekliyordun?

Akşehir Kaymakamı Ladikli Ahmed Ağa'ya:

- Ahmed Ağa, demiş siz hep görüşüyorsunuz, bir de bana göster Hızır Aleyhisselâmı!..

Ahmed Ağa, Kaymakamın talebine yuvarlak çerçeveli bir cevap vermiş:

- Oğlum, nasipse görürsünüz inşallah! demiş.
Ahmed Ağa'nın hayranlarından olan Kaymakam, bir Ramazan günü, iftara yakın, iftar sofrasına oturmuşlar, ailecek iftar topunu bekliyorlar... Kaymakam  sigara tiryakisiymiş. Kaymakam tiryakiliğin verdiği ruh haliyetiyle beklerken, kapısı üç kez çalınmış. Çıkmış bakmış Kaymakam, kapıda bir adam:

-Bişeciii! Bişey alır mısınız efendiii?

Arkasında da bir deve, geviş getiriyor geve geve.

Ne desin Kaymakam?

- Ne bişesi be adam? Bişeyi ne yapayım ben?

- Peki efendi kızma! Bizden sorması, sanki ısmarlamış gibiydiniz de... Hadi iftar-ı şerifler hayrolsun! demiş, çekmiş devesinin yularını:

- Bişeciii! Bişey alan, katran alan...

Kaymakam kapıyı kapatıp da sofraya dönerken, mırıldanıp kendi kendine içinden: Allah Allaaah! Bu saatte bişe mi satılır be adam? Mübarek iftar vakti... Fesuphanallah! çekmiş.

Bir müddet sonra tekrar Ladik'e gittiği zaman:

- Aşk olsun Ahmed Ağa, bize Hızır Aleyhisselâmı daha göstermeyecen mi Hacı Babam? diye sitem etmeye kalkınca, Ahmed Ağa:

- Size de aşk olsun hay guzum! Kapınıza gelen Hızır'ı kovarsınız, ondan sonra da gelir bize sitem yaparsınız! demiş.

Kaymakam şaşkınlık içinde:

- Ne demek o? Ne zaman geldi Hacı Babam? diye sorunca, Ahmed Ağa:

- Ramazanın son günlerinde, siz sofrada beklerken kapınıza bir Bişeci geldi mi?

- Geldi?

- Devesinin semerindeki katran küplerine dikkat ettin mi, semere bağlı mıydı, değil miydi?

- Ben bu tiryaki kafasıyla nerden dikkat edecem ona Hacı Babam?

- İçeceksen sen iç sigarayı oğlum! Sigara seni içmesin!... Hem sen nasıl bir Hızır bekliyordun? Yakası kartlı, kravatlı birini mi bekliyordun? Kolalı gömlekli, ütülü pantolonlu birini mi bekliyordun? Neyse... Gördün işte gayrı... Görmedim diyemezsin! Kaçırdın ammaa, gördün işte yine de... demiş ve teselli etmiş Kaymakamı, Ahmed Ağa, ama.... Kaymakam epey eyvah çekmiş tabii..

O Kendini Tanıttı

Kânûnî, birgün kayıkla Boğaz'da gezmeye çıkmıştı. Ortaköy hizâsına gelince kıyıya yanaşıp, bir adam göndererek Yahyâ Efendiyi çağırttı. O da yanında bir ahbâbı ile gelip kayığa bindiler. Birlikte giderlerken, Yahyâ Efendinin ahbâbı, devamlı olarak Kânûnî'nin parmağında bulunan çok kıymetli bir yüzüğe bakıyor ve bu bakış dikkati çekiyordu. Kânûnî, bu hâli fark edince, parmağındaki o kıymetli yüzüğü çıkarıp;

-Siz gâliba, bunu merak ettiniz, alıp daha yakından, bakıp inceleyiniz, dedi.

O zât yüzüğü aldı. Evirip çevirdikten sonra, denize atıverdi. Yahyâ Efendi hâriç, kayıkta bulunanlar çok hayret ettiler. Biraz sonra o kişi inmeği arzu etti

Bir müddet gittikten sonra, o zât inmek istediğini bildirince,

Pâdişâh kayıkçıya;

-Kıyıya yanaş,dedi.

Kayık kıyıya yanaştı. O zât, ineceği sırada denizden bir avuç su alıp Sultana uzattı. Avucunda biraz önce denize attığı yüzük vardı. Yahyâ Efendi hâriç, kayıkta bulunan herkes, yine çok hayret ettiler. Kânûnî, elini uzatıp yüzüğü alınca, o zât birdenbire gözden kayboluverdi.

Kânûnî, Yahyâ Efendiye dönüp;

-Ağabey, ne oluyor, bu olanlar nedir ki? dedi.

O da;

-Efendim gördüğünüz, Hızır aleyhisselâm idi, dedi.

Bunun üzerine Kânûnî;

-O hâlde, bunu ne için, daha önce demediniz, bizi niye tanıştırmadınız?” deyince,

Yahyâ Efendi;
  -O kendini, tanıttı hükümdârım, lâkin siz tanımakta, geç kaldınız hünkârım, buyurdu.





Bu sayfa hakkındaki son yorum:
Yorumu gönderen: Daha 5 yaşında , 06.11.2016, 23:19 (UTC):
Daha 5 yaşında idim dağın tepesindeki sanki önümde kosuyor gibiydi ve izliyordum ve onu görüyordum atın üstünde dağların tepesinden kosuyordu dagdan daga

Yorumu gönderen: Faruk Kaya , 02.04.2016, 17:52 (UTC):
Allah cc herkesi Hızır as mı görmeye nasip eylesin bizi imanlı ve kalbi temiz bir şekilde onun karşısına çıkarmayı ve tanımayı nasip eylesin

Yorumu gönderen: ezgi, 07.01.2016, 18:30 (UTC):
Boyle seyleri anlatmak dogru degildir lakin bende gordum. Yuca rabbim dunya gozuyle 2 kere nasip etti. Ama hala inanamiyorum. 1. De ruya gordum yasli ac bir kadini doyuruyordum ruyamda sabah uyanip evden ciktigimda yasli bir amca gordum goz goze geldik benden birsey istemedi 5 dk sonra yolda ayni amcayi elinde poset ekmek 1 elma icinde yiyecek bisiler tooplarken gordum cebimde sadece 10 tl vardi versem yolda kalcam bozdurma pesine dusup bir baktim amca yok cok baktim bulamadim ve cok agladim ruyamda gordugum yaslo kadin aslinda yasli amca olarak karsima sabhin ilk saatlerinde cikmisti ve hizirdi sonradan anladim bu olau 7 yiil once oldu benim icimde hep uzuntusu kaldi bu olayin bu aralarda sanki icimde garip bir his heran gelecek yasli birine duyarli gibiydim ve yatmadan surekli dua ettim duamda hizir a.s da vardi. 2 gun once ruyamda gordum yine orucluyum ve ekmek firina atmisim mis gibi kokular gelcek biri hissine kapilmisi. Uyandim hemen niyet ettim oru tuttum ve anneme dedim firina ekmek atsak annem pek orali olmadi ben atsaydim keske usendim oruclu oruclu galiba anneme dedim haliba yasli bir adam gelcek kapiya annem olayi abarttigimi dusundu ben tetikte bekliyodum ogleden once saat 10 30 giibi zil caldi ve zil okadarkisa ses cikardiki ben tettikte bekledigim icin hemen bastim otomatige ses yok camdan baktim kimo diyerek yasli amca allah rizasi icin dedi ve camdan bakmasam gidiyodu bina 5 katli kimsenin evine cikmadi bekledigim misafir gelmisti hemen assagi inip cudanimdaki paranin yarisini verdim cok bisi diildi ama bos gondermedim okadar cok ve guzel dualar ede ede gittiki elini opecektim o an nedense yapamadim ama icim nasl oldu anlatamam aglama tuttu. Neden bu kadar bariz hissedeboldim ve gordugumu anladim diye bircok yazi okurken kendimi buraya yorum yazarken buldum.gercekten allah nasip etti ve diegr gun persembede hizir a.s icin oruc tuttum uyudum uyandigimda da bina yikiliyor sandim 2 dk sonra hicbirsey olmadigini anladim ve bu hissi yasamamda gercekten gordugumu kanitladini dusunuyorum onun belirtisiydi guclu duygular.yasatti. yuce rabbim sevdigi insanlarin hemen anlamasini saglarmis ben oyle okadar guzel birseye layikmiydim diyorum sasiriyorum sevincliyim degisik inanilmazz birsey.

Yorumu gönderen: meltem, 13.08.2015, 07:21 (UTC):
dilekler ne zaman yazılıyor ne zaman denize atılıyor

Yorumu gönderen: Onur, 07.08.2015, 22:05 (UTC):
Allah hepimize görüpde tanımayi nasip etsin dostlar hizir as. Yürekten görmek isteyen herkeze görünürmüs ama sadece temiz kalpli insanlar tanirmış onu rabbim bizi taniyanlardan eylesin günahlarımızı affetsin

Yorumu gönderen: ahmet, 05.05.2015, 13:23 (UTC):
yaw hikayelern hepsini okudukta ben bundan birsey cıkaramadım.hikayelerin hepsi hüsranla bitiyor Hızır(Aleyselam)bu hikayelerin hangisinde yardım ediyor ki anlamadım yok cölde görünmüste.kuru kafalıymısta kendini tarif etmişte cölde ac suzu bi care adam nerden bilecek onun hızır olduğunu.kavanoz hikayesi neysede öbürleri saçma uydurma hikayeler. gibi geldi bana. Benim anladığım ziddim sene bu hızır bizim karşımıza çıkmaz cıksada abuk sabuk sorularla yok bilmem kimin kılığında çıkar bizde zaten bilemeyiz kim olduğunu ..bir ömür böyle gider yıllarca bu hikayelerde birileri tarafından saflar için uydurulup anlatılır.gökten üç elma düstü hepside hızırın başına..

Yorumu gönderen: mecnun, 17.04.2015, 00:36 (UTC):
herkesin hizir i ana, baba ve akrabalaridir. Biz öncelikli olarak onlara bakalim. Helal lik alalim. Özelliklede ana ve babamizin. Babanin duasi peygamberin ümmetine duasi gibidir. Cennet ise annelerin ayaklarinin altindadir. Onlarin duasini alalimda, varsin hizir as.i görmeyelim.selamun aleykûm. Haklarinizi helal edin

Yorumu gönderen: M.Kaan GEÇOĞLU, 24.02.2015, 17:35 (UTC):
Hayatımda Hızır (a.s) görmek istiyordum. NASIL olduğunu öğrettiğiniz için Allah razı olsun.

Yorumu gönderen: AZRA ELA, 09.12.2014, 22:20 (UTC):
bu hikayeler çok güzel bir okadarda ilgiç allah görmek isteyen temiz yürekli insanlara görmeyi nasip eder işlh

Yorumu gönderen: mehmet, 04.12.2014, 18:58 (UTC):
Ah ah Hz.Hızırı görmek o kadar kolaymı derseniz, İnşallah Yüce Allahım onu tertemiz,insan olan insana saygı duyan insanları hor görmeyen ve her kesi eşit olarak gören tüm müslümünlara nesip eyleyip, görmesini bizlere nasip etmsin amin

Yorumu gönderen: ferqane, 12.08.2014, 14:23 (UTC):
allah her kese hazreti hizir alehiselami qormeyi nasib etsin amin

Yorumu gönderen: SERKAN, 26.07.2014, 08:44 (UTC):
Said Nursiyi yazmasaydınız bilgileriniz güzeldi.

Yorumu gönderen: cozw, 09.05.2014, 13:42 (UTC):
Önemli olan Hızır as'ı görmek değil, görünce tanıyabilmek, Allah onu görünce tanıyabilmeyi nasip etsin. Buna hazır etsin

Yorumu gönderen: COŞKUN, 15.11.2010, 06:22 (UTC):
Ahmetim, tosunum... Bu hikayeleri okuyanlar Allah'ın bir olduğunu bilirler, bu yüzden başka arayışlara yönelip kimseyi Tanrılaştırmaya kalkmazlar, için rahat olsun senin böyle şeylere kafayı takma yakarsın motoru bir gün Allah muhafaza...

Yorumu gönderen: hakan , 04.08.2010, 19:01 (UTC):
hepinize selamün aleyküm hızır aleyhisselamı okadar çok görmek istiyorumki onun la beraber peygamber efendiizide s a v .göreceğimi biliyorum inşallah hepimizede nasib olur

Yorumu gönderen: burak kaya, 21.07.2010, 00:39 (UTC):
arkadasım bunlara ilk önce gönülden inancaksınızki göreceksiniz...arkadasın biri bunlar uydurma dio aslında snin aklını yönetenlerin uydurması bunlar kardsm... önce iman inanmak

Yorumu gönderen: abdullah mollaoğlu, 10.07.2010, 21:56 (UTC):
ahmet bilender sen ne ayaksın?? büyük zatlara saldırmayı kendine vazifemi edindin..

Yorumu gönderen: Üsküdarlı Mustafa, 04.06.2010, 07:38 (UTC):
Hızır Aleyhisselam; perşembe günleri ikindi namazına Üsküdar Mihrimah Sultan (İskele) Camisine gelir der babam. Ve ön saflarda yukarıdan aşağı sallanan zincirin oralarda safa girermiş. Görmek kime kısmet oldu acaba orada...

Yorumu gönderen: Ahmet bilender, 30.04.2010, 11:02 (UTC):
anlatılan hikayelerin tamamı birilerini(said nursi,ahmet aga vs.)tanrılastırma adına uydurulmus hikayelerden baska bişi diil.

Yorumu gönderen: hakkı , 16.04.2010, 04:57 (UTC):
okurken zaman nasıl geçiyor anlamadım harika ve sürükleyici hikayeler bizlerede görürüz inşallah

Yorumu gönderen: zafer, 23.03.2010, 13:57 (UTC):
Aşağıdaki hikaye Hızıra değil bir dilenciye ait, işin illa cılkını çıkarıyoruz

Yorumu gönderen: Kemal, 18.03.2010, 23:12 (UTC):
Hızır, bir gün Fatih Sultan Mehmet'in sarayında bir derviş kılığında ortaya çıkar. Fatih, kısa bir şaşkınlıktan sonra "Sen de kimsin ihtiyar? Ne istersin?" diye sorar. Derviş kılıklı adam, "Ben senin kardeşinim mülkünü bölüşmeye geldim" der. Fatih, "nereden kardeşim olduğunu bileceğim" diye karşılık verir. Derviş kılıklı adam, "hepimiz Adem'in çocoklarıyız, dolayısı ile kardeşiz ve kardeşlik payımı isterim" diye cevaplar. Bu ihtiyara karşı kalbi ısınan Fatih, hazneci başını çağırarak, "bu ihtiyara bir kese altın ver" der. İhtiyar derviş itiraz ederek, "kardeşlik hissesi bu kadar mı olur? Hazinenin yarısını isterim" diye cevap verir. Bunun üzerine Fatih, "sen buna razı ol, diğer kardeşlerin duyarsa bu kadar da düşmez sana." der. Hızır, o anda kaybolur.

Yorumu gönderen: hızırı görmek isteyenler, 11.03.2010, 19:24 (UTC):
EN büyük temennimiz bu fani hayatta o önemli zatı dünyagözüyle görmektir.ALLAH herkese içerisindede bizlere nasip eylesin (AMİN)

Yorumu gönderen: aziz, 11.03.2010, 09:15 (UTC):
sayenizde bilmediğim şeyleri öğrendim



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36742049 ziyaretçi (102825463 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.