Hızır Kimdir?
 
Hızır

Hızır Kimdir?

Abdurrahman Yördem

Ayetlerin Arapça orjinallerini de göster.

Hızır hakkında bir çok yazı yazılmış. Bunların büyük kısmı, Kurân-ı Kerîm’deki Kehf suresinde anlatılan Hz. Musa’nın yol arkadaşı ile ilgili olup bir kısmı da folklorik hikayelerdir. Bende bu konuyu Kurân-ı Kerîm ışığında Yüce Rabbimiz'in bize bildirdiği ayetler yardımı ile değişik bir yönden incelemek istedim.

Bildiğimiz gibi “خضر” (Hızır) ismi, Kurân-ı Kerîm’de geçmemektedir. Ancak hadis ve ulemanın yaşadığı olaylarda bu isim geçmektedir.

Kurân-ı Kerîm’in Kehf suresinin ilgili ayetleri:

وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِفَتَاهُ لَا أَبْرَحُ حَتَّى أَبْلُغَ مَجْمَعَ الْبَحْرَيْنِ أَوْ أَمْضِيَ حُقُبًا

60. Hani Musa, genç yardımcısına demişti: “İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim.”

فَلَمَّا بَلَغَا مَجْمَعَ بَيْنِهِمَا نَسِيَا حُوتَهُمَا فَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِي الْبَحْرِ سَرَبً

61. Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu.

فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتَاهُ آتِنَا غَدَاءنَا لَقَدْ لَقِينَا مِن سَفَرِنَا هَذَا نَصَبًا

62. (Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: “Yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk.”

قَالَ أَرَأَيْتَ إِذْ أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ فَإِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ وَمَا أَنسَانِيهُ إِلَّا الشَّيْطَانُ أَنْ أَذْكُرَهُ وَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِي الْبَحْرِ عَجَبً

63. (Genç-yardımcısı) Dedi ki: “Gördün mü, kayaya sığındığımızda balığı unuttum. Onu hatırlamamı Şeytan’dan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu.”

قَالَ ذَلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِ فَارْتَدَّا عَلَى آثَارِهِمَا قَصَصًا

64. (Musa) Dedi ki: “Bizim de aradığımız buydu.” Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler.

فَوَجَدَا عَبْدًا مِّنْ عِبَادِنَا آتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِندِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِن لَّدُنَّا عِلْمًا

65. Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.

قَالَ لَهُ مُوسَى هَلْ أَتَّبِعُكَ عَلَى أَن تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْدًا

66. Musa, ona dedi ki: “Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?”

قَالَ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا

67. Dedi ki: “Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin.”

وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلَى مَا لَمْ تُحِطْ بِهِ خُبْرًا

68. (Böyleyken) “Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?”

الَ سَتَجِدُنِي إِن شَاء اللَّهُ صَابِرًا وَلَا أَعْصِي لَكَ أَمْرًا

69. (Musa:) “İnşaallah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim.” dedi.

قَالَ فَإِنِ اتَّبَعْتَنِي فَلَا تَسْأَلْنِي عَن شَيْءٍ حَتَّى أُحْدِثَ لَكَ مِنْهُ ذِكْرًا

70. Dedi ki: “Eğer bana uyacak olursan, hiç bir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar.”

فَانطَلَقَا حَتَّى إِذَا رَكِبَا فِي السَّفِينَةِ خَرَقَهَا قَالَ أَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ أَهْلَهَا لَقَدْ جِئْتَ شَيْئًا إِمْرًا

71. Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: “İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın.”

قَالَ أَلَمْ أَقُلْ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا

72. Dedi ki: “Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini sana söylemedim mi?”

قَالَ لَا تُؤَاخِذْنِي بِمَا نَسِيتُ وَلَا تُرْهِقْنِي مِنْ أَمْرِي عُسْرًا

73. (Musa:) “Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma.” dedi.

فَانطَلَقَا حَتَّى إِذَا لَقِيَا غُلَامًا فَقَتَلَهُ قَالَ أَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍ لَّقَدْ جِئْتَ شَيْئًا نُّكْرًا

74. Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürdü. (Musa) Dedi ki: “Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın.”

قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكَ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِي صَبْرًا

75. Dedi ki: “Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini sana söylemedim mi?”

قَالَ إِن سَأَلْتُكَ عَن شَيْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْنِي قَدْ بَلَغْتَ مِن لَّدُنِّي عُذْرًا

76. (Musa:) “Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun.” dedi.

فَانطَلَقَا حَتَّى إِذَا أَتَيَا أَهْلَ قَرْيَةٍ اسْتَطْعَمَا أَهْلَهَا فَأَبَوْا أَن يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارًا يُرِيدُ أَنْ يَنقَضَّ فَأَقَامَهُ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَاتَّخَذْتَ عَلَيْهِ أَجْرًا

77. (Yine) Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler; fakat (kasaba halkı,) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti. (Musa) Dedi ki: “Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin.”

قَالَ هَذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ سَأُنَبِّئُكَ بِتَأْوِيلِ مَا لَمْ تَسْتَطِع عَّلَيْهِ صَبْرًا

78. Dedi ki: “İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim.”

أَمَّا السَّفِينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاكِينَ يَعْمَلُونَ فِي الْبَحْرِ فَأَرَدتُّ أَنْ أَعِيبَهَا وَكَانَ وَرَاءهُم مَّلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ غَصْبًا

79. “Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı.”

وَأَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ أَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَشِينَا أَن يُرْهِقَهُمَا طُغْيَانًا وَكُفْرًا

80. “Çocuğa gelince, anne ve babası mü’min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkâr zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk.”

فَأَرَدْنَا أَن يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْرًا مِّنْهُ زَكَاةً وَأَقْرَبَ رُحْمًا

81. “Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik.”

وَأَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَتِيمَيْنِ فِي الْمَدِينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنزٌ لَّهُمَا وَكَانَ أَبُوهُمَا صَالِحًا فَأَرَادَ رَبُّكَ أَنْ يَبْلُغَا أَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنزَهُمَا رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ أَمْرِي ذَلِكَ تَأْوِيلُ مَا لَمْ تَسْطِع عَّلَيْهِ صَبْرًا

82. “Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları sâlih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu.”

Ayetler incelendiğinde Hz. Musa’nın yol arkadaşının (HIZIR) bazı özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

  1. “Allah katından kendisine bir rahmet verilmiş ve kendisine tarafımızdan ilim öğretilmiş bir kul…” diye tarif edilmekte.
  2. Öğretilen bu bilgilerle her üç yolculukta geleceği biliyor.
  3. Görmediği halde kralın gemileri gaspettiğini biliyor.
  4. Çocuğun gelecekte kötü biri olacağını, anne ve babasını inkara zorlayacağını biliyordu.
  5. Yine görmediği halde çocukların babaları tarafından hazine gömdüğünü biliyordu.
  6. Bindikleri gemiye zarar verdi, çocuğu öldürdü.
  7. Duvarı yalnız yardımsız inşa etti.

Şimdi bu maddeleri irdelersek;

Allah katından ilim verilen, Peygamber’e eğitim veren kişinin muhtemelen; Rabbimizin dünyaya gönderdiği elçi/meleklerden olduğu sonucuna varabiliriz. Dikkat edilirse 82. ayette bu varlık, bu işleri kendi görüşü olarak yapmadığını belirtir. Öyleyse Rabbimizin emri ile hareket etmiştir. Bu elçiler, vahyi melekleri dışında başka görevlerle dünyaya gelen insan formu varlıklardır.

Hz. İbrahim’e gelen müjdeci ve Lut kavmini helak eden elçiler de bu tip elçi/meleklerdi. (Zariyat 24-34) Hz. Musa döneminde de çeşitli görevlerle geldiler. Tabutu (kutsal sandığı) taşıdılar (Bakara 248), Kavmine bıldırcın eti ve kudret helvası getirdiler (Bakara 57). Bu yüzden Hz. Musa; bu varlığa yabancı değildi. Hz. İbrahim gibi korkmadan kolayca tabi oldu.

Peki bu elçinin korkutucu olduğunu nasıl anlayabiliriz? Çünkü gemiye zarar veriyor, gemiciler herhangi bir tepki vermeden sadece gemiden indiriyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Gemiyi batıracaksınız… sizi öldürürler! Ama sonuç, sadece kendilerinden uzaklaştırıyorlar.

Yine çocuğu öldürüyor. Görenler bir tepkide bulunmuyor. Oysa o zamanlar kısasa kısas uygulanıyor. Görenlerin hemen tutuklayıp Hızır’a ölüm cezası vermeleri gerekir. Ancak yolculuğun devam ettiğini görmekteyiz.

İnşa edilen duvar da böyle basit bir duvar değil; çünkü çocukların büyümesi için gereken zamanda duvarın ayakta durması gerekiyor. Öyleyse Elçi/melek, bayağı güçlü ve donanımlı bir varlık. Bu güç ve donanım, diğer insanları korkutuyor. Bu yüzden herhangi bir tepki veremiyorlar.

Yanlış anlaşılmasın; keramet ve ilüzyondan bahsetmiyorum. Hz. Musa’ya Firavun’u korkutmak için dokuz ayet verilmişti. (İsra 101) Bunlardan biri asa’ya verilen güç ejderhaya dönüşüyordu, (Araf 107) Elinde ne olduğunu bilemediğimiz metal bir parlaklık ya da ışın saçan birşey vardı. (Kassas 32) muhtemelen bu varlıkta da bu tip bir donanım bulunmaktaydı.

Peygamberimiz’den önce ve sonra böyle bir varlığın (Hızır) Rabbimiz tarafından görevli olarak bazı peygamberlere ya da sevdiği kullara eğitim amacı ile gelmesi muhtemeldir. Kesinlikle zaman yolcusu ya da ölümsüz bir insan olması mümkün değildir. Bu, Allah’ın yaratmasına uygun değildir. Çünkü insan üstü eylemlerde bulunacak böyle bir varlığın, ayrıca sanki insanın kaderini değiştirecek bir varlığın olması Allah’ın yaratılış kurallarına uymaz. Çünkü Rabbimizin yerine koyacağımız böyle bir varlık, inancımızda bizi şirke götürür. İşte Şeytan, burada devreye girer.

Dikkat edilirse Kehf suresi 63. ayette Şeytan’ın bu olayı bildiğini ve izlediğini görürüz. Şeytan, bu tip olaylarda insanların zaafını bildiğinden; doğrunun içine yanlışı koyar ve hikâyelerin çoğunda kendine Hızır rolünü verir. İnsanlar, Hızır’a olağanüstülük verir ve Rabbimizden istiyeceklerimizi Hızır’dan ister. Ve Rabbimizin insanlara ikramını Hızır’a mal eder. (En iyisini Allah bilir.)

Abdurrahman Yördem,
Ağustos 2017.

Not: Vahy meleklerinin Rabbimiz tarafından seçilen insanlara vahy getirmesi, o insanı Peygamber yapar. Hz. Muhammed (sav), son peygamberdir. Diğer görevlerle gelen elçi/meleklerin göründüğü insanların peygamber olmaları söz konusu olamaz. Bu yüzden Rabbimiz tarafından Peygamberimizden sonra peygamber görevlendirilmeyecektir.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Tülay, 16.10.2017, 20:17 (UTC):
Çok ilginç olaylar.neler yaşanmış....bu zamana kadar gelmiş...bir çok yerde okudum.aklım sığmıyor.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 46134756 ziyaretçi (118649451 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler