Hâbil İle Kâbil'den Bugüne
 

Habil ile Kabil, Cain and Abel

Üstteki resim: Bartolomeo Meanfredi'nin "Hâbil ile Kâbil" tablosu (Uffitzi & Pitti Müzesi)

Hâbil İle Kâbil'den Bugüne

Ayşegül Osmanoğlu

Hiç dikkatinizi çekiyor mu; artık iz bırakmadan cinayet işlemek, ne kadar kolay... Peki neden mi böyle söylüyorum? Eee, bakın TV kanallarına, adeta kâtil eğitim el kitabı gibi... Nerde hata yaparsa yakalanacağını öğretiyorlar adeta. Polisin nasıl iz sürdüğünü, nerden hangi ipucuna ulaşabildiğini adım adım anlatıyorlar. Böylece bir insana kastetmeyi kafaya koymuş olan x varlık, (Şimdi başka bir insan dersem olmayacak. Çünkü böyle demek istemiyorum. X varlık diyelim biz en iyisi) atacağı adımları daha rahat saptayabiliyor.

Bâzı olaylar da kâtili anlamak için uzman olmaya bile gerek kalmıyor. Ama ortada delil olmayınca, suçlanacak kimse de olmuyor... Neydi şu ünlü söz:

"Suçlu olduğu kanıtlanana kadar herkes, mâsumdur..."

Bu, gerçekten mâsum olanlar için altın değerinde bir söz. Ama suçlular için kanıtları yok etme süresi kazanma şansı oluyor. Düşünsenize, adam (veya kadın... Sadece erkekler cinayet işlemiyor. Şimdi adam dedim diye de ayağa kalkmayın) TV'yi takip ederek kendi kendini analiz edip yaptığı bir hata varsa bunu ört-bas edebilir... Yoksa aşağı-yukarı 10-15 günde aydınlatılabilecek bir cinayet, neden aylar, yıllar boyu karanlıkta kalsın ki???

"Neden insanlar, birbirlerini yok etmeye bu kadar meyilli?" gibi bir soruyu ben de sormayacağım elbette... İnsanlığın var oluşuyla başlayan bir durum bu. İlk cinayet, bir kardeşin diğerini katletmesi ile başlamadı mı? Hani bazen yakın akraba cinayetlerinde "İnsan, nasıl bunu en yakınına yapar...?" gibi sorular soruyoruz ya, demek ki pek de şaşılacak bir şey yok aslında. Çünkü dünya, bomboşken; neredeyse insan başına bir kıtalık alan düşüyorken bile dünyaya fazla geldiğini düşündüğü insanı ortadan kaldırma fikri gelişebiliyormuş. Bu, kardeşin olsa bile...

Hadi o zaman onları ilkel olarak değerlendiriyoruz... Peki bu zamanda olan neyin nesi? Teknolojik gelişmelerle veya sosyal değişimlerle alakası yok bunun. Çünkü insanın içindeki o ilkel yan, bir şekilde yok edilemiyor. Diğerlerine tahammülsüzlük, kontrol edilemeyen duygular, engelleyemediğimiz aşırı hırslarımız, gittikçe mekanikleşmiş olan insani yanımız, bir başkasını ortadan kaldırmayı neredeyse hak görüyor kendine...

Nüfus planlamasına bile gerek yok artık. Çünkü,ölenler, doğanlardan daha çok... Ne uğruna? Çoğu bir hiç uğruna... İnsanları satranç tahtasındaki taşlar gibi guruplara ayırmak, bazılarının hayatını bir başkasının hayatından daha değerli veya değersiz görmek hakkını kim kime veriyor? Şah da insan, piyon da ve hepsinin hayatı, kendi için aynı oranda değerli... Yani bunun aksini düşünüp bu tür eylemleri gerçekleştirmek isteyen insanları cesaretlendirmek yerine caydırıcı olunması gerekiyor... İz bırakmayacağını düşünen biri, kolaylıkla bu düşüncesini hayata geçirebiliyor...

Benim en kolay bulunur diye düşündüğüm bir "Ankara-Keçiören cinayeti" var ki; hiç bir ipucu, bir yerlere götürmedi polisimizi. Çünkü TV'de adım adım irdelenen bu olayda her açığını kapatma şansı bulmuş olmalı katil veya katiller... Kendimizi en çok güvende hissetmemiz gereken yerde, yani evimizde dahi bir garantimiz yok. Sanki bir kasada oturuyormuşuz gibi en güvenli sistemlerle donatıyoruz kapılarımızı.

Öldürme içgüdüsü, sanırım her insanda var. Kimi, İlâhî Adalet'e sığınacak kadar cesur ve inançlıyken; kimi, çocuk demeden, kadın-erkek, genç-yaşlı demeden ortadan kaldırmak isteyecek kadar karartıyor gözünü.... Veya bazılarının gözü öyle dönüyor ki, kitle halinde ortadan kaldırmadan rahat edemiyor. Hatta bunu tüm dünyanın gözü önünde gerçekleştirecek kadar aklî melekelerini yitirmiş oluyorlar ve hiç kimse de kılını kıpırdatamıyor, "Sen, suçlusun!" diyemiyor.... Sonra geçiliyor bir garip mezarın başına, yüzlerce kişiye açılmış tek bir mezarda yatan masumlar için anma töreni düzenleniyor ve kâtil, sadece "Özür dileriz." diyor...

Sizi bilmiyorum; ama ben, bu ülkede idam cezasının geri gelmesini istiyorum. Yoksa hapishanelerimiz, katillerle dolmaya devam edecek... İnsan hayatı, bu kadar ucuz olmamalı ve TV'lerde sanki fantastik biri masal anlatılırmış gibi anlatılmamalı...

Gençler, hayat, seyrettiğimiz filmlerdeki gibi değil. Bugün ölümüne sebep olduğunuz bir insanı tekrar başka bir filmde oynarken göremezsiniz. İnsan, gerçekte sadece bir kere ölür. Bırakın herkes eceliyle emri-hak vukû bulduğunda rahat yatağında ölsün... Bırakın birinin bir diğerinden alacağı varsa bunu gerçek adalet sahibi sorgulasın...

Artık rahat yatağında eceliyle ölmenin neredeyse lüks olduğu bir dönemde yaşamak, o kadar zor ki... Görünüşe bakılırsa Hâbil ile Kâbil (İng. Cain ve Abel)'den bugüne değişen tek şey, teknoloji... İnsanlık değil...

Ayşegül Osmanoğlu,
19 Temmuz 2010, Pazartesi






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36676962 ziyaretçi (102709599 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.