Hâfız Dîvânı'ndan Seçme Beyitler, XVI
 
Hafız Divanı, Gazel 16

Hâfız Dîvânı'ndan Seçme Beyitler, XVI

Hâfız-ı Şirâzi

Gazel 16 (Ghazal XVI)

Vezin: Mefâilün feilâtün mefâilün fa’lün

خمی که ابروی شوخ تو در کمان انداخت
به قصد جان من زار ناتوان انداخت

[K]hamî ki ebrû-yı şûh-ı tû der kemân endâht
Be kasd-ı cân-ı men-i zâr-ı nâtevân endâht

Şûh kaşının kurduğu yay, bu kudretsiz âşığın helâki için kurulmuş. Onunla benim canıma kastetmekte.

نبود نقش دو عالم که رنگ الفت بود
زمانه طرح محبت نه این زمان انداخت

Nebûd nakş-i du âlem ki reng-i ülfet bûd
Zi nâme tarh-i muhabbet ne in zemân endâht.

İki cihânın da nakşı yokken, aşk ve muhabbet şivesi vardı. Zamâne, sevgi âdetini ortaya şimdi atmadı ki.

به یک کرشمه که نرگس به خودفروشی کرد
فریب چشم تو صد فتنه در جهان انداخت

Be yek kirişme ki nergis behodfurûşî kerd
Firîb-i çeşm-i tu sad fitne der cihân endâht.

Nergis, kendini beğendi de bir işvelendi. Gözün, bundan dolayı onun rağmine cihâna yüzlerce fitne saldı.

شراب خورده و خوی کرده می‌روی به چمن
که آب روی تو آتش در ارغوان انداخت

Şerâb horde vu hey kerde, mîrevî be çemen
Ki âb-i rûy-i tu âteş der ergevân endâht.

Şarap için terleyerek bahçeye ne zaman gittin ki bu güzelliğin, erguvânı (bile) ateşe vermektedir.

به بزمگاه چمن دوش مست بگذشتم
چو از دهان توام غنچه در گمان انداخت

Be bezmgâh-i çemen dûş mest bogzeştem
Çu ez dehân-i tuem gonçe der gumân endâht.

Sarhoştum dün gece, geçerken çemen meclisinden bir goncayı gördüm; bir ağzını; düştüm şüpheye.

بنفشه طره مفتول خود گره می‌زد
صبا حکایت زلف تو در میان انداخت

Benefşe turre-i meftûl-i hod girih mîzed
Sabâ hikâyet-i zulf-i tu der miyân endâht.

Menekşe, büklüm büklüm turralarını düğümlerken; seher yeli, zülfünün hikâyesini ortaya koydu.

ز شرم آن که به روی تو نسبتش کردم
سمن به دست صبا خاک در دهان انداخت

Zi şerm-i anki be rûy-i tu nisbeteş kerdem
Semen be dest-i sabâ hâk der dehân endâht.

Senin yüzüne benzettim diye, seher çağı da hemen sabah rüzgârının eliyle ağzıma toprak saçtı.

من از ورع می و مطرب ندیدمی زین پیش
هوای مغبچگانم در این و آن انداخت

Men ez vara’ mey u mutrib nedîdemî zin pîş
Hevâ-yi muğbeçegânem der în u ân endâht.

Ben, bundan önce zâhiddim. Ne şarap görmüştüm ne (de) çalgı duymuştum. Fakat meyhâne sâkîlerinin havası, beni ona da düşürdü buna da.

کنون به آب می لعل خرقه می‌شویم
نصیبه ازل از خود نمی‌توان انداخت

Kunûn be âb-i mey-i la’l hırka mîşûyem
Nasîbe-i ezel ez hod nemîtevân endâht.

Şimdi lâl renkli şarapla hırkamı yıkayıp duruyorum. Fakat ezelî nasibi yıkayıp arıtmaya imkân mı var?

مگر گشایش حافظ در این خرابی بود
که بخشش ازلش در می مغان انداخت

Meğer guşâyiş-i Hâfiz derin harâbî bûd
Ki bahşiş-i ezeleş der mey-i mugân endâht.

Hâfız'ın açılıp gelişmesi, herhalde muğların şarâbından harap olmaktadır. Ezelî takdir böyle.

جهان به کام من اکنون شود که دور زمان
مرا به بندگی خواجه جهان انداخت

Cihân be kâm-i men eknûn şeved ki dovr-i zemân
Merâ be bendegî-i hâce-i cihân endâht.

Zaman, beni Cihân Hâcesi'nin kulluğuna saldı. Anladım ki artık âlem, murâdımca dönecek.

Farsça Kaynaklar

[1] www.neyestan.com/
[2] www.rira.ir/rira/php/?page=view&mod=classicpoems&obj=poem&id=16
[3] hafez.recent.ir/default.aspx?item=694

❮ 12345678910111213141516171819 ❯






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 46931089 ziyaretçi (119953061 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler