Hâkka Sûresi
 

Hakka Suresi, Sayfa 1, Kuran-ı Kerim, Sayfa 565

Hakka Suresi, Sayfa 2, Kuran-ı Kerim, Sayfa 566

Hakka Suresi, Sayfa 3, Kuran-ı Kerim, Sayfa 567

Hâkka Sûresi

Hakka Sûresi, Mekke döneminde inmiştir ve 52 âyettir. Sûre, adını birinci âyeti oluşturan “el-Hâkka” kelimesinden almıştır. "Hâkka", mutlaka gerçekleşecek olan kıyâmet demektir. Sûrede başlıca, Kıyâmeti inkâr edenlerin görecekleri cezalar ve mü'minler ile kafirlerin dehşetli Kıyamet günündeki halleri konu edilmektedir.

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
Bismillēhirrahmēnirrahîm.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla...

1. الْحَاقَّةُ
1. Elhâggah.
1. 'Elbette gerçekleşecek olan' (kıyâmet).

2. مَا الْحَاقَّةُ
2. Mel hâggah.
2. Nedir o 'muhakkak gerçekleşecek olan?'

3. وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْحَاقَّةُ
3. Vemē edrâke mel hâggah.
3. O gerçekleşecek olanı (kıyâmeti) sana bildiren nedir?

4. كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ
4. Kezzebet semûdu ve âdum-bil gâriah.
4. Semud ve Ad (toplumları), kâriâ'yı yalan saydılar.

5. فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ
5. Feemmē semûdu feuhlikû bit-tâğiyeh.
5. Bu nedenle Semud (halkı), korkunç bir sesle helâk edildi.

6. وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ
6. Veemmē âdun feuhlikû birîhin sarsarin âtiyeh.
6. Ad (halkın)a gelince; onlar da, uğultu yüklü, azgın bir kasırga ile helâk edildiler.

7. سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ أَيَّامٍ حُسُوماً فَتَرَى الْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَى كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ
7. Se[k]h[k]harahē aleyhim seb'a leyēliv-vesemēniyete eyyēmin husûmen feteral gavme fîhē sar'â keennehum eğcēzu ne[k]hlin [k]hâviyeh.
7. (Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün.

8. فَهَلْ تَرَى لَهُم مِّن بَاقِيَةٍ
8. Fehel terâ lehum mim-bēgiyeh.
8. Şimdi onlardan hiç arta kalan (bir şey) görüyor musun?

9. وَجَاء فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُ وَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِئَةِ
9. Vecēe fir'avnu vemen gablehû velmu'tefikētu bil [k]hâtıeh.
9. Firavun (kavmi), ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı da hep) o hata ile (tarih sahnesine) geldiler.

10. فَعَصَوْا رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةً رَّابِيَةً
10. Feasav rasûle Rabbihim fee[k]hazehum e[k]hzeter-râbiyeh.
10. Böylece Rablerinin elçisine isyân ettiler. Bu yüzden onları, şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı.

11. إِنَّا لَمَّا طَغَى الْمَاء حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِ
11. İnnē lemmē tağal mēu hamelnēkum fil cēriyeh.
11. Gerçek şu ki, su taştığı zaman, o gemide Biz, sizi taşıdık;

12. لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَا أُذُنٌ وَاعِيَةٌ
12. Linec'alehē lekum tezkiratev-veteiyehē uzunuv-vēiyeh.
12. Öyle ki, onu sizlere bir ibret (hatırlatma ve öğüt) kılalım. 'Gerçeği belleyip kavrayabilen' kullar da onu belleyip-kavrasın.'

13. فَإِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌ
13. Feizē nufi[k]ha fîs-sûri nef[k]hatuv-vēhideh.
13. Artık sûr'a tek bir üfürülüşle üfürüleceği.

14. وَحُمِلَتِ الْأَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً
14. Vehumiletil ardu velcibēlu fedukketē dekketev-vēhideh.
14. Yeryüzü ve dağlar, yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman.

15. فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ
15. Feyevmeiziv-vegaatil vēgiah.
15. İşte o gün, vakıa (bir gerçek olan kıyamet) artık vukû bulmuş (gerçekleşmiş)tur.

16. وَانشَقَّتِ السَّمَاء فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ
16. Venşeggatis-semēu fehiye yevmeiziv-vēhiyeh.
16. Gök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün, 'sarkmış-za'fa uğramıştır.'

17. وَالْمَلَكُ عَلَى أَرْجَائِهَا وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌ
17. Velmeleku alē ercēihē. Veyehmilu arşe Rabbike fevgahum yevmeizin semēniyeh.
17. Melek(ler) ise, onun çevresi üzerindedir. O gün, Rabbinin arşını onların da üstünde sekiz (melek) taşır.

18. يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَى مِنكُمْ خَافِيَةٌ
18. Yevmeizin tuğradûne lē te[k]hfē minkum [k]hâfiyeh.
18. Siz o gün arz olunursunuz; sizden yana hiçbir gizli (şey), gizli kalmaz.

19. فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَيَقُولُ هَاؤُمُ اقْرَؤُوا كِتَابِيهْ
19. Feemmē men ûtiye kitēbehû biyemînihî feyegûlu hēumugraû kitēbiyeh.
19. Artık kitabı sağ-eline verilen kişi, der ki: "Alın, kitabımı okuyun."

20. إِنِّي ظَنَنتُ أَنِّي مُلَاقٍ حِسَابِيهْ
20. İnnî zanentu ennî mulēgin hisēbiyeh.
20. "Çünkü ben, gerçekten hesabıma kavuşacağımı sanmış (anlamış)tım."

21. فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ
21. Fehuve fî îşetir-râdiyeh.
21. Artık o, hoşnut bir yaşama içindedir.

22. فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٍ
22. Fî cennetin âliyeh.
22. Yüksek bir cennette.

23. قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ
23. Gutûfuhē dēniyeh.
23. Devşirilecek (meyve ve eşsiz ürün)leri pek yakındır.

24. كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئاً بِمَا أَسْلَفْتُمْ فِي الْأَيَّامِ الْخَالِيَةِ
24. Kulû vēşrabû henîem-bimē esleftum fil eyyēmil [k]hâliyeh.
24. "Geride kalan günlerde, 'peşin olarak sunduklarınıza karşılık olmak üzere,' afiyetle yiyin ve için."

25. وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِشِمَالِهِ فَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي لَمْ أُوتَ كِتَابِيهْ
25. Veemmē men ûtiye kitēbehû bişimēlihî feyegûlu yē leytenî lem ûte kitēbiyeh.
25. Kitabı sol eline verilen ise; o da, der ki: "Bana keşke kitabım verilmeseydi."

26. وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيهْ
26. Velem edri mē hisēbiyeh.
26. "Hesabımı hiç bilmeseydim."

27. يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَ
27. Yē leytehē kēnetil gâdiyeh.
27. "Keşke o (ölüm her şeyi) kesip bitirseydi.

28. مَا أَغْنَى عَنِّي مَالِيهْ
28. Mē ağnē annî mēliyeh.
28. "Malım, bana hiçbir yarar sağlayamadı."

29. هَلَكَ عَنِّي سُلْطَانِيهْ
29. Heleke annî sultâniyeh.
29. "Güç ve kudretim, yok olup gitti."

30. خُذُوهُ فَغُلُّوهُ
30. [K]huzûhu feğullûh.
30. (Allah, buyruk verir:) "Onu tutuklayın, hemen bağlayın."

31. ثُمَّ الْجَحِيمَ صَلُّوهُ
31. Summel cehîme sallûh.
31. "Sonra çılgın alevlerin içine atın."

32. ثُمَّ فِي سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعاً فَاسْلُكُوهُ
32. Summe fî silsiletin zer'uhē seb'ûne zirâan fēslukûh.
32. "Daha sonra onu, uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire vurup gönderin."

33. إِنَّهُ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِاللَّهِ الْعَظِيمِ
33. İnnehû kēne lē yu'minu billēhil azîm.
33. "Çünkü, o, büyük olan Allah'a iman etmiyordu."

34. وَلَا يَحُضُّ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ
34. Velē yehuddu alē taâmil miskîn.
34. "Yoksula yemek vermeye destekçi olmazdı."

35. فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ هَاهُنَا حَمِيمٌ
35. Feleyse lehul yevme hēhunē hamîm.
35. "Bundan dolayı bugün, kendisine hiçbir sıcak dost yoktur."

36. وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ
36. Velē taâmun illē min ğislîn.
36. "İrin ve kan karışımından başka bir yemek yoktur."

37. لَا يَأْكُلُهُ إِلَّا الْخَاطِؤُونَ
37. Lē ye'kuluhû illel [k]hâtiûn.
37. "Bunu da, hata edenlerden başkası yemez."

38. فَلَا أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ
38. Felē ugsimu bimē tubsirûn.
38. Hayır; gördüklerinize yemin ederim,

39. وَمَا لَا تُبْصِرُونَ
39. Vemē lē tubsirûn.
39. Görmediklerinize de.

40. إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
40. İnnehû legavlu rasûlin kerîm.
40. Hiç şüphesiz o (Kurân), şerefli bir elçinin kesin sözüdür.

41. وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَلِيلاً مَا تُؤْمِنُونَ
41. Vemē huve bigavli şēir. Galîlem-mē tu'minûn.
41. O, bir şâirin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz?

42. وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ قَلِيلاً مَا تَذَكَّرُونَ
42. Velē bigavli kēhin. Galîlem mē tezekkerûn.
42. Bir kâhinin de sözü değildir. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz?

43. تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ الْعَالَمِينَ
43. Tenzîlum-mir-Rabbil âlemîn.
43. Alemlerin Rabbinden bir indirilmedir.

44. وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْأَقَاوِيلِ
44. Velev tegavvele aleynē beğdal egâvîl.
44. Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı.

45. لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَمِينِ
45. Lee[k]haznē minhu bil yemîn.
45. Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.

46. ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَتِينَ
46. Summe legatağnē minhul vetîn.
46. Sonra onun can damarını elbette keserdik.

47. فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَاجِزِينَ
47. Femē minkum min ehadin anhu hâcizîn.
47. O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı.

48. وَإِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ
48. Veinnehû letezkiratul lilmuttegîn.
48. Çünkü o (Kurân, Allah'tan sakınan) muttakîler için bir öğüttür.

49. وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ
49. Veinnē lenağlemu enne minkum mukezzibîn.
49. Elbette Biz, içinizde yalanlayanların bulunduğunu biliyoruz.

50. وَإِنَّهُ لَحَسْرَةٌ عَلَى الْكَافِرِينَ
50. Veinnehû lehasratun alel kēfirîn.
50. Gerçekten o (Kurân), kafirler için bir hasrettir.

51. وَإِنَّهُ لَحَقُّ الْيَقِينِ
51. Veinnehû lehaggul yegîn.
51. Ve şüphesiz o, kesin bir gerçektir (hakku'l-yakîn).

52. فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ
52. fesebbih bismi Rabbikel azîm.
52. Öyleyse, büyük Rabbini ismiyle tesbih et.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: ilhan, 08.12.2010, 02:08 (UTC):
Allah'ım gözlerimizi ve kalplerimizi aç,şu gelimli gidimli yalan dünyada bizleri nefsimize esir etme,çok fena çok.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36898103 ziyaretçi (103098202 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.