Habil ile Kabil
 
habil, kabil, qabil, kayin

Habil ile Kabil

Hazırlayan: Akhenaton

Hâbil-Kâbil kıssası, Kurân ile Kitâb-ı Mukaddes arasındaki ortak temalardan biridir.[1] Kurân-ı Kerîm’de geçen bu kıssaya benzer pek çok efsane ve mitoloji vardır. Fakat bunlar kıssanın kahramanları olan Âdem’in 2 oğlunun ve bu olayın efsane olduğunu göstermesinden çok efsanelerin zaman içerisinde bu olaydan etkilenerek şekillendiğini göstermektedir.[2] Bu kıssa, anafikir ya da tema itibariyle Sümer mitolojisinde de bulunmaktadır.[1]

Mitoslarda ve antik edebiyatta, kardeş düşmanlığı üzerine sayısız öykünün izleği ilginç benzerlikler gösterir. Eneşle Enten, Laharla Aştan, İnanna ve Ereşkigal, Gılgamış ile Enkidu, Osiris ile Seth, Yakup ile Esav, Romus ile Romulus, Eteoklesle Polyneikes, Aslan Yürekli Richard ile Topraksız John bu öykülerden en bilinenleridir ve çoğu, aynı zamanda bir kuruluşu, bir başlangıcı anlatır. Kardeşler arası rekabet ve çatışma, içlerinden birinin ölümü ya da ağır yenilgisiyle sonuçlanırken beraberinde yasalar, kentler, devletler kurulur. Evrenin ve dünyanın yaratılışı genelde bir ana tanrıça ya da baş tanrının karşıt güçlerle savaşıyla mümkün olurken Sümer, Babil, Mısır, Roma ve daha birçok uygarlıkta toplumsal düzenin kuruluşu, öldürülen kardeşlerin ardından gerçekleşir.[3]

İlk insandan bu yana tarihi süreç içerisinde çoğalan ve gelişen insanın sosyalleşme sürecinde yaşadığı sıkıntıların nüvelerini bulduğumuz Hâbil ve Kâbil olayının semavi kaynaklı olmalarından dolayı hem Kutsal Kitap ve hem de Kurân-ı Kerîm’de benzer izler taşıdığını görüyoruz. Belli başlı noktalarda ortaklık olmasına rağmen Kurân-ı Kerîm’de kısa ve öz olarak ve de isim belirtilmeden verilen kıssa Kutsal Kitap'ta çok daha ayrıntılı bir şekilde geçmektedir. Tefsircilerin, alıntıların sahihliğine dikkat etmeden kullandıkları bilgiler Müslüman camianın da konu hakkında nerden geldiğini bilmedikleri bir sürü bilgiye sahip olmasına yol açmıştır.[2]

İslâmî kaynaklarda "Kâbil" olarak geçen kelimenin aslı, Tevrat'ın Türkçe tercümesinde "Kain" şeklinde belirtilmekle birlikte İbranicede Kâyin’dir. Yaratılış bölümünde Kâin adıyla “dünyaya getirmek, kazanmak” anlamındaki kânî kelimesinin türevi olan "kaniti" yan yana kullanılmıştır. Eğer kâinin kökü kanâ ise, bu durumda Kâin “dünyaya getirilmiş, döl, çocuk” anlamına gelir. Kök harflerinin "kyn" olması hâlindeyse kelime “maden işinde çalışan, demirci” anlamına gelir ve bu noktada Âramicedeki "kainâyâ" ile Arapça’daki "kayn" [4] kökleriyle birleşir. Gerçekten de Kâbil ismi, Taberî’nin "Târîhu’r-Rusul ve’l-Mulûk" u gibi kimi İslâmî kaynaklarda "Kâyn" ve "Kâyin" olarak anılır.[5]

Hikâyenin kutsal metinlerde nasıl anlatıldığına bakalım: Hz. Havva 20 batında 40 çocuk doğurmuştur. Bu ikizlerden biri oğlan diğeri kızdır. Kâbil ve Hâbil de birer kız kardeşle bir karında ikiz doğmuşlardır.[6]

Kâbil ilk doğan oğuldur, (İbranice Kain) adı, sahip olan ve demirci anlamına gelir ancak Eski Ahit'te çiftçi olarak tanıtılır. Çoban Hâbil (İbranice Hevel) ise 2. oğuldur ve adı nefes, soluk demektir.[3]

Allah, Âdem’e bu ikizlerden birinin kızını diğerinin erkeğiyle eşleştirmesini söyler. Fakat Kâbil’in ikizi olan Aklima Hâbil’in ikizinden güzeldir. Kâbil bu emre karşı gelir; kendi ikiziyle evlenmek ister. Fakat Âdem bunu gayrimeşru bulur. Daha sonra bir çözüm olarak Hâbil ve Kâbil’in Tanrı’ya sunular sunmasını ve hangisi kabul edilirse Aklima’yı onun almasını önerir. Kâbil ve Hâbil bunu kabul ederler. Hâbil bir koyun, Kâbil ise buğday sunar. Tanrı Hâbil’in sunusunu kabul eder. Bunun üzerine Kâbil Hâbil’i öldürmeye karar verir.[6]

Kâbil, Hâbil’i öldürmeye kesin olarak karar vermiş onu takip etmeye başlamıştı. Fakat bunu nasıl yapacağını bilememekteydi. Rivayet edilir ki Kâbil bunları düşünürken İblis olaya müdahale etmiş eline bir kuş alıp Kâbil’in karşısına geçmiş bir de taş alıp kuşun başına vurarak onu öldürmüş ve Kâbil böylece kardeşini nasıl ortadan kaldıracağını öğrenmiştir. Hâbil birgün uyurken eline bir taş geçirip kafasına vurmuş ve onu öldürmüştür.

Böylece insanlık tarihinin ilk cinayeti, ilk ölümü, ilk zulmü gerçekleşmiştir. Aynı zamanda “Yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökecek olanları mı yaratacaksın” diyen meleklerin ifadeleri de ilk olarak gerçekleşmiş oldu. Bu olayı birçok ilki muhafaza ediyor; ilk cinayet, ilk katil ve ilk maktül. Hâbil’in ismi mazlumlar sayfasının başına, Kâbil’in ismi de caniler sayfasının başına yazılmıştır ve bu dünyada bugüne kadar işlenmiş ve işlenecek bütün cinayetlerden pay almaya devam etmektedir.[7][2]

Öykünün bu şekilde anlatımı kimi farklı versiyonları olsa da, temelde İslâmî kaynaklarda İsrailiyat adı verilen Kutsal Kitap’e dayalı yorumlardan oluşur.[8][6]

Tefsirlerde yer alan diğer haberlere göre, 2 oğuldan biri çoban, diğeri çiftçiydi. Aralarında kurban takdimi kararlaştırıldığı zaman, çoban olan kardeş, sahip olduğu hayvanların en semiz ve en güzelini, çiftçi olan kardeş ise, hasat ettiği malın en kötüsünü takdim etmişti. Rivayete göre Allah'a takdim olunan kurbanların Allah tarafından kabul edilmesi halinde, gökten bir ateş iner ve o kurbanı yakardı. Kabul edilmeyen kurban ise, ateş ona dokunmazdı. 2 kardeş de, kurbanlarını takdim ettikleri zaman, gökten inen ateş, kurban edilen hayvanı yakmış; fakat diğerine dokunmamıştı. Bu da, kurbanlardan birinin kabul edildiğini, diğerinin kabul edilmediğini gösteriyordu. Buysa, kurbanı kabul edilmeyen kardeşin kalbinde, diğerine karşı, aşırı derecede kıskançlık duygularının belirmesine neden olmuş, sonra da onu öldürmüştü.[9]

Bu olayın cereyanı arasında Mekke’de hacda olan Âdem, döndüğünde olayı duyunca çok üzülmüş Kâbil’e lanet beddua etmiştir. Kâbil de kız kardeşini alarak Yemen taraflarına gitmiş ve ölünceye kadar orda kalmıştır.[2]

Eski Ahit buradan sonra Kâbil'in soyunu ayrıntılı biçimde anlatır, Kâbil'in soyu çadırda oturanların, sürü sahiplerinin, çenk ve boru çalanların, tunç ve demir gibi bütün keskin aletleri dövenlerin atalarıdır. Uygarlığı kuranlar, zanaatları başlatanlar onlardır. Ayrıca Kâbil'in torunlarından Lamek, “kendisini yaralayan bir adamı ve kendisini bereleyen bir genci öldürdüğünü” ancak Kain'in öcü 7 kere alınacaksa kendisinin öcünün 77 kere alınacağını ilan eder.[3]

Hâbil ve Kâbil kıssası insanın dünya üstündeki var oluşunun mitolojik boyuttaki ilk cinayetidir. Dini söylem insanlığın sonraki zamanlarda işlediği her bir cinayetin günahından bir payı ilk katil Kâbil'e yükler. Freud'un kuramının sembolik tarihselliğinde ilk cinayetler baba katliyken Baba öldürülür, Musa ve Tektanrıcılık'ta Hz. Musa öldürülür, Kral Oidipus'u ele alışında [10] Laios öldürülür. Hâbil ve Kâbil hikâyesinde öldürülen kardeştir. Söylence ve dinî metinlere göre, bu cinayetten sonra dışlanan ve yurdunu bırakıp giden, alnında bu büyük suçun nişanını taşıyan Kâbil Aden'in doğusunda, Nod bölgesinde Enok adında bir şehir kurar. Enok, aynı zamanda onun kurduğunun devamını getirecek olan oğlunun adıdır. O şehir (veya şehirleşme) yeryüzünde insan uygarlığı için yeni bir adım olur.

Bu cinayetin sembolik anlamı ve işlevleri değişik şekillerde ele alınmıştır. Oya Arca, Eski Ahit'te çoban ve tarımcı arasındaki bu çatışmanın vurgulanmasının komşu ve tarımcı Kenan mitlerinin ve ritüellerinin çoban-göçer İsrail oğullarına bulaşma ve istilasına bir önlem olabileceğini düşünür. Arca Eliade'ye referans vererek, Hâbil ve Kâbil hikâyesinin, çiftçi ve şehirlilerin yerleşik hayatlarına gösterdikleri direnç üstünden çobanların sade var oluşlarının yüceltilmesi olduğunu söyler.[6]

Kurân'daysa aynı hikâye Mâide sûresinde geçer (27-32). Kardeşlerin adları verilmez; Âdem'in oğulları olarak bahsedilerek kardeşlik, aile içinden çıkarılıp genişletilir, ortaklaştırılır. Allah ile Kâbil'in diyalogu söz konusu bile değildir. Kâbil ile Hâbil arasında sözel bir atışma bulunmaktadır. Hâbil, Allah yasakladığı için kardeşine, ölümüne neden olsa bile karşılık vermeyeceğini söyler ve kendi günahlarını da Kâbil'in üstlenmesini, böylece bir zalim olarak ateşe atılıp yakılmasını diler. Allah, Hâbil öldürüldükten sonra kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermesi için Kâbil'e yeri eşeleyen bir karga gönderir. Bunun üzerine Kâbil, "Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olamadım ki, kardeşimin cesedini gömeyim" dedi ve ettiğine yananlardan oldu.[3]

Kâbil’in pişmanlığı tövbe pişmanlığından ziyade cesaret toplayarak yaptığı şeyin karşılığını görememiş olduğu ve çektiği vicdani eziyet ve sinir bozukluğu içindir.[2]

Dini söylencelerde Kâbil'in soyunun devam ettiği ve oğlu Hanok'un babasından devraldığı inançları içeren "Hanok'un kitabı" ya da "Hanok'un Sırlar Kitabı" diye 2 nüsha halinde öğretiler bıraktığı söylenir. Sonrasında Adem'in diğer oğullarından Şit'in soyu Kâbil'in soyuyla savaşır. Şit'ten sonra onun soyundan gelen İdris de savaşı sürdürür. Kâbil'in soyundan gelenler, İdris tarafından yenilgiye uğratılınca teslim olup İdris'in toplumunun içine karışırlar.

İslâmî yoruma göre Hz. İdris de peygamberdir. Hz. İdris'in Yahudi kaynaklarındaki ismi ilginç bir ayrıntı olarak Hanok'tur. Yani Kâbil'in oğluyla Hz. Şit'in torununun torunu aynı adı taşırlar. Kâbil soyundan gelenler bunu da kullanarak, bir strateji olarak, yenilgiyi galibiyete çevirirler. Teslim olurlar ancak kendi öğretilerini karıştıkları toplumun içine yayarlar ve bu öğretiler zamanla asıl dinin yerini alır. İslâmî düşünürler bu öğretilere Bâtıni adını verirler ve Nuh Tufanı'nın bu nedenle gerçekleştiğini iddia ederler. Acaba bu tufan bu öğretileri silme konusunda yeterli olmuş mudur? Müslüman kaynaklarında sürekli olarak peygamberin hadisinin (Hz. Adem'in oğlu Hâbil gibi ol!) anımsatılması bu nedenle midir?[6]

Kâbil’in çiftçi ve Hâbil’in çoban olduğu ifade edile gelmiştir. Çiftçiliğin yerleşik bir toplum ve çobanlığın ise göçebeliğe çalan sayılacağı tartışmasızdır. Kâbil, yerleşik konumu itibariyle göçebe Hâbil’i çobanlık mesleğini tercihinden ötürü aşağılamaktadır. Fakat kaderin garip bir cilvesi olarak Tanrı’ya kurban sunmak zorunda kaldıklarında çiftçi Kâbil, çoban Hâbil’e başvurmak kurbanının “nesnesini” Hâbil’den almak zorunda kaldığını gördü. Oysa tarım arazilerini büyütmek, toprağı alabildiğine çitlemek ve Hâbil’in sürülerini tarımsal araziden uzak tutmak istediği için mülkiyeti kendi lehine parselliyordu. Hâbil’in sürüleri Kâbil’in toprağı çitlemesi nedeniyle Âdem’in yaşadığı beldenin oldukça dışında dışında otlamak zorunda kalıyordu. Kâbil, Hâbil’e muhtaçlığını itiraf etmemek, ona minnet etmemek için kurbanını tahıldan verdi. Allah ise kurbanı koçtan kabul etti. Sonuçta Kâbil zenginliğinin meşruluk taşımadığını görerek Hâbil’i öldürdü. Fakat bu kez de katil olmuştu. Sermayeyle cinayet ilişkisi tüm dünya edebiyatının temel anlatı konularındandır.[11]

Filozof Philon’a göre bu mitte iyiyi simgeleyen Hâbil ile kötüyü simgeleyen Kâbil kaçınılmaz olarak karşı karşıya gelmiştir; çünkü 2 kardeş bir bütünü oluşturmaktadır. Kâbil insan ırkının kötü yanını temsil ederken, Hâbil iyi yanını simgelemektedir. Dolayısıyla, iyiyle kötü karşılaşmıştır. Kötü iyiyi öldürerek yok etmiş ya da öyle sanmıştır: Kâbil kardeşini öldürdükten sonra kendisinden bir parçayı yok ettiğini anlamıştır ve çobanlık yapan kardeşinin kaderini izleyerek, yerleşik düzene geçemeyecek ve topraklarından verim alamadığı için sürekli göçmek zorunda kalacaktır. Bununla birlikte Philon, Tanrı tarafından cezalandırılan Kâbil’in bir yandan da yine Tanrı tarafından korunduğunu belirtmiştir, çünkü hiç kimse kendisine el süremeyecektir, böylelikle kendisinden ve Tanrı’dan başka kimse bir tehdit oluşturamayacaktır.[12]

Kıssanın Sümer Mitolojisindeki Versiyonu

Ünlü Sümerolog Samuel Noah Kramer’e göre, Sümerlerin ürettikleri edebiyat, İbrânîler üstünde derin etkiler yaratmıştır. Gerçekten de, Sümer güzel yazılarının tamamlanması ve çözümünde, bu 2 ayrı geleneğe ait kutsal edebiyat motifleri arasında birtakım benzerlikler ve paralelliklerle karşılaşılması, gerçekten heyecan verici olmuştur. Kuşkusuz, Sümerlerin İbranilere etkisi doğrudan olmamıştır. Çünkü, İbrânîler tarih sahnesine çıktıklarında Sümerler çoktan yok olmuşlardı. Fakat İbrânîlerin sonradan gelip yerleştikleri Filistin’de daha evvel yaşayan Kenânlılarla onların Asur, Babil, Hitit, Hurri ve Arâmîler gibi komşularına Sümerlerin çok derin etkileri olmuştur. Sümerlerle İbrânîlerdeki edebiyat arasındaki paralelliğe ilişkin en güzel örneklerden biri, baş kahramanları tanrılardan oluşan “Cennet” ya da özgün adıyla “Enki ve Ninhursag” mitolojisidir.[13]

Bu konuyla ilgili bir diğer örnek de, Hâbil-Kâbil kıssasına benzer bir nitelik arz eden “Dumuzi ve Enkimdu” mitosudur. Bu şiirsel mitosta 4 karakter/kahraman vardır: Tanrıça İnanna (İştar), onun erkek kardeşi güneş-tanrı/güneş tanrısı Utu, çoban-tanrı/çoban tanrısı Dumuzi ve çiftçi-tanrı/çiftlik tanrısı Enkimdu… Yerleşik (çiftçi) ve göçebe (çoban) yaşam biçimleri arasındaki rekabetle ilişkilendirilen bu mitosun baş kahramanlarından tanrıça İnanna, bir koca seçmenin arifesindedir. Seçimini, çoban-tanrı Dumuzi (Tammuz) ile çiftçi-tanrı Enkimdu arasında yapacaktır. İnanna’nın erkek kardeşi güneş-tanrı Utuysa kız kardeşinin Dumuziyle evlenmesinden yanadır. Fakat İnanna, Enkimduyla evlenmek niyetindedir. Bu yüzden de Utu kız kardeşi İnanna’ya şöyle seslenir:

" Ey kız kardeşim, çoban seninle evlensin,
Ey genç kız İnanna, neden isteksizsin?
Onun (Dumuzi) kaymağı iyidir, sütü iyidir,
Çobanın dokunduğu her şey parlaktır,
Ey İnana! Bırak çoban evlensin seninle,
Ey mücevherle kaplanan sen, neden isteksizsin?
İnanna’nın buna cevabı da şöyle olur:
Benimle çoban evlenmeyecek,
O yeni elbisesiyle saramayacak beni,
Zarif yün atkısıyla örtemeyecek beni,
Ben genç kız, çiftçiyle evleneceğim,
Bitkileri bol yetiştiren çiftçi,
Tahılı bol yetiştiren çiftçi…"


Bu arada Dumuzi devreye girer ve “Çiftçinin benden neyi fazla?” diye başlayan sözleriyle İnanna’ya koca olarak kendisini seçmesini önerir ve ona Enkimdu’nun imkanlarından çok daha fazlasına malik olduğunu söyler. Dumuzi sonunda İnanna’yı ikna etmeyi başarır. Bu sonuçtan epeyce mutlu olan Dumuzi, daha sonra bir nehir kıyısında görülür ve burada Enkimduyla kavga etmeye kalkışır. Fakat Enkimdu kavgaya yanaşmaz ve hatta kendisine ait olan tüm otlaklarda Dumuzi’nin sürüsünün otlamasına izin verir:

" Sen ey çoban, niye kavga çıkarıyorsun?
Ey çoban Dumuzi, niye kavga çıkarıyorsun?
Benle seni, ey çoban, benle seni niye karşılaştırıyorsun?
Koyunların yerin otlarını yesin,
Benim otlaklarımda senin koyunların otlasın"


Dumuzi de buna şöyle karşılık verir:

" Ben, çoban diyorum ki evliliğime ey çiftçi
Dostum olarak girme, burnunu sokma
Ey çiftçi Enkimdu, dostum olarak, ey çiftçi evliliğimi çiğneme."


Enkimdu, Dumuzi’yle baş edemeyeceğini anlayınca kaderine razı olur ve evlenen Dumuzi ve İnanna'ya düğün hediyesi olarak birtakım armağanlar sunacağını belirtir:

" Size buğday getireceğim, size fasulye getireceğim,
Size mercimek getireceğim…
Sen genç kadın/kız İnanna, ne varsa… senin için,
Genç kadın/kız İnanna, sana… getireceğim."


Kramer ve Hooke’e göre Yaratılış’taki Hâbil-Kâbil kıssası, aslî bünyesinde bu mitosa ait unsurlar barındıran ve fakat tarihsel süreçte başka kaynaklardan tedarik edilen malzemeyle zenginleştirilen bir mitolojik öyküdür. Çünkü her şeyden önce, Yaratılış’deki kıssada tarımla meşgul olan Kâbil’le hayvancılık yapan Hâbil’in çatışması söz konusudur. Haddizatında çiftçilik ve hayvancılık, diğer bir deyişle, yerleşik yaşam tarzıyla göçebe yaşam tarzı arasındaki eski rekabeti yansıtan bu çatışma teması aynıyla Dumuziyle Enkimdu mitosunda da bulunmaktadır. Şu farkla ki, bu mitos Yaratılış’deki kıssanın aksine trajik bir cinayet olayıyla sona ermez.

Öte yandan, Eski Ahit’in M.Ö. 3. yüzyılda yapılan Yunanca çevirisinde yer alan, “Ve Kain kardeşi Hâbil’e tarlaya gidelim dedi” şeklindeki ayrıntı ile Enkimdu’nun, “Benim otlaklarımda senin koyunların otlasın” sözü arasında da paralellik vardır. Sonuç itibariyle, Hâbil-Kâbil kıssası, esas itibariyle, çoban-tanrı Dumuziyle çiftçi-tanrı Enkimdu’nun tanrıça İnanna’nın sevgisini kazanabilmek için yarışa girdiklerini, armağanlar sunduklarını anlatan Sümer mitolojisine dayanmaktadır. Fakat bu kıssa, tarihsel süreçte değişik kaynaklardan alınan çeşitli motiflerle süslenmiş ve böylece orijinalinden çok daha farklı bir içerik kazanmıştır.[15][1]

Kaynaklar

[1] Yrd. Doç. Dr. Mustafa Öztürk, "Kurân, Kutsal Kitap ve Sümer Mitolojisinde Hâbil-Kâbil Kıssası" , Ç. Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 4, Sayı 1, Ocak-Haziran 2004.
[2] Zeynep Sağlam, "Kurân-ı Kerîm ve Tevrat'a Göre Hâbil ve Kâbil Kıssası" (yüksek lisans tezi), Selçuk Üniversitesi, Dinler Tarihi Bilim Dalı, Konya 2010.
[3] Oya Arca, "Katil ve Kurban Atalarımız" (makale).
[4] “demirci” anlamında çoğulu: kuyûn.
[5] Harman, “Hâbil ve Kâbil”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, cilt: 14. s.376.
[6] Yavuz Erten, "Hâbil ve Kâbil Doğan İlk İnsanla Ölen İlk İnsanın; Öldüren İlk İnsanla Öldürülen İlk İnsanın İlişkisi Üzerine." (makale).
[7] Buhari, Cenaiz 33, Enbiya, 1; Diyât, 2; Müsned I, 383, 430, 433.
[8] Z. Yetik, "Kâbil. İlk Kan, İlk Cinayet, İlk Katil" , Pınar Yayınevi, İstanbul 2012.
[9] Prof. Dr. Talat Koçyiğit, "Kasten İnsan Öldürmenin Dindeki Hükmü" (makale).
[10] S. Freud, "The Interpretation of Dreams" , Standard Edition, 4 & 5, Londra 1953, Hogarth Press.
[11] Lütfi Bergen, "Hay Bin Yakzan ve Kapitalizm" , Heyula Dergisi, Ağustos 2013, s.5.
[12] Pınar Güzelyürek Çelik, "Hâbil ile Kâbil Mitinin Victor Hugo ve Leconte de Lisle’in Yapıtlarına Yansıması ve Türkçe’ye Çevirileri" , Mediterranean Journal of Humanities, 4/2, 2014, s.141-150.
[13] Kramer, "Tarih Sümer’de Başlar" , s. 122.
[14] Kramer, a.g.e., s. 117-120;
[15] Hooke, "Ortadoğu Mitolojisi" , s. 169, 176.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36936286 ziyaretçi (103169690 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.