Hakan Şu Efsanesi
 
Hakan Şu Efsanesi

Hakan Şu Efsanesi

Zülkarneyn, Semerkant'ı geçip de Türk ülkesine yöneldiği sıralarda, Saka Türkleri'nin Şu adındaki büyük hakanına yaklaşıyordu. Balasagun yakınındaki Şu kalesini bu yaptırmıştı. Hergün Balasagun'daki sarayının önünde 360 nöbet davulu vurulurdu. Hakan Su'ya Zülkarneyn'in yaklaştığı haberi verilmiş ve: "Emriniz nedir, savaş mı edelim, ne buyurursunuz?" denilmişti. Halbuki Hakan Hocant ırmağının kenarına karakol kurmak, Zülkarneyn'in geçeceğini haber vermek için kırk Tarhan'ı gözcü göndermişti. Bunlar kimseye görünmeden gitmişti. Su endişe etmiyordu. Onun gümüşten bir havuzu vardı. Sefere çıkıldığında birlikte taşınır, içine su doldurulurdu. Sonra kazlar, ördekler yüzdürülürdü. Kendisine: "Ne buyurursunuz, savaşa girelim mi?" denildiği zaman cevap olarak: "Şu kazlara, ördeklere bakınız, nasıl suya dalıyorlar." dermiş. Bunun üzerine orada bulunanlar Şu'nun savaş için hazır olmadığı zannına düşmüşler. Zülkarneyn, Hocant suyunu geçince, oradaki gözcüler hemen Şu'ya haber ulaştırdılar. Hakan Şu, hemen davulları çaldırarak doğuya doğru yürüdü. Halk, gitmek için hazırlık görmeden hakanlarının böyle savuşup gitmesinden ümitsizliğe düştü. Bir ürküntü, bir karışıklık oldu. Binek bulabilenler hayvanların sırtına atlayarak hakanın arkasından koştular. Sabah olunca ordu, yeri düz bir ova halini aldı.

O sıralarda Taraz, Ispicap, Balasagun ve bunun gibi yerler yapılmamıştı. Ora halkı göçebeydi. Hakan ordusuyla gittikten sonra, oradaki halk çoluk çocuklarıyla yirmi iki kişi kalmış, geceleyin hayvanlarını bulamamıştı. Bu yirmi iki kişi yaya olarak çekip gitmek, yahut orada kalmak üzere konuşurlarken iki kişi çıka geldi. Bunlar, ağırlıklarını sırtlarına yüklemişler, yanlarına çoluk çocuklarını almışlardı. Ordunun izine düşerek gidiyorlardı. Yorulmuşlar, terlemişlerdi. Bu yirmi iki kişi, yeni gelen iki kişi ile konuştular, ikiler dediler ki: "Zülkarneyn denilen adam bir yolcusun, bir yerde durmaz. Buradan da geçer gider. Biz de kendi yerlerimizde kalırız." Yirmi ikiler onlara: "Kal aç" dediler.

Zülkarneyn, gelip bunları saçlı, üzerlerinde Türk belgeleri bulunduğunu görünce, onlara: "Türk Manend" demiş (Türk'e benzer).

Hakan Şu, Çin'e kadar gitmiş. Zülkarneyn, arkasına düşmüş. Şu, Zülkarneyn'e bir bölük asker; Zülkarneyn de ona bir bölük asker göndererek "Altun Kan" denilen bir dağda çarpışmışlar. Ama Zülkarneyn, Hakan ile barışmış, Uğur şehirlerini yapmışlar. Bir süre orada oturduktan sonra Zülkarneyn, çekilip gitmiş; Hakan Şu da Balasagun'a kadar ilerlemiş. Kendi adını vererek Şu şehrini yaptırmış. Oraya bir tılsım koymuş. Bugün oraya kadar leylekler gelir, oradan ileri geçemezler. Tılsım, bugüne dek bozulmamıştır.

Kaynak: Divan-i Lugat it Türk/ Tercüme cilt: III





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: serdar, 17.12.2010, 04:16 (UTC):
bende beyindim çok güzel harika oraya gitmek falan isterdim ama uykum geldi

Yorumu gönderen: betül, 20.12.2009, 13:04 (UTC):
hakan şu efsanesini beendim gercekten güzel



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36629498 ziyaretçi (102627071 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.