Hammurabi Kanunları (Hammurabi Yasaları, Hammurabi's Code), 2.Bölüm
 

Hammurabi Kanunları, Hammurabi Yasaları, Hammurabi's Code, The Code of Hammurabi

Hammurabi Kanunları

Hammurabi Yasaları, Hammurabi's Code, The Code of Hammurabi

1. Bölüm / 2. Bölüm

142.
Bir kadın kocası ile kavga ederse ve ona “Benim için uygun biri değilsin” derse bu peşin hükmünün nedenlerini ileri sürmek zorundadır. Eğer kadın suçsuzsa ve onun payına düşen bir hatası yoksa; buna karşılık kocası onu terk etmiş ve ihmal etmişse, o zaman bu kadına hiçbir suç ithaf edilemez, çeyizini alır ve babasının evine geri döner.

143. Eğer kadın masum değilse ve buna rağmen kocasını terk etmiş, evine bakmamış ve kocasını ihmal etmişse bu kadın suya atılır.

144. Bir adam bir kadın alır da bu kadın ona bir kadın hizmetçi verirse ve çocuklarına bakarsa; ancak, buna rağmen adam başka bir kadın almak isterse ona izin verilmez; bu adam ikinci bir kadın alamaz.

145. Bir adam bir kadını alır da kadın hiçbir çocuğa bakmazsa ve bu durumda adam başka bir kadın almak isterse ve o kadını alıp evine getirirse bu ikinci kadın karısı ile eşit düzeyde olmasına izin verilmez.

146. Eğer bir adam bir kadın alır da bu kadın ona karılık yapsın diye bir kadın hizmetçi verir ve çocuklarına da bakarsa ve ondan sonra bu hizmetçi kadın onun karısı ile eşit olmak isterse ona çocuk doğurduğu için onun efendisi para karşılığı satamaz; ancak, onu kadın hizmetçiler arasında addederek ve bir köle olarak tutabilir.

147. Eğer ona bir çocuk vermemişse o takdirde onun hanımı onu para karşılığı satabilir.

148. Bir adam bir kadın alır da kadın hastalığa yakalanırsa ve adam ikinci bir kadın almak isterse hastalığa yakalanan karısını boşayamaz; bunun yerine onu inşa ettiği bir eve yerleştirir ve yaşadığı sürece ona yardım eder.

149. Bu kadın kocasının evinde kalmak istemezse babasının evinden getirdiği çeyizi tazmin edilir ve kadın gidebilir.,

150. Eğer bir adam karısına bir tarla, bahçe ve ev ile bunlara ait bir vesika verirse ve kocasının ölümünden sonra oğulları buna itiraz etmezlerse, o zaman anne tercih ettiği oğullarından birine mirasının tümünü bırakabilir ve kardeşlerine hiçbir şey bırakmayabilir.

151. Bir adamın evinde yaşayan bir kadın kocasıyla hiçbir alacaklının onu tutuklayamayacağına dair bir anlaşma yapar ve buna ilişkin bir belge alırsa bu kadınla evlenmeden önce adamın borcu varsa alacaklı borca karşılık kadını alamaz. Adamın evine girmeden önce kadın bir borç sözleşmesi yapmışsa alacaklı da bu borç için kocayı alıkoyamaz.

152. Kadının eve girmesinden sonra her ikisi birlikte bir borcun altına girmişlerse her ikisi de tüccara borcu ödemek zorundadır.

153. Bir kadın başka bir adamın hesabına her ikisinin eşlerini öldürürse suça katılın çiftlerin her ikisi de kazığa oturtulur.

154. Bir adam kendi kızıyla ensest ilişki içine girerse bulunduğu yerden sürülür.

155. Bir kişi bir kızı kendi oğlu ile nişanlarsa ve oğlu da o kızla ilişkiye girerse ve bundan sonra baba kızı kirletirse ve birlikte basılırlarsa baba bağlanarak suya atılır.

156. Bir kişi bir kızı kendi oğlu ile nişanlarsa ve oğlu o kızla ilişkiye girmeden babası kızı kirletirse yarım mina (250 gr) altın verir ve kızın babasının evinden getirdiği her şeyi tazmin eder. Kız ise gönlünün erkeği ile evlenebilir.

157. Her hangi bir kişi babasından sonra annesi ile ensest ilişki suçunu işlerse her ikisi de yakılır.

158. Her hangi bir kişi babasından sonra çocuk doğuran şef anne ile basılırsa babasının evinden kovulur.

159. Kayınpederinin evine menkul mal getiren ve başlık parasını ödeyen her hangi bir kişi başka bir karı ararsa ve kayınpederine “senin kızını istemiyorum” derse kızın babası onun getirdiği her şeyin sahibi olur.

160. Eğer bir kişi kayınpederinin evine taşınır mal getirir ve karısı için başlık parası öderse ve ondan sonra kızın babası “Sana kızımı vermeyeceğim” derse kendisi ile birlikte getirdiği her şeyi geri götürür.

161. Eğer bir kişi kayınpederinin evine taşınır mal getirir ve karısı için başlık parası öderse ve ondan sonra arkadaşı ona iftira eder ve kayınpederi genç kocaya “Sen benim kızımla evlenemezsin” derse kendisinin yanı sıra getirdiği her şeyi eksiksiz ona vermek zorundadır; ancak, karısı arkadaşı ile evlenemez.

162. Bir adam bir kadınla evlenir ve kadın adama oğullar doğurursa ve daha sonra bu kadın ölürse kadının babasının çeyiz üzerinde hiçbir hakkı yoktur; çeyizler oğlanlara aittir.

163. Bir adam bir kadınla evlenir ve kadın adama oğullar doğurursa ve daha sonra bu kadın ölürse kayınpederinin evine ödediği başlık parası ona geri verilmişse kadının kocası kadının çeyizi üzerinde hiçbir hak iddia edemez; çeyiz kadının babasının evine aittir.

164. Eğer kayınpederi ona başlık parasını geri ödemezse başlık parasını çeyizden alır ve arta kalanı kadının babasının evine verir.

165. Bir kişi seçtiği oğullarından birine bir tarla, bahçe ve ev ile bunlara ait bir vesika verirse ve daha sonra baba ölürse ve kardeşler malı-mülkü pay ederlerse; o zaman ilk önce babasının hediyesini ona vermelidirler ve o da kabul etmelidir. Daha sonra babadan kalan mallar pay edilebilir.

166. Bir kişi oğlu için kadınlar alır da küçük oğlu için hiçbir kadın almazsa ve ondan sonra ölürse kardeşler kalan malı paylaştıklarında küçük kardeşin payının yanı sıra henüz hiç karı almamış olan küçük kardeşe bir kadın sağlaması için bir başlık parasını ayırmalıdırlar.

167. Bir adam bir kadınla evlenir de kadın adama çocuklar verirse ve bu kadın öldükten sonra adam bir kadın daha alır ve o da adama çocuklar verirse ve bundan sonra baba ölürse oğlanlar malları annelerinin durumuna göre pay edemezler, sadece çeyizleri bu şekilde pay edebilirler; babadan kalan mallar herkese eşit bir şekilde pay edilmelidir.

168. Bir kişi oğlunu evden kovmak ister ve bunu hakimin önünde “Ben oğlumu kovmak istiyorum” diye ilan ederse hakim onun gerekçelerine bakar. Oğlanın babanın onu haklı bir şekilde evden uzaklaştıracağı kadar büyük bir suçu yoksa babası onu evden uzaklaştıramaz.

169. Babanın oğlunu baba-oğul ilişkisinden mahrum edeceği kadar büyük bir suçu varsa baba onu bir kerelik affeder; ancak, oğlan ikinci defa aynı suçu işlerse baba onu bütün baba-oğul ilişkisinden mahrum edebilir.

170. Bir adama karısı oğullar doğurursa ve kadın hizmetçisi de oğullar doğurursa ve baba hala yaşarken kadın hizmetçinin doğurduğu oğullarına “Benim oğullarım” derse ve onları da karısının oğulları arasında sayarsa ve ondan sonra baba ölürse karısının ve kadın hizmetçinin oğulları babadan kalan malları ortak bir şekilde bölüşürler. Karısının oğlu pay eder ve seçer.

171. Ancak baba hala yaşarken hizmetçisinin oğullarına “Benim oğullarım” demezse ve ondan sonra ölürse hizmetçinin oğulları karısının oğulları ile malları paylaşamazlar; ancak, hizmetçiye ve oğullarına özgürlükleri verilir. Karısının oğullarının hizmetçinin oğullarını köleleştirmeye hakları yoktur; karısı çeyizini (babasından), kocasının ona verdiği hediyeleri, vesika ile ona verdiklerini alır ve kocasının evinde yaşar. Yaşadığı sürece onu kullanabilir; ev para karşılığı satılamaz. Onun bıraktığı her şey çocuklarına aittir.

172. Eğer kocası ona hediye vermemişse, hediye karşılığında tazminat verilmelidir. Bir çocuğunun payına eşit olacak şekilde kocasının mallarından bir pay alır. Eğer çocukları ona baskı yaparlarsa ve zorla evden uzaklaştırmaya çalışırlarsa hakim meseleye bakar ve oğullar hatalı ise kadın kocasının evini terk etmez. Kadın evden ayrılmayı arzu ediyorsa kocasının ona verdiği hediyeyi oğullarına bırakmalıdır; ancak, babasının evinden getirdiği çeyizi alabilir. Bundan sonra kalbinin erkeği ile evlenebilir.

173. Bu kadın gittiği yerdeki ikinci kocasına oğullar doğurursa ve ondan sonra ölürse onun daha önceki ve sonraki oğulları çeyizi aralarında paylaşırlar.

174. Eğer ikinci kocasına hiçbir oğul vermezse ilk kocasının oğulları çeyize sahip olurlar.

175. Eğer bir devlet kölesi ya da azat edilmiş birinin kölesi özgür birinin kızıyla evlenirse ve çocukları olursa kölenin efendisinin özgür olanın çocuğunu köleleştirmeye hiçbir hakkı yoktur.

176. Ancak, eğer bir devlet kölesi ya da azat edilmiş birinin kölesi bir adamın kızıyla evlenir ve evlendikten sonra kız babasının evinden çeyiz getirirse ve her ikisi de ondan faydalanıp bir ev kurarlarsa ve bundan sonra köle ölürse; o zaman, özgür doğan kadın çeyizini ve kocası ve kendisinin kazandığı her şeyi alır. Bunları iki parçaya böler; bir parçasını kölenin efendisi alır, diğerini ise kadın çocuklarına bakmak için alır. Eğer özgür doğan kadın hediyeye sahip değilse kocasının ve kendisinin kazandığı her şeyi alır ve onları iki parçaya ayırır: kölenin efendisi bir parçasını kendisi de çocuklarına bakabilmek için diğerini alır.

177. Çocukları henüz büyümemiş olan bir dul başka bir eve girmek (evlenmek) isterse hakim kararı olmaksızın bunu yapamaz. Eğer başka bir eve girerse hakim ilk kocasının evinin durumunu inceler. Bundan sonra ilk kocasının evi ikinci kocasına tevdi edilir ve kadın yönetici olur. Ve orada bir de kayıt tutulmalıdır. O evin düzenini sağlar, çocuklarını büyütür ve evde bulunan kapları satamaz. Dul bir kadının çocuklarının aletlerini satın alan kimsenin parası yanar ve eşyalar sahiplerine iade edilir.

178. Bir merbut kadına ya da bir fahişeye babası bir çeyiz ve bunun için bir vesika verirse; ancak, bu vesikada onu dilediği şekilde miras bırakabileceği belirtilmemişse ve açıkça satma hakkına sahip olduğu belirtilmiyorsa ve bu durumda babası ölürse o zaman kardeşleri bahçesini ve tarlasını teslim alırlar ve hissesine göre ona mısır, yağ ve süt verirler ve onu memnun ederler. Eğer kardeşleri hissesine göre ona mısır, yağ ve süt vermezlerse o zaman bahçesi ve tarlası ona destek olur. Tarlanın ve bahçenin kullanım hakkına sahiptir ve yaşadığı müddetçe babasının ona verdiği her şey onundur; ancak, o bu malları ne satabilir ne de başkasına devredemez. Onun mirası kardeşlerine aittir.

179. Bir rahibe ya da bir fahişe babasından bir hediye ve dilediği şekilde onu satabileceği açıkça belirtilen bir vesika elde etmişse ve babası ölmüşse o zaman kime isterlerse mallarını ona verebilirler. Kardeşleri hiçbir hak iddia edemez.

180. Bir baba kızına- evlenilebilir olsun ya da bir fahişe olsun fark etmez- bir hediye verip de ölürse babasından kalan mirastan çocuklardan birinin payı kadar bir pay alır ve yaşadığı sürece onun kullanım hakkından yararlanır. Malları ise erkek kardeşlerine aittir.

181. Bir baba bir tapınak hizmetçisini ya da tapınak bakiresini Tanrı'ya adarsa ve ona hediye vermez ve ölürse babasından kalan mirastan bir çocuk payının 1/3'ü kadar alır ve yaşadığı sürece onun kullanım hakkından yararlanır. Malları ise kardeşlerine aittir.

182. Bir baba, kızını Babil'in Mardi'sinin karısı olarak adarsa ve ona hediye ya da bir tapu senedi vermeyip ölürse kardeşlerinden babasının evindeki mirastan bir çocuğun payının 1/3'ünü alır; ancak, Marduk onun malını kime dilerse ona bırakabilir.

183. Bir baba kızına bir cariye, bir çeyiz, bir koca ve bir tapu senedi verirse ve ondan sonra ölürse babasından kalan maldan bir pay alamaz.

184. bir baba kızına bir cariye ile birlikte bir çeyiz ve koca vermezse ve ölürse kardeşi babasının servetine göre ona bir çeyiz verir ve bir koca bulur.

185. Bir adam bir çocuğu evlatlık alır ve oğlu olarak ona ismini verirse ve onu besleyip büyütürse büyümüş bu çocuk bir daha geri istenemez.

186. Bir adam bir çocuğu evlatlık alırsa ve o çocuğu aldıktan sonra analığına ve babalığına zarar verirse evlatlık alınan bu oğlan babasının evine geri döner.

187. Saray hizmetlerinde çalışan bir metresin ya da bir fahişenin oğlu geri alınamaz.

188. Bir zanaatkar bir çocuğu besleyip büyütmek için yanına alırsa ve ona mesleğini öğretirse o çocuk geri alınamaz.

189. Ona mesleğini öğretmezse bu evlatlık oğlan babasının evine geri döner.

190. bir adam oğul olarak evlatlık aldığı bir çocuğa bakmaz ve onu diğer çocuklarla birlikte besleyip büyütmezse bu evlatlık oğlan babasının evine geri dönebilir.

191. Bir oğlanı evlatlık olarak alan ve onu besleyip büyüten, bir ev kuran ve çocukları olan bir adam evlatlığını evden atmayı isterse bu evlatlık oğlan kendi yoluna gidemez. Babalığı kendi servetinden bir çocuğun payının 1/3'ünü ona verdikten sonra gidebilir. Tarla, bahçe ve evden ona bir şey verilmez.

192. Bir metresin ya da fahişenin oğlu babalığına ya da analığına “Benim annem ya da babam değilsiniz” derse dili kesilir.

193. Bir metresin ya da fahişenin oğlu babasının evini özler ve babalığını ve analığını terk edip babasının evine giderse gözleri çıkarılır.

194. Bir adam çocuğuna bir sütanne tutarda çocuk onun ellerinde ölürse ve sütanne anne ve babaya haber vermeksizin başka bir çocuğu emzirirse onlar sütanne haber vermeksizin başka bir çocuğu emzirmekle suçlayabilirler ve onun memeleri kesilir.

195. Eğer bir oğul babasına vurursa onun elleri balta ile kesilir.

196. Eğer bir adam başka bir adamın gözünü çıkarırsa onun gözü de çıkarılır. [Göze göz]

197. Eğer bir kişi başkasının kemiğini kırarsa onun kemiği de kırılır.

198. Eğer bir kişi azat edilmiş bir adamın gözünü çıkarırsa ya da kemiğini kırarsa bir mina (yarım kilo) altın öder.

199. Eğer bir adamın kölesinin gözünü çıkarırsa ya da kemiğini kırarsa onun değerinin yarısını öder.

200. Bir adam kendisi ile eşit olan birinin dişini kırarsa onun da dişi kırılır. [Dişe diş]

201. Bir kişi azat edilmiş bir adamın dişini kırarsa bir mina altının 1/3'ünü verir.

202. Bir adam rütbece kendisinden daha üstün olan bir adamın vücuduna vurursa halkın önünde öküz kırbacı ile 60 kırbacı hak eder.

203. Doğuştan özgür bir adam başka bir özgür doğan adama ya da eşit derecedeki birine vurursa bir mina altın öder.

204. Azat edilmiş bir adam, başka bir azat edilmiş adama vurursa; on şikel para öder.

205. Azat edilmiş bir adamın kölesi, azat edilmiş bir adama vurursa; kulağı kesilir.

206. Bir kavga sırasında bir adam, diğerine vurur ve onu yaralarsa ve daha sonra “Onu kasıtlı olarak yaralamadım.” diye yemin ederse doktorların masrafını öder.

207. Bu adam, yarası nedeniyle ölürse; öldüren, benzer bir şekilde yine yemin eder ve ölen kişi, doğuştan özgür ise; yarım mina para verir.

208. Eğer azat edilmiş biri ise; bir minanın 1/3'ü kadar öder.

209. Bir adam, henüz doğmamış çocuğunu kaybedecek şekilde doğuştan özgür bir kadına saldırırsa; onun kaybı için on şikel öder.

210. Bu kadın ölürse öldüren kişinin kızı öldürülür.

211. Özgür sınıfa ait bir kadın, bir darbe nedeniyle çocuğunu kaybederse; buna neden olan para olarak beş şikel öder.[1]

212. Bu kadın, ölürse; yarım mina öder.

213. Bir adam, başka bir adamın kadın hizmetçisine saldırır ve kadın, çocuğunu kaybederse; o, para olarak iki şikel öder.

214. Bu hizmetçi ölürse; bir minanın 1/3'ü kadar öder.

215. Bir doktor operatör, bıçağı ile derin bir yarık açarsa ve onu tedavi ederse ya da bir operatör bıçağı ile (gözün üstünde) bir tümörü açarsa ve gözü kurtarırsa on şikel alır.

216. Hasta, eğer azat edilmiş bir adamsa; beş şikel alır.

217. Başka birinin kölesi ise; sahibi doktora iki şikel verir. [8]

218. Bir doktor, operatör bıçağı ile derin bir yarık açarsa ve hastayı öldürürse ya da bıçak ile bir tümörü açıp gözü keser ise doktorun elleri kesilir.[9]

219. Bir doktor, operatör bıçağı ile azat edilmiş bir adamın kölesinde derin bir yarık açarsa ve onu öldürürse; o köleyi başka bir köle ile ikame etmelidir.

220. Eğer operatör, bıçağı ile bir tümörü açar ve gözünü çıkarırsa; kölenin değerinin yarısını öder.

221. Eğer bir doktor, kırık bir kemiği ya da insanların hastalıklı kısımlarını iyileştirirse; hastalar, ona nakit olarak beş şikel verirler.

222. Azat edilmiş bir adam ise; üç şikel verir.

223. Köle ise; sahibi doktora iki şikel verir.

224. Bir veteriner cerrah, bir eşek ya da bir öküz üzerinde ciddi bir ameliyat yapar ve tedavi ederse; ücret olarak sahibi, cerraha bir şikelin 1/6'sını öder.

225. Bir veteriner cerrah, bir eşek ya da bir öküz üzerinde ciddi bir ameliyat yapar ve onu öldürürse sahibine; değerinin ¼'ünü öder.[10]

226. Ustanın bilgisi olmaksızın bir berber satılmayan bir kölenin üzerindeki kölelik işaretini silerse; bu berberin elleri kesilir.[9]

229. Bir inşaatçı, herhangi bir kişi için bir bina inşa eder ve bu binayı uygun bir şekilde yapmazsa ve onun inşa ettiği bina yıkılıp sahibini öldürürse, inşaatı yapan öldürülür.[9]

230. Eğer bina ev sahibinin oğlunu öldürürse, inşaatı yapanın da oğlu öldürülür.

231. Bina sahibinin kölesini öldürürse, evin sahibine köle için bir köle ödeme yapar.

232. Binanın bir kısmı harap olursa, harap olan kısmın tümünü tazmin eder ve inşa ettiği binayı düzgün bir şekilde inşa edinceye dek kendi imkanlarıyla evi yeniden inşa eder.

233. Bir kişi, başkası için bina yapıyorsa, bina henüz tamamlanmamış olsa bile, duvarı devrilmişse; inşaatı yapan kişi, kendi imkanlarıyla duvarı daha sağlam bir şekilde yapmalıdır.

234. Tekne inşa eden bir kişi, birisi için 60 gur uzunluğunda bir tekne yaparsa; nakit olarak iki şikel ücret alır.

235. Tekne inşa eden bir kişi, birisi için bir tekne yaparsa ve tekneyi sıkı yapmazsa ve aynı yıl içerisinde tekne denize açıldığında hasar görürse; tekne yapımcısı, tekneyi alır ve kendi imkanlarıyla sağlamlaştırır. Sağlam tekneyi, tekne sahibine verir.

236. Bir kişi, kendi teknesini bir gemiciye kiralarsa ve gemicinin dikkatsizliğinden tekne enkaz haline gelir ve batarsa; gemici, tekne sahibine tazminat olarak başka bir tekne verir.

237. Bir kişi bir gemici ve onun teknesini kiralarsa ve onu mısır, giyecek, yağ, hurma ve benzeri uygun şeylerle doldurursa; ancak gemicinin dikkatsizliğinden gemi batarsa ve taşıdıkları harap olursa o zaman gemici hem enkaz haline gelen gemiyi hem de içindekileri tazmin etmelidir.

238. Bir gemici, her hangi bir kimsenin gemisini kazaya uğratır da gemiyi muhafaza ederse; geminin değerinin yarısını öder.

239. Bir kişi, bir gemici kiralarsa; yıl başına altı gur mısır öder.

240. Bir tüccar, bir feribota çarpar ve onu enkaz haline getirirse; kaza geçiren teknenin sahibi, Tanrı önünde adalet arar; feribot ile çarpışan tüccar, gemisinin sahibi diğer botun sahibine bütün hasar için tazminat ödemelidir.

241. Herhangi bir kimse, angarya için bir öküzü zorla alırsa; nakit olarak bir minanın 1/3'ünü öder.

242. Herhangi bir kişi, bir yıllığına öküzleri kiralarsa; sabana koşulan öküzler için dört gur mısır öder.

243. Sığır sürüsünün kirası olarak sahibine üç gur mısır ödenir.

244. Bir kimse, bir öküz ya da bir eşek kiralarsa ve bir aslan, onu otlakta öldürürse; zarar, sahibine aittir.

245. Bir kimse, bir öküzleri kiralar da onları kötü muamele ya da darbe sonucu öldürürse; öküze karşı öküz vererek tazmin etmelidir.

246. Bir kimse, bir öküz kiralar da onun bacağını kırarsa ya da boyun bağlarını keserse; öküze karşı öküz vererek tazmin eder.

247. Bir kimse, bir öküz kiralar da onun gözünü çıkarırsa; sahibine değerinin yarısını öder.

248. Bir kimse, bir öküz kiralar da onun bir boynuzunu kırarsa ya da kuyruğunu keserse veya burnunu yaralarsa sahibine değerinin dörtte birini öder.

249. Bir kimse, bir öküz kiralar da; Tanrı, ölsün diye ona vurursa; onu kiralayan kişi, Tanrı adına yemin eder ve suçsuz olduğu kabul edilir.

250. -Bir öküz, caddeden (pazardan) karşı karşıya geçerken birileri onu itip öldürürlerse; sahibi, mahkemede (kiralayana karşı) herhangi bir hak talebinde bulunamaz.

251. Bir öküz, boynuzla yaralanmış ise ve bu da onun boynuzlayan bir öküz olduğunu gösteriyorsa ve onun boynuzları bağlanmamışsa ve öküz doğuştan özgür olan birini boynuzlayıp öldürmüşse; sahibi, nakit olarak yarım mina altın verir.

252. Eğer bir kişinin kölesini öldürürse bir minanın 1/3'ünü verir.

253. Bir kişi, başka biriyle tarlasını işlemesi için anlaşır ve ona ekmesi için tohum verirse, boyunduruğa koşulmuş bir çift öküz verirse ve o kişi, mısırı ya da diğer ürünü çalar ve kendisine ayırırsa elleri baltayla kesilir.

254. Eğer kendisine tohumluk mısır ayırır ve boyunduruğa koşulmuş öküz de kullanmazsa; aldığı miktar kadar tohumluk mısır verir.

255. Eğer öküz boyunduruğunu başkasına kiraya verirse ya da tarlaya ekmeyerek tohumluk mısırı çalarsa; suçlu bulunur ve her bir yüz gan için altmış gur mısır öder.

256. Onun topluluğu, onun adına bunu ödemezse; sığırlarla birlikte (çalışması için) tarlaya gönderilir.

257. Bir kimse, tarla işçisi kiralarsa; bir yıl için sekiz gur mısır öder.

258. Bir kimse, bir öküz sürücüsü kiralarsa; yıl başına ona altı gur mısır öder.

259. Bir kimse, tarladan bir su çarkı çalarsa; sahibine nakit olarak beş şikel öder.

260. Bir kimse, (suyu nehirden ya da kanaldan almaya yarayan) bir su kaldıracı ya da bir sabanı çalarsa nakit olarak üç şikel ödemelidir.

261. Bir kimse, koyun ya da sığırlar için bir çoban kiralarsa; yıl başına sekiz gur mısır öder.

263. Kendisine verilen koyunu ya da sığırı öldürürse; sahibine sığır için sığır, koyun için koyun vererek tazmin eder.

264. Gözetlemesi için koyun ya da sığırın emanet edildiği, üzerinde anlaşılan ücretini alan ve tatmin edilen bir çoban, koyun ya da sığırların sayısını azaltırsa ya da daha az doğumla artış gerçekleşirse; kaybettiği kârı ya da artışı telafi etmelidir.

265. Kendisine bakması için koyun ya da sığır emanet edilen bir çoban, hatalı davrandıysa, doğal yoldan sürünün daha az artmasına yol açtıysa ya da onları para karşılığı sattıysa; mahkum edilir ve kaybın on katını sürü sahibine verir.

266. Bir hayvan, Tanrı tarafından öldürüldüyse; (kaza) ya da bir aslan, onu öldürdüyse; çoban, Tanrı huzurunda mâsumiyetini ilan eder ve sahibi de bunun kaza olduğunu kabul eder.

267. Bir çoban bir şeyleri ihmal ettiği için ahırda bir kaza meydana gelmişse bu kazadan çoban sorumludur ve sığır ya da koyunu sahibine tazmin eder.

268. Harman dövmek için bir kimse, bir eşek ya da öküz kiralarsa kira 20 ka mısırdır.

269. Harman dövmek için bir kimse, bir eşek kiralarsa kira 20 ka mısırdır.

270. Harman dövmek için bir kimse, genç bir hayvan kiralarsa kira 10 ka mısırdır.

271. Bir kimse, bir çift öküz, yük arabası ve sürücüsünü kiralarsa; bir gün için 180 ka mısır öder.

272. Bir kimse, yalnızca bir yük arabası kiralarsa bir günlüğüne 40 ka mısır öder.

273. Bir kimse, bir gündelikçi kiralarsa yıl başından beşinci aya kadar (günlerin uzun ve işin zor olduğu Nisan-Ağustos arası) nakit olarak her gün için altı gerah; altıncı aydan yılın sonuna kadar ise beş gerah öder.

274. Bir kimse, usta bir zanaatkar kiralarsa ona ...'nın ücreti olarak günde beş gerah, çömlekçilik ücreti olarak beş gerah, terzilik ücreti olarak beş gerah, ...ipçilik ücreti olarak dört gerah, duvarcılık ücreti olarak...gerah öder.

275. Bir kimse, bir feribot kiralarsa günde üç gerah öder.

276. Bir kimse, bir yük gemisi kiralarsa günde iki buçuk gerah öder.

277. Bir kimse, 60 gur'luk bir tekne kiralarsa; onun kirası olarak günde bir şikelin 1/6'ı kadar para öder.

278. Bir kimse, bir kadın ya da erkek köle satın alır ve bir ay geçmeden benu hastalığına yakalanırlarsa; köleleri satıcıya geri götürür ve ödediği parayı geri alır.

279. Bir kimse, bir kadın ya da erkek köle satın alır ve üçüncü şahıslar üzerinde hak iddia ederlerse; satıcı, bundan sorumludur.

280. Yabancı bir ülkede bir kimse başka bir ülkeye ait olan bir kadın ya da erkek köle alırsa ve bu kadın ya da erkek kölenin sahibinin ülkesine döndüğünde onları tanırsa ve köleler ülkenin yerlileri ise para almadan onları sahibine geri verir.

281. Onlar, başka bir ülkeden ise alıcı onlar için tüccara ödediği parayı deklare eder ve kadın ve erkek köleyi elinde tutar.

282. Bir köle, efendisine; “Sen benim efendim değilsin.” derse ve onlar, o köleyi suçlarsa efendisi onun kulağını keser. [10]

Mala Karşı İşlenen Suçlar

Hammurabi'nin iyelik ve varlığın dokunulmazlığına -aslında çiviyazısı kaynakların terminolojisinde yapılmayan bir ayırım- ne denli önem verdiğini, özellikle yasaların son 20 maddesi göstermektedir. Ve bunlar, öncelikle saray ve tapınak mülkünün özel hukuksal koruma altında alındığını da ortaya koymaktadır. Ancak tek tek ailelerin iyeliğini korumaya da özen gösterildiği göze çarpmaktadır; çünkü özellikle de ev ya da aile işletmeleri, eski Babil ekonomisinin, krala vergi ve hizmet sağlamasının temelini oluşturuyordu. Küçük çiftçi işletmeleri, öncelikle de krallık topraklarını işleyenler, aktif bir durumda ve verimli kalmalıydılar. Bu nedenle, mala karşı işlenen suçlarda kullanılan ya da burada en azından gözdağı vermek amacıyla belirtilen cezalar dikkati çekecek ölçüde ağırdır. Kim “tanrının ya da sarayın malını çalarsa” -sonuçta iki durumda da kraldan bir şey çalınıyordu- öldürülecekti. Kim çalınmış malı başkasına satar ya da yalnızca saklarsa, onu yine de ölüm cezası bekliyordu; aynı biçimde çalınmış ya da yitik mala sahip olduğu ortaya konan ve bunu hakkıyla elde etmiş olduğunu -belge ve mühürle- kanıtlayamayanın cezası da ölümdü. Bir başkasına böyle bir suç yükleyen, ancak bu ağır suçlamayı tanıklarla kanıtlayamayan da idam edilecekti. Tanık göstermesi için ona altı aylık bir süre tanınıyordu.

Eğer birisi, bir çocuğu kaçırırsa, kölelerin kaçmasına yardım ederse ya da tellalın resmen ilan etmesine karşın kaçakları saklarsa, bu da hırsızlık sayılıyordu. Bir eve zorla giren bir suçlu, doğrudan yabancı mülke girmek için duvarda açtığı deliğin önünde öldürülecekti. Bir soygunda suçlu yakalanamazsa, soyulan şahıs uğradığı zararın miktarını tapınakta, yani tanrının huzurunda belirtecekti. Bu durumda, işlenildiği bölgedeki yerel yönetim soygundan doğan kaybı karşılayacak ya da bu sırada bir kişi ölmüşse, öldürülenin yakınlarına 1 mina gümüş (0,5 kilogram) verecekti. Nihayet bir belgede, çıkan bir yangının söndürülmesi sırasında yapılan bir hırsızlığa değinilmektedir: “Eğer bir adamın evinde yangın çıkmışsa ve söndürmeye gelen bir adam gözünü ev sahibinin malına diker ve ev sahibinin malından bir şey alırsa, o adam bu ateşe atılacaktır” (Madde 25).

Hammurabi yasalarında, hırsızlık ve yataklığa ilişkin yargılarda ilk kez, zarara uğrayanın konumuna göre farklı bir ceza verilmesiyle karlılaşmaktayız. “Eğer bir adam bir sığır, koyun,eşek, domuz ya da bir manda çalmışsa ve çalınan bu mal tanrıya ya da saraya aitse, otuz katını verecektir. Ama eğer bu bir muşkenuma aitse, on katını ödeyecektir” (Madde . Burada, -yasaların öncelikle yoksullar ve güçsüzler için olduğunu överek anlatan öndeyişin tumturaklı güvencesine karşın- yalnızca malsız-mülksüzün haksızlığa uğradığı ortaya çıkmaktadır. Her şeyden önce tapınak ve sarayın malıyla, muşkenum denen kişinin malı arasında ayırım yapılmakta ve buna göre ceza verilmektedir; “devlet” malının hırsızlığı için üç kat daha yüksek bir ceza öngörülmektedir.

“Muşkenum” kavramı, sözcük olarak yaklaşık “toprakla ilgilenen” anlamına gelmektedir ve bu kavramın içeriği bilimsel tartışmalarda şiddetli anlaşmazlıklar yaratmıştır ve hâlâ tartışılmaktadır. Bu kavram daha 3. Bin yılın çiviyazısı metinlerinde ortaya çıkmakta ve buna Eski Babil sonrası metinlerinde de sıklıkla değinilmektedir; bu sırada bir anlam değişikliğine uğramıştır. Fransızca “mesquin” ve İtalyanca “meschino”da (adi, süflî) bu kavramdan türemiş -yoksul bir insanın tanımı- olarak günümüze ulaşmıştır. Ancak “muşkenum” Eski Babil döneminde, özellikle de Hammurabi yasalarında ne anlama geliyordu? Başlıca iki görüş vardır: Bir görüşe göre muşkenum, “saray kulları” insanlar, saraya bağımlı kişiler, krallık topraklarında oturan ve buna karşılık hizmet yükümlülükleri olan insanlar anlamına gelmektedir; öte yandan genel olarak, hükümdarın yakın çevresine, bir “seçkinler grubuna” ait olmayan, bağımlı halk grubundan olan kişilerin bu gruptan sayılması önerilmiştir. Ancak belki de bir Muşkenum'dan söz ederken gerçekten “toplumsal” bir değerlendirme yapıp yapmamak gerektiği de sorulmalıdır. Hammurabi yasalarının özgürler, muşkenumlar ve köleler olarak ayrılan bir “üçlü sınıflı toplum”un belgesi olarak anlaşılamayacağını belge ve mektup materyalinin bir kez gözden geçirilmesi bile göstermektedir. Özellikle başka metinler, bir muşkenumun aynı zamanda varlıklı bir adam olabileceğini de açıkça gösterdiğinden, bu durumda “muşkenum” bir tür orta sınıf karşılığı olamaz. “İnsan”, “sayın” (avilum) ve “muşkenum” arasındaki ayırımda, en azından Hammurabi yasalarında, ilgili kişinin sarayla ilişkisi belirleyici olmuş olmalıdır. Ve eğer muşkenumun malı çalındığında daha az ödenmesi gerekiyorsa, belki de bunun nedeni, bu adamın toplum açısından daha aşağıda bulunması, “yoksul ve güçsüzler” sınıfından olması değil, onun malının sarayı kendi toprağı kadar ilgilendirmediği içindir. Başka maddeler avilumun Muşkenum'dan daha çok korunduğunu göstermektedir. Bu durumda, acaba birincisini bir tür “kralın adamı”, diğerini ise bu belirlemenin dışında mı görmek gerekir? Bizzat bilimde son söz söylenmeden “muşkenum” sözcüğünün herhangi bir çevirisiyle ileri sürülen yorumlardan birine bağlanmak yararlı değildir. Her ne olursa olsun Hammurabi yasaları muşkenumu avilum, “adam”, karşısında açıkça haksızlığa uğramış göstermektedir ki burada hele kölelerden hiç söz etmeyelim.

Özellikle mala karşı işlenmiş suçlara ilişkin maddeler, Hammurabi yasalarını, sınıflara ayrılmış bir toplumun ürünü olarak göstermektedir ve bu yasaların öncelikle krala bağlı malı güvence altına almaya hizmet ettikleri anlaşılmaktadır. Sonraki maddelerin ortaya koyduğu gibi, burada yaşam savaşıyla, kredi sistemi ve tefeciliğiyle, kralın yalnızca hükümdar olarak değil, aynı zamanda da doğrudan doğruya toprak ağası ve mülk sahibi olarak egemen olduğu alanda giderek artan borç köleliğiyle “bireyselleşmiş” toplumun etkilerinden bir korunma söz konusudur.[4]

Yalancı Tanıklık

Bir davanın en önemli bölümleri, suçlama, kanıtlama ve yargı, ilk beş maddenin konusudur. Yargıçlar bir kişinin şikayetini kabul ettiklerinde, dava açılıyordu. Ancak herhalde ilgili taraflar kimi hukuksal sorunu kendi aralarında da bir sonuca bağlamışlardır ve mahkeme de tüm davaları kabul etmekten ya da kendisini yetkili olarak önermekten kaçınmış olmalıdır. Ama yalan yere suçlama, davacı açısından kötü sonuçlar doğuruyordu: Kanıtlanamayan cinayet suçlamasında davacı öldürülmeliydi (Madde 1) ve büyücülük suçlamasında, suçlanan, bir “nehir sınavı”ndan geçmek zorundaydı: “Eğer biri bir diğerini büyücülükle suçlar, ancak bunu kanıtlayamazsa, büyücülükle suçlanan taraf nehir tanrısına gider ve nehir tanrısının bağrına dalar. Ve eğer nehir tanrısı onu yakalarsa, o zaman suçlayan kişi, suçladığı kişinin evini (yani servetini) alır. Ancak, eğer nehir tanrısı bu adamı kuşkudan arındırır ve o sağ kalırsa, onu büyücülükle suçlayanın evini alır” (Madde 2). Büyülü güçler ancak bir “tanrısal yargı”yla kanıtlanabiliyordu ve anlaşılan “suçlanan” da o zaman aynı biçimde ölüm cezasına çarptırılıyordu.

Bir kanıtlama aracı olarak bu “nehir sınavı”na o dönemin başka metinlerinde de değinilmektedir. Örneğin Fırat kıyısındaki Kargamış kentinde oturan kral Yatar-Ami, Mari kralı Zimri-Lim'e, nehir sınavından geçirilmek üzere kendisine iki adam gönderdiğini yazıyordu. Bunlar siyasal komploculukla suçlanmaktadır; bu arada onlara bu suçu yükleyen kişi Kargamış'ta cezaevinde tutuluyordu. Suçlananlar tanrısal sınavı başarırlar ve böylece tanrılar yargıyla suçsuzlukları “kanıtlanır”sa, jurnalci yakılarak öldürülme cezasıyla karşı karşıyaydı. Ancak suçlananlar yaşamlarını yitirirlerse, yani tanrısal sınavda boğulurlarsa, bunların “ev ve adamları”, kendilerini komploculukla suçlayana devredilecekti. Pratik olarak burada da kısas ilkesinin uygulanması söz konusuydu: Suçlayan, eğer suçlananın suçu kanıtlanamazsa, onunla aynı cezaya çarptırılacaktı. Bir mektup, bir tanıdığın kayınpederinin Eşnunna'dan dönerken nehir sınavından geçmek zorunda kaldığını bildirmektedir. Adam sağ salim sudan çıkmış ve bunun üzerine saray tarafından suçsuz ilan edilmişti. Anlaşıldığı kadarıyla suçlananların bağlı bir durumda suya atıldığı bu sınavı Elam'da da uygulanmaktaydı.

3. ve 4. Maddeye; “Soydaşına karşı yalancı tanıklık yapmamalısın.” biçiminde bir başlık konulabilir. Eğer biri mahkeme huzuruna tanık olarak çıkar ve yalan söylerse -ya da yalnızca tanıklığını kanıtlayamazsa-, bu kişi söz konusu davaya göre, bir cezayla karşı karşıya kalabilirdi. Ağır cezalı suçlarda yalancı tanık öldürülüyordu; suçta arpa ya da gümüş söz konusuysa, ilgili cezayı ödemek zorundaydı. Eğer bir hak söz konusuysa “kanıt”, mühürlü bir belgenin gösterilmesiyle gerçekleşiyordu. Bunun dışında, genellikle tanıklar ya da ant içme kanıt sayılıyordu. Dava belgelerinde ve diğer hukuk metinlerinde tanıkların ismi çoğunlukla tabletin sonunda, tarihten önce belirtilmektedir. Tanıklar, çoğu kez tablet üzerinde silindir mühürlerini de çeviriyorlardı ve böyle bir mühürleri yoksa, bir tırnak izi ya da giysi kenarının bastırılması da aynı işi görüyordu.

Nihayet, yargıçların yargılanması ve alacakları cezadan da söz edilmektedir ve bu, görev aldıkları davalarda genellikle sonradan -herhalde bir rüşvetten sonra- yargılarını değiştiren yargıçları kapsamaktadır (5. Madde): “Eğer bir yargıç görüştüğü bir davayı sonuçlandırmış, bir karara varmış ve mühürlü bir belge hazırlatmış, ancak sonradan kararını değiştirmişse, bu durumda bu yargıç, karar değişikliğinin haklılığını kanıtlamak zorundadır. Aksi halde o, bu davada söz konusu olan ceza miktarının on iki katını ödeyecektir. Ayrıca o, kuruldaki yargıçlık görevinden alınacak ve bir daha bu göreve geri dönmeyecek, mahkemede yargıçlarla birlikte oturmayacaktır.”

Bu yasalar, çok sayıdaki davada ortaya çıkmış bütün olasılıkları kapsamamaktadır. Ancak, özellikle son zamanlarda artmış olan ve bu nedenle de özel bir çözüm gerektiren davalar söz konusudur. Daha önce “bireyselleşme” olarak nitelenen süreç, anlaşılan mahkemeler tarafından sonuçlandırılan hukuksal işlemlerde bir artışa yol açmıştır ve haksız suçlama, yalancı tanıklık ve rüşvet davaları da bununla birlikte, aynı biçimde çoğalmış olmalıdır. Eski Babil döneminden günümüze pek çok dava belgesi kalmıştır ve göze çarpacak ölçüde sık rastlanan dava konusu, toprak ve ev iyeliğidir. Davalar çoğu kez de miras sorunları ile ilgilidir. Mahkeme önündeki ifadeleri içeren bir dizi tutanak da elimize geçmiştir.[4]

<< Birinci Bölüm'e Dön

Kaynaklar

[1] www.turksite.eu/tarih/hammurabi-yasalari.html
[2] forum.arkitera.com/kahve-molasi/992-hammurabi-yasalari.html
[3] www.ansiklopedim.info/?p=783
[4] www.sevgiadasi.com/hammurabi-yasalari-nedir/
[5] www.inisiyatif.net/hukukmuzesi/hukukmuzesi/hm212e.html
[6] www.msxlabs.org/
[7] www.diziizleyelim.com/forum/sitemap/index.php/t-1323.html
[8] www.etkinlikpaylas.com/
[9] tr.wikipedia.org/wiki/Hammurabi_Kanunları





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Selda, 14.08.2016, 14:25 (UTC):
Hammurabi kanununları gerçekten çok sertmiş.

Yorumu gönderen: faruk, 18.12.2014, 18:10 (UTC):
İyimiş merak ediyordum :)

Yorumu gönderen: süleyman, 13.12.2014, 09:25 (UTC):
hammurabi sen de köle doğabilirdin köleler olmasın her insan eşit olsun yaşasın eşitlik yaşasın demokrasi yaşasın adlet yok olsun kölelik yok olsun savaşlar barış olsun her yer huzur dolsun

Yorumu gönderen: obale, 15.01.2014, 18:47 (UTC):
mukemmel olmus cok tesekkurler

Yorumu gönderen: YUHHH 282, 15.12.2010, 14:54 (UTC):
COK GUZELDE.. 282 BIRAZ FAZLA DEILMI? SİZCEDEE..:]]

Yorumu gönderen: albayer, 28.05.2010, 07:51 (UTC):
Çok güzel bir çalışma olmuş.Teşekkürler.

Yorumu gönderen: uğur dündar, 12.05.2010, 13:59 (UTC):
çok güzellllll....



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36796009 ziyaretçi (102921128 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.