Hathor (Mehturt, Mehet-Weret)
 

Hathor

Hathor (Mehturt, Mehet-Weret)

Hathor, Mısır mitolojisinde en önemli tanrıçadır.[1] İsmi, "uzaktaki ev" veya "Horus'un evi" anlamlarına gelir.[2] İnsan vücutlu ve inek kafalı veya bir çift boynuzu bulunan insan kafalı bir kraliçe [3] ya da dişi bir doğan olarak da sembolize edilmiştir.[4] Bu boynuzların arasındaki güneş, tarım'ı, boynuzlar ise hayvancılığı sembolize eder.[5] Oldukça eski bir tanrıçadır. Hanedanlık öncesinde bile adına rastlanılır. Firavunlar döneminde ise, Horus'un eşi olarak anılmaya başlanmıştır.[3]

HathorGök ilâhını çok büyük bir inek şeklinde düşünen Mısırlılar, ona “Hathor” adını vermişlerdir. Arz, Onun ayakları altında durduğu farz edilir ve karnında ise yıldızlar parlardı. Diğer taraftan bu Gök İlahı'na bazı eyaletlerde “Sibu” adı verilmiştir.[15]

Hathor, Samanyolu galaksisinin kişileştirilmesini temsil eder. Galaksimiz, dünyadan ışıklı bir spiral şeklinde göründüğü için; Eski Yunan ve Latin dillerinde olduğu gibi İngilizcede de “Süt gibi Yol” anlamına gelen "Milky Way" olarak adlandırılmıştır. Hathor, bazı figürlerinde memelerinden süt akan ilahi bir inek olarak çizilir. Hathor, en eski tanrıçalardandır. En azından M.Ö. 2700'lere kadar inek/boğa kutsallığı çerçevesinde, 2. krallık döneminde, hatta Akrep Kral döneminde bile(King Scorpion) (King Scorpion M.Ö. 5000'lere kadar gidebilir) Hathor'a tapıldığı tahmin ediliyor. Hathor, aynı zamanda "Ogdoad kozmolojisi" denilen antik Mısır yaratılış mitolojisindeki yaratıcı tanrı Ra'nın kızıdır. Hathor, "Aşk Tanrıçası" olarak da bilinir. Ayrıca müzik tanrısı olarak düşünürler.[1] Yerkürenin ana tanrıçası olarak, aslında farklı kültlerde İsis, İştar, Afrodit, Şiba, ve Venüs ile aslında denk niteliklere haizdir.[3] Sık sık İsis'le eşdeğer tutulmuştur.[6]

HathorMısır'ın soru işaretleriyle dolu geçmişinde en çarpıcı görünümlerden biri olarak rastlaşıyoruz Hathor'la. Aşkın, güzelliğin, şarabın ve cinselliğin simgesi olarak beliriyor. Ama aynı zamanda, Yukarı Mısır'ın kim bilir hangi uzak geçmişe ait en eski kentlerinden Dendera'nın da “Yüce Hanım”ı o. Üstelik, aşk ve şarabın simgesi olduğu kadar, savaşın ve gücün de simgesi. Yetki ve forsundan asla vazgeçmiyor, yeri geldiğinde Ra'ya bile başkaldırıyor - hatta, tıpkı İnanna'da gördüğümüz gibi, cinsel cazibesini Ra'nın üzerinde kullanmaktan çekinmediğini ortaya koyan hikayeler var Mısır mitlerinde. Birçok belgeye göre, “Ra'nın gözü” olarak adlandırılıyor. Yani, ülkenin bütünü üzerinde dolaşıyor ve güvenliği sağlıyor, Ra'nın yardımcılığını yapıyor. Tıpkı, Mezopotamya'yı millerce gökyüzünde dolaşarak kat eden ve Enlil ile Enki'nin temsilciliğini üstlenen İnanna / İştar gibi. Ne var ki, İ.Ö 1600'lerden sonra Hathor'un ve ona ait izlerin bir biçimde silinmeye ya da “asimile edilmeye” çalışıldığına tanık oluyoruz Mısır'da. İsis figürü baskın çıkıyor, Hathor geri plana atılıyor. Bir tek istisnası var bunun, o da Mısır'ın söz konusu dönemindeki tek kadın firavun olan güçlü ve güzel Hatşepsut. Bu ilginç ve karizmatik kadın, Hathor kültüne sahip çıkmaya çalışıyor yönetimi süresince.[7]

Hathor'un çok sayıda ismi vardır. Ancak 3000 yıldan beri en çok kullanılan isimlerinden biri, Mehturt'tur (aynı zamanda Mehurt, Mehet-Weret, ve Mehet-uret biçiminde de söylenir) ve “büyük tufan” ya da “büyük sel baskını” anlamına gelir ki bu da “süt gibi yol”a direk bir referans içermektedir. Samanyolu (Milky Way) gökyüzündeki bir suyolu gibi görülürdü, bu “göklerdeki Nil nehri”nde güneş tanrısı ve Mısır'a önderlik eden kral yelken açıp giderlerdi. Bundan dolayı , Mehturt adı, Hathor'un her yıl Nil'in taşıp sel baskınlarına yol açmasından sorumlu olduğu anlamına gelir. Bu adın gösterdiği başka bir şey de; Hathor'un çok yakında olacak doğumun bir müjdecisi olarak görüldüğüdür. Amniyo kesesi yırtılıp da doğum suyu akar akmaz, bu çocuğun çok yakında doğacağını gösteren bir belirtidir.

HathorHathor, Mısır mitolojisinde ayrıca perilere verilen bir isimdir. Bir çocuk doğduğu zaman 7 tane Hathor'un çocuğun peri anneleri olarak hayatını planlamak üzere ortaya çıktığına inanılırdı.[14] Doğumla ilgili diğer bir tanrıça da Ta-urt'tur.[5]

Hathor, aynı zamanda çöl bölgelerinin koruyucusu olarak da gösterilmiştir. (Serabetü'l-Kadim) [1]

Bu tanrıçaya dair ilginç bir ayrıntı vardır, ki o da; tapınaklarında hem erkek, hem kadın rahip-rahibeler olmasıdır. Bu rahip ve rahibelerin çoğu; sanatçı, müzisyen, ya da dansözdür ve bu nitelikleri ile ritüellerde yer almaktadırlar.[3] Müziği çok sevdiğine inanıldığı için bazen uda benzer bir çalgı ile de tasvir edilmiştir.[8]

Hathor'un dört çocuğu vardır: Hapi, Amset, Quebsenuef ve Duamutef. Mumyalamada iç organların saklanmasında kullanılan kanaposlarda onların yüzü bulunur.

Hathor, bazı dönemlerde de "Batı Yakası'nın Güzel Gülüşlü Tanrıçası" olarak adlandırılır. "Batı Yakası", Eski Mısır'da ölüm anlamına gelir. Günahsız ve doğru insanların Anubis'in huzuruna çıkmadan Hathor tarafından kutsandığı söylenir.[5]

Hathor, aynı zamanda, saf, beyaz ve boğaz kısmı sarı renkli bir çiçek türüne ismini vermiştir.[9]

Hathor, Dendera, Lamba, Yılan Taşı

Bazı Mısırologlar, Hathor'un adına yapılmış olan tapınaktaki rölyefleri adeta elektrik lambalarına benzeyen bir yapay ışıkla ilişkilendirirler. Diğer bazı Mısırologlar ise bunun üzerinde bir yılanın doğum yaptığı bir lotus çiçeği olduğunu ileri sürüyorlar.

Hathor, SethEdfu'da Horus'un eşi olarak bilinir. Teb'de ölüm tanrısıdır; ama genel olarak aşk, neşe, dans ve alkol tanrısı olarak kabul edilir. Hathor, eşi Ra'ya kızıp Mısır'ı terk eder. Ra, hemen O'nu özlediğini anlar; ama Hathor, dişi bir aslan'a dönüşmüştür ve kendisine yaklaşan her insan ve tanrıyı yok eder. Bu, Hathor-Sekhmet tanrıçalarının da özelliğini belirler. Daha sonrasında; Thoth, Hathor'a bir şişe iksir hazırlar ve sonra tekrardan Hathor'a dönüşür.[1] Tapınağı Yukarı Mısır, Dernderah'taki en büyük tapınak olan Hathor Tapınağı'dır.[8]

Kral Akhenaton, tahta geçişinin birinci yılında (Hz. Yusuf'un da yardımıyla) din alanında bir devrim yaparak Atenizm (Görünmeyen ve evrenin yaratıcısı Tek bir İlah'a inanma) dinini kabul ettiğini ve tüm diğer Mısır tanrılarını reddederek (Ra, Maat, Hathor, İsis, Nephthys, Set, ...) tek tanrı olan Aton'a ibadet edilmesini bir kanunla halka duyurmuştu.[10]

Hathor kültünün izlerini Hz. Musa'nın İsrailoğulları'nı Kızıldeniz'i aşıp Mısır'dan çıkardığı zaman da görüyoruz: İsrailoğulları'nı etkileyen putperest kültürün, uzun devirler içinde yaşadıkları Eski Mısır'dır. Bizi bu sonuca götüren önemli bir gösterge, Hz. Musa Tur Dağı'nda iken İsrailoğulları'nın saparak tapındıkları "böğüren buzağı heykeli"nin, aslında Mısır'daki Hathor ve Aphis adlı putların bir taklidi oluşudur. Hıristiyan araştırmacı Richard Rives, "Too Long in the Sun" (Güneş Altında Uzun Süre) adlı kitabında şöyle yazar:

«Mısır'ın boğa ve inek putları, yani Hathor ve Aphis, güneşe tapınmanın sembolleriydiler. Bu putlara tapınılması, Mısır'ın güneşe tapınma konusundaki uzun tarihinin sadece bir parçasını oluşturuyordu. Sina Dağı'ndaki (İsrailoğulları'nın tapındığı) altın buzağı ise, orada kutlanan bayramın güneşe tapınmayla ilgili olduğunu gösterir.» [11]

Hathor Tapınağı

Hathor Tapınağı

Dendara Tapınağı, “Sistrum (ibadette kullanılan ve ortasından geçirilmiş madeni çubuklarla ses çıkaran saplı kasnak seklindeki çalgı) Kalesi” veya “Hathor'un Evi” olarak da bilinir. Hathor Aşk, Güzellik, Neşe Tanrıçasıdır. Duvarlar, odalar, çatı fevkalade bir şekilde korunmuştur. Diğerleri Hıristiyanlar tarafından harap edilmiştir. Sarmal merdivenlerin tas basamakları eskimiştir. Çatı çıkışı kullanılmamaktadır. Hathor başlı sütunlarla birlikte bir küçük kilidi dekore edilmiştir. Hıristiyanlar tarafından yıkılmıştır.

Yer, kuşların müziğiyle şarki söyler. Yüzlerce küçük oyuklara tünediler. Hayal gücünü karıştıran bir şey daha vardır: Bina, baba Julius Caesar, Cleopatra ve oğlunun ismini gösterir.

Tapınakta 6 Hathor baslı sütunlar vardır. İçindeki hipostil salon MS 1. yüzyılda Roma İmparatoru Tiberius tarafından inşa edilmiştir. Kutsal Göl, tapınak
çatısından net görülür. Su an içinde su yoktur ama bir ağaç bahçesidir. Dikdörtgen seklindedir ve suların kenarından aşağıya yol iner. Mammis'in Doğum Evi, en çok hayatta kalan binadır. Nectanebo I (MÖ 380-362)'in saltanatı zamanında yapılmıştır. Temenos Duvarları, çamur tuğlası ve tastan geçit yolundan oluşur. Duvarlarda kullanılan tekniğe Tava Yatağı denir. Yıllık selden çökme yapmadan hareket etmek için genişletilen ve kısalan duvarları vardır.[12]


Hathor Tapınağı'ndaki Kabartmaları Üzerine Görüşler

Dendera'daki Hathor tapınağının mahzenindeki kabartmalar, Eski Mısır'ın çözülmesi en zor bilmecelerinden biri. İlkin, sayfamızda yer alan resme bir göz atın ve size neler çağrıştırdığını düşünün. sonra da, hiçbir önyargıya kapılmadan, ejiptoloji uzmanlarının bu resimde yer alan kabartmanın içerdiği figürlere ilişkin açıklamalarını okuyun. Oxford Üniversitesi Ashmoleum Müzesi uzmanlarından Dr. John Harris, Yukarı Mısır'ın ünlü kenti Dendera'daki Hathor tapınağında bulunan bu kabartma için şunları söylüyor:

«Resimde gördüğünüz büyük objeler, 'yılantaşı' olarak bilinen dini anlama sahip taşlardır, üzerlerindeki yılan resimleri de bunu vurguluyor. Bu nesneler, bir tür tapınak bekçileridir. aynı obeliskler ya da sütunlar gibi. Burada yer alan tasvir, Horus'un 'iki ülkenin birleştiricisi' unvanına gönderme yapmaktadır ve buna ilişkin destekleyici verileri yanlardaki hiyerogliflerde de bulabilirsiniz. Bu objelere destek olarak kullanılan diğer nesneler, 'djed sütunları' denen ve istikrarın simgesi olan yapılardır. Dendera kentinde, sanatla ve yılanlarla ilişkili mitolojik bir kişilik olan Harsomsus'a bağlanan güçlü bir 'yılan kültü' vardır. Dolayısıyla bu kabartmayı yapan sanatçının hem Harsomsus hem de Horus ile ilgili mitolojik verileri bildiğini söyleyebiliriz.»

Evet, Dendera'nın gizemli dehlizlerinden birinde yer alan bu kabartma resimle ilgili Ortodoks ejiptolojinin, son derece kendinden emin bir biçimde yaptığı açıklama böyle. Şimdi içimiz rahat edebilir mi? Resimdeki "muhafız"ların birer "yılantaşı" tuttuklarını; bu yılanların Mısır'da ve Dendera'da bilinen çok eski bir "yılan kültü" ile ilişkili olduğunu; Yukarı ve Aşağı Mısır'ın hakimi, Osiris'in oğlu Horus'un ışığıyla bu yılantaşlarının tapınağın koruyucusu olarak betimlendiklerini bilmek, bütün soru işaretlerini gideriyor mu? Ejiptolojinin "net bulgu" olarak ortaya sürdüğü neredeyse her şeyde olduğu gibi, burada da yanıtımız evet olamıyor. Bir başka Ortodoks uzmanı dinleyelim:

«Ne olabilir ki? Elbette o geniş ve yayvan objeler birer yılantaşı. Üzerlerindeki yılan figürü de bunu açıkça söylüyor. Muhafızın eline yakın olan yerdeki bağlantı noktası da, yine Mısır'ın dini-mitolojik kültlerinde önem taşıyan lotus çiçeğinin taç kısmı. Destek objeleri, djed sütunları ve bu sütunları yılantaşlarına bağlayanlar da, kültün simgesi olan yılanlar. Ne bulmayı umuyorsunuz burada?»

Bazen algıyla olgu birbirini tutmayabiliyor işte. Ejiptologların "olgu" diye önümüze sürdükleri dini ve mitolojik verilere (aslında "varsayım"lara) dayalı bu açıklama, resme baktığımızda algıladıklarımızın bir hayli uzağında kalıyor. Şimdi bir daha gözlerimizi Dendera'daki bu ilginç kabartmaya çevirelim ve bu kez, elektrik mühendislerinin söylediklerini dinleyelim:

«Eğer bu resmin binlerce yıl öncesinin Mısır'ından olduğunu bilmesem, bir jeneratöre ya da kondansatöre bağlı güçlü ampuller yardımıyla meydanı aydınlatan iki muhafızın resmedildiğini düşünürdüm. Şaşılacak şey, bu resim hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde, yapan ressamın ampullerden ve elektrikten haberdar olduğunu gösteriyor.»

Ivan Troeng, İsveçli bir bilim insanı ve ejiptolojiye ilişkin bilgisi yok denecek kadar az. Resmi gördüğünde düşünmeden bir tek şey söylüyor:

«Bunu tartışacak bir şey yok, bu yüksek gerilim izolatörlerine bağlı büyük elektrik ampullerini gösteriyor

Dendera'daki bu resimler, yıllardan beri Ortodoks ejiptoloji çevreleriyle "amatörler" olarak nitelenen araştırmacılar arasında tartışılıyor. Bu tartışmaların yer yer çok sertleştiğini de söyleyebiliriz. Elimizde, iki garip açıklama var. Birincisi, "işi bilen"lerin, yani Eski Mısır kültürüne vakıf olduğu düşünülen bilim insanlarının, algılarla açıkça çelişen ve bu algıları deforme eden "dini-mitolojik" açıklamaları. Diğeriyse, Eski Mısır'ı ejiptologlar kadar iyi bilmediği varsayılan araştırmacıların, belleğimizdeki tarih yapılanmasına açıktan açığa ters düşen "elektrik lambası" yorumu. Hangisine yakın olmalıyız?

İki boyutlu çizimler çoğu kez aldatıcı olabilir. Sanatçının yansıtamadığı perspektif nedeniyle, bazı şeyleri yanılsamalar içinde algılayabiliriz. Bu nedenle, ejiptologların açıklamalarından başlayalım işe, çünkü en azından, kabartmanın bulunduğu bölgeye ilişkin bilgileri, elbette çok fazla. Araştırdıkları ve bir bilim disiplini haline getirdikleri Eski Mısır'ı iyi tanıyorlar ve bize "makul" görünebilecek bir destek noktası sunuyorlar: Horus simgesiyle bağdaştırılmış, yaygın bir yılan kültü ve bu kültün güç simgesi olan "yılantaşı". Bunun yanı sıra, bir de "lotus çiçeği"nin Mısır'da içerdiği anlam var. Belki "bilimin sesi"ne kulak vermekte yarar olabilir.

Eski Mısır'ın betimleme alışkanlıklarıyla ilgili olarak bizzat ejiptologların bize öğrettiği bir olgu var: Simgesel anlatımlar, "serbest üslup" benzeri bir lükse sahip değiller. Her simgenin ve bunları içeren sahnenin, "usulünce" yapılması gerekiyor. Bundan daha net olan bir "ilke"den daha söz etmekte yarar olabilir: Eski Mısır'ın sanatçıları, verilmek istenen mesajı olabildiğince az bir alan kullanarak net bir biçimde sergilemeyi yeğlerler. Anlaşılmazlıklardan, "muallak" imgelerden dikkatle uzak dururlar. Oysa burada, Dendera'daki bu ilginç kabartmada, bilinen bu ilkelerin yerle bir edildiğini görüyoruz - eğer ejiptologların haklı olduğunu varsayarsak tabii. Birincisi, Mısır'ın en güçlü "birleştirici simge"lerinden biri olan Horus'un resimdeki büyüklüğü. Osiris ve İsis'in oğlu, Mısır yönetsel kültündeki en güçlü tanrısal kişiliklerden biri olan Horus, hiçbir Mısır kabartmasında "sıradan" insanlardan, hele muhafızlardan daha küçük çizilmez. Elimizdeki resimdeyse, "yılantaşı" olduğu varsayılan objeleri taşıyan insanlar, Horus'a göre abartılı biçimde daha iri. Bu durumda bu iki "görevli"nin yarı tanrısal niteliğe sahip varlıklar olduğunu mu varsaymalıyız? Ama Mısır kültüne "Neterler" olarak geçen bu ilahi varlıklar bile Horus'un yalnızca "izleyicileri"dir ve elbette ondan daha küçüktür. Böyle bir orantı hatasına Mısır'da rastlayamazsınız. Hele bu denli birincil değere sahip bir tapınakta.

Diğer yandan, resimde en sağda görülen, elinde kesici bir cisim taşımakta olan "Maymun tanrı", bütün figürlerin en büyüğüdür; yani "muhafız"lardan bile büyük. Maymun'un Eski Mısır'da bilgelik tanrısı Thoth ile simgelendiğini biliyoruz. Bu, ülkedeki belli bir değişimin de vurgulanmasıdır ayrıca. Mısır'ın kurucu, yaratıcı, koruyucu tanrısı, büyük Ptah, yaklaşık İ.Ö 2000 dolaylarında yerini ve yetkisini Thoth'a bırakmış görünür. Söz konusu resimdeki Thoth figürünün duruşu ve bütün o semboller arasındaki yeri, bazı görüşlere göre belli bir "tehlike"ye işaret etmektedir. Biraz daha ileri götürürsek, sanki Thoth, muhafız-rahiplerin elindeki "yılantaşı" denen cisimlerin içerdiği potansiyel tehlikeye de dikkat çekmektedir. O yılantaşları ki, resimde Horus'tan bile büyük çizilmişlerdir.

Şimdi, belki de Yukarı Mısır dini-mitolojik birikimi içinde ejiptologların sözünü ettiği "yılan kültü"nü ve bununla bağdaştırdıkları "yılantaşı"nı sorgulamanın zamanı gelmiştir diyebiliriz. Gerçekten de yılanın bir simge ve mitolojik varlık olarak (çoğu Antik uygarlıkta olduğu gibi) Mısır'da da güçlü biçimde vurgulandığını söyleyebiliriz. yılanın bir unsur olarak içinde barındığı ve hatta ilk sıralardaki unsur olarak belirdiği yerel kültlere de sık sık rastlarız; bunların bazıları da gerçekten Yukarı Mısır'da, Dendera'nın da içinde bulunduğu Abydos, Edfu, Esna gibi birkaç kentte yaşamışlardır. Ne var ki, ejiptologların "yılantaşı" olarak yorumladıkları simgesel totemin elimizdeki resimde olduğu gibi resmedildiği başka bir tek örnek yoktur koca Mısır'da. Dahası, "yılantaşı"nın bu denli ön plana alınıp bir betimlemenin merkezine oturmasını sağlayacak denli birincil bir unsur olduğunu gösterecek herhangi bir belgeye de rastlayamazsınız. Her nedense, ejiptologların ağız birliği içinde "yılan kültünün simgesi, yılantaşı" olarak açıkladıkları figürler, Dendera'daki Hathor tapınağının bodrumundaki bu kabartma dışında başka hiçbir yerde böylesi bir betimlemeyle karşımıza çıkmazlar. O halde başka örneği olmayan bir resmi nasıl oluyor da bu denli kendilerinden emin biçimde "yılantaşı" olarak yorumlayabiliyorlar? Yanıt basit: Çünkü ellerinde, Ortodoks görüşle örtüşen başka bir yanıt yok.

Söz konusu şekillerin içindeki yılan figürünün yerleşim biçimi, yalnızca "mitolojik" bir veriyi mi açıklıyor acaba? Antik Çağ uygarlıklarına biraz aşina olan biri, bundan dört bin yıl öncesine dek din ve bilim kavramlarının birbirinden ayrışmamış olduğunu bilir. Bir tek "bilgelik" vardır ortada: Evreni açıklamak için geliştirilmiş gözlem ve bilgi birikimine dayalı bir bilgelik. Bunun yürütücülerine yakıştırılan "rahip" nitelemesi, bulguları elde eden Hıristiyan kültürünün bakış açısı doğrultusunda seçilmiş bir sözcüktür - yoksa bugün bizim kullandığımız biçimiyle "dünyevi olmayan işlerin adamı" anlamında bir rahip fonksiyonuna hiçbir antik kültürde rastlamazsınız. Aynı biçimde, "din" kavramı da bugün bizim algıladığımız biçimiyle var olmamış; yani "bilgi" ile "inanç" benzeri bir karşıtlık çok uzun süre eski toplumlarda var olmamıştır. Ancak bugün dünyaya egemen olan semavi dinlerin 2500 yıl içinde oluşturduğu bakış açısıyla "inanç" denen dayanaksız, deneysiz, gözlemsiz bir "kabullenme" sistemi egemen olmuştur insanların belleklerinde. 4000 yıl öncesinin Mısır'ında ve Mezopotamya'sındaysa "bilgelik" vardır; yalnızca edinmek için çabalayanların sahip olabileceği bir bilgelik.

Bu durumda, elimizdeki resme dini imgeler yakıştırılmasını yalnızca tektanrılı dinlerin pagan kültürlere yönelik küçümseyici bakış açısının bir sonucu olarak değerlendirebiliriz. Bilim adamı bile olsalar, 19. yüzyılın sonunda ejiptolojiyi oluşturanlar Hıristiyandı ve kendi dinlerinden çok daha önce var olmuş bir uygarlığın sahip olacağı bilgelik onlar için "ilkel" ve "pagan" olmaktan kurtulamazdı hiçbir biçimde. Bu yaklaşım, Gaston Maspero, W. Flinders Petrie gibi öncü ejiptologlarca geliştirilen ve bugün Mark Lehner - Zahi Hawass ikilisinin elinde somutlaşan Ortodoks ejiptolojiye yüz yılı aşkın bir süredir egemen olmuştur. Söz konusu ekol, ancak "mitolojik" ve "pagan" unsurlarla açıklar Eski Mısır'da bulduğu betimlemeleri. Dendera kabartmalarındaki hiyerogliflerin şekildeki unsurlara yönelik "mitolojik" göndermelerinin, o dönem bilgelerinin genel bir tavrı olduğunu görmezden gelmeyi yeğler. Mezopotamya dahil, İ.Ö 3. ve 4. bine ilişkin neredeyse bütün betimlemelere eşlik eden hiyeroglifler, işi bir "bilmece" haline sokmak ve mitolojik çağrışımlı soyut metinler havası yaratmak için yazılmışlardır. Nedeni basittir: O bilgeliğe sahip olmayı hak eden, bilmece ve çağrışımları çözecek yetenektedir. Diğerleri, yani "sıradan halk" ise, bunlara "tanrısal metinler" olarak bakıp tapınmakla yetinecektir.

Dendera'daki bu ilginç resim, açık ve net biçimde (ve ejiptologların yorumlarının aksine) son derece güçlü ve büyük bir enerji kaynağının kullanılmasını betimler. Bu, Horus'u bile var edebilecek ya da yok edebilecek denli güçlü bir enerjidir ve bilmeyenlerin elinde çok büyük bir tehlikeyi içerebilir: Bu nedenle Thoth ya da maymun tanrı figürü uyarıcı bir konumda yerleştirilmiştir. "Yılantaşı" olduğu ileri sürülen cisimler, belki bugün bildiğimiz ampulün bile ilerisinde olabilecek bir aygıtı resmetmektedirler, çünkü bunlar Horus'tan da iridirler ve ancak Tevrat'taki "Nefilim"leri akla getiren devasa adamlarca taşınmaktadırlar. Lotus çiçeği taçları, objelere yerleşim biçimleriyle bugün bildiğimiz "duy"ların figüratif yorumlanmasından başka bir şey değildir. Onları Horus'a ve djed sütununa bağlayan büyük yılanlarsa, elbette ancak büyük akımları taşımaya elverişli yüksek gerilim kabloları olabilir. Belki noktayı koymadan önce "djed sütunu" üzerine bir iki söz söylemek yararlı olabilir: Mısır'da simgesel olarak çok sık rastlanan bu şekil, ejiptologlarca "fallik" bir simge olarak ele alınmış ve Osiris'le ilişkilendirilmiştir. Oysa djed sütununu birçok betimlemede, Mısır kültünde "yaşam ve güç" simgesi olan "Ankh" işaretiyle de iç içe görürüz. Ankh, bir çeşit haçtır ve üst bölümü bir disk biçimindedir. Eski Mısır'da tanrısal güce sahip bütün figürlerin elinde resmedilmiştir. Aynı zamanda, bu sesi vermek üzere hiyeroglif alfabeye de girmiş, ancak başlı başına bir "piktograf" olarak da kullanılmıştır "yaşam" simgesi olarak. Djed sütunu da birçok yazıtta "j", "c" ya da "z" sesini vermeye yönelik bir harf olduğu kadar, başlı başına "güç" anlamı veren bir piktograf biçiminde de yer almıştır. Bu durumda onu bir tür "jeneratör" olarak düşünmek, acaba "yılantaşı" yaklaşımından daha hayalci bir bakış açısı mıdır?

Eski Mısır, içinde binlerce gizi barındırıyor. Verilere doğrudan erişme ve bunları değerlendirme, saklama yetkisine sahip küçük bir azınlıksa, o gizlerin ortalığa saçılmamasına yeminli gibi. Dendera'daki resmin sürekli olarak geçiştirilmesi, bu politikanın küçük bir ayrıntısı yalnızca. 2000 yılına girdik ama Büyük Piramit'teki Gantenbrink Kapısı hala açılmadı. Açılmadı mı dersiniz? Hawass ve Lehner, bu işi çoktan halledip, elde ettiği verileri yalnızca "hak eden" azınlığa saklamış olmasın?![13]

Kaynaklar

[1] tr.wikipedia.org/wiki/Hathor
[2] www.cep-x.com/ansiklopedi/411477-hathor.html
[3] sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=hathor
[4] www.kad.org.tr/pdf/ibibik2.pdf
[5] www.itusozluk.com/goster.php/hathor
[6] www.mitoloji.org/misir-mitolojisi/hator-hathor-gokyuzu-tanricasi.html
[7] www.ekoses.com/ekolojikyasamportali/bpg/publication_view.asp?iabspos=1&vjob=vdocid,147140
[8] www.ansiklopedika.org/Hathor
[9] cygm.meb.gov.tr/modulerprogramlar/kursprogramlari/bahcecilik/moduller/amarilidiceae_familyası.pdf
[10] tr.wikipedia.org/wiki/Akhenaton
[11] www.altinisik.org/projedosya/Gizli Dunya Devleti ve Siyonizm.pdf
[12] www.egelisesi.k12.tr/basarilarimiz/Projeler/proje2001/proje26.pdf
[13] www.arkeo.org/arkeoloji/237-dendera-hathor-tapinagi-kabartmalari.html
[14] www.uludagsozluk.com/k/hathor/
[15] www.gizliilimler.tr.gg/Antik-Mısır-Dini.htm





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: bence de.... , 30.04.2010, 23:13 (UTC):
Figürün arkasında duran aslan başlı kadın put yemsili ve elindekilerinde bıçak değil bir çift kamış olduğu açık...
Ayrıca yukarıda izah edildiği gibi koca bir ampul ve buna bağlı koca kablo ve jeneratörler olsaydı... Bunun yanında (evet devrine göre bilimsel olarak çoğu medeniyetten ilerdeymiişler ama dediğim gibi devrine göre o kadar) abartılagelen diğer tekneloji olarak, bu mısırlılar balık hafızalı olmalılar hani uzaylılardan öğrenip üç gün sonra unutacak!!!
Ayrıca yukarıda hintli, ineğe tapma bağıntısına yukarıdaki arkadaşıma belli konularda katılıyorum...
Şöyleki ; Musa a.s kavmini mısırdan çıkardığında 12 kol imiş ve her kol enaz binlerle ifade edilecek kadar çoktu bence...
Bu kollar dünyanın her tarafına yayıldı, bir kolu da hindistana gitti. Belli kolları da anadolu üzerinden avrupaya..
Yine yanlışım varsa Allah affetsin ama ben m.ö600lerde ortaya çıkan budizmin ilk halinin hıristiyanlık olduğunu düşünüyorum (budanın ilk heykelciklerinin çıktığı texella bölgesi olacak herhalde ,onlara bakın kafasının arkasındaki daireye ayrıca bu tarihlerde m.ö600 lerde kurulan kuş-han devleti h.z isa a.s ın çamura üfleyip canlanmasını çağrıştırmıyor mu? Ayrıca budanın hemencecik konuşup yürümesi gibi alametleri benzeşmiyor mu? Bilmiyorum ama afganistandaki takhat-ı bahi antik kalıntıları anlatılan yahudi manastırı olması bence olası.
Bakın Kuranı kerimde şu an tam olarak aklımda değil ama onlar inanmazlar,inat ederler onların taptıkları aslında katımızdan kullardır ve o kullarım bundan habersizdirler, onların inanmamaları karşısında onlara fakirlik ve bir zillet vurulmuştur,inanmadıkça ebediyen yada inan hamiler altına sığınmadıkça anlamına yakın anlam taşımıyor mu bugünkü hindistan halkının durumu ayrıca hindistan daki ganj nehrinin cennetten geldiğine inanmıyorlar mı? (H.z Meryem a.s ayağını yere vurunca cennetten su yeryüzüne çıktığı belirtilmiyor mu?)
Ayrıca m.ö 330larda büyük iskender sanıldığı gibi asya seferine troya efsanesinden etkilenerek çıkmadı, bence bu dini yaymaya gelen rahiplarden etkilenerek çıktı dikkat ederseniz, büyük iskenderin son ulaştığı yer bu bölgenin ucu baktela idi ve bu bölgeden bence birşeyler arayıp aşağı doğru indi(büyük ihtimalle bugün hırıstiyan toplumunun aradığı kutsal kase idi çünkü onların inanışında bu kase yağmura ve rüzgara hükmetme aracıdır, iskenderde hırsını doyurma yoluna çıkmıştı, büyük ihtimalle), çünkü o günkü yunan ve anadolu toplumlarını oluşturan çoğu halk Musa a.s ın 12 kavminin uzantısı idi..
Dediğim gibi İslam dini ile ilgili konularda yanlış düşünüyorsam YÜCE ALLAH affetsin!!!
Hepinize sevgilerle!!

Yorumu gönderen: bence de.... , 30.04.2010, 22:55 (UTC):
Şimdi yazınızdan anladığıma göre bu kalıntı m.ö 4-5 binlere denk geliyor. Eğer horus diye sapkınlaştırılmış figür bir peygamber ise kendini hiç bir zaman diğer insanlardan büyük görmez, ha resmettirmezde orasıda ayrı ama insanlar o dünyadan ayrıldıktan sonra enaz 200-300 yıl sonra çizmeye tapınmaya başladıkça ve zaman geçip sapıklıkları arttıkça ikonlarını büyütmeye ve çeşitlendirmeye başlamaları gayet normal. (Dedim ya buzatın peygamber olabileceği yazılarınızdan ve bendeki azbuçuk bilgiden kaynaklanıyor. Hatam varsa Allah affetsin)
Şimdi şu figüre gelelim; Çeşitli mitlerde taş içinde yaşayan canlı varlıklar temsil edilmiştir. Mesela geçen günlerde roma devrine ait suriye humusta bulunduğu yazılan (yine internette rastladım) bir zikkenin arka yüzünte yumurta şeklinde bir taş tapınağın önünde duruyor içindede kartala benzer bir canlı vardı. Ayrıca Yine Kuranı Kerimde bir ayette taş içinde bir kulun Allah tarafından yanılmıyorsam üzümle beslenip senelerce orada ibadet etmesi konu ediliyor ve bunun diğer semavi dinlerde de geçtiğine eminim.


Yorumu gönderen: bence de.... , 30.04.2010, 22:46 (UTC):
İnsanların mısır konusunda en çok yanılgıya düştüğü konu mısıra peygamber olarak sadece Hz. yusuf a.s ile Hz. musa a.s.ın gönderildiğidir.
Yüce kitabımız Kuran'ı kerime göre peygamberler sapkın olan milletlere gönderilir, mısırlılarda çok sapkın inançlara peygamberlerden belli bir süre sonra hemen geri döndükleri açık...
Ben bir tarih araştırmacısı değilim ama sayfalarınızdan okuduğum ve islami bilgilerimle karşılaştırdığımda (inşallah Yüce ALLAH beni yanıltmıyordur) Bu mısır inancındaki horus'un İdris a.s olabileceğidir. Ayrıca Kuranı Kerimde bahsedilen Zülkarneyn a.s ında bu zat olduğudur.
Bunu da nerden çıkardın??
Derseniz: Cevabım sizin sayfalarınızdan. Hani şu kral aha hikayenizden ,çünkü zülkarneyn a.s da önce batıya gidiyor ve çamur içinde başları görülen kavme rastlıyor. Kuranı Kerimde sadece insanlarakavim denmemiş , hayvanlara da kavim denmiştir. Ayrıca efsanede hipopotamlar tarafından ezilince adamlarına bir kokuyla bildiriliyor. Bu da islamiyetteki Burhan anlamı içerisinde yer alır ve bundan daha önemlisi Peygamberlere insanlar onlara biattan sonra büyük sevgi duymalarının yanısıra sadece mucizeleri değil bilgilerinden dolayı da büyük hayranlık beslerler.

Yorumu gönderen: bence..., 26.01.2010, 19:25 (UTC):
herzaman hz.musa Allahü-Teala ile konuşurken,aşağıda onu beklerken sapıtıp buzağıya tapanların hintliler olduğunu düşünmüşümdür:)birde eski mısırda(buna kendilerini mumyalamak dahil)herşeyi bir belge nitelğinde resmedip kaydetmişler ve hiçde azımsanamayacak bir şekilde binlerce yıl sonrasına ulaştırmışlar,acaba bunu bilinçli olarak yani bugünlere ulaşacağını bilerek mi yaptılar?hani hep anlatılıyor uzaya gidecek kadar gelişen teknolojileri acaba bir zaman makinası yapacak kadar ilerlemişmiydi?şu yılan taşının arkasında kordon gibi algıladığım bir uzantı var,belkide ampulun nasıl yapılacağını bize anlatmak amaç yada icadından haberdar olduklarını anlatıyorlar.peki ne olduda birden PÜFF oldu herşey?bize; geçmişten geleceğe ipuçları ile beraber kalan çözülmesi gereken binlerce yıllık muammalar yığını:)icat olursa pek çok sakıncası olacağını düşünmeme rağmen bazen bir zaman makinasına fena halde gereksinim duyuyorum:)



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36892932 ziyaretçi (103089117 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.