Hayır ve Şer Dostlar (Ruhçuluk, Uzaylılar ve Cinler), III
 

Hayır ve Şer Dostlar (Ruhçuluk, Uzaylılar ve Cinler), III

Fransız şair ve politikacılarından Clovis Hugues de diğer birçok kimseler gibi tam manasıyla insanın ölümden sonraki hayatını inkar eden materyalist görüşlü bir adamdı. Bu zât, siyasi mücadeleleri yüzünden Marsilya'da askerî harp  divanı kararıyla 3 yıl hapis cezasına mahkum edilmişti. Kendisi gibi hapse mahkum edilen diğer arkadaşları arasında bir de idam mahkumu bulunuyordu. Bu zatın da ismi Gaston Gremieux idi. Bu mahkumlar, Marsilya'nın Saint-Pierre hapishanesine kapatılmışlardı. Kendileri gibi orda daha birçok siyasi mahkum da vardı. Bunların hepsi de çeşitli cezalara çarptırılmış devrimci kişilerdi. Hemen hepsi de ne ruha ne de Allah'a inanıyorlardı.

Bir taraftan içinde bulundukları perişan halin de etkisiyle diğer taraftan esasen ruhlarında kökleşmiş maddecilik sonucu olarak büsbütün inkarcılığa sapan bu arkadaşlar, birgün aralarında konuşurlarken söz, ölümden sonra yaşamın mümkün olup olmayacağı konusuna dönüştü. Tartışmaya katılan tüm bu topluluğun içinde ruhun ölümsüzlüğüne ve Allah'ın varlığına inanan iki kişi vardı ki, bunlardan biri de Gaston Cremiux'tu. Bunlar, diğerlerine karşı insanların öldükten sonra da yaşayacakları ve yok olmayacakları tezini savunuyorlardı. Bir aralık tartışma oldukça hareketlendi. Bu sırada inkarcılar safında yer alan ve Cremiux'un arkadaşı olan şair Clovis Hugues, arkadaşlarına dönerek, içlerinde ölüme mahkum edilen ve her saat idamını bekleyen arkadaşlarına karşı , onun da öldükten sonra yaşayacağına dair inancını sarsmaya çalışmanın doğru olmadığını söyledi. Onun bu sözlerine hak veren diğer arkadaşları, daha ileri gitmediler ve tartışmayı bıraktılar. Bu konuşmadan sonra Cremieux da sustu ve Hugues'in yanına gitti. Gülerek teşekkür etti ve şunları söyledi:

- Evet, ben bunlara inanıyorum. Beni kurşuna dizdikleri vakit hapishanede sizin hücrenize gelecek, yok olmadığımı size ispatlayacağım.

Tabii Hugues, bu sözlere kıymet verecek durumda olmadığından görünüşte onun kanaatine saygı gösterir gibi tavır takınmakla beraber, sözü hemen değiştirdi ve başka konular açtı. Böylece Cremieux'un sözleri bir daha açılmamak üzere unutup gitti.

Aradan birkaç gün geçti. 1871 yılı Aralık ayının 30. günü sabahı güneş henüz doğmadan, saat 6'ya doğru, Clevis birdenbire kuru, sert birtakım darbe sesleriyle uyandı. Bu sesler, yatağının önünde tespit edilmiş, üzeri teneke kaplı masanın üstünden geliyordu. Sesler durdu. Ancak sessizlik, birkaç saniye sürdü. Sonra tekrar aynı ritim ve aynı şiddette işitilmeye başladı. Hugues, şaşkın bir halde ve buna hiçbir anlam veremeden yatağından fırladı ve giyindi. Bu sırada sesler, devamlı olarak işitiliyordu. Şair, hayret içinde ve ayakta beklemeye ve darbeleri izlemeye başladı. Sesler durmuyordu. Bu durum, 5 dakika boyunca sürdü. 6. dakikada hücrenin kapısı açıldı ve gardiyan içeri girdi. Ağlayarak şairin kollarına atıldı. Cremieux, bütün arkadaşları arasında olduğu gibi hapishane personeli tarafından da kısa bir zamanda sevilmişti. Gardiyan, şaire arkadaşı Cremieux'un bir saat önce kurşuna dizilmiş olduğunu söyledi. Demek ki Gaston, sözünü tutmuş ve arkadaşına yok olmadığı ispat etmek istemişti.[1]

Ruhun kendi misali bedeni ile göründüğü gibi değişik şekil ve seslerle de kendi varlığını ispat edebilir.Buna benzer bir olayı ilk tayin olduğum lisede arkadaşım matematik öğretmeni M. U. anlatmıştı. Çok sevdiği genç hanımının ağır hastalandığını, günlerce hastanede kaldığını, ancak bir sabah erkenden evin penceresinden bir kuşun belirdiğini ve camdan gelen o sesle uyandığını, erkenden hastaneye gittiğinde acı sonuçla karşılaştığını, o uykudan seslerle uyandığı dakikalarda genç eşinin vefat ettiğini anlatır ve duygulanırdı. Genç anne ve babaların evlatlarına göründüğü, eşlerin birbirlerini gördükleri ya da anne-babaların vefat eden çocuklarının bir yeşillikte oynadıklarını görmeleriyle ilgili birçok olay anlatılır. Bu olaylar, bize hayat merdivenlerinin basamaklarını hatırlatmaktadır. Ölüm, bir yer değişimi, ruhun hürriyete ermesi ve görevini bitirmesidir. Yokluk ve yok oluş değildir. Bunu birçok olaylarda evliyaların ruhlarının temessülü ve ehl-i keşfe tezahürleri, sair ehl-i kuburun (mezar ahalisinin) yakazaten ve menamen bizlerle ilişkileri be olaya mutabık olarak bizlerle haberleşmeleri gibi bir çok kanıtlar, o tabaka-i hayata ışık tutar ve ispat eder.[2]

Dünyaca ünlü İngiliz Mrs. Estelle Roberts'in bizzat tanık olduğu ve "Forty Years a Medium" adlı kitabında yayınladığı dikkate değer bir olayı kısaltarak aşağıda naklediyoruz:

... Birgün öğle vakti eve döndüğümde çocuklarımın ikisinin kocamın yatağının yanında ayakta durduğunu gördüm. Kendisi, her zamankinden daha fazla ağırlaşmıştı. Birden içimde bir sıkıntı duyarak kocamın ölmek üzere olduğunu hissettim. Çocukları hemen komşuya yolladım.

Odada yalnız kalmıştık. Gecenin geç vakitlerine kadar yanından ayrılmadım. Tam ölüm anında mutfaktan tuhaf, tüylerimi ürperten gürültüler duydum. Sanki birisi çarşafları yırtıyordu. Aradan bir kamçı şaklamalarını andıran sesler geliyordu. Sonradan sesler kesildi. Bu arada kocama dönüp baktığımda ruhunun vücudunu terk edişini gördüm. Ruhu, kafasının arka kısmından çıkarak yükseldi. Yavaş yavaş dünyadaki bedeninin aynı şeklini aldı. Yatar haldeki bedeninden bir karış yukarda boşlukta aynı yatar durumda duruyordu ve kafasına bir kordonla bağlıydı. Sonradan bu kordon koptu. Ruhsal bedeni de daha da yükselerek duvarın içinden süzülerek geçip gitti.

Ellerimi ve yüzümü yıkamak için mutfağa gittiğimde hayretten donakaldım. Odanın bir duvarının  yüzüne yapıştırılmış duvar kağıtları, aşağı doğru sarkıyordu. Kocamın ölümü anında duyduğum gürültülerin sebebi buydu. Hayatımda ilk defa ruh kuvvetinin bir fiziki gösterisine tanık oluyordum. Kendi kendime nasıl yırtıldıklarını izah edemedim. Fakat derin bir iç sezişle manasını anladım. Bu olay, hakikatlere erişmemin bir sembolüydü.

Ölümünü takip eden üç gece de beni çağırdığını duydum. Üçüncü gece bana kendi sesiyle "Sana ihtiyacım var, bana gelmeni istiyorum." dedi. "Fakat nasıl?" dedim. "Ölerek..." diye cevap verdi. "Fakat sevgilim, bunu yapamam. Çocuklara bakmam lazım." dedim. Fazla konuşamadı. Uzun süren hastalığının ruhundaki etkileri, ölümünden sonra daha da büyük olmalıydı.

Defninden önce evimizde, odada tekrar göründü. Bu kez sanki özür dileyen bir hali vardı. Bana "Öldüğümü anlayamamıştım. Artık sana ihtiyacım kalmadı. Ruhlar âleminin varlığı hakkında bize anlattıklarının hepsi doğruymuş. Burada herkes yaşıyor. Sonsuz bir ölümsüzlük var. Gerçekten her şey olağanüstü." Ben, heyecanla "Sen yaşıyorsun ve diğerleri de yaşıyorlar demek... Bu tebliğini bütün dünyaya bildireceğim." dedim.

Sonuçta şunu söyleyebiliriz: Allah, ahirette ruh il beraber cesetleri de bâkî kılacaktır. Allah bâki, onların ahiretteki bekâları da Allah ile kaimdir.[3]

Kaynaklar

[1] Ruh ve Kainat, sayı:5.
[2] Risale-i Nur, 1. Mektup, 1. Sual.
[3] Ahmet Ersöz, "Ruh Dosyası", İzmir 1993, s.120-124






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36750837 ziyaretçi (102841489 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.