Hayırlı İlim Üzerine
 

Hayırlı İlim Üzerine

Akhenaton

Günümüz İslam coğrafyasında Müslümanlar’a zulmedilmesinin ana sebebini bilim ve teknolojide geri kalma olarak görürüm. Osmanlı Devleti’nin ya da diğer İslam uygarlıklarının yükselme dönemlerinde bilime birçok katkıda bulunan Müslüman bilim insanlarının yerini beşik ulemasının almasının o medeniyetlerinin çöküş sürecine girmesini hızlandırdığını inanırım.

Dün, büyük coğrafyalarda ufukları tutan ve medeniyetler inşa eden Müslümanların yerini bugün bilimde geri kalan, kendini savunacak silahlar üretemeyen ve bu yüzden de bir asırdır zulme, haksızlığa uğrayan günümüz İslam toplumların almış olması, çok acıdır ve zalim kadar zulme rıza gösteren Müslümanların da suçudur.

Ali Şeriati de, zulmün iki tarafının bulunduğunu, birinin zalim diğerinin ise mazlum olduğunu, zulme sessiz kalan mazlumların da zalim en az kadar zalim kadar bu suçta iştiraki olduğundan söz eder.

Yani zulmeden zalim yanında bu zulme rıza gösteren mazlum da zulüm fiilini eşit derecede işlemiştir.

Bakara suresi 11. ayette şöyle der: “Onlara; ‘Yeryüzünde fitne fesat çıkarmayın’ dendiği zaman, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler.” Bugün BOP projesi altında bütün Müslüman toplumlarına biz size adalet ve demokrasi getirmek istiyoruz diyen başta Amerika ve diğer ülkelerin ayette bahsedilen “Biz ancak ıslah edicileriz” sözünü söylediklerini görüyoruz. Yani zulüm eylemini işleyenlerin ilk tarafı…

Peki Kuran’da sıkça bahsedilen Demir’i sadece dini ıstılah anlamıyla açıklamaya çalışan, bilimden ve teknolojiden uzak düşen, HAYIRLI İLMİ sadece CENNET’E GÖTÜREN İLİMLER olarak algılayan, kendini savunacak silahlar üretemeyen ve bu yüzden bir asırdır zulme uğrayan Müslüman toplumlarının bu zulümdeki suçu?

Peki Hucurat suresi 10’da İNANANLAR ANCAK KARDEŞTİR ayetine iman ettiği halde silahlarını yine kendi kardeşlerine çeviren ya da etraflarındaki zulme sessiz kalıp “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” diyen Müslümanlar?

İlk zalim, mazlum’a zulmediyor. İkinci zalim ise mazlumun kendisi, Allah’ın indirdiği kitaba değil, sırtına cüppe geçirip kendini “din alimi” olarak pazarlayan, kabirde yanmayan kefen satan sözde din adamlarına ya da başına fes takıp “Şekspir aslında Müslüman’dı ve gerçek adı Şeyh Pir’di” diyen tarihçilere prim veren, inin ordan aşağı diyemeyen biz Müslümanlar? HİÇ DÜŞÜNMEZ MİSİNİZ diye buyuran bir kitabın DÜŞÜNME, SORGULAMA diyen ve ALLAH’IN AYETLERİ ANLAŞILMAZ, KURAN’IN YERİNE BİZİM ANLATTIKLARIMIZI DİNLE diye kendi zanlarına çağıranların anlattıklarını ALLAH’IN DİNİ zanneden ve NEFİSLERİMİZE ZULMEDEN bizler?

Nefislerine zulmetmek… En az mazluma zulmeden zalim kadar bir zalimlik içinde olmak değil midir?

Mars’a uydu gönderdin de ne oldu diyor o İslam âlimi olduğunu iddia eden kişi… Ay’a astronot gönderdin de ne oldu? Bilim’de ve teknoloji’de ilerledin de ne oldu? Ve ekliyor, elimde olsa üniversitelerde bize hiçbir faydası olmayan FELSEFE bölümünü kapatırım…

İnanırız, kapatırsın… Sadece felsefe bölümünü değil… Cennet’e götürmeyeceğini bu yüzden de faydasız olduğunu söylediğin bütün ilim dallarını kapatırsın… Matematik yasak dersin, fizik yasak dersin, kuantum mekaniği yasak dersin, biyoloji yasak dersin, edebiyat yasak dersin, sosyoloji yasak dersin, astronomi ve uzay bilimleri yasak dersin… İlahiyatçılar mı? Zaten hepsini kâfir ilan ettin ya… İnsanları Allah’ın sözlerini anlamaya çağıran, Kuran’ı anlamaya çağıran gerçek âlimleri kâfir ilan ettin, bak bak şurda Resulullah’a hakaret etti bu adam dedin, müritlerine onların seminerlerini basmalarını söyleyip Kuran’ın anlaşılmaması için elinden geleni yaptın, 15 Temmuz’da onlar için fetöcü dedin, şu dedin bu dedin…?

15 Temmuz… Bir milletin ve bir ümmetin diriliş hikâyesi… Bakıyorsun, mermiler yağıyor, etraf can pazarı, herkes yerlerde… Bir ihtiyar, mermilere aldırmadan ilerleyerek yürüyor… Nereye gidiyorsun ey amca diye sordum içimden… O imanı, o cesareti sen nerden aldın, ey yüzüne kurban olduğum amca…

Sen ey, ben yeni bir araba alırım ama başka vatan bulamam diyen ve arabasını tankın üstüne süren abi! Kollarını bir makas gibi açıp tankın önüne dikilen abi! Sen korkusuzca askerleri taşıyan aracın önünü kesip ver o anahtarı diyen abla…

Yoksul Müslümanların bağışlarıyla son model arabalarda seyahat eden, lüks ve konfor içinde yüzen gavslar, şeyler, dini kanallar kurup göbek atan mehdiler, modern evliyalar, kabirde yanmayan kefen satanlar, gavsım o uçakları elleriyle durdurur diyenler, şeyhimin bir nefesi düşmanı geri püskürtür diyenler, bizi kibrit kutusuna sıkıştırıp cennete götürenler, sizler… Sizler…

Hele darbe günü darbe haberini alınca “İnşallah hakkımızda hayırlısı olur.” diyen zat-ı muhteremler… Hiçbirinizi görmedik o meydanlarda… Ama emindik ki, darbe gerçekleşmiş olsaydı, hepinizin onlara biat etmek için sıralar, kuyruklar oluşturacağınızı…

15 Temmuz, bir asırdır zulme rıza gösteren İslam coğrafyasına zulme “La” diyen ve İslam ümmetini heyecanlandıran bir toplum…

İçinizden şu an şu soruyu soranlar olabilir: Akhenaton, yazının başlığı hayırlı ilim üzerine, sense mazlumdan, zalimden bahsettin, 15 Temmuzdan bahsettin, alakası ne? Dostum, bunlara değinmeden hayırlı ilmi anlatmaya çalışsam, yarım kalırdı, eksik kalırdı…

İlk emri OKU olan bir kitaba iman eden bir insanım. “İlim, Çin’de bile olsa alınız.” diyen kutlu bir Peygamber’in ümmetiyim. Şu yanlışımız var: geçmişteki Müslüman bilim insanlarının bilime verdikleri katkıyla övünüyoruz hep.

Ya bugün? Ya bugün Müslüman toplumları, bilimin, edebiyatın, sanatın, teknolojinin, fennin neresinde? Eski’yle övünmek bize ne kazandırabilir? Sıfır’ı biz bulmuşuz demek bize ne kazandırabilir? Biz ne bulmuşuz, bilime, insanlığa ne katkıda bulunmuşuz… Bakıyorsun televizyonlara, kütük ağlıyordu diyen hocalar, ruj abdesti bozar mı bilmem şu abdesti bozar mı diye havada uçan sorular…

1400 yıl olmuş, biz daha iki konuda bir araya gelip mutabakata varamamışız… Din algımız, sadece öte dünya üzerine, ibadetler, abdest üzerine. Peki bu dünya? Diyor ki yine Ali Şeriati, “Din, sana bu dünyada fayda vermedikten sonra öbür dünyada da fayda vermeyecektir.”

Ve şöyle ekliyor: “Ortada bir yangın varken biri sizi ibadet etmeye çağırıyorsa, bilin ki bu bir hainin davetidir.” Bugün televizyonlarda hangi din âliminin ümmetin yaralarını, sorunlarını tartıştığına, anlattığına rastladınız? Artık sıra televizyonlarda kuantum fiziğinden bahseden insanlara da sıra gelmeyecek mi?

Din, öte dünya için değil bugün içindir! Kuran, öte dünyaya intikal etmiş sevdiklerimiz için değil, biz yaşayanlar içindir! Mezarın başında oturup kadınların ay halini anlatan ayetleri okuyup ağlayan amca… Okuduğu ayetin anlamını merak etmeyen, cennetle müjdeleyen bir ayeti okurken sevinmek ümit etmek yerine ağlayıp gözyaşı döken amca…

Şöyle diyor istiklal şairi Mehmet Akif Ersoy:

“İbret olmaz bize her gün okuruz ezber de
Yoksa hiç mana aranmaz mı bu ayetlerde

Lafzı muhkem yalnız anlaşılan Kuran’ın
Çünkü kaydında değil hiç birimiz mananın

Ya açar nazmı celilin bakarız yaprağına
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına

İnmemiştir hele Kuran şunu hakkıyla bilin
Ne mezarlıkta okunmak ne fal bakmak için.”

Ne acı… Ne acı… Kuran’dan uzak bir topluma dönüşmek ne acı… Resulullah’ın yarın;

“Rabbim, ümmetim bu Kuran’ı mehçur (öksüz) bıraktı” (Furkan Suresi 30)

diye şikâyet edeceği bir toplumun ferdi olmak ve elinden hiçbir şey gelmemesi ne acı… Ne acı “ölü kalplerimizi diriltmek” için biz dirilere indirilen bir kitabın “Sen ölülere bir şey işittiremezsin” (Fatır Suresi 22) ayetini unutup ölülere tahsis edilmesi ne acı…

Allah’ın Sebe Suresi 10’da Hz. Davut’u anarken “Ve onun için demiri yumuşattık.” ayetini anlayamamak, “hadid” yani “demir”i anlayamamak, kendimizi savunacak silahlar üretecek bir teknolojiden uzak düşmek ne acı…

Atom’u parçaladın da ne oldu diyor… Mars’a uydu gönderdin de ne oldu… Silahlar ürettin de ne oldu… Hani adam, çekinmese savunma teknolojileri, makine kimya enstitüsü hepsi kapatılsın, bunlar bizi Cennet’e mi götürecek kardeşimmm diyecek…

Belki 70-80 yıllık bir Filistin davamız var. Ama “Kahrolsun İsrail” diye dua etmekten, pankartlar taşımaktan başka yaptığımız hiçbir şey yok. Peki İsrail kahroldu mu? Dua dediğimiz şey, sadece sözler midir? Eyleme dökülmeyen dua, gerçekten de dua mıdır? (Bknz. “Kavli Dua Nedir” başlıklı makale.)

Dün, kavmi Hz. Musa’ya “Bizim yerimize onlarla sen ve Allah savaşın. Biz savaşmak istemiyoruz.” demişlerdi. “Kahrolsun İsrail!” demekle onların bu sözü arasında bir fark var mı?

Bakara 190’da ayet şöyle der: “Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın.” Birçok ateist, “SİZİNLE SAVAŞANLARLA” kelimesini pas geçip ayetin geri kalanını öne getirir. Ve ayetin devamı da şöyledir: “Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez!” Yaaaa…. İşte böyle dostum…

Bugün İslam coğrafyasında savaşlar, Müslüman’ın kanını dökmek üzere… Siz gördünüz mü İŞİD’in zalim İsrail’e ya da Amerika’ya kafa tuttuğunu… Çünkü bizzat İngiliz projesidir… Arada bir Ortadoğu’daki Pasta’dan kendi payını almak için bir parodi ortaya koyar, Fransa’da bir bomba patlatır, Almanya’da bilmem başka hangi ülkede bir bomba patlatır, 12 Eylül’de uçaklar gelip İkiz Kuleleri devirir; sonra gelsin kendini korumak adına önce Afganistan’a, sonra Irak’a, sonra İran’a adalet götürmeler, demokrasi getirmeler, Arap baharları, Türk baharları… “ ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler” diyordu ya ayette yeryüzünde bozgunculuk yapanları tarif ederken…

Ve bütün bunlara seyirci kalmakla yetinen bir Türkiye… “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen devlet yöneticileri…

Alman Şair Bertolt Brecht’in bir şiirinde der ki;

“Naziler önce komünistleri tutukladılar; komünist değilim diye ses çıkarmadım. Sonra Yahudileri tutukladılar, Yahudi değilim dedim, sesimi çıkarmadım. Sosyal demokratları tutukladılar, savunmak bana mı kaldı dedim, sesimi çıkarmadım. Sıra bana geldiğinde etrafta ses çıkaracak kimse kalmamıştı..”

Ya sıra bize geldiğinde? Etrafımızda ses çıkaracak kimse kalmamasını mı bekliyoruz? O silah, mutlaka birgün bize de dönecek! Çünkü Müslüman’ız! Yaşanılan kavga, her şey ADALET ADINA değil, Petrol rezervleri, maden yatakları adına!... Haçlı seferlerinin nedeni, Kudüs müydü, tapınaklar mıydı? Hayır, Doğu’nun zenginliğiydi… Şimdi ne farkı var?

İsrail, hastalıklı bir devlet… Tüm Yahudiler demiyorum. Aralarında bu zulme hayır diyenler de var… Sesleri çok çıkmasa da… Ama “Arz-ı Mev’ud” inancı ya da Rumlar’ın Enosis’i artık bu toplumları barış içinde yaşamak isteyen bir toplumdan uzaklaştırdı.

Peki nedir Arz-ı mev’ud, Tevrat’ta geçen “Vaat edilmiş topraklar!” Peki bu toprakların sınırı ne? Nil’den ta Fırat’a kadar; Türkiye topraklarını da içine alan bir harita… Boşa değildir İsrail’in PKK kartını sürekli oynaması. Güçlü bir Türkiye yerine o topraklarda kurulacak güçsüz devletler ve o sonra destekliyor gibi göründüğü PKK’nın elinden de o bölgeleri rahatça almak… Artık hastalık haline gelen bir sendrom! Ne İsrail o topraklardan gözünü çekecek, ne Evangelistler “kıyameti yaklaştırma” inançlarından, toplumlarını bir “Armageddon yaklaştı!” algısı ile aldatmaktan vs vs.

İşte bu yüzden bizim artık Bilim’de ve Savunma sanayilerinde geri kalma gibi bir lüksümüz yok… Kuran’da anılan Hadid; yani Demir’i anlayamama lüksümüz yok.

Sürekli gösterişli tapınaklar, camiler inşa ediyoruz. İçi bomboş camiler… Çünkü toplumumuzun din’e hizmet diye kısıtladığı anlam bu… Bir tane kütüphane inşa eden devlet yöneticisi gördünüz mü?

Oysa camiler, biz Müslümanların evi! Allah, bir mekan sahibi değildir ki? Doğu’nun da Batı’nın da Rabbi O’dur. Camilerse sadece biz Müslümanlar içindir…

Eskiden ortaokulda fen hocamız, şöyle derdi: “İçi bomboş camiler inşa etmeyin! O camileri dolduracak, bilinçli genç nesiller, namaz kılacak gençler inşa edin.”

Hani öyle bir ihmal ettik ki gençliğimizi… Bu boşluğu gören ve gençleri toplayıp beyinlerini yıkayan, OKUMA EVLERİ İNŞA EDEN cemaatler çıktı ortaya. Emine Şenlikoğlu diyor ya, “Gençliğin İmanını Sorularla Çaldılar” İşte bir gençliği kim çaldı? Ben Mehdi’yim, Ben Hz. İsa’yım diyen bir adamın peşine nasıl düşüp “hocaefendi” ilan ediverdiler, Kuran’ı değil kendi öğretilerini anlatan bunların peşinden gittiler?

Eğer 15 Temmuz’dan bir ders almadıysak, çocuklarımız, evlatlarımızı kendimiz yetiştirmemiz, onlara Allah’ı ve Resulünü kendimiz anlatmamız gerekirken Din’i öğrensinler diye başka başka gruplara teslim ediyorsak, dün Fetö’nün karşısında diz çökenler, şimdi kendilerine Gavs diyenlerin önünde diz çöküp poz veriyorsa, Minyeli Abdullah’lar bir roman karakterinden çıkıp gerçeğe dönmüyorsa, Asım’ın nesli, Haluk’un nesli, yok altın nesil, yok şu bu nesil kavgalarının yerini Düşünen, Sorgulayan ve Allah’ı arayan nesiller almıyorsa, Alim’i tanımayı cübbe takmakla, Tarih’çiyi fes takmakla tanıyabileceğimizi zannediyorsak, sünnetten anladığımız Resulullah’ın ahlakı değilse, onun İslam’ı nasıl tebliğ ettiği değilse, Kuran’da anlatılan uyarıcıların kıssalarını anlamıyorsak, bizi Kuran’a çağıranları “Sen apaçık bir sapkınlık içindesin.” diyen helak edilmiş toplumların sözleriyle karalamaya çalışanların peşinden gidiyorsak, toplumlara anlaşılmaz kitaplar gönderen bir Allah tasavvuruna inananları Allah’tan bahsediyor sanıyorsak, ……… Eyvah bizlere… Eyvah bizlere… Eyvah bizlere…

Aziz dostum… Oku! Resulüne ilk emri İKRA, BİSMİ RABBİKELLEZİ KHALAK; yani Yaratan Rabbinin adıyla OKU diyen bir kitabın hatrı için Oku! “Düşünme, sorgulama, sorma” diyenlerin kitaplarını değil; “Düşün, sor, aklet” diyen insanların kitaplarını oku. Ama önce kendi kitabını!

Sonra kainat ayetlerini oku! Geçmiş uygarlıkların izlerini, nasıl ve NEDEN yok olup gittiklerini oku! Atom’u, Kuark’ı, parçaçık fiziğini, fenni, “Hadid” (Demir)’i, periyodik cetveli, uzay’ı, gezegenleri, yıldızları, dna’yı, bal arısına vahyedilenin ne olduğunu OKU!

Allah’ın ayetleri her yerde! Yürürken bir ağaçta ışıl ışıl parlayan el-Musavvir isminde, bulutları ve semayı yerden ayıran güçte, her birinin bir görevi olan yıldızlarda, karadelikte, bir atomun spinlerinde, bir mikroskopun lamelinden baktığın şeyde, gökten inen yağmur’da, birbirine benzemeyen eşsiz parmak uçlarında, iç salgı bezlerinde, sana armağan edilen akıl dediğimiz o eşsiz kompütürde, kaç milyar megapiksellik gözde, kışın ölen ağaçların ilkbaharda yeniden diriltilmesinde, çift yarık deneyinde, her biri eşsiz şifalar içeren meyvelerde, içtiğin ama ne olduğunu hiç bilmediğin su’da, …… her şeyde.

Bu iki Kitab’ı da ikra eder/okurken düşün, tefekkür et, araştır, sor, yanıt iste, icat et, keşfet, aklet, hayret et, hamdet, tebliğ et, taktir et, tazim et, tesbih et, nefsine zulüm değil şefkat et, evlatlarına merhamet et, annene babana hürmet et, çocuğunu Resulullah’a yakışır ümmet et, yetime yüreğini kol kanat et, düşmüşe yardım et, inananlara Hakk’ı ve sabrı tavsiye et, inanmayanlara tatlı dille tebliğ et, iyiliği tavsiye edip kötülükten men et, kardeşine hüsn-ü zann et, gününü muhasebe et, zalimle muharebe et, sana kötülük yapanlara iyilikle mukabele et, cehaletle mücadele et, adaletle hüküm et, Sırat’ı Müstakim’i takip et, Furkan ile ayırt et, sabır ile sebat et, Rabbin ile dostluk et, Resulullah ile yolculuk et, ilmin ile amel et, kalemin ile cihat et, alınterin ile taam et, davan ile ömür et, ayrıştırma cem et, iyilikte acele et, vatanın için nöbet et, günahların için tövbe et, selam ile nida et, önce düşün sonra hareket et, ………..

Hayırlı ilim, yaşadığımız dünyadan el çekip sadece ahreti düşünmek değildir. Şöyle buyurmuştur Resulullah, “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de ahret için çalışın!” Fakirlik, yemeksiz geçirilen bir gece değil… Fakirlik, DÜŞÜNMEDEN ve TEFEKKÜR ETMEDEN geçirilen bir gece… Fakirlik ev sahibi olamamak değil, fakirlik, evinde ya da mahallende bir kütüphane sahibi olamamak. Fakirlik, marketten istediğin her şeyi alamamak değil; fakirlik, sana indirilen bu Kitab’ı anlamamak…

Dostum, Ali Şeriati’nin şu güzel sözüyle bitiriyorum anlattıklarımı:

“Okuyun. Çünkü mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor!”

Mehmet Akif Ardıç (Akhenaton),
23 Şubat 2017, Adana.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: hülya , 20.05.2017, 17:03 (UTC):
Sayın Akhenaton,
Elinize emeğinize sağlık, muhteşem bir site hazırlamışsınız. Tüm yazılarınızı daha okuyamadım ama okuduklarım bana göre insanı ve güzeldi. Allah emeklerinizi inşaallah karşılıksız bırakmaz

Yorumu gönderen: Bülent, 29.04.2017, 20:48 (UTC):
Çok güzel bir yazı olmuş, tam da düşüncelerimin röntgeni çekilmiş.Ama maalesef insanlarımız okumuyor, kişilerin söylediklerini doğru sanıp uyguluyorlar ve akıllarını hiç kullanmıyorlar.Din simsarları yüzünden gerçek dinden uzaklaştırılan insanlar sevap kazanayım derken bilmeden günah işliyorlar.Bunda cemaatlerinde büyük payı var.Zaten Müslümanlık herkes tarafından doğru anlaşılıp tam olarak uygulansa o toplumda huzur, refah, sevgi, saygı ortamı kendiliğinden oluşur.

Yorumu gönderen: CÜBBESİZ HOCA, 13.03.2017, 17:19 (UTC):
NEDE GÜZEL ANLATMIŞSIN KARDEŞİM DİLİNE YÜREĞİNE SAĞLIK.
AMA YİNEDE DİKKATLİ OL,BENİM GAVSIM SENİN GAVSINI DÖĞER,ONA GÖRE HAAA!!

Yorumu gönderen: metin, 01.03.2017, 07:20 (UTC):
teşekkür ederim ben de siyaseti sevmediğimden dolayı milletin vicdani duygularını sömürülmesini istemiyorum bize lütfedilen kuranı kerim var biz dinimizi ve ırkımızı bilmek

Yorumu gönderen: Akhenaton, 27.02.2017, 10:17 (UTC):
Bu konuda size hak vermemek elde değil Metin kardeşim. Ama ben bu sitede politika ve iç siyasete hiç kapı açmamak gibi düşüncelerimi sadece Facebook gibi sosyal medya sitelerinde dile getiriyorum. Ya da diğer sitemiz Akhepedia Forum var, orada daha geniş bir alan tanıyorum ziyaretçilerin düşüncelerine. Ve belirtmek isterim ki 3 seçimdir oy kullanmayan bir insanım. Çünkü politika ve siyaset dediğiniz şey, sadece fanatizme ve ayrıştırmaya yol açıyor. benim için önemli olan iki şey var: biri vatanım, diğeri inancım. Partilermiş, ideolojilermiş, şunlarmış bunlarmış beni pek de fazla ilgilendirmiyor...

Yorumu gönderen: metin, 27.02.2017, 08:50 (UTC):
15 temmuzu neden övdün bilmiyorum ama 15 temmuz nasıl gelindi onu sorgulamalıyız birbirinin koynuna yatan kişiler çıkarları uymayınca birbirlerini kötülüyorlar

Yorumu gönderen: abdurrahman yördem, 23.02.2017, 18:46 (UTC):
Kuran-ı Kerimden nasıl uzaklaştırdılar konusunda bir karalamam vardı. yazınızı okuyunca aklıma geldi onu yoruma aktarayım dedim.
KURAN-I KERİM DEN UZAKLAŞTIRDILAR
Altı yedi yaşlarında iken, “Kuran-ı Kerim'e dokunma, çarpar” derlerdi.
Hani yemin ederken söylenen bir deyim var “ kuran çarpsın”, bunun gibi.
Kuran okumaya başlarsın; sana bir sürü merasim sıralarlar
önce abdest al, başına takkeni koy, yerde dizinin üzerine otur, Kuran'ı koyacak bir rahle bul,
biraz yukarıda olsun,
sonra okumaya başlarsın “tecvitli oku!” masada okuyamazsın, koltukta oturarak okuyamazsın, başına kep takmadan okuyamazsın....
belli bir yaşa gelirsin, Rabbim; okuduğum Kuran'da ne diyor meal okuyayım dersin.
Aman derler dikkat et. Sen mealden ne anlarsın. Günaha girersin, alimlerin kitaplarını oku, sohbetlerini dinle derler.
Kitapları okumaya başlarsın; yazar fikirlerini söyler, Kuran-ı Kerim'den ayetle desteklemek ister. Dip not belirtir. Şu sure, şu ayet diye. Ayetin mealini bulamazsın.
Sohbet dinlersin; önce bir ayet ve meali okunur, daha sonra saatlerce birçok menkibe anlatılır, arada hadislerden bahsedilir.
Sonra bakarsın Kuran-ı Kerim den ne öğrendin........
Rabbin sana ne dedi?????????



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 42870908 ziyaretçi (113236383 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.