Hayatı Belden Aşağı Düşürüp Uçkura Endeksleyen Medeniyet
 

Hayatı Belden Aşağı Düşürüp Uçkura Endeksleyen Medeniyet

Muhammed Şamil

Batı'nın sefih medeniyetinin en mühim özelliği, hayatı cinselliğe, zevke ve şehvete indirgemesidir. Belden aşağıya indirgenen bu hayatın her karesinde, her sözünde, her mesajında, film, sinema, tiyatro, sanat, edebiyatında hayvânî ve nefsi bir yaşam tarzı meydana gelmiştir.

Tesis edilen bu belden aşağı medeniyette bütün sanayiler hep belden aşağı odaklı olmuş, hayatın lezzetini, zevkini, sefahatini ve mutluluğunu belden aşağıya bağlamışlar, bu zevk odaklı, lezzet odaklı,sefahat odaklı medeniyetin küçük zail, cismani, süfli lezzetleri yüzünden nice hakiki mutlulukların, daimi saadetlerin, mühim zevklerin farkına varamamışlar, nice mutluluk adına, lezzet adına hayvanlık sınıfına girmişler, kalbin safi sevinçlerin, ruhun halis sürurlarını alamamışlar, nice şirin nimetlerden mahrum kalmışlar, bu mahrumiyetin neticesi olarak divane başı bozuk sürüler yığınlar halini almışlar.

Maalesef şimdi bu belden aşağı medeniyetin sefahati ve zehri Müslümanlara da sirayet etmiş, ellerindeki elmas hazineleri hükmünde olan değerleri ulviyetten sufliyete, helalden harama, kulluktan isyana doğru kaydırarak eldeki imanî lezzetleri, Kurani mesûduyitleri, ruhani sürurları, ilmi edepleri, zikri sükunetleri, elemsiz zevkleri, saadet hazinelerini ve mutluluk mücevherlerini bir kenara bıraktırıp batının hayvani, cismani, nefsânî, behimi ve şeytanı zevklerinin avcısı, dilencisi ve müşterisi yapmış.. 

Müslümanlar için hazcılık, zevkçilik ve cinsellik öyle bir noktaya gelmiş ki lezzetleri elde etmek yada tatmak meselesi ibadetten, kulluktan, insanlıktan şükürden daha büyük bir mesele olmuş, cismani lezzetlerin tatmin olması için ruhun daimi sürurlarından mutluluklarından vazgeçilmiş, nefsin tatmin olması için,kulluktan ibadetten vazgeçilmiş, küçük, zail, çürük lezzetler uğruna,Allah'tan, peygamberden, imandan, ahiretten ve cennetten vazgeçilecek seviyeye gelinmiş..

Bu seviyesizlikle, vurdumduymazlığın ve nemelazımcılık bizi Allah'tan Peygamber'den Kuran'dan, Ahiretten, İmandan ve İslam'dan vazgeçirecek seviyeye gelmiş, bu değerlerimizi yok edecek, zevklerimizin kaynağı membaı nereden gelmiş diye bakmayı unutmuşuz.. 

Sevdiğimiz şeyleri Allah, Peygamber ve din mi bize sevdirmiş yoksa şeytan ve nefis mi hep göz ardı etmişiz.

Sevdiğimiz şeylerin helalliği, haramlığını ve şüpheli olup olmadığını araştırıp öğrenmez olmuşuz. 

Sevdiğimiz ve müştak olduğumuz şeyleri din tasvir ediyor mu diye akletmeyi, fikretmeyi unutmuşuz.

Sevdiğimiz şeylerin kaynağı İslam mı, yoksa Batıdan mı bize geçmiş umursamaz olmuşuz. 

Sevdiğimiz şeyler Allah'ın kitabı Kur-anda var mı?. Peygamberin sünnetinden var mıdır, hayatında uygulamış mıdır merakı ve sadakatini yitirmişiz.

Sevdiğimiz şeyler bizim amellerimizi götürür mü, bizi harama itiyor mu, bizi şüpheli şeylere sevk ediyor mu kaygısını gereksiz görmüşüz. 

Sevdiğimiz şeyler bizi insanlıktan, imandan İslam'dan çıkarıp hayvanlık, azgınlık, canavarlık sahillerine yaklaştırır mı muhasebesinden uzaklaşmışız.

Sevdiğimiz şeyler kalbi, ruhu, vicdanı mı daha çok memnûn ediyor yoksa nefsî ve şeytanı mı mukâyesesini yapmaktan kaçmışız. 

Sevdiğimiz şeyler nefis hesabına mı seviyoruz yoksa Allah hesabına mı diye ayırt etmemişiz,

Sevdiğimiz şeylerde vasat olan orta yolu mu tutmuşuz yoksa ifrat olan başkalarının da hakkını hukukunu çiğneme ihtimali olan yolu mu araştırmaz olmuşuz. 

Sevdiğimiz şeyler vicdanımız ve aklımızı ve ruhumuzu yaralıyor mu, imanımıza ilişiyor mu diye kitapları karıştırmayı unutup, akıl ve mantığımıza göre hareket eder olmuşuz,

Sevdiğimiz şeylerin fetvasını İslam âlimlerinden, fıkıhtan mı öğrenmemiz gerekir yoksa bana göre mantığına göre hareket tarzı sergileyerek cahilane bir yol ile kendi kafamıza göre mi hareket etmemiz gerekir. Sorgusunu yapmayı unutmuşuz. 

Bu hayatı başıboşluğa ve serseriliğe ve dinsizliğe ve gayesizliğe mahkum eden sorgusuz, başı boş, unutulmuşluk, vurdumduymazlık, boş vermişlik, nefsi körlük, lezzet ve zevk perestlik gibi zafiyet ve hastalıklarından Müslüman bir an önce kurtulmalıdır. Onunda tabiî ki manevi cihazâtları, hissiyatları kuvveleri ve hassaları var, bu da sevdikleri, muhabbet ettikleri fantezisi, şehveti, arzuları, emelleri ve istekleri olmasını iktiza eder; ama bu cihazâtı maddi ve manevilerin meyillerini, isteklerini helal yol ile terbiye etmeli, İslâmî kriterlere göre şekillendirip muamele etmeli, istikamet vermelidir.

Müslüman, cinsel öğretileri ve ahlaki eğitimine İslam'ın ilahi ve nebevi olan nurani ve hikmetli düsturlarına göre yön vermeli, hayatını tanzim etmeli,ve şekillendirmelidir. Batının çirkef sefih, kuralsız hayvani, inançsız,yasaksız, iğrenç cinsel öğretilerine göre, hareket etmemeli,

Müslüman cinselliği batının yalancı, sahtekar, ahlaksız, imansız, ruh hastası bilim adamları ve uzmanlarından değil Peygamberin nurani ve nebevi sünnetinden öğrenip tatbik etmelidir., 

Müslüman ahlakı İslam'ın nurlu ve nûrânî kaynaklarından öğrenmeli, baştan aşağıya kadar iffet, haya, edep, fazilet ile donatılmış alimlerinden ve velilerinden talim etmelidir. Batının sefih, ruhsuz, cansız, inançsız ahlaki kurallarına göre eğitmemelidir. Yoksa Cinselliğin nezâheti gittikçe kirlenmeye, nezâfeti gittikçe çirkinleşmeye başlar.

Müslüman batının çirkin ve necim olan fantezilerine ve hayatına merak salmamalı, ailenin, insanlığın ve İslamiyet'in düşmanı olan cinsel sapkınlıklarla dolu öğretilerinden uzak durmalıdır. 

Müslüman yeme, içme giyinme vb gibi ihtiyaçlarını hayvani bir seviyede değil insanı ve İslâmî bir seviyede görmelidir.

Müslüman, ef'allerinde, ahvâllerinde ve etvârlarında İslam'ın kriterlerini gözetmeli, Batı'nın dinisiz kriterlerini tatbik etmemelidir.

Müslüman batıdan ithal müstehcen filmlerine, çıplak kamplarına, karışık yaşam tarzına, fuhuş ve zina yüklü, isyan yüklü, küfür yüklü zulumatlı oyunlarına ve hayatlarına merak salmamalı, İslam'ın nurlu, nûrânî ve mübârek helâl hayat tarzını yaşamalı, keyfine kâfî gelecek daire dışına taşmamalı, 

Müslüman batının sömürü odaklı, modasını, kozmetiğini, hal ve tavırlarını hayatına yansıtmamalı, ruhunu kalbini aklını bunlara hapsetmemeli, 

Müslüman hayatını tuvalet,yatak ve mutfak arasına hapsetmemeli, bütün hayatını midesine ve şehvetine hizmetkar kılmamalı, himmetini milleti ve dini için kullanmalı,

Müslüman batının sefih zihniyetine takılarak sefahatin, hayvani zevklerin, şehvetinin, kuralsız yasaksız arzuların,ardından değil, yüksek ideallerin, ulvi gayelerin, yüksek fikirlerin peşinde koşmalı, 

Müslüman, hayatını sefih çağdaşlar ve batılılar gibi belden aşağıya mahkum etmemeli,uçkur sevdasına ocaklar yuvalar,namuslar yıkmamalı, herkesin namusunu mukaddes bilmeli, kirletmemeli,

Müslüman, ahlaki ve cinsel öğretileri sadece salt hazcılık ve zevkçilik amacı ile değil yaratılışın gereği ve fıtratın iktizası ölçüsünde öğrenmelidir. 

Müslüman, hissiyatlarını ve letaiflerini hayır yönü için kullanmalı şerre istimal etmemelidir.

Müslüman, cinselliği hayvanlığa indirgememeli hayvanlar gibi münasebetler ve durumlara girmemelidir.

Müslüman, İslamiyet'in ona çizdiği sınırlarla iktifa etmeli,helal dairesinin keyfe kafi geleceğini düşünmeli, kanat ve sabrı bilmeli, İslam'ın haramlık ve helallik çizgilerini aşmamalıdır. 

Müslüman, cinselliğin asıl amacının tenasül olduğunu neslin çoğalması olduğunu bilmeli, o ilişki zahmetine mukabil olarak verilen lezzet ücretine kanaat etmeli,haram mecralara kaymamalıdır.

Müslüman, bedenin o kadar gizli ve cinsel tatmin için imkanları varken, gidip kadının veya erkeğin boşaltım sistemleri,necaset kapıları ve kanalizasyon ağızlarından lezzet ve zevk arayarak medet ummamalı, fosseptik çukurundan necaset çeken vidanjöre benzememeli,

Müslüman, ruhun kalbini aklın hissiyatların manevi lezzetlerini bedenin cismani hayvani lezzetlerine feda etmemeli, 

Müslüman, Peygamberin getirdiği yüksek ahlakı bırakıp batının çirkin ve alçak hayvani ve nefsânî zehirli bal hükmündeki lezzetlerine müşteri olmamalı,

Müslüman, kendisini helal olmayan yada şüpheli veya mekruh olan bir ilişki türüne, şartlandırmayıp sabırlı olması gerekir, neticesinde ki lezzete değil haramlık, şüpheli, mekruhluk gibi durumları göz önünde bulundurarak kaçınması gerekir , 

Müslüman, hayatı belden aşağıya düşürmeden izzetle ve şerefle yaşamalı, hayatı uçkura ve cinselliğe endekslenmeden devam ettirmelidir.

Müslüman, Alemlere rahmeti olarak gönderilen Peygamber efendimizin bize tavsiye ettikleri ile yetinmeli, onun yetindiği ve kanaat ettiği mutluluklarla mutlu olmayı bilmeli..onun getirdiği nurani düsturlarla hayatını turlandırmalı, ilmin, ibadetin, kulluğun, İslam'ın, zikrin, şükrün lezzetlerini almak için gayret göstermeli böyle yaptığı takdirde peygamberin asrı saadette yaşadığı ve yaşattığı halis sürurları, safi sevinçleri, hakiki saadetleri ve şirin nimetleri ruhunda, kalbinde ve hayatında yaşar. Böylelikle evler haneyi saadet evlerine, asrı da saadet asrına döner.eğer peygamberin nurani düsturlarını tatbik etmezse, iktifa ettiklerine itimat edip onun getirdikleri ile yetinip ,kanaat etmezse evini zindana, boşanmalara, ihanetlere, hayatını şekavete ve felaketlere düçar edecek.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: fırat, 15.08.2009, 14:51 (UTC):
allah razı olsun



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36655877 ziyaretçi (102672611 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.