Hazır Cevaplar, I
 

Hazır Cevaplar, I

Hazırlayan: Akhenaton

Talebelerden biri Sokrat'a sormuş: «Herkese güzel konuşma dersleri verdiğin ve onlara hitabet sanatını öğrettiğin halde, niçin sen de çıkıp bir konuşma yapmıyorsun?» Sokrat, «Evlat,» demiş. «Bileytaşı keskin değildir amma, en sert demiri bile keskin eder...»

Sokrat, ölüme mahkum edildiğinde, eşi: «Haksız yere öldürüyorsunuz!» diye ağlamaya başlayınca, Sokrat: «Ne yani,» demiş. «Bir de haklı yere mi öldürseydim?»

Eski Roma'da eyalet valilerinden biri, Kayser Tiberius'a vergilerin artırılmasını teklif edince, şu cevabı almış: «İyi bir çoban, koyunlarının yününü kırpar ama derisini yüzmez.»

Harun Reşid'in vezirlerinden biri, Behlül Dânâ'ya latife yollu takılarak: «Müjde sana ey Behlül, Sultanımız seni, domuzlarla maymunlara çoban tayin etti.» dediğinde, Behlül, şu cevabı vermiş: «Öyle ise kulaklarını aç da emirlerimi yerine getirmeye hazırlan.»

Harun Reşid, bir av sırasında hedefini ıskalayınca, yanında bulunana Behlül Dana Hazretleri: «İsabet oldu efendim», demiş. «Büyük isabet oldu.» Ve Halifenin şaşkın bakışları arasında devam etmiş: «Yani kuşun hayatı açısından isabet oldu »

Şair Ebu Dellame ile Halife Mehdi arasında şöyle bir vakıa geçmiştir: Ebu Dellame, Abbasî hükümdarlarına bir kaside takdim eder. Halife, kasideyi pek beğenir: «Sana bu kasiden için ne caize vereyim?» Şair: «Efendimiz bendeniz bir av köpeği isterim.» Halife: «Bu kadar güzel bir kasidenin caizesi bir av köpeği olur mu?» Şair: «Efendim, kulunuz böyle istiyor.» Halife Mehdi, işe şaşar, ama şairi de kırmak istemez: «Peki, istediğin gibi sana bir av köpeği versinler.» Şair: «Fakat efendim, bendeniz ava ne ile gideceğim?» Halife: «Hakkın var bir de at versinler.» Şair: «Ata nasıl bineceğim?» Halife: «Doğru, güzel bir eğer takımı da versinler.» Şair: «Efendimiz, ata kim bakacak?» Halife: «Haklısın, bir de köle versinler.» Şair: «Ama efendim, ben atı nerede barındıracağım?» Halifde: «Bir de ahır versinler.» Şair: «Köleyi nerede yatırayım?» Halife: «Bir ev versinler.» Şair: «Bu kadar halkı ne ile doyuracağım?» Halife: «1000 altın da haçlık versinler.» Şair: «Efendim...» Halife Mehdi, hemen şairin sözünü kesmiş: «Eğer masrafı idare etmeye bir kethüda, hesapları tutmaya bir katip istersen köpeği geri alırım ha!..»

Lokman Hekim'e; «Hastalarımıza ne yedirelim?» diye sorulduğunda şu cevabı vermiş: «Acı söz yedirmeyin de, ne yedirirseniz olur...»

Lokman Hekim'e: «Bilgeliğini kimlerden aldın?» diye sorduklarında Lokman Hekim, şöyle cevap vermiş: «Körlerden! Çünkü onlar, yoklamadan adım atmazlar.»

İbn-i Sinâ'ya: «Dünyada devâsı olmayan bir dert var mıdır?» diye sorduklarında, şöyle cevap vermiş: «Derdin devâsızı, iyinin kötüye muhtaç olmasıdır...»

İmâm-ı Azâm hazretleri, üzerine doğru gelmekte olan bir hayvana yol vererek kenara çekildiğinde, yanındakiler neden böyle yaptığını sormuşlar. Hazret, düşünmeden cevap vermiş: «Onun boynuzları var, benim ise aklım!»

Sultan Alparslan, 27.000 askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla: «300.000 kişilik düşman ordusu, bize doğru yaklaşıyor!» der. Alparslan, hiç önemsemeyerek şöyle der: «Biz de onlara yaklaşıyoruz.»

Selçuklu sultanlarından biri, Mevlânâ'yı ziyaret ederek saltanâtları arasında ne fark olduğunu sorduğunda, o büyük zâttan şu cevabı almış: «Senin saltanâtın, gözlerin açık olduğu sürece bâkîdir. Benim saltanâtım ise gözlerimi kapadığımda başlar.»

Mevlana Hazretleri, talebelerinin biriyle yürürken, yol kenarında birkaç köpeğin sarmaş dolaş uyuduklarını görürler. Yanındaki talebesi: «Güzel bir kardeşlik örneği...» der. «Keşke insanlar da bundan ibret alsa...» Mevlana, tebessüm ederek karşılık verir: «Aralarına bir kemik atıver de, gör kardeşliklerini!»

Dostlarından biri, Fransız kralı 15. Lui' ye: «Majesteleri,» demiş. «Akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü? Hiç kimse budalalığı kabul etmeyeceğine göre, herkes böyle bir vergiyi seve seve öder.» Kral, alaylı alaylı gülerek: «Hakikatten enteresan bir fikir,» cevabını vermiş. «Bu buluşunuza karşılık, sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum.»

Varna Savaşı'nda muharebe meydanında gezen II. Murad, düşman askerlerinin hep genç olduğunu görür. Komutanlarından birine sorar. «Garip değil mi? Bu kadar ölünün içinde hiç ak sakallı görmedim. Hepsi genç, hepsi taze!» Komutan, şöyle cevabı vermiş: «Padişahım! İçlerinde bir ak sakallı olsaydı, başlarına bu felâket gelir miydi?»

Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası olan 2. Murat Han: «Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz.» diye çıkışır. Orada bulunan ve velâyet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemseddin Hazretleri, hafifçe gülümseyerek şöyle der: «Peder ne der, kader ne der.»

Fatih, hocası Akşemseddin'e sormuş: «İnsan, açlığa ne kadar dayanabilir?» Akşemseddin cevap vermiş: «Ölünceye kadar!»

Fatih Sultan Mehmet, adamları ile gezerken, yanına sokulan dilenciye bir altın vermiş. Dilenci, parayı alınca: «Aman Sultanım,» demiş. «Koskoca bir padişah, kardeşine bu kadar para verir mi?» Fatih Sultan Mehmet, nereden kardeş olduğunu sorunca, dilenci: «İkimiz de Hz. Adem'in çocukları değil miyiz? Elbette kardeşiz.» demiş. Fatih: «Bu keşfini sakın başkasına söyleme,» diye gülümsemiş. «Diğer kardeşlerimiz de pay isterse, sana zırnık bile düşmez.»

Fatih'e sorarlar: «İstanbul'u niçin fethettin?» Sultan, cevap vermiş: «Önce o benim gönlümü fethettiği için!»

Bir genç, «Fatih Sultan Mehmed'in resmini neden hep yaşlı bir insan suretinde çiziyorlar?» diye sorunca, bir yazarımız şöyle cevap vermiş: «Yaptığı işler o kadar büyük ki, bunları genç bir insanın yapacağını hayallerine sığdıramıyorlar...»

Napolyon, S. Helen adasında sürgün bulunduğu sırada «Fatih mi yoksa siz mi büyüksünüz?» Sorusunu soranlara şöyle cevap vermiş: «Büyüklükte; ben, onun çırağı bile olamam. Çünkü ben, kılıçla zapt ettiğim yerleri henüz hayattayken geri vermiş bir bedbahtım. O ise; fethettiği yerleri nesilden nesle intikal ettirmenin sırrına ermiş bir bahtiyardır.»

Fransa hükümet ricalinden biri, Napolyon'un bir muharebede tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek: «Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini zapt etmeliydiniz,» gibi fikirler belirtmeye başlayınca, Napolyon: «Evet,» demiş. «Onlar, parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım.»

Genç bir şair, saçma sapan şiirlerini Victor Hugo'ya okuduktan sonra: «Üstad,» diye sormuş. «Şiirlerimi nasıl buldunuz?» Victor Hugo: «Vezinsiz, kafiyesiz ve manasız bir şey yazmak istemiş ve tam muvaffak olmuşsunuz,» demiş. «Bravo doğrusu!»

Kanuni Sultan Süleyman, sarayın bahçesindeki armut ağaçlarını kurutan karıncaların öldürülmesi için Şeyhü'l-İslam Ebussud Efendi'den şu beyitle fetva istemiş: «Dırahta ger ziyân etse karınca / Zararı var mıdır ânı kırınca» (Ürünlere zarar veren karıncaların öldürülmesinde dinen bir zarar var mıdır?) Ebussud Efendi, bir beyitle cevap vermiş: «Yarın Hakkın divanına varınca / Süleyman'dan hakkın alır karınca!»

Yavuz Sultan Selim, bir çok Osmanlı Padişahı gibi sefer hazırlıklarını gizli tutarmış. Yine bir sefer hazırlığında veziri ısrarla bu seferin nereye yapılacağını sorunca Yavuz, ona; «Sen, sır saklamasını bilir misin?» diye sormuş. Vezir, Yavuz'dan cevap alabileceği ümidiyle; «Evet hünkârım, bilirim...» dediğinde Yavuz, cevabı yapıştırmış: «Ben de bilirim!»

Sultan III. Ahmed Han, birgün  kendisine hediye edilen çok kıymetli zümrüt yüzüğü divan toplantısında vezirlere göstererek: «Acaba bundan daha kıymetlisi var mıdır?» diye sordu. Hazirûn: «Hayır Efendim, sıhhat ve afiyetle takınız. Bundan daha değerli bir şey olamaz.» cevabını verdikleri halde yalnız Nevşehirli İbrahim Paşa itiraz etti: «Bundan daha kıymetli şey vardır padişahım!» dedi. Padişah, beklemediği cevap karşısında sordu: «Nedir?» İbrahim Paşa, şöyle cevap verdi: «O yüzüğün takıldığı parmak Efendim.»

«Fakirlikten şikâyet etmeyin!» diye nasihatte bulunan merhametli Sultan'a, halktan biri; «İyi ama ne sermayemiz var ki sultanım?» deyince ondan şu cevabı almış: «Cennet'e müşteri olanların sermayesi az mıdır?»

 Şair Nefi, bir toplantıda konuşurken, düşmanlarından biri içeri girmiş, fakat herkese selam verdiği halde kendisine: «Merhaba canım!» demiş. Nefi, durur mu? Hemen cevabı yapıştırmış: «Derhal çıkıyorum.» (Canın çıksın anlamında)

İncili Çavuş, Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralı'na gönderildiğinde, elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış. Kral, bunları görünce dayanamayıp: «Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı?» diye sorunca, İncili Çavuş, şöyle yanıt vermiş: «Osmanlılar, adama göre adam gönderirler,» cevabını vermiş. «Beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek.»

Sadrazam Keçecizade Fuad Paşa'ya yetmişlik bir kadının otuz yaşında bir gençle evlenmek istediğinden bahsetmişler. Paşa hemen: «Ahmet, müsaade etmez.» demiş. Sormuşlar: «Hangi Ahmet?» Sadrazam, cevap vermiş: «Karaca Ahmet!» (Karaca Ahmed Mezarlığı...)

Keçecizâde'nin Rusya'da bulunduğu sıralarda Rus Çarı, Keçecizâde Fuad Paşa'ya takılır: «Paşa, şu Girit'i satsanız?!» Keçecizade: «Hay hay, satalım ekselans...» Rus Çarı: «Kaça satarsınız?» Keçecizade: «Aldığımız fiyata!» (Girit'in 20 seneyi aşkın bir zamanda ve binlerce şehitle alındığını bilen Çar'ın bu cevap üzerine yüzü sararmıştır.)

İngiliz Büyükelçisi, eski Türk evlerinin dış duvarlarına asılan "Ya Hafiz" (Muhafaza Eden Rabbimiz) levhalarını görünce dayanamamış ve Keçecizade Fuad Paşaya bunların ne olduğunu sormuş. Fuad Paşa İngiliz'in tam anlayacağı dille cevap vermiş: «O gördükleriniz, Osmanlı Sigorta Şirketi'nin levhalarıdır.»

Çok değerli olan kütüphanesini millete vakfeden Koca Ragıp Paşa, onların bakımı için tanıdıklarından birini memur tayin eder. Birgün ansızın kütüphanesini ziyarete giden Paşa, etrafı ve kitapları toz, toprak içinde bulunca canı çok sıkılır ve belli etmemeye çalışarak: «Seni tebrik ederim yavrum,» der. «Gerçekten de gerçekten de emniyetli bir adammışsın. Teslim edilen şeylere hiç el sürmemişsin, âferin!»

III. Mustafa'nın veziri Koca Ragıp Paşa'nın konağında bir Ramazan günü oruç üzerine sohbet yapılıyordu. Ragıp Paşa, orada bulunanlardan Şair Haşmet'e: «Haşmet! Senin de borcun var mı?» diye sorunca, Haşmet: «Evet efendim!» diye cevap verdi. «Mahalle bakkalına 1000 kuruş, kasaba 500 kuruş...» Ragıp Paşa gülerek: «Onu sormuyorum yahu,» dedi. «Oruç borcun var mı, sen onu söyle.» Şair Haşmet, şu cevabı verdi: «Paşam, oruç borcunu Allah sorar. Sizin soracağınız, kul borcudur.»

Bir Hıristiyan, Ahmed Vefik Paşa'ya: «Camilerinizde niçin günlük (bir çeşit koku) yakmıyorsunuz?» diye sorduğunda,ondan şu cevabı almış: «Bizimkiler, abdestlidirler. Yellenmezler. Onun için günlük yakmıyoruz.»

Hıristiyan din adamlarından biri, Ülkemize gelerek küçük bir çocuktan kendisine o şehirdeki kiliseyi göstermesini ister. Kiliseye ulaştıklarında, papaz: «Aferin çocuğum,» der. «Yarın buraya gel de, sana cennetin yolunu göstereyim.» Çocuk, papazın niyetini sezerek şöyle cevap verir: «Siz, kilisenin yolunu dahi bilmiyorsunuz; Cennet'in yolunu nasıl bileceksiniz ki?»

Rusya sefiri meşhur İgnatiyef memleketine giderken veda için geldiği Yusuf Kamil Paşa'ya: «'Efendimize Rusya'dan ne getireyim?» deyince Paşa'nın cevabı, şu olmuş: «Bir mesele getirme de, ben hiçbir şey istemem!»

Meşhur Cimri Paşa, atlarının arpa yemesi gerektiğini söyleyen seyislerine kızar ve her seferinde «La Havle» (ya sabır!) çekermiş.Birgün arabasının atları dermansızlıktan yığılıp kalınca, hiddetle sormuş: «Atlarıma ne oldu?» Seyis, cevabı yapıştırmış: «Ne olacak efendim "La Havle" yiye yiye "Vela kuvvete" (kuvvetsiz) oldular.»

Halet Efendi, kendisine dalkavukluk etmeyen Moralı Osman Efendi'yi bir takım basit işlerle Anadolu'da dolaştırır. Ama onun birgün kendisini görmek için geldiğini duyunca, sofaya koşarak karşılar ve gideceği zaman da merdiven başına kadar uğurlar. Olaya şahit olan İzzet Molla: «Efendim!» der. «Bu adama etmediğiniz kötülük kalmadı. Şimdi bu kadar iltifat edişinizin hikmeti nedir?» Halet Efendi cevap verir: «Evet, ben bu adamın herşeyini aldım. Ama üzerinde bir "efendilik" var ki, onu bir türlü alamıyorum. Onu görünce de saygı duymak zorunda kalıyorum.»

Tarihimizde "Kafkas kartalı" diye geçmiş bulunan İmam Şamil, yüz binlerce Rus ordularını birkaç arkadaşıyla yıllarca uğraştıran kahramandır. Üstad Şeyh Celaleddîn Efendi'nin dizi dibinde Tarik-ı Nakşibendiyye'nin âb-ı hayat pınarından kana kana içmek suretiyle maneviyatın zirvesine yükselirken, sol eliyle kullandığı kılıcıyla tek başına ordulara göğüs germek gibi bu dünyanın en büyük zevklerine de tatmaktan geri durmamıştır. Az bir kuvvetle uzun yıllar sürdürdüğü mücadelesini, esaretinden sonra aynı şekilde devam ettirmiştir. Ruslara esir düştüğünde; Yemek esnasında, İmam Şamil'in iştahlı iştahlı yemek yediğini gören Çar'ın: «Kumandan, bu iştahla beni de yiyeceğinizden korkuyorum...» demesi üzerine etrafındakilerin kahkahaya boğuşları uzun sürmemiş. Kafkas Kartalı: «Çar hazretleri kaygılanmayınız. Ben elhamdülillah Müslümanım ve domuz eti yemem haramdır.»

Şeyh Şâmil, çarlık idaresi tarafından yakalanıp esir edildiğinde, Çar II. Aleksandır: «Sizin gibi büyük bir insanı misafir etmekle iftihar ederim.» deyince, Şeyh Şâmil in cevabı şu olmuş: «Siz benim misafirim olsaydınız, ben daha çok iftihar ederdim.» (Esirlik anlamında)

Tarih biyografisi ve monografi sahalarında erişilmesi çok güç bilgisiyle, dünya çapında bir şahsiyet olan İbnü'l-emin Mahmud Kemâl İnal'a sormuşlar: «Sizdeki bilginin çok azına sahip olmalarına rağmen; sizden çok daha fazla tanınanlar var. Bunun sebebi nedir?» Şöyle cevap vermiş: «Ben bilmek için öğrendim, onlarsa bilinmek için!»

Abdülhak Hâmid'in evindeki sohbette, konu gençlik ve ihtiyarlıktan açılır. Yaşı geçmiş bir hanım, Abdülhak Hamid'e döner ve: «Efendim, gönül kocamaz! » der. Hamid, cevap verir: «Evet, gönül kocamaz ama, kocamış bir vücut içinde oturmak da istemez.»

Süleyman Nazif ve Abdülhak Şinasi birlikte yemek yerken; Şinasi, garsonu çağırır ve su ister. Şinasi'nin kirden ve mikroptan eldivenle el sıkacak derecede korktuğunu bilen Süleyman Nazif, garsona seslenmeden edemez: «Oğlum, beyefendinin suyunu yıka da öyle getir.»

Şahabettin Süleyman, birgün Ahmet Haşim'e: «Üç günden beri zihnimde önemli bir fikir saklıyorum.» dediğinde, Ahmet Haşim, onun fikir üretmedeki kısırlığını ima ederek şöyle demiş: «Günahtır yahu, salıver gitsin şu fikri. Zavallıcık, günlerden beri tek başına kim bilir ne kadar sıkılmıştır?»

Yahya Kemal, bir yokuşu çıkıncaya kadar nefes nefese kalır. Yokuşun sonundaki lokantadan bir garson seslenir: «Buyrun beyim, ne alırsınız?» Yahya Kemal, tebessümle: «Evlat, müsaade edersen bir nefes alacağım.»

Yahya Kemâl, dostlarından birine: «Bu akşam yemeği benimle yer misin?» diye sorunca, arkadaşı: «Hay hay!» der. «Çok memnun olurum. Hiçbir mazeretim yok!» Yahya Kemal, gülümseyerek karşılık verir: «İyi öyleyse, bu akşam size geliyorum.»

Necip Fâzıl Kısakürek, vapurla Karaköy'e geçerken yanına biri yaklaşıp; «Üstad,...» diye sormuş. «Peygamberlere neden gerek duyuldu? B,z kendimiz, yolumuzu bulabilirdik.» Necip Fâzıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan şöyle yanıt vermiş: «Ne diye vapura bindin ki... Yüzerek geçsene karşıya!»

Öğrencisi, Seyyid Ahmed Arvâsî'ye sormuş: «Hocam; "İnsan, maymunun gelişmiş şeklidir." diyorlar. Ne dersiniz?» Seyyid Ahmed Arvâsî, cevap vermiş: «O mantığa göre, çınar ağacı da maydanozun gelişmiş şeklidir.»

Kenân Rıfâi'ye sormuşlar: «Madem ki neticede kaderin dediği oluyor. O halde niçin çalışıyoruz?» Şu cevabı vermiş: «Çalışmak da kaderin icabı olduğu için!»

Zamane gençlerinden biri, bir toplantıda Mehmed Akif'i küçük düşürmeye çalışıp: «Siz baytardınız, değil mi?» demiş. Mehmed Akif, istifini bozmadan şu cevabı vermiş: «Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?»

Mehmed Akif, Baytar Mektebi'nde müdür muavini olarak çalıştığı bir dönemde, muhasebeden gelen bir yazıyı anlayamaz. Yazıyı kaleme alan Salih Efendi'yi aratarak yazıda ne demek istediğini sorar. Salih Efendi; «İki türlü mana çıksın diye böyle yazdık efendim.» cevabını verince, Akif dayanamaz ve; «Hayret doğrusu,» der. «Biz, birini bile çıkartamadık da!»

Bir Fransız yazar, Mehmed Akif'e; «Kadınlarınızı evden çıkartmadığınız doğru mu?» diye sorduğunda Mehmed Akif, şöyle cevap vermiş: «Daha önceleri öyleydi. Fakat şimdi dışarı çıkarttık ve bir türlü içeri sokamıyoruz.»

Mehmed Akif, elini yıkadıktan sonra, Neyzen Tevfik'in kendisine uzattığı havlunun kirini görünce: «Hayır,» diye bağırmış. «Elimi daha yeni yıkadım!»

Tanıdıklardan biri, yazdığı romanın müsveddelerini Neyzen Tevfik'e göstererek fikrini sorar. Neyzen beğenmediğini ifade edince, adam: «İyi ama,» der. «Siz hiç roman yazmadınız ki!» Neyzen Tevfik, şu cevabı verir: «Ben yumurtanın tazesini bayatını iyi anlarım. Ama bugüne kadar hiç yumurtlamadım.»

Hastalıktan ötürü gözleri kapanmış olan bir adam, halk şairi Seyrani'ye: «Bende dünyayı görecek göz mü kaldı?» diye şikayette bulununca, söz eri Seyrani: «Hiç üzülme dostum,» demiş. «Zaten dünyaya da bakılacak surat kalmadı.»

İngiliz kralı VIII. Edward, İstanbul'a Atatük'ü ziyarete geldiği zaman, Atatürk, kendisine bir akşam ziyafeti vermişti. Ziyafetten önce, «Bana İngiltere sarayında verilen ziyafetler ne şekilde olur, onu bilen birisini, yahut bir aşçı bulunuz!...» dedi. Ve nihayet bu sofra merasimini bilen bir zattan öğrenerek sofrayı o şekilde düzene koydular... Akşam; kral sofraya oturunca kendisini kral sarayında zannederek memnun oldu. Atatürk'e dönerek: «Sizi tebrik eder ve teşekkür ederim. Kendimi İngiltere'de zannettim.» diyerek memnuniyetini bildirdi. Sofraya hep Türk garsonlar hizmet etmekteydi. Bunlardan bir tanesi heyecanlanarak, elindeki büyük bir tabakla birdenbire yere yuvarlandı. Yemekler de halılara dağıldı. Misafirler utançlarından kıpkırmızı kesildiler. Fakat Atatürk, Kral'a; «Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim!» dedi. Bütün sofradakiler, Atatürk'ün bu sözlerine hayran oldular. Atatürk, garsona da «vazifene devam et!» emrini verdi.

İtalyan büyükelçisi, birgün Gazi Mustafa Kemal ile görüşmek ister ve huzura davet edilir. O günün muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında konuşulduktan sonra büyükelçi: «Ekselans, dün Roma ile yaptığım bir görüşmede hükümetimizin Hatay'ı almak istediği kararını size iletmem söylendi.» der. Odada bir an sessizlik olur. Mustafa Kemal, büyükelçiye bir şeyler daha ikram eder ve iki dakika odadakiler ile Başbaşa bırakır. Döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal üniforması ve belinde tabancası vardır. Doğru masasına gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak'ın bağlanmasını ister ve Çakmak'a: «Paşa, İtalyan dostlarımız Hatay'a gelmek istiyorlar hazır mıyız?» der. Fevzi Çakmak, durumu anlar ve «Biz hazırız Paşam.» diye yanıtlar. Mustafa Kemal, büyükelçiye döner ve: «Biz hazırmışız, hükümetinize söyleyin isterlerse Hatay'ı gelip alabilirler.»

Cumhuriyet'in ilanından sonra, İstanbul’da bir resepsiyon verilir.Tüm dünya ülkelerinin elcileri ve ataşeleri de davet edilir. Davet, güzel bir şekilde devam etmektedir. Fakat İngiliz ataşesi olan binbaşının bakışları Mustafa Kemal'in gözünden kaçmaz. Bütün davet boyunca kendisine dik dik bakmıştır ve bakmaya devam etmektedir. Ne olduğunu öğrenmek için yaverini gönderir. Yaver, Mustafa Kemal'e şöyle der: «Paşam; kendisine neden ters bir tavır takındığını sordum, o da bana Mustafa Kemal'in Çanakkale'de babasını öldürdüğünü söyledi.» Bunun üzerine Mustafa Kemal, şöyle der: «Git sor bakalım! Babasının Çanakkale'de ne işi varmış!»

İngiliz garson, Türk müşteriye: «Çanakkale'de çok askerimizi öldürdüğünüz için sizleri pek sevmeyiz.» deyince, bizimkinden gayet soğukkanlı bir şekilde şu cevabı almış: «Orada ne işiniz vardı?»

Bir doktor, «Alkolsüz bira içilebilir mi?» diye soran hastasına Nasreddin Hoca'nın şu fıkrasıyla cevap vermiş: Adamın biri, Nasreddin Hoca'ya; «Tuvalette bir şey yemek câiz midir?» diye sorunca, Nasreddin Hoca, şöyle cevap vermiş: «Câizdir. Ama içeride başka bir şey yediğini zannederlerse ne diyeceksin?!»

Alaaddîn Başar'a; «Şeytan, niçin meyhâneye gidenlere vesvese vermiyor?» diye sorduklarında şöyle cevap vermiş: «Vermez tabii. Eğer verse, kazâra câmiye gidebilirler!»

Komedyen Eddie Cortar'a; «Hastalanınca ne yapmak gerekir?» diye sorulduğunda şöyle cevap vermiş: «Mutlaka doktora gidin. Zira doktorun yaşaması gerek. Verdiği ilacı alın, çünkü eczanecinin yaşaması gerek. Fakat o ilaçları sakın içmeye kalkmayın; çünkü sizin de yaşamanız gerek!»

Amerikalı iş adamı, bir Çinliye alay ederek sormuş: «Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ne zaman yiyecek?» Çinli, başını kaldırmadan cevap vermiş: «Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.»

Hâkim, kaza yaparak birkaç kişinin ölümüne yol açan bir şoförün ehliyetini iptal edince, şoför: «Aman hakim bey,» diye sızlanmış. «Benim yaşayabilmem, şoförlük yapmama bağlı.» Hâkim, cevap vermiş: «Başkalarının yaşaması da sizin şoförlük yapmamanıza bağlı.»





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: EbuMert, 11.10.2014, 12:59 (UTC):
Hatay Atatürk'ün ölümünden sonra vatana dahil olmadı mı? Ne ara İtalyanlar paşadan istemişler Hatayı? Bir yanlışlık olmasın o kıssada?

Yorumu gönderen: sezer , 16.10.2010, 19:35 (UTC):
bu sözleri keşke paylaşabilseydik,insanlara yararlı olacağınıdüşünüyorum.tşk.

Yorumu gönderen: Erdal, 01.07.2010, 13:05 (UTC):
Çok anlamlı ve güzel bir paylaşım olmuş.Teşekkürler.Düşünenler için çok kıymetli ve özlü şeyler var.

Yorumu gönderen: umt, 03.03.2010, 18:51 (UTC):
dahada güzel olabilirdi yazı şekilleri adamın gölerini ağrıtıyo :)

Yorumu gönderen: Simyacı, 26.01.2010, 13:06 (UTC):
Harikulade ... can-ı gönülden katılıyorum Tarihten Yapraklar Serisi gibi bu konunun üzerine de ehemmiyyetle iştigal etmenizi ve bu konuyu daha çok sulayıp besleyip iyice dallanıp budaklandırmanızı samimiyyetimle rica eder başarılarınızın ve üstün gayretlerinizin devamını silerim. Sağlıcakla Kalınız

Yorumu gönderen: Hakan, 24.01.2010, 22:14 (UTC):
Çok güzeller derleyenin ellerine sağlık.

Yorumu gönderen: Ya$in, 24.01.2010, 00:36 (UTC):
katiliyorum, tek kelime ile SÜPER olmus! ;)

Yorumu gönderen: music_art, 23.01.2010, 17:47 (UTC):
harikaydı :) bazılarını gülerek bazılarını da ibretle okudum ...bikaçını da kopyaladım...emeğe saygı

Yorumu gönderen: bence..., 23.01.2010, 16:58 (UTC):
Allah'ım tek kelime ile harika!!!bayıldım...bayıldım...aslında tarihten yapraklar gibi olabilir,hazır cevaplar'da.bu kadar ince zeka bu kadar tavrını hiç bozmadan verilen cevaplar muhteşemdi,devamını bekliyorum gerçekten fikir olarak da emek olarak da çok çok güzel:)



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36944697 ziyaretçi (103184038 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.