Hazır Cevaplar, II
 

Hazır Cevaplar II

Hazırlayan: Akhenaton

Aristo, öğrencilerden birine bir mesele târif ettikten sonra «Anladın mı?» diye sorar. Öğrencisi: «Evet...» Aristo: «Ama sende anladığına dâîr bir işâret göremiyorum!» Öğrencisi: «O işaret nedir» diye sorunca Aristo: «Güleryüz evlâdım, güleryüz... Anlamış olsaydın, sevinirdin...»

Dünya nimetlerine önem vermeyen, yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, birgün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek olanaksızdır. Mağrur zengin, filozofa: «Ben, bir serserinin önünde kenara çekilmem.» Bunun üzerine Diyojen, kenara çekilerek,gayet sakin su karşılığı verir: «Ben çekilirim.»

Talebelerinden biri, Konfüçyüs'e: «Ölüm nedir?» diye sorduğunda, Konfüçyüz'ün cevabı şu olmuş: «Hayat hakkında ne biliyorsun ki, sana ölümden bahsedeyim?»

Bir filozofa; «Dünyada en güç şey nedir?» diye sorulduğunda filozof, şu cevâbı verdi: «Söz'dür. Çünkü anlamak da güçtür anlatmak da...»

Bir filozofa sormuşlar: «Şansa inanır mısınız?» Filozof, cevap vermiş: «Evet, yoksa sevmediğim insanların başarısını neyle açıklardım?»

Bazı sahâbeler, kendi aralarındaki bir sohbette atalarının kim oldukları konusunda konuşuyorlardı. Sıra, Selmân-ı Fârisî hazretlerine gelince şöyle cevap verdi: «İslam'a girdikten sonra soy-sop aramam. Ben, İslam oğlu Selman'ım.»

Bir adam, Hz. Ali'ye gelerek şöyle dedi: «Benim bir çok günahım var. Ne yapmalıyım?» Hz. Ali: «Tövbe et!» Adam: «Tevbe ediyorum; ama yine günah işliyorum. Günah işlemekten kurtulamıyorum...» Hz. Ali; «Yine tevbe et ve günah işlememeye azmet» Adam: «Peki ne zamana kadar sürecek bu?» Hz. Ali: «Şeytan'ı mağlup edip bir daha yapmayıncaya kadar...»

Hz. Ali'ye; «Allah, bu kadar insanı nasıl hesaba çeker?!» diye sorulduğunda şöyle cevap verir: «Nasıl rızıklandırıyorsa, öyle!»

Hz. Ali, mezarlığa neden sık gittiğini soranlara şu cevabı vermiş: «İki sebebi var. Anlattıklarıma itiraz etmiyorlar ve arkamdan gıybetimi yapmıyorlar.»

Adamın biri, Hz. Ali'yi gıyabında yani ardından kötülediği halde yüzüne karşı övmeye başlayınca, ondan şu karşılığı almıştır: «Söylediklerinden daha aşağı, fakat içinden geçirdiklerinden daha üstünüm...»

Zamanında zor olaylar ve karışıklıklar cereyân ettiği için, sahabelerden biri; «Ya Alî...» diye sorar. «Senin zamanında meydana gelen hâdiselerin hiçbiri, sizden önceki halifelerin devrinde görülmedi. Sebebi nedir?» Hz. Ali'nin cevabı, son derece mânîdârdır: «Onların zamanında biz vardık. Bizim zamanımızda ise onlar yok.»

Zeynel Âbidin hazretleri, abdest alırken sapsarı kesilirdi. Sebebini sorduklarında şu cevabı verdi. «Kimin huzurunda durduğumu düşünürseniz, sebebini anlarsınız...»

Behlül Dânâ'ya biri sorar: «Oğlum öldü. Mezar taşına ne yazdırayım?» Behlül Dânâ, şu cevabı verir: «Şunu yazdır: "Dün altında olan çimenler bugün üstünde yeşerdi. Ey yolcu anla ki, şu toprak günahtan gayri her şeyi örter".»

Hârûn Reşîd, kendisini sık sık ikaz eden Behlül Dânâ hazretlerine: «Seni kendi işine bak,» dermiş. «Her koyun, kendi bacağından asılır.» Birgün, sarayı pis bir koku kaplamış. Sebebini araştırdıklarında, üst kattaki bir odada bacağından asılı bir koyun bulmuşlar. Bu işi yapanı da keşfetmişler tabi ki: Behlül. Halife, kendisini sıkıştırdığında: «Gördüğünüz gibi, her koyun kendi bacağından asılır efendim,» demiş. «Fakat etrafı kokuttuğu için, herkesi rahatsız eder.»

İmâm-ı Azâm hazretleri, birgün çocuğun birinin çamurlu bir yolda koşarak gittiğini görünce seslendi: «Evlâdım, dikkat et... Ayağın kayıp da düşmeyesin...» Çocuk, durdu. Çok iyi tanıdığı Ebû Hanife hazretlerine bakarak şöyle dedi: «Ey imam... Benim ayağımın kayması mühim değildir. Zîrâ ben düşersem, tek başına düşer, yine tek başıma kalkarım... Ya senin ayağın kayarsa, bu seni takip edenlerin de ayaklarının kayıp düşmesi demektir!»

Adamın biri, Ebû Hureyre'ye; «Ben, ilim öğrenmekten çekiniyorum. Çünkü onu daha sonra kaybetmekten korkuyorum.» deyince, şu cevâbı almış: «İlim öğrenmemek, zaten "kaybetmek"tir.»

Cüneyd-i Bağdâdî'ye: «Sabır nedir?» diye sorduklarında şu cevabı vermiş: «Yüzünü ekşitmeden, acıyı yudumlamaktır.»

Ebû Hazm hazretlerine dediler ki: «Efendim, fiyatlar çok yükseldi. Pahalılık var...» O da şu cevâbı verdi: «Bolluk zamanında sizi rızıklandıran Allah, pahalılıkta da bu rızkı vermeye devam edecektir. Endişe etmeyin...»

Adamın biri, Muhammed Bin Vâsî'nin bacağındaki yarayı görüp, «Sana acıyorum.» dediğinde, ondan şu cevabı almış: «Ben, aynı yaranın gözümde çıkmadığına şükrediyorum...»

Adamın biri, Abdullah bin Mübârek'in yanına gelip çocuğundan şikâyette bulundu. İbn-î Mübârek, ona; «Hiç çocuğuna beddûâ ettin mi?» diye sordu. Adam: «Evet» deyince İbn-i Mübârek, ona şu cevabı verdi: «Daha fazla ne şikâyet ediyorsun? Çocuğunu beddûânla sen bozmuşsun!»

Hicâz seferi sırasında yolu Bağdat'a düşen Mevlânâ, Bağdatlı şeyh ve müritleri tarafından karşılanır. Şeyh, Mevlânâ ile göz göze geldiklerinde şöyle der: «Allah'ın cemâlin, gördük.» Mevlânâ, bu gösteriş meraklısı şeyhe oldukça kızar ve gözlerini onların deve tüyünden yapılmış olan elbiselerinden ayırmadan şu cevabı verir: «Biz de Allah'tan cimâlini (develerini) gördük efendim.»

Şems'i, konuşup nasihat etmesi için bir meclise davet etmişler. Hazret, meclise girer girmez, kapı eşiğine oturmuş. Kendisini baş köşeye davet edenlere de şu cevabı vermiş: «Adam, adamsa; oturduğu her yer, köşe olur ona! Adam, adam değilse; köşe bile eşik olur ona!»

Zengin bir adam, İslam büyüklerinden birine: «1000 altınım var, size versem ne dersiniz?» diye sorduğunda, şu cevabı almış: «Verirsen, senin için iyi olur. Vermezsen de benim için...»

Sâsânî hükümdarlarından Ardşir Babegân, doktoruna, «Bir günde ne kadar yemek yemeli?» diye sordu. Doktoru: «Üçyüz gram kadar yeter,» dedi. Babegân; «Bu kadarcık şey, insana ne kuvvet verir ki?» diye bunu az bulunca, doktor şu karşılığı verdi: «Bu kadarı, seni taşır. Bundan fazla olursa, sen onu taşırsın...»

Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile'ye hasımlarından biri: «Efendim, kulaklarınız bir insan için büyük değil mi?» Galile, cevaplamış: «Doğru, benim kulaklarım bir insan için büyük; ama seninkiler, bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?»

Pâdişâhlardan birinin terzibaşısı, idârî işlere dâîr bir lâhikâ kaleme alarak takdîm edince; pâdişâh, yakınlarından birine şöyle der: «Bizi terzibaşı, devlet işleriyle meşgûl. Git vezîre söyle de bana bir elbise diksin!»

Kibâr bir zât, yalıdaki sandalının ziftlenmesini uşağına emreder. Uşak, sandalı ziftler. Sonra bir masraf pusulası çıkarıp efendisine verir. Efendi, masrafı fazla görerek; «Oğlum! Bir sandalın ziftlenmesi, için hiç bu kadar para harcanır mı?» diye sorar. Uşak, şu cevâbı verir: «Efendim, sadece sandal ziftlenmedi. Ben ziftlendim, Kahyâ Efendi ziftlendi.. Masraf, ondan bu kadar fazla oldu...»

Bektâşînin biri, nasılsa Ramazan'da sadece bir gün oruç tutar. Sonra mecliste adamın birinin üzgün bir şekilde; «Bu sene Ramazan'dan bir gün kaçırdık.» dediğini işitince şu cevâbı verir: «Üzülme, o senin kaçırdığın oruç, boşa gitmedi; biz tutuverdik!»

Kırım savaşındaki büyük hizmetlerinden dolayı Fransız hükümetince verilen nişanı takmayan Deli Hasan Ağa'ya bunun sebebi sorulduğunda, şu cevabı vermiştir: «Benim vücudumda, harpte kazandığım yedi nişân varken, gavurun nişanını ne yapayım ben!»

Yahyâ Kemâl, vapurda karşılaştığı Prof. Dr. Mazhar Osman'a; elindeki kitaptan Orhan Veli'nin şu şiirini okur: «Yarısı balık / yarısı insan. İn miyim cin miyim? Ben, neyim?» Akıl hastalarını tedâvî etmekle şöhret bulan Mazhar Osman, daha fazla dayanamadan şu cevabı verir: «Bana gelsin, ne olduğunu söylerim ona!»

Yahyâ Kemâl'e «Ankara'nın en çok hangi tarafını seviyorsunuz?» diye sorduklarında cevap vermiş: «İstanbul'a dönüşünü...»

Mehmet Akif, saç sakal karışmış haldeyken birgün Tevfik Fikret'e rastlar. Sakalı ve kıyafetiyle dalga geçmek için Tevfik Fikret: «Ne bu hâlin, maymuna dönmüşsün!» deyince, Akif'in cevabı gecikmez: «Aaaa! öyle mi, o zaman başka tarafa döneyim» der ve yönünü başka tarafa çevirir.

Aynı anektodun Necip Fazıl için anlatılanı ise şöyledir: Necip Fâzıl Kısakürek, sakal bırakmaya karar verir ve bırakır. Sakallı halini görenler, şaşırırlar. Hatta bazıları, hakaret etmek bile ister. Fakat Üstâd bu... Hiç lafın altında kalır mı? Adama lâyık olduğu cevâbı verir. Üstâdın sakallı halini gören biri, üstâda hakaret etmek için karşısına geçip sakallı halini kastederek; «Yahu Maymuna dönmüşsün!» der. Bu söz üzerine Üstâd, adama haddini bildirir: «Öyle mi, peki o zaman arkamı döneyim!»

Necip Fâzıl'a sormuşlar: «Üstâd, özel arabanız yok mu?» Şâir, ânında cevap vermiş: «Var, ama ona en son bineceğiz!» (tabut anlamında)

Necip Fâzıl'a, «Allah, deveyi iğnenin deliğinden geçirebilir mi?» diye sormuşlar. Üstâd; «Evet, geçirir.» demiş. Bunun üzerine; «Deveyi mi küçültür, yoksa iğneyi mi büyültür?» demişler. Necip Fâzıl, İlâhî kudretin sonsuzluğunu ifâde bâbında, şu cevâbı vermiş: «Ne deveyi küçültür, ne iğneyi büyültür. Gökteki yıldızları senin gözbebeğine sığdırdığı gibi, vızır vızır geçirir.»

Kral Edward, İstanbul'a geldiği zaman, yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayı'na yanaştı. Atatürk de rıhtımda O'nu bekliyordu. Deniz, dalgalıydı ve kralın bindiği motor, inip çıkıyordu. Kral, rıhtıma çıkmak istediği bir sırada eli yere değdi ve tozlandı. O sırada Atatürk de Kral'ı rıhtıma almak üzere elini uzatmış bulunuyordu. Bunu gören kral, bir mendille elini silmek istediği bir anda Atatürk: «Vatanımın toprağı temizdir, o, elinizi kirletmez!» diyerek, Kral'ı elinden tutup rıhtıma çıkardı.

İngiltere Kralı George ile görüştüğü sırada, Gandi'nin üzerinde her zamanki gibi beyaz örtüsü varmış. Davetten çıkınca, bir gazeteci sormuş: «Kıyafetiniz, bir kralla buluşmak için yeterli miydi?» Gandi, hiç aldırmadan cevap vermiş: «Kral, ikimize de yetecek kadar giyimliydi...»

Yazar Kazancakis, bir ihtiyara; «Neye bakıyorsun?» diye sorduğunda; ihtiyar adam, gözlerini akan sudan ayırmadan şu cevabı verir: «Hayatıma oğlum, akıp giden hayatıma...»

Nâîl Papatya, «Evrimciler hakkında ne düşünüyorsunuz?» diyenlere; «Dünyanın en vefâsız insanlarıdır.» cevabını verir. «Baksanıza, kendileri lüks hayat yaşarken; maymun dedeleri, hâlâ mağara ve hayvanat bahçelerinde sürünüyorlar.»

Akılları çeşitli evhâmlarla bulandırılan kişiler, kutuplarda namaz konusu üzerinde fazlaca durur. Bunlardan biri, rahmetli Nâîl Papatya Hoca'nın yanına gelerek; «Hocam...» demiş. «Kutuplarda namaz nasıl kılınır?» Nâîl Hoca; «Yolculuk ne zaman? O konuyu istersen oraya gitmek üzere vize aldığın gün konuşalım...»

«Ben, karıncayı bile incitmedikten sonra ibâdet etmeme ne lüzum var!» diyen birisine Dr. Hâluk Nurbâkî, şu cevabı vermiştir: «İbadet etmeyen insan, karıncayı incitmemiş olabilir. Ama bu durumda ibâdetleri emreden Rabbini ve o emirleri insanlara tebliğ etme vazifesiyle gönderilen peygamberleri ve husûsan Fahr-i Kâinâr Efendimiz (S.A.V.)'i incitmiş olmuyor mu?»

Kadıköy Camii'nde vaaz vermekte olan Osman Demirci Hoca'ya: «Hocam,» diye sormuşlar. «At nalını evimizin kapısına asarsak uğur getirir mi?» Demirci Hoca: «Zannetmiyorum,» diye cevap vermiş. «O nallardan her atta dört tane var; ama bütün gün, kamçı yiyip duruyorlar.»

Mehmed Kırkıncı Hoca'ya; «Kâbeyi ilk defa görenin yapacağı dûâ, mutlaka kabûl olacağı için nasıl dûâ edelim?» diye sorduklarında şöyle cevap vermiş: «Yârabbî, burada edeceğim bütün duaları kabûl eyle!»

Mehmet Kırkıncı Hoca, kendisine: «Hocam, ben namaz kılmakla Allah'a ne faydam oluyor?» diye soran birine şu cevabı vermiş: «Senin namaz kılmamakla kendine ne faydan oluyor?»

Çocuk: «Babacığım,» demiş. «Bana bir horoz alsan da, sabahları ötüp beni namaza kaldırsa...» Adam: «Canım oğul,» diye cevap vermiş. «Senin içindeki horoz ötmedikten sonra, dışarıdaki horozun fayda vereceğini mi sanıyorsun?»

Hekimoğlu İsmail'e, «Ramazan olmasına rağmen biraz kilo almışsınız?» dediklerinde: «Maalesef öyle oldu», demiş. «Çünkü iki kişilik yemek yiyor, bir kişilik oruç tutuyorum...»

Birgün, Muzaffer Ozak Hoca'nın sahaflar çarşısındaki dükkanına bir genç girdi: «Selâm-ın aleyküm babalık...» Hazret, selâmı aldı: «Aleykümselam kurukalabalık...»

Asr-ı Saadet'teki muhteşem hâdiselerden duygulanan bir genç: «Keşke Peygamberimiz'in (sav) devesi olsaydım.» deyince, Ali Suad, atılmış: «Ümmeti olman yetmiyor mu?»

Öğretmen, biyoloji dersinde, öğrencisine: «Söyle bakalım,» demiş. «En son hangi dişler çıkar?» Çocuk, düşünmeden cevap vermiş: «Takma dişler öğretmenim...»

Materyalist öğretmen, küçük öğrencisine; «Söyle bakalım, Allah nerede? Eğer bilirsen, sana bir portakal vereceğim.» deyince çocuk, şu cevabı verir: «Siz bana O'nun olmadığı bir yer gösterin; ben, size bir bahçe dolusu portakal vereyim!»

İki arkadaş, sohbet ediyorlardı. Söz, döndü dolaştı hayatın geçip gitmesine geldi. «Hayat, kırkından sonra başlar.» dedi biri. Öteki, cevap verdi: «Otuz beşinde ölmezsen eğer...»

Yolculardan biri, namaz vakti geçmeden otobüs şoförüne bir kaç dakika mola vermesini rica etmiş. Şoför; «Kâzâ edersiniz» diyerek durmak istemeyince şu cevabı vermiş: «Ben kâzâ etmeden ya sen kâzâ edersen?»

Bir meyve bahçesinin önünden geçenler, yanlarındaki imama: «Hocam,» demişler. «Göz hakkı diye bir şey vardır; bilirsin. Meyvelerden koparıp yesek mi biraz?» İmam efendi, istifini bozmadan; «Göz hakkı denilen şey, tefekkürdür.» demiş. «Onlardaki hikmeti ve sanatı görebilseniz, onları yemekten daha fazla lezzet kazanırsınız.»

Satın aldığı araziyi ıslah ederek ekilebilir hâle getiren tek gözlü bir adam, tarlaya seslenerek: «Ey tarla,» demiş. «Şimdi gerçek sahibini buldun.» Tarla, dile gelip cevap vermiş: «Seninle birlikte üzerimden 99 tek gözlü geçti. Beni bırakıp giden çift gözlülerin hesabını istersen sen kendin yap!»

Bir ihtiyâr, yaşlandığı için kendisini yormamasını ve istirahat etmesini söyleyenlere şu cevâbı vermiş: «Eğer bir yarışa katılmış olsaydınız, hedefinize yaklaştığınızda yavaşlar mıydınız?»

Acemi bir doktorun eline düşen ve bir tülü iyileşemeyen hastaya doktoru sorar: «Dün verdiğim hapı yuttun mu?» Hasta, cevap verir: «Ben, zaten senin eline düştüğüm günden beri hapı yuttum!»

Daha güzel olmak için, burnumu değiştirmek istedim. Burnum, dile gelip dedi ki: «Beni değil; kafanı değiştir!»





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: music_art, 28.01.2010, 12:18 (UTC):
evet karlı ankara sabahında müşteri beklioz ...:D ustad Allah yüreğine ellerine gözlerine sağlık versin ... daha isterük istemezük demezük :D

Yorumu gönderen: bence..., 28.01.2010, 05:57 (UTC):
devamına umduğumdan çabuk kavuştuk:)çoooook sevindim, tabii kafidir demiyoruz:)devam...devam...devam...yanlız şu karlı ankara sabahında içimi en çok ısıtan,necip fazıl'ın"gökte ki yıldızları gözlerine sığdırdığı gibi"cümlesi oldu.beni mest etti.emeğinize ve gözlerinize sağlık,eminim bu kadar uğraş verirken en çok gözleriniz etkileniyordur:)ha!birde eller var onlarda yoruluyor tabii,ellerinizede sağlık:)



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36744684 ziyaretçi (102830341 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.