Hazır Cevaplar, III
 

Hazır Cevaplar, III

Hazırlayan: Akhenaton

Zâlim ve gaddar adamın biri, filozofa: «Vicdan, neye derler?» diye sormuş. Filozof; cevap vermiş: «Senin bilmediğin ve sana lâzım olmayan şeye derler.» [1]

Gevezenin biri, konuşma sanatını öğrenmek için Sokrat'ın okuluna kaydolmak ister. Fakat Sokrat, diğer okullara göre iki kat para isteyince; adam, itiraz etmeye başlar. Sokrat, adamın sözünü keserek şöyle der: «Sana bir değil, iki şey öğreteceğim. Birincisi, konuşmayı; ikincisi ise, susmayı!» [2]

Diyojen, halkın dünya için sabahtan akşama kadar uğraştıklarını, büyük büyük, dayanıklı binalar yaptıklarını, çektikleri zahmet ve meşakkati görünce, şöyle demiş:
«İnsanlar dünyada nihayet 70 yıl yaşayacaklarını bildikleri halde bu kadar hazırlıkta bulunuyorlar. Acaba 700 sene yaşayacaklarına emin olsalar, neler yapmazlardı.» [3][4]

Samos Kralı Polikratos, Şair Anekron'a ödül olarak dört altın verir. Şair, bu dört altınla ne yapacağını düşünmekten iki gece uyuyamaz. Sonunda altınları geri götürür ve şöyle der: «Kralım, altınlarınız çok değerli. Ama uykum, benim için daha değerli!» [2]

Kıyamet günü, insanların başka bir türlü veya burun üstü yürüyeceklerini söyledikleri zaman, ashabdan biri sorar: «Yâ Allah'ın Resûlü, insanlar, böyle burun üstü nasıl yürür?» Allah'ın Resûlü, cevap verir: «Yeryüzünde seni iki ayakla yürüten, orada da öyle yürütür!» [5]

Hz. Ömer (R.A.)'i ibâdet ve taatte görenlerden biri, sordu: «Yâ Ömer, Allah (c.c.), seni Cennet'le müjdeledi (zaten). Bu kadar ibâdet, fazla değil mi?» Hz. Ömer, kader inceliği içinde şu cevâbı verdi: «Allah'ın vâadi, şarta tâbidir. Ömer, namaz kılıp Allah'a ibâdet etmeseydi; Allah, onu Cennet'le müjdeler miydi? Rabbimin benim hakkımdaki kanaatini bozmam.» [5]

Fevkâlâde cömert ve nüktedân insanlardan birinin yanına bir ihtiyar kadın gelip: «Yâ Emir! Bizim evde fareler, koltuk değnekleriyle geziniyorlar.» Demiş. Kadının derdini anlayan Emir: «Biz de onları zıp zıp sıçratalım.» diyerek kadının evine birçok erzâk göndermiş. [1]

Hârun Reşid, birgün Behlül'e: «Kimi seversin?» demiş. «Karnımı kim doyurunca onu severim.» cevabını alınca Hârun Reşid, «Öyleyse beni sev, senin karnını doyurayım.» demiş. Bunun üzerine Behlül-ü Dânâ, şöyle cevap vermiş: «Veresiye muhabbet olmaz!» [1]

Behlül-ü Dânâ'ya; «Ya Behlül, emr-i hak vuku bulduğunda seni nereye gömelim?» dediklerinde şöyle yanıt vermiş: «Ahiret, her yerden aynı uzaklıktadır. İstediğiniz yere gömebilirsiniz.» [4]

Rabia-i Adeviye'ye soruldu: «Bir kulun Allah'ın takdirine râzı olup olmadığı nasıl bilinir?» Cevaben şöyle buyurdu: «Gelen nimetlerden sevinç duyduğu gibi, gelen musîbetlerden de üzüntü duymadığı, bilâkis, ders ve ibret aldığı zaman...» [6]

Rabiatü'l-Adeviye, bir adamın yanından geçerken, kızartılmış bir koyun görür. Ona uzun uzun bakar ve ağlar. Adam şöyle seslenir: «Galiba yemek istediniz de ondan ağlıyorsunuz.» Rabiatü'l-Adeviye, şöyle cevaplar: «Hayır! Onun için değil! Ateşe hayvanlar ancak öldükten sonra giriyor. İnsanlar ise diri diri...» [7][4]

Tarihçi geçinen iki kişi, bir konuyu tartışıyorlardı. Tartışmaya tanık olanlardan biri, İbnülemin'e kimin haklı olduğunu sordu. İbnülemin: «Birincisi...» dedi. «Hiç değilse cahilliği var. İkincisinde o bile yok!..» [8]

Şakik-i Belhi hazretlerine; «İnsanları helâk eden şey nedir?» diye sorulur. Şöyle yanıt verir: «İki şey helak eder. Biri, sonra tövbe ederim diye günah işlemeleridir. Diğeri de sonra yaparım diyerek tövbeyi geciktirmeleridir.» [5]

İmam-ı Azâm hazretleri, ziyaretine gelen birine: «Akıllı, kimdir?» diye sorar. «İyi ile kötüyü ayırt edendir.» cevabını alır. «Hayır,» der İmam-ı Azâm ve doğrusunu şöyle ifâde eder: «iyiyle kötüyü hayvan da fark eder. Mühim olan, iki hayır ortada iken en önemlisini tercih etmektir.» [2]

Farabi'ye; «Lafı uzatanlara ne yapmak lazım?» diye sormuşlar, söyle yanıt vermiş: «Uzun konuşanı kısa dinlemeli.» [4]

Ahmâklığı ile dillere destan olan Hebenneka'nın [9] pabuçlarını çalmışlar. Bunu kendisine haber verdiklerinde ayaklarına bakıp: «İyi ki ayaklarımı içinden çıkarmamıştım. Onlar, yerinde...» demiş.[8]

Gece yarısı uyanan Hebenneka, horoz taklidi yaparak ötmeye kalkışınca karısı sormuş: «Ne yapıyorsun bu saatte?» «Sen uyumana bak,» demiş, «yarın çok işim var, sabah çabuk olsun diye Güneş'i kandırıyorum.» [10]

Hebenneka, kaybolmamak için boynuna bir gerdanlık takmış. Uyurken kardeşi gerdanlığı alıp kendi boynuna geçirmiş. Uyanınca şaşırmış: «Kardeşim,» demiş, «sen ben olmuşsun anladım; ama acaba ben kimim?» [10]

Fransa kralı V. Lui, yakınlarından birinin evine misafir olmuş. Evin büyük, mükemmel; fakat mutfağının gâyet küçük olduğunu görerek sebebini sorduğunda ev sahibi, şöyle yanıt vermiş: «Evimi büyüten, mutfağımın küçüklüğüdür.» [1]

Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile'ye hasımlarından biri: «Efendim, kulaklarınız bir insan için büyük değil mi?» Galile, cevaplamış: «Doğru, benim kulaklarım bir insan için büyük ama, seninkiler, bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?» [4]

Dünyanın en büyük düşünürlerinden biri olan Mevlana, sakalları bembeyaz olmuş bir papaza sorar: «Siz mi daha yaşlısınız, sakalınız mı?» Papaz, sakallarının 18-20 yaşlarında çıktığını düşünerek: «Elbette ben!» cevabını verdiğinde: «Yazık...» der Mevlana, «Çok yazık. Sizden küçük olan sakalınız ağarmış da, siz hala karanlıklardasınız.» [11][4]

16. yüzyıl şairlerinden ve Divan edebiyatımızın kurucularından olan Zâtî, çiçek bozuğu bir yüze sahipmiş. Dönemin vezirlerinden biri, şairin büyük şöhretini duymuş, eserlerini okumuş ve kendisiyle tanışmak istemiş. Şairin huzuruna çıkıp da onunla karşı karşıya gelince, «Zâtî güzel bir zat değilmiş.» diyerek güyâ kendince nükte(espri) yapmaya heveslenmiş. Şairin verdiği cevap ise zehir zemberek olmuş: «Yiğit yiğidin aynasıdır, paşam!» [12]

Lincoln, dikkati çekecek kadar çirkin birisiymiş. Fakat o, çirkinliğini bile yeri geldiğinde espri konusu yapmaktan çekinmezmiş. Rakibi Douglas, bir konuşmasında Lincoln'u ikiyüzlülükle suçlamış. Lincoln da bir seçim konuşmasında ona cevap vermiş: «Eğer benim Bay Douglas'ın iddia ettiği gibi iki yüzüm olsaydı, şu gördüğünüz yüzü hiç kullanır mıydım?» [13][4]

Bernard Shaw ile Churchill, hiç geçinemez ve sık sık atışırlarmış. Bernard Shaw, birgün, bir oyununun ilk gecesine, Churchill'i davet etmiş ve davetiyeye de bir not iliştirmiş: «Size iki kişilik davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzla birlikte gelebilirsiniz. Tabii eğer bir dostunuz varsa.» Churchill, hemen yanıtlamış: «Ne yazık ki o gece başka bir yere gitmek üzere söz verdiğim için oyununuzu seyretmeye gelemeyeceğim. Oyununuza ikinci gece gelebilirim, tabii eğer oyununuz ikinci gece oynarsa.» [4]

Bernard Shaw'a; «Sizce yeryüzünde en ilgi çekici hâdise nedir?» diye sorduklarında; Bernard Shaw, şu cevabı verir: «Yeryüzünde bunca kavga ve düşünce karmaşasına rağmen, Kurân'ın hâlâ tâzeliğini korumasıdır.» [5]

Yeni yetme yazarlardan biri, Bernard Shaw'a bir mektup yazıp sormuş: «Üstad, duyduğuma göre bir yazarın kafasını kuvvetlendirmesi için bol bol balık yemesi lazımmış. Siz ne dersiniz?» Bernard Shaw'ın cevabı: «Mektubunuzu başından sonuna kadar dikkatle okudun. Size, her gün bir balina yemenizi tavsiye ediyorum.» [14][4]

Meşhur Fransız Romancısı Balzac, çok oburdu. Birgün arkadaşlarından biri onu lokantada önünde iri bir tavuk olduğu halde gördü: «Bunu herhalde yalnız yemeyeceksiniz.» dediğinde Balzac, şu cevabı verdi: «Tabii ki hayır, bezelyeleri de bekliyorum.» [15][4]

Loyd George, feministlerin bir toplantısına katıldığında, kadınlardan biri ayağa kalkarak haykırmış: «Eğer siz benim kocam olsaydınız, sizi tereddütsüz zehirlerdim.» Kadının çok çirkin olduğunu gören Loyd George, cevap vermiş: «Merak etmeyin efendim. Eğer karım olsaydınız, o zehri gözümü kırpmadan içerdim.» [16][4]

Kötü bir romancı, Copus'a yeni eserini göstererek: «Son romanım, üstad!» der. Copus: «Son mu?» diye sorar, «Gerçekten son mu? Ne saadet...» [16][4]

Dostlarından birisi, Gandolin'e gazeteye koyması için bir makale gönderir. Yanlışlarla dolu olun bu makalesi için bir pusulaya şunları yazar: «Sana gazeteye basman için bir makale gönderiyorum. Virgülleri bir zahmet, kendin yerleştir.» Gandolin, pusulanın arkasına şunları yazarak iade eder: «Bir dahaki sefere virgülleri sen gönder, makaleyi ben yazarım.» [17][4]

Einstein'e birisi gelerek, «Görmediğim şeye inanmayı aklım ve mantığım almıyor.» dediğinde şu cevabı alır: «Siz, önce akıl ve mantığınızı şu masaya koyun, ondan sonra konuşalım.» [18][4]

Padişah Abdülaziz, birgün Kazasker Mustafa İzzet'e kızarak onu vazifesinden azletmiş. Buna çok üzülen Kazasker de işi dervişliğe vurarak Cuma günleri Ayasofya'da vaaz vermeye başlamış. Padişah, Cuma namazı için bir gün Ayasofya'ya gittiğinde, vaaz vereni görünce şaşırmış ve kendisini yanına çağırıp: «İzzet,» diye sormuş, «Ne oldu sana böyle?» Mustafa İzzet, bir derviş gibi eğilerek cevabı yapıştırmış: «Efendimin hiddeti, derviş etti İzzet'i!» [19][4]

Yakın tarihimizde örnekleri bulunduğu gibi, kötü lakaplı devlet adamlarına eskidende rastlanırmış. Bunlardan biri olan Sadrazam Öküz Mehmet Paşa, birgün çadırında toplantı yaparken, o civarda otlayan bir öküz, kafasını çadırdan içeri sokup böğürmez mi? Çadırdakilerin hepsi kendini tutamayıp gülmeye başlamış, fakat Sadrazam, soğukkanlılığını koruyarak: «Öküzün içeri bakması, beni tanımasından dolayı idi.» demiş. «Böğürmesi de, bu kadar çok eşek arasında ne aradığımı sormak içindi.» [20][4]

Nâmık Kemal merhûm, bir adam hakkında kötü bir dedikodu duyunca, hemen o adamı bulup konuşurmuş. Sebebini soranlara da şöyle dermiş: «Buna emin olunuz ki, hiç bir fazileti olmayan adamı, iyi bir kimse çekiştirmez. Kötülenen adamlar, görüşmeye şâyândırlar.» [12]

Süleyman Nazif, hiç sevmediği bir yazar için Abdullah Şinasi'ye sormuş: «Arkadaşınız Fransızca bilir mi?» «Evet bilir!» cevabını alınca; Süleyman Nazif, gülümsemiş: «Türkçe bilmiyor da, acaba başka bir dil biliyor mu diye merak ettim...» [21][4]

Seksenini aşmış Rıza Tevfik'e eserlerini yeniden basmak için gelen yayınevi sahibi: «Üstâdım, eserlerinize pâhâ biçilmez. Yeniden basmak istiyorum. Ancak, yeniyim. Fazla para veremem...» Üstâd, hemen cevâbını verir: «Pekâlâ, pekâlâ, siz eskiyinceye kadar ben beklerim...» [22]

Hâlide Nusret Zorlutuna, yeni hizmetçisinden şikâyet ediyordu: «Öyle ters, öyle aksi şey ki... Suratından düşen bin parça...» Sükûfe Nihâl: «Yine iyi,» demiş. «Bizimkinin elinden düşen bin parça!...» [23][8]

Şair Fıtnat Hanım (1730-1780) ile kocası arasında şöyle bir konuşma geçer. Paşanın canı kahve çekince yaşı artık biraz geçkince olan eşi Fıtnat Hanım'dan kahve ister. Kahve gelince de şöyle der:

«Ehl-i keyfin keyfini kim tazeler
Taze elden taze pişmiş taze kahve tazeler.»


Fıtnat Hanım'ın tepesi atar. Zira beyitteki "taze elden" maksat genç bir kişidir, yani genç bir bayan kastedilmektedir. Eh, ne de olsa serde şairlik var ya, Fıtnat Hanım, eşine zehir zemberek bir cevap vermekte gecikmez:

«Ehl-i keyfe keyf verir kahvenin kaynaması
İhtiyar eşeği baştan çıkarır sıpanın oynaması!»
[24]

Yahyâ Kemâl'i genç şâirlerden biriyle tanıştırırlar. Genç şâir, birkaç şiirini okuduktan sonra; «Ben...» dedi. «Hiç kimseden ders almadım. Kendi kendimi yetiştirdim.» Yahyâ Kemâl, acı acı gülümsedi: «Vâh vâh! Hata etmişsiniz!...» [25][8]

Reşat Nuri, Paris'teyken oldukça lüks bir otelde kalıyormuş. Bir sabah erkenden zili çalmış, fakat uzun süre kimsecikler gelmemiş. Neden sonra bir garson gelip: «Zili siz mi çaldınız efendim?» dediğinde şöyle karşılık vermiş: «Evet! Ben çaldım. Biraz daha gelmeseydiniz, öldüğünüzü sanıp çan çalacaktım!» [4]

Abdülhak Hâmid'in evindeki bir sohbette, bizim batı hayranlığımız, batılıların doğu düşmanlığı konusu uzun uzadıya tartışılmış; fakat belli bir netice alınamamış. Bunun üzerine Hâmid, şöyle bitirmiş sözünü: «Sözün kısası: sazla caz arasında bocalayıp duruyoruz!» [26]

Ada vapurunun güvertesinde uludağ tepelerine bakıyorlardı. Abdülhak Hamit, Mithat Cemal'in beyaz saçlarını süzerek; «Tepeye kar yağmış.» dedi. Mithat Cemal, imayı anlamıştı: «Öyledir ya, yüksek yerlere vakitsiz yağar!» [25][4]

Neyzen Tevfik'e sormuşlar: «Neyzen, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?» Neyzen Tevfik, şöyle cevap vermiş: «Ben, hırsız mıyım ki, çaldığım zaman neşeleneyim?» [21][4]

Mehmet Akif Ersoy, hastanedeyken Ferit Bey, ziyaretine gider. Sohbet sırasında Mehmet Akif, güler ve dişleri, bütün beyazlığı ile ortaya çıkar. Ferit Bey: «Aman üstâd, ne kadar beyaz dişlerin varmış...» Mehmet Akif, şu cevâbı verir: «Ben, sana şimdiye kadar dişlerimi göstermedim.» [22]

Necip Fazıl Kısakürek, birgün konferans verirken salonda bulunanlardan birisi kürsüye salatalık fırlatır. Salatalığı eline alan Necip Fazıl, salondakilere dönerek şöyle der: «Birisi kimliğini göndermiş, kiminse gelsin alsın!» [4]

Mahkemede hakim, Necip Fazıl'a nasihat ederken: «Bak dostum, seni bundan böyle bir daha huzurumda görmeyeceğim, değil mi?» der. Necip Fazıl, hayretli bir ifadeyle sorar: «Hakim Bey, yoksa istifa mı ediyorsunuz?» [25][4]

Amerika'nın eski cumhurbaşkanlarından Wilson, tanıdıklarının kendisinden sık sık bir şeyler istemelerine alışık olmasına karşın, yüksek rütbeli bir bürokrat arkadaşının çoğu anlamsız istekleri karşısında, öfkeye varacak denli sinirleniyordu. Bu arkadaşı, birgün, Wilson'u yine çileden çıkaracak bir istekte bulundu: «Ticaret Bakanlığı'ndaki bir genel yönetmen bu sabah ölmüş. Sizce bir sakıncası yoksa, onun yerine ben geçebilir miyim?» Wilson, uzun yıllar birlikte çalıştığı arkadaşının bu isteği karşısında sinirlendiğini belli etmemeye çalışarak, ona şöyle karşılık verdi: «Bence hiçbir sakıncası yok bunun. Siz, onun yerine tabuta girmek istedikten sonra...» [27][4]

2. Dünya Savaşı sürerken, Londralı bir kadın, İskoçya'da oturan annesine bir mektup yazar: «Sevgili anneciğim, Alman uçakları, Londra'yı her gün bombalıyor. Bu bombardımanlar artık iyice ağırlaştı. Kendimden çok çocuklarım için endişeleniyorum. Bu yüzden, uçak saldırıları sona erinceye kadar çocukları sana gönderiyorum.» Bir hafta sonra, İskoçya'daki anneden, kızına bir telgraf gelir: «Uçakları bize gönder, çocukları sana gönderiyorum.» [4]

1950'lerde Amerikan Senatosunun dini lideri olan Dr. Edward Hale'ye sormuşlar: «Senatörler için dua ediyor musunuz?» Hale, bu soruya şu cevabı vermiş: «Senatörlere bakıyorum ve memleket için dua ediyorum.» [14][4]

Rahmetli Bekir Berk, son hastalığı sırasında yatağında kıvranır vaziyetteyken içeriye giren doktor: «Bir şikâyetiniz mi var?» diye sorar. Bekir Berk, şöyle cevap verir: «Şikâyetim yok elhamdülillah, sadece ıstırâbım var...» [3][6]

Rahmetli Nail Papatya anlatmıştı: Son hastalığı sırasında bir vesveseye yakalanmış. İçindeki ses (nefs) demiş ki, «Allah, sana bu ağır hastalığı niye verdi? Bak, bu kadar sıhhatli ve selamet içerisinde yaşayan insan var, bula bula seni mi buldu bu hastalık?» «Hocam, sen ne karşılık verdin?» diye sorduk. Hocamız şunları söyledi: O vesveseye karşılık ben de içimdeki sese; «Bunları sıhhatli günlerimde söyleseydin ya, o zamanlar neredeydin?» dedim. [28][26]

Mehmet Emre Hoca, mâlum televizyon kanallarını kastederek: «Hocam, televizyon abdesti bozar mı?» diye soran birine şu cevâbı vermiş: «Abdesti bozmaz; ama ahlâkı kesin bozar.» [29]

Cüneyt Suavi'nin yazlıktaki bahçesine giren bir dostu, sevdiği salatalıklardan epeyce toplamış ve «Tarlanı hasat ettim.» demiş. Cüneyt Suavi, bozulan ve dağılan tarlaya bakıp şu yanıtı vermiş: «Hasat değil; haşat etmişsin...» [30]

Merhum Selâhattin Şimşek, bâzı ifâdelerinin çok ağır olduğu söylenince şöyle yanıt verdi: «Kütükler için keskin balta gerek...» [29]

Halil Nihat Boztepe, kundura mağazasına gitmiş ve bir çift ayakkabı rica etmiş. Mağaza sahibinin getirdiklerini giymeye çalışırken sormuş: «Bunlar çok sıkıyor, başkaları yok mu?» Ayakkabıcı: «Yok ama, bunlar tam size göredir. İki gün sonra rahat edersiniz.» demiş. Halil Nihat, cevap vermiş: «Öyleyse iki gün sonra gelir alırım.» [31][4]

Niyâzî Beki Hoca, «Allah (c.c.), beni yaratırken bana niye sormadı?» diyen birine şu cevâbı verir: «Sen yoktun ki kardeşim, sana sorsun!» [26]

Bir dost sohbetinde konu trafikten açılmış. Niyâzî Beki Hoca, söz arasında; «Herkes, ehliyetsiz araba kullanmaktan ceza yiyor, ben ise arabasız ehliyet kullanmaktan ceza yiyeceğim herhalde.» demiş. Oradakiler, bunun nasıl olabileceğini sorunca, şöyle izah etmiş: «20 senedir ehliyet sahibiyim, fakat araba sahibi olamadım.» [31][4]

«Nasılsın abi?» dedik bir büyüğümüze. Verdiği cevap, kısaydı: «Allah'ın emirlerini yaparsak; iyi; şeytanın dediğini yaparsak kötüyüz...» [30]

Aşağıdaki yazı, eski dünya boks şampiyonu Muhammed Ali Clay'ın 12 Eylül Saldırıları'ndan sonra sonra Dünya Ticaret Merkezi'ni ziyareti esnasında Amerika'nın 1 numaralı haber Televizyonu CNN'in Hıristiyan muhabiri Mc.Oneil'in sorusuna verdiği süper cevaptır. CNN Muhabiri, Mc. Oneil: «Sn. Muhammed Ali, bu dehşetin meydana gelmesine sebep olan teröristlerle aynı dinin bir mensubu olarak neler hissediyorsunuz?» Muhammed Ali: «Siz, Hitler ile aynı dini paylaşan bir mensup olarak neler hissediyorsanız aynısını....» [4]

Zamanın dünya boks şampiyonlarından Demisey, fildişinden yapılmış altın kakmalı çok kıymetli bir bastonu, girdiği lokantanın gardırobuna asar ve üzerine
«Bu baston, üç öküzü bir yumrukta deviren bir boksöre aittir. Cesareti olan bunu çalsın.» diye yazılı bir kart takar. Zeki bir hırsız bastonu çalar ve üzerinde «Bunu çalan hırsız, saatte otuz kilometre mesafe kat eden adamdır.» yazılı kartını da oraya bırakır.[32][4]

Cahil, fakat kendini çok beğenen bir artistle konuşan meşhur bir rejisör sorar: «Shakespeare'i tanıyor musunuz?» «Hayır... Fakat kendisi muhakkak beni tanır!» [33][4]

Güngörmüş insanlardan birine: «İhtiyârlar, niçin gençlerden daha çok dünyaya hırs göstermektedir?» diye sorarlar. Şu cevabı verir: «İhtiyârlar, gençlerin henüz tatmadığı dünya lezzetlerini daha önce tattıkları için...» [6]

Dervişin birine sormuşlar: «Mübarek Ramazan da geldi, geçti işte. Acaba memnun edebildik mi?» Derviş, gülerek cevap vermiş: «Memnun olmasa her sene on gün önce gelir mi?» [4]

Gayet şişmanca birine yanındaki arkadaşı; «Kilo almak, nasıl bir şey?» diye sorar. Şişman adam, içini çekerek; «Tıpkı borç para almak gibi kardeşim,» der. «Yani, alması kolay, vermesi zor...» [22]

İki küçük çocuk, aralarında konuşuyorlardı. Biri, diğerine; «Ağaçların yaprakları, niye düşüyor?» dedi. Diğeri, filozofça cevap verdi: «Allah, bize kışın yaklaştığını haber veriyor...» [30]

Kaynaklar

[1] Gerçeğe Doğru 3, "Hazır Cevaplar", Zafer Yayınları, s.51.
[2] Gerçeğe Doğru 3, "Hazır Cevaplar", Zafer Yayınları, s.277.
[3] Zafer Dergisi, Şubat 1996, sayı: 230, s. 35
[4] www.tulipandrose.net/turkce/sekerleme/hazircevaplar.htm
[5] Gerçeğe Doğru 3, "Hazır Cevaplar", Zafer Yayınları, s.245.
[6] Gerçeğe Doğru 3, "Hazır Cevaplar", Zafer Yayınları, s.31.
[7] Zafer Dergisi, Nisan 1988, sayı: 136, s. 11.
[8] Gerçeğe Doğru 3, "Hazır Cevaplar", Zafer Yayınları, s.89.
[9] Hebenneka: Osmanlıca'da ahmak olduğu halde kendini zeki sananlara söylenen söz. Araplar'dan kaynaklanmış gibi görünse de, aslında mağriplilerin maşrıklıları hicvetmek için kullandığı bir isimdir. Bknz. Kaynak: [10]
[10] tr.wikiquote.org/wiki/Hebenneka
[11] Zafer Dergisi, Haziran 1988, sayı: 138, s. 15.
[12] Gerçeğe Doğru 3, "Hazır Cevaplar", Zafer Yayınları, s.185.
[13] Zafer Dergisi, Nisan 2000, sayı: 280, s. 7.
[14] Zafer Dergisi, Ağustos 2001, sayı: 296, s. 13.
[15] Zafer Dergisi, Temmuz 2000, sayı: 283, s. 41.
[16] Zafer Dergisi, Kasım 1999, sayı: 275, s. 20
[17] Zafer Dergisi, sayı: 282, Haziran 2000, s. 9.
[18] Zafer Dergisi, Şubat 1997, sayı: 242, s. 38.
[19] Zafer Dergisi, Temmuz 1993, sayı: 199, s. 25.
[20] Zafer Dergisi, Mayıs 1993, sayı: 197, s. 31.
[21] Zafer Dergisi, Kasım 1997, sayı: 251, s. 17.
[22] Gerçeğe Doğru 3, "Hazır Cevaplar", Zafer Yayınları, s.211.
[23] Zafer Dergisi, Mayıs 1996, sayı: 233, s. 27.
[24] forum.divxplanet.com/index.php?showtopic=59930
[25] Zafer Dergisi, Ağustos 1997, sayı: 248, s. 21.
[26] Gerçeğe Doğru 3, "Hazır Cevaplar", Zafer Yayınları, s.159.
[27] Bütün Dünya Dergisi, Mayıs 2002, s. 132.
[28] Zafer Dergisi, Haziran 1996, sayı: 234, s. 10.
[29] Gerçeğe Doğru 3, "Hazır Cevaplar", Zafer Yayınları, s.123.
[30] Gerçeğe Doğru 3, "Hazır Cevaplar", Zafer Yayınları, s.293.
[31] Zafer Dergisi, Ekim 1997, sayı: 250, s. 10.
[32] Zafer Dergisi, Ağustos 1999, sayı: 272, s. 31.
[33] Zafer Dergisi, Eylül 1999, sayı: 249, s. 7






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36627312 ziyaretçi (102622906 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.