Hikemî Tarz
 

Edebiyatta Hikemî Tarz

Hazırlayan: Akhenaton

Hikemî şiir ya da didaktik üslup, “düşünceye dayalı hikmetli söz söyleme”dir.[1] Amacı, okuyucuyu düşündürmek, uyarmak, insana doğruyu göstermek olan didaktik şiir anlayışıdır. Ahlâk ve edepli olmakla ilgili öğütler veren, şairin hayat tecrübesine dayanan ve bu konudaki özlü sözlerini barındıran gazellereyse hikemi gazel denir.[2] Bu tarz, Sebk-i Hindî’nin aksine şiirde düşünceye ağırlık verir.[3][4]

İslâmî düşünce sisteminde daha çok felsefe karşılığı kullanılmış olan “Hikmet”, gizli düşünce, bilinmeyen neden, özellikle varlıkların ve olayların oluşunda Allah’ın insanlarca anlaşılmayan gizli amacı, bilgelik, sağduyu, atasözü, özdeyiş vb. anlamlara gelen Arapça bir kelimedir. “Hikemî Şiir” ya da “Hakimâne Şiir” ise düşünceye ağırlık veren, amacın okuyucuyu uyarmak, düşündürmek ve aydınlatmak olduğu, daha doğru bir ifadeyle insana doğruyu, güzeli göstermeye yönelik görüş bildiren didaktik içerikli şiire denir. Bu tarzın edebiyatımızdaki en önemli ve güçlü temsilcisi olarak Nâbî bilinmektedir. Bu nedendendir ki, “Hikemî Şiir” akımı “Nâbî Ekolü” olarak da anılır. Nâbî tarzının diğer temsilcileri olarak Sâbit, Sâmi, Seyyid Vehbî, Koca Ragıp Paşa gibi sanatçıların adlarını burada anmak mümkündür.[1]

Klasik Türk edebiyatında büyük şairlerin yetiştiği son yüzyıl olarak nitelendirilen 17. yüzyıl, bir taraftan hikemî tarz ve Sebk-i Hindî’nin, bir taraftan da mahallîleşme akımının etkili olduğu bir dönemdir.[5] 17. yüzyılda süren yenilik arayışları, hikemî ifadelerden yararlanma yolunu da seçer. İnsanların doğruluk, güzellik ve iyiliğe yönelme ihtiyaçlarından doğan hakîmâne söyleyişler; özellikle bozulma ve düzensizliklerin arttığı, insanların nasihate daha çok gereksinim duyduğu dönemlerde ortaya çıkmıştır.[4]

Değişik anlamlara gelen hikmete konumuz açısından bakacak olursak hikmet; bir bakıma ait olduğu toplumun- ilgilendiğimiz dönemle bağlantılı olarak daha çok, 17. yüzyıl Osmanlı toplumunun- düşünce sistemi, dünya görüşü, hayat felsefesidir diyebiliriz. Daha doğrusu hikemî tarzın en güçlü temsilcisi olan Nabî’nin şiirlerine yansıyan görünümüyle baktığımızda onu, dönemin düşünce sistemi, hayata bakışıyla birlikte değerlendirebiliriz. Bu bağlamda bir toplumun hayata bakışını, yaşama biçimini belirleyen davranışlarla ilgili olan ahlâk anlayışı, hikmetin öncelikle ilgilendiği ana konulardandır. Aynı zamanda felsefenin araştırma alanına giren evrenin yaradılışı, varlık, varlığın öncesi ve sonrası vb. Metafiziği ilgilendiren konular hikmetle ilgilidir. Ayrıca aklın ve düşüncenin dayandığı ilkeler, bilginin kaynağını, sınırını ve değerini araştırmak da yine hikmetin konusuna girer. Böylece hikmet, felsefeyle bağlantılı olarak, felsefenin 3 ana inceleme konusunu yani ahlâk, fizikötesi ve bilgi teorisini içine alır. Kısacası hikmetin geniş kapsamlı bir düşünce tarzı olduğu söylenebilir.

Fakat hikmeti ağırlıklı olarak felsefeyle bağlantılı görmek de doğru değildir. Çünkü hikmet, Müslüman toplumlarda, dünya görüşünün temel dayanağı olan din ile de yakından ilgilidir. Varlığın, olup bitenlerin arkasındaki nedeni ya da nedenleri araştırmak, varlık ve eşyanın yaradılış amacını vermeye çalışmak hikemî tarzın dinî-tasavvufi yönüyle de ilgilidir. Osmanlı’da bilim anlayışı İslâmî ölçütler içinde ortaya konmuş olup bilimin öncelikle ilahî bilgiyle bağlantılı olması beklenir. Açacak olursak hikmet; felsefenin de ötesinde, nedenlerin bilgisi olarak düşünüldüğünde bunun ilahî bilgi ya da nedenlerin gerçek bileninin Allah olduğu inancıyla yakından ilgilidir. Gerçekten de yukarıda hikmetin anlamlarını sıralarken belirtilmiş olan, varlıkların ve olayların meydana gelişindeki insanlar tarafından bilinemeyen, anlaşılamayan gizli amaç, sır anlamıyla da bu kastedilmektedir. Başka bir ifadeyle; Nabî ve tarzın diğer şairleri hikmeti daha çok Kurân’da kullanıldığı gibi “derin kavrayış ve bilgi, sır, ilahî sır, öğüt” vb. olarak anlamış ve bu anlamlarda kullanmışlardır.

Özetleyecek olursak hikemî şiir; insanı, olayları, dünyayı değerlendiren çeşitli konuları işler. Özelliğini daha çok, yol gösterici ve düzeltici konulara yer vermesinden alır. Bu özelliği nedeniyle de hikemî şiirde anlatımın özlü olması, dolayısıyla kısa olması beklenir. Telmih, tevriye, kinaye gibi özlü anlatımda önemli olan söz sanatlarıyla birlikte irsal-i mesel kullanımı hikemî şiirde revaçtadır. Bu bağlamda hikemî şiir için atasözü, deyim ve halk söyleyişi kullanımı önemlidir. Hikemî şiirde atasözü, deyim vb. kullanımı önemli olmakla birlikte bu özelliğe ters düşen bir özellik, daha sonra da değinileceği gibi, hikemî şiir temsilcilerinin çoğunun genel olarak şiir dillerinin kolay anlaşılır olmamasıdır.

Hikemî şiir kavramını önce İran’da Feridüttin Attar ortaya atmış ve dinî şiirlerini hikemî şiir olarak adlandırmıştır 17. yüzyılda, hikemî şiirin İran’daki temsilcileri Şevket-i. Buharî ve Saib-i Tebrizî’dir. Nabî de özellikle Saib’den etkilenerek hikemî tarza yönelmiştir. Hikemî şiirin Osmanlı alanındaki kullanım alanı İran şiirindekine göre daha genişleyerek sosyal konuları da içine almıştır. Önce değişik divan şairlerinde örneğin Fuzulî ve Bağdatlı Ruhî’de yer yer gördüğümüz bu tarz, Nabî ile güçlenerek esas yapısını kazanmıştır.[6]

Genellikle, her şairin edebî kişiliği ve dünya görüşü, şairin yaşadığı devirle ve toplumun durumuyla yakından ilgilidir. İşte17. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde görülen bozulma, Nâbî’yi etkilemiş ve onu hikemî şiirin temsilcisi yapmıştır.[4] O, şiirlerinde ilim ve bilgiyi temsil eden kalem üstünde özellikle durmuş; edebî bir üslûpla kalemin önemi, fonksiyonu, yapılı ve çeşitleri, nasıl korunması gerektiği hakkında bilgiler vermiştir.[7] Ondan sonra pek çok şâir de bu yolda ilerlemiş ve hikemî şiirler söylemişlerdir.[4]

Nabî, bilge kişiliğiyle varlığa ve olaylara bakarken ayrıca, döneminin sosyal olaylarını ve yozlaşmış yanlarını da eleştirerek hikemî tarza düşünce boyutunun yanısıra eleştirel boyut da getirmiştir. Nabî’yle birlikte divan şiirinde, hikemî tarzda Nabî takipçisi olarak kendilerinden söz edebileceğimiz başka şairler de vardır. Nabî ile aynı dönemde yaşamış olup onunla dostluğu bilinen Ramî Mehmet Paşa, dönemin Nabî takipçilerindendir. 17. yüzyılda hikemî üslubu şiirlerinde kullanan başka bir şair de Sabit’tir. Sabit’in şiirleri çoğunlukla hikemî tarzda olup öğretici olma amacıyla söylendiği izlenimini bırakmaktadır. Fakat o, düşüncelerini şiirlerinde Nabî kadar güçlü yansıtamamış; daha zayıf ve 2. sırada bir şair olarak kalmıştır. Daha sonra Nabî yolunda yürüyenler arasında çoğu on sekizinci yüzyılda yaşamış şu şairler bulunmaktadır: Seyyid Vehbî, Raşid, Samî, Asım, Münif, Koca Ragıp Paşa, Haşmet, Fitnat Hanım, Sümbülzâde Vehbî, Sürûrî, Keçecizâde İzzet Molla.

Ayrıca 17. yüzyılın 2. yarısıyla on sekizinci yüzyılın ilk çeyreğinde yaşamış olan ve divan şiirinin rubai ustası olarak bilinen Azmizâde Haletî de rubaileriyle şiirde düşünce yolunu izlemiştir. Onun rubai türünü bu dönemde geliştirmesinde, dönemin düşünce ağırlıklı şiir anlayışının etkisi vardır. Diğer taraftan Ziya Paşa ve Namık Kemal’in kimi şiirlerindeki hikemî edaya bakarak, Nabî’nin etkisinin Tanzimat Dönemi’nin kimi temsilcilerinde de sürdüğünü söylemek mümkündür. Fakat, Nabî’den sonra onun yolunda yürüyenler arasında en güçlü şair, on sekizinci yüzyılda yaşamış olan Koca Ragıp Paşa’dır.

Hakîmane şiir tarzı, saydığımız takipçiler tarafından daha çok, şiirde atasözü, deyim ve hikmetli söz söyleme kullanımıyla dikkat çeker.[6] Hikemî tarzda, mesaj verme, telkinde bulunma amacı gözetildiği için şairlerce anlatımın kısa ve özlü olmasına özen gösterilir. Bu yüzden, atasözlerine, deyimlere, halk söyleyişlerine hikemî şiir dilinde sık rastlanır.[8] Yine Sebk-i Hindî tarzında da az sözle çok şey anlatma isteği, deyim ve özlü sözlerin şiirde sıkça yer almasına yol açmıştır.[4]

Hikemî tarzdaki dış dünyayı algılama ve değerlendirmeye yönelme, toplumdaki sosyal bunalım ve kültürel değişmelerin şiirle ifade edilmesine yol açmıştır. Bu üslup, halkı bilgilendirme ve yenilikleri öğretme amacını taşımaktadır. Nâbi, düşünceyi söz sanatlarıyla süslemek yerine fikir olarak ortaya koymuş ve bu şekilde didaktik bir anlayışı şiir dünyasına kazandırmıştır.[9][10]

Kaynaklar

[1] Doç. Dr. Şener Demirel, "17. Yüzyıl Klasik Türk Şiirinin Anlam Boyutunda Meydana Gelen Üslup Hareketleri", Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 4/2 Winter 2009.
[2] "Eski Türk Edebiyatı", Yargı Yayınevi, s.363.
[3] Hüseyin Ayan, "Cevrî Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanının Eleştirili Metni", Erzurum 1981, s. 3.
[4] Dr. Şerîfe Akpınar, "Agah Divanı", T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2012, ISBN: 978-975-17-3625-3.
[5] Arş. Gör. Esra Egüz, "Priştineli Begzâde Nûrî Divanı ve Divan’daki Şifreli Yazılar", sayı:?, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, s.310.
[6] Komisyon, "15. Yüzyıl Türk Edebiyatı", Anadolu Üniversitesi, Ocak 2013 (2.baskı), ISBN: 978-975-06-1051-6, s.81-82.
[7] Yrd. Doç. Dr. Aysun Sungurhan, "Nâbî ve Sâbit Divânında Kalem", Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Bahar 2011, Cilt: 4 Sayı: 17.
[8] Mine Mengi, "Eski Türk Edebiyatı Tarihi", Ankara 1999, s. 183.
[9] Nihad Sami Banarlı, "Resimli Türk Edebîyatı Tarihi", M.E.B Yay, İstanbul 2004, C.2, s.670.
[10] Mine Karaca, "Birrî Mehmet Dede Divânı'ndan Muhtevâ İncelemesi" (yüksek lisans tezi), Ankara Üniversitesi, İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı, Ankara 2008, s.20.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36681211 ziyaretçi (102717205 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.