Hititler'de Kıyafet ve Giyim-Kuşam
 

Hitit, Hititler, Hittite, Hittites

Hititler'de Kıyafet ve Giyim-Kuşam

Hazırlayan: Akhenaton

Hitit Giysisi

Hititlerde halkın giydiği elbiseye "Hapuşanza" adı verilir.[1] Kadınların kıyafetleri, topuklara kadar uzanmakta, etek kısmı kemerle oturtulmuş uzun kollu giysilerdir. Greklerin naklettikleri bazı Amazon hikayelerinin kaynağının Hitit güneş tanrıçası Hepat'ın asker kıyafetindeki kabartması olduğu düşünülmektedir.[2]

Hitit üslubunun kuralları, insan şeklinde düşündükleri tanrı ve tanrıçalarının giysileri ve fizyonomilerinde belirgindir. Hitit figürlerinde kadın tanrılar ve kraliçe; disk başlık, uzun etekli, uzun kollu giysiler, ucu yukarı doğru sivrilen ayakkabılar giyiyorlardı. Ancak Yazılıkaya tanrıçaları; tepesi mazgallı, silindirik başlıklar taşırlardı. Hitit tanrıları, tepesi sivri külah biçimli boynuzlarla bezeli başlıklar giyerlerdi. Güneş Tanrısı ve kralların takke başlıkları vardı. Ancak bazı tasvirlerde bunun tersi de olabiliyordu. Erkek figürlerinde kıyafetler, içe giyilen ve diz kapaklarını örtmeyen kısa etek, bazı hallerde şal ya da manto olarak ifade edilen üstlük, sivri uçlu ayakkabılar kıyafetlerini tamamlıyordu. Güneş Tanrısı tarafından da taşınan ucu kıvrık baston, kral betimlerinin vazgeçilmez öğesiydi.[3][4]

Hitit kaya anıtlarında resmedilen figürler, Hitit sanatının stilistik özelliklerine uygun olarak tasvir edilmişlerdir: Erkekler genelde kısa tünik, ters huni biçimli sivri bir başlık ve çarık biçimli ayakkabı giymiş olarak; kadınlar ise uzun manto biçimli giysi, başlarında yüksek bir başlık ve yine Hitit tarzında çarık biçimli ayakkabılarla resmedilmişlerdir. Hitit krallarının bazen rahip kıyafeti olan uzun giysi ve takke biçimli başlıkla resmedildikleri de görülmektedir. Erkek figürleri sakallı ama bıyıksız ve halka biçimli küpeleriyle gösterilirken, kadın figürleri de aynı erkekler gibi halka biçimli küpe takmış olarak resmedilirlerdi.[5]

Boğazköy ve Yazılıkaya kabartmalarına göre, Hititlerin giydiği keçe başlık ve elbiseler, Orta Asya'daki arkeolojik kazılarda ele geçen ve Pazırık'ta bulunan keçe parçaları, keçenin çok eski çağlardan beri Türkler tarafından kullanıldığını gösteriyor.[6] Bu başlıkların keçeden yapıldığı, araştırmacılar arasında yaygın görüştür.Orta Asya'da yapılan kazılarda ele geçen ve M.Ö. VIII.yy. keçe parçaları ve Pazınk'ta bulunan üzerine aplike tekniğiyle bezemeler yapılmış keçe parçaları bulunmuştur. Aplikler üzerinde düşsel yaratık motifleri çoğunluktadır.[7]

Günümüzde zeybeklerin giydikleri diz çakşırının da Türklerden çok önceleri de Anadolu'da varlığını kanıtlar birtakım bulgular vardır. İzmir'in Kemalpaşa taraflarındaki (Karabel) M.Ö. 13. yüzyıla aile bir kabartma, oldukça çok önemlidir. Bu Hitit kabartmasındaki savaşçının üzerindeki kısa don ve ayrıca uzun fes, Zeybeklerin giydiği giysiyle oldukça büyük bir benzerlik göstermektedir. İzmir – Kemalpaşa'daki savaşçı kabartmasının kısa donlu oluşu, Zeybeklerin giydiği diz çakşırının en azından Hititlere kadar uzandığını hatta Hitit öncesine ait olduğunu ispatlar niteliktedir. Nitekim aynı dönemlere ait Anadolu'nun diğer bölgelerindeki Hitit kabartmalarına bakıldığında özelikle kısa don yoktur. Bunun yerine uçları ön tarafta birleşen kısa bir eteklik giyildiği görülmektedir. Buradan da kısa don geleneğinin özellikle Batı Anadolu'ya ait olduğu ve Hititlerin de bu gelenekten etkilendiği sonucu çıkarılmaktadır.[8]

Dokumacılar, çoğunlukla koyun ve keçi yününü kullanırlardı. Kumaş boyayanlar ve terziler de aynı hammadde ile uğraşırlardı. Metinlerde Hititlerin kumaş üretimi yaptıklarına dair kesin bilgi yoktur, fakat kumaşların işlenmesinden bahsedilir. Halkın kendi evinde dokuma işi ile uğraştığını, kendi giyim eşyalarını hazırladıklarını ve diğer bazı gereksinimlerini kendilerinin yaptığını söyleyebiliriz. Çok sayıda ağırşak ve dokuma tezgâhı ağırlıklarının bulunması bunun bir göstergesidir. Hattuşa'daki büyük tapınağın çevresinde çok miktarda giysi iğnesi bulunmuştur. Bu da başkentteki dokumacıların, çoğunlukla tapınağın etrafındaki atölyelerde konumlandıklarını düşündürür.[9]

Hititler, temizliğe çok önem veriyorlardı. Tanrılara yaklaşmak için temizlik bir koşuldu. Tırnakların kesilmesi gerekiyordu ve Hitit kralı, içme suyu içinde bir saç ya da bir kıl parçası bulduğu taktirde buna neden olanlar şiddetle cezalandırılıyordu.[10]

Hititler döneminde yapılacak törende kral ve kraliçe, özel tören giysilerini giyerler ve kendilerine ayrılan özel bölümde yer alırlardı.[11] Büyük krallar yani Hitit İmparatorları, sanat eserlerinde kraliyet simgesi olan ucu kıvrık bastonlarıyla birlikte betimlenirlerdi. Türkiye'nin ilk hititologu Ord. Prof. Dr. Sedat Alp tarafından Hititçesinin “kalmuş” olduğu tespit edilen ve bazı yayınlarda "lituus" olarak da geçen bu ucu kıvrık asayı sadece Hitit büyük kralları taşıyabiliyordu. Tanrılar ve öldükten sonra Tanrılaştığına inanılan ölmüş Hitit kralları sanat eserlerinde boynuzlu başlıkla resmediliyorlardı. Sadece Hititlerde değil, tüm eski Yakındoğu dünyasında Tanrısallık belirtisi olan boynuzlu başlık kullanılırdı. Başlıktaki boynuzların sayısı, ilgili Tanrı'nın önem derecesine göre azalır ya da çoğalırdı. Başlıktaki boynuzların miktarı ne kadar çok ise, başlığı takan Tanrı'da o kadar büyük bir Tanrı demekti.[5]

Hitit kıyafeti mevzu bahis olduğunda, Eski Devlet zamanından Geç Hitit beylikleri zamanına kadar geçen 8-9 asır zarfında aynı modanın devamı imkânsızdır. Nitekim geç Hitit âbideleri üzerindeki kral kıyafetleri Asur modasını gösterdiği halde; tanrı kıyafetleri, belki de kısa olduğundan dolayı münhasıran bir harp kıyafeti olan - Tıpkı Romalıların pilili harp eteklikleri gibi - hem Büyük Hitit devleti zamanında, hem de geç Hitit beylikleri devrinde aynıdır. Boğazköy'deki Kral kapısı ve İvriz kabartmalarında olduğu gibi. Sakal için de aynı şey söylenebilir. Sakal bir Asur modasıdır, bundan dolayı da yalnız Geç Hitit devri kabartmalarında görülür.[12]

Hititlerle ilgili Eski Mısır kabartmalarında görkemli biçimde tasvir edilen savaş arabaları o dönemin en gelişmiş aracıydı. İki tekerlekli, bir atın çektiği arabada bir sürücü, iki asker vardı. Askerler zorlu savaşçılardı. Yiğit, disiplinli olma yanında güçlü silahlarla donanımlıydılar. Ok yanında, Anadolu'nun zengin yer altı zenginliklerini işleterek elde ettikleri madenlerden çeşitli silahlar taşır ve madeni miğferler giyerlerdi. Giyiniş biçimleri, daha sonra Yunan ve Roma dünyasını etkilemiştir.[13]

Ayakkabı

Hititler, dünyanın ilk hazır giyimcileridirler. Bilinebilen tarihte ilk çizmeyi de, Hititler giymiştir.[14] Ortaasya'daki Türklerin giydiği [15], bugün Anadolu'da çok az da olsa hala kullanılan [16] çarıklara benzer burnu kalkık bir ayakkabının Anadolu'nun eski halkı Hititler'ce de kullanıldığı bilinmektedir.[15] "Çarık" kelimesi, Hititlerin ayakkabılarına verdikleri addır ve Tevrat'ta "ayakkabı bağı" anlamına gelen İbranice kelimeyi (Tekvin, XIV, 23) andırır.[17][18]

Konuyla ilgili olarak Anadolu'dan örnek verilecek olursa Hititlerin başkenti Hattuşa'daki kaya kabartmalarında yer alan on iki Hitit tanrısının ayağında, burnu kalkık çizmelerin yer aldığı hemen göze çarpacaktır. Konya'daki İvriz Kaya Kabartmalarında yer alan Hitit Bereket Tanrısı ile Kral Varpalavas'ın ayaklarındaki çizmeler ilginçtir. Kayseri Müzesi'nde ise, M.Ö.. 16. yüzyıla tarihlenen, Asur Koloni Çağı'na ait çarık biçimli törensel içki kapları vardır.[19]

Hitit Kulak Tıkacı

Hititler dönemine ait bir kulak tıkacı

Takılar

Hitit İmparatorluk Çağı takıları hakkında gerçek buluntuların yanı sıra yazılı kaynaklarda rastlanılan tanımlarda da bilgi edinilir. Tapınak hazine envanterlerinde, krala ait çeyiz ve ganimet listeleri arasında yer alan takılar çok zengin ve çeşitlidir. Hititlerin başkenti Hattuşa (Boğazköy) yakınlarındaki bir açık hava tapınağı olan Yazılı Kaya'da ki kabartmalarda, Hitit Kraliyet ailesinin giyim kuşam ve takıları gösterilmiştir.[20]

Kaynaklar

[1] www.bulmacasozluk.com/h-15-2.php
[2] Doç. Dr. Gülden Ertuğrul (Atatürk Üniversitesi ve Atatürk Fen-Edebiyat İlkeleri ve Fakültesi İnkılap Tarihi Enstitüsü Öğretim Üyesi.), "Anadolu'da Türk Kadını'nın Statüsü", e-dergi.atauni.edu.tr/index.php/ad/article/download/828/826
[3] K. Emre, "Hitit Sanatı", Arkeo Atlas Dergisi, Sayı 3, 2004, s.50.
[4] A. Perizat Tümen Genç, "Hitit Seramikleri" (yüksek lisans tezi), Tez Danışmanı: Yrd. Doç. Serap Ünal, Süleyman Demirel Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Arkeoseramik Ana Sanat Dalı, Isparta 2005.
[5] Özlem Ertan, "Hitit KJaya Anıtları", blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=31144
[6] www.forumturkiye.com/arsiv/index.php/t-94552.html
[7] Necati Karaçoban (Araştırmacı-Yazar), "Bergama'da Keçe", Bergama Belleten 11, 14 Eylül 2002, bergama.
[8] www.facebook.com/topic.php?uid=24051583573&topic=5140
[9] www.turkeireiseleiter.com/?p=110&lang=tr
[10] wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=30825
[11] ynlzbn.blogspot.com/
[12] Aydın Sayılı, "Habeş el-Hâsib'in Zic-el Dimeşki'si", dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/26/1235/14115.pdf, s.153.
[13] www.supermeydan.net/forum/forum459/thread61485.html
[14] www.diplomatikgozlem.com/haber_oku.asp?id=3475
[15] www.msxlabs.org/forum/meslekler/137279-ayakkabicilik-ayakkabicilik-meslegi.html
[16] cevaplar.mynet.com/soru-cevap/insanlar-ne-zamandan-beri-ayakkabi-giyiyor/64958
[17] www.bul2.com/ansiklopedi/ayakkabi
[18] www.ayakkabiodasi.com/tanim.asp
[19] www.idesbas.com/tr/ayakkabi.htm
[20] MEGEP (Meslekî Eğitim ve Öğretim Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi), "Kuyumculuk Teknolojisi - Takıların Gelişimi", Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara 2006.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Misafirrrrrrrrrrr 16379107e6e, 08.02.2016, 17:00 (UTC):
Süpppppperrrrre OLMUŞ

Yorumu gönderen: ayla, 30.11.2010, 18:04 (UTC):
çok güzell işime yaradı



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36792393 ziyaretçi (102914788 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.