Hitler'in Ölümü ve Akıbeti (1.Bölüm)
 

Adolf Hitler'in Cesedi, body of hitler

Hitler'in Ölümü ve Akıbeti

(Muammalar dumanında gizlenilen gerçekler)

Yunis Ferman oğlu Halilov

1.Bölüm / 2.Bölüm

1945'li yılların başlarında; İngiltere ve Fransa batıdan, Sovyetler Birliyi ise doğudan Almanya topraklarına girmeye başladı. Yenilgi, Hitler için artık kaçınılmazdı. Etrafındakilerin ona Bavaria'daki güvenliği temin edilmiş yeraltı sığınaklardan birine gitmedi teklifini reddederek, belki de artık vicdanını da kaybettiğini anlayan Hitler, Berlin'i terk etmek istemiyordu. O ya zafer kazanmayı ya da intihar etmeyi düşünüyor ve bunu açık şekilde beyan ediyordu. Berlin bombardıman edildiği zaman Hitler, zorla da olsa, yeraltı sığınaklardan birine indirildi. Belki de o, artık sonunun geldiğini anlıyor ve biliyordu ki, onu dehşetli bir ölüm cezası bekliyordu. Buna ek olarak, Hitler anlıyordu ki, kaybettiği takdirde, onu 1918'te Versal'da imzalanan ve Almanya'nın düştüğü bu duruma neden olan barış antlaşması gibi bir antlaşma imzalamağa mecbur edecekler. O ise bunu istemiyordu. İlginç ve garip de olsa, Hitler, böyle bir durumda 28 Nisan 1945'te sevgilisi Eva Braun'la resmi olarak nikahlanır. 1945'in 30 Nisan'ında ise Hitler, nasyonalist yoldaşları ile vedalaşarak yerine amiral Dönitz'i tayin eder. O'nun bundan sonraki kaderi hakkında çeşitli faraziyeler vardır. Bu faraziyeler içerisinde en esaslısı, Hitler'in 30 Nisan 1945'te ortadan kaybolması ve onun hayatta olup olmadığından bir daha haber alınamamasıdır. Bununla birlikte, bazılarına göre Hitler, Arjantin'e veya İspanya'ya kaçmış, bazılarına göre, ömrünün sonuna dek gizlenmiş, hatta ne kadar garip olsa da bazılarına göre o, hâlâ yaşıyor. İşin aslı ise Hitler, 30 Nisan 1945'te, karısı Eva Braun'la birlikte intihar etmiştir. Onun intihar etmesi yalanlanamaz olgularla kanıtlanmıştır. Böyle olduğu takdirde, ölümünden sonra Hitler'in sağ kalması hakkında niçin çeşitli rivayetler meydana çıkmıştır?! Bu yazımızda bu soruya cevap vermekle beraber, insanlık tarihine büyük kara leke vuran II Dünya savaşının baş mimarı Adolf Hitler'in ömrünün son günleri ve onun intiharından sonra başlayan ilginç, ihtilaflı ve gizemli olaylar, an be an tasvir edilmiştir.

 «Hitler'in Ölüm Haberi»

II Dünya savaşı bittikten sonra dünyanın gelecek kaderinin nasıl hallolunacağı meselesi ortaya çıkığından, müttefik devletlerin komutanları, 1945'in Haziran ayında Berlin'de yıkıntılarının ortasında bir toplantı yaptı. Almanya, 28 gün önce şartsız şekilde antlaşma imzalayarak II Dünya savaşında yenildiğini kabul etmişti. Amiral Dönitz'e göre Hitler'in ölümü, başlangıç olmuştu. Reich'in (reyh) yeni devlet başkanı olan Amiral Dönitz'in Hitler'in ölüm haberini beyanatla bütün Almanya'ya ilan etmesinden sonra bütün dünyada basın mensuplarının o gü­ne kadar hayatlarındaki en önemli ve sansasyonel haber gazetelerde yankılanmıştı:

« H İ T L E R , Ö L D Ü »

«Hitler, Nerede Gizleniyor»

Sovyet ordusunun baş komutanı Mareşal Joukov'un, Berlin'de 9 Haziran 1945'te, basın mensuplarına demeç vereceği haber verilirken bu tarihi olayı izlemek için dünyanın dört bir yanından bütün muhabirler akın akın Berlin'e gitmişti. Mareşal Joukov, kendinden emin ve oldukça serbest bir şekilde Hitler'in karargahında geçirdiği son günler hakkında kâti deliller toplandığını bildiriyordu. Joukov, muhbirlere önce Hitler ile Eva Braun'un evlendiklerini açıkladı. Sovyet mareşali, daha sonra bütün dünyanın merak ettiği meseleye değindi. Yâni Hitler'in ölüp ölmemesi meselesine... Ancak Mareşal Joukov, Hitler'in ölümü konusunda hiç beklenmeyen bir bilgi verdi:

«Hitler'in ölümü hakkında bildiklerimiz, garip tesadüfler  içerisinde  tespit  edildi. Hâlâ da Hitler'in cesedini kati şekilde belirleyemedik. Size Hitler hakkında somut bir şey söyleyemeyeceğim. Belki de o, Berlin'den son an­da kaçıp başka bir yere de sığınmış olabilir. Araştırmalarımız, bizi böyle bir netice çıkarmaya itiyor.»

Mareşal Joukov'un bu açıklamalarından sonra Berlin Harbi komutanı General Berzarin, konuşmaya başladı:

«Bir çok ölü bulduk. Bu ölülerin arasında Hitler'in de cesedinin bulunma ihtimali vardır. Hitler'in öldüğünü  somut şekilde açıklayamıyoruz. Fikrimce, Hitler Avrupa'da bir yerde gizleniyor. Hatta o, General Franko'nun ya­nında bile olabilir.»

Bu açıklamaların manasını anlayabilmek için, belki de o günleri yaşamak la­zım­dır. Birçokları, Sovyet devlet görevlilerinin açıklamalarını olduğu gibi kabul ediyordu. Şöyle ki, bazılarına göre Hitler, ölümden kurtulmuştu ve o, hâlâ yaşıyordu.

«Eisenhower, Tereddüt Ediyor»

Amerikan kumandanı Eisenhower, Sovyet mareşali Joukov'un açıklama­la­rı­nın tesiri altında kalmıştı. Muhabirlere verdiği demeçten sonra Joukov, 10 Haziran'da Frankfurt'ta Eisenhower'le görüştü. Görüşme zamanı Eisenhower, derhal Hitler meselesine değindi. Çünkü Amerikan kumandanı, Rusların Hitler'in cesedi hakkında neler bildiklerini öğrenmek istiyordu. Ancak Mareşal Joukov, bir gün önce muhbirlere verdiği demecini Eisenhower'e tekrar etmekle yetindi. Beş gün sonraysa Eisenhower, Times Gazetesi'ne şöyle demeç verdi:

«Rus askerleri, Hitler'in izine rastlayamadı. Führer'in İspanya ya da Arjantin'de gizlenmesi ihtimali, çok büyüktür.»

Halbuki o tarihe kadar Eisenhower, Hitler'in öldüğüne inanıyordu. Elbette, Amerikan kumandanı bu fikri derhal kabul etmedi ve bu problemi bir o kadar daha araştırdı. O, 1945'in Ekim'inde, Hollanda ve Danimarka'ya yolculuğu sırasında, gazete muhabirleri ile görüştü. Utrecht'teki bir İngiliz gazete muhabiri ile görüşmesinde, «Önceleri Hitler'in öldüğüne inandığını, ancak şimdi Hitler'in sağ kalma olasılıklarının daha büyük olduğunu» bildirdi. Evet, Eisenhower bu fikirdeydi.

«Trevor Roper, Araştırmaya Başlıyor»

Ruslar, ısrarla Hitler'in ölmediğini iddia ediyordu. Hatta onlar, 1945'in Eylül ayında, müttefikleri Hitler'i saklamakla bile suçladılar. Rusların açıklamalarına göre İngilizler, Hitler ve Eva Braun'u Almanya'daki işgal topraklarında bir yerde gizliyorlardı. Bu iddia karşısında İngiliz hükümeti, derhal bir profesörü bu işi araştırmakla görevlendirdi. İngiliz Güvenlik Dairesinden olan H.R.Trevor Roper, bu problemi, yâni Hitler'in hayatta olup olmaması meselesini aydınlatmalıydı. Eisenhewer, Danimarka'dan Frankfurt'taki karargahına döndüğü sıralarda, Trevor Reper, araştırmalarına başladı. Araştırmalar sırasında O, Hitler'in ölümü ile ilgili ellerinde kati delillerin olduğunu söylenmesine aldırmadan, Führer'in sağ kaldığını gösteren sebeplerin de olduğunu belirtti. Bu tarihten itibaren Eisenhower, daha temkinli davranmağa başladı. Çünkü Hitler'in sağ kalması, artık onu daha çok kuşkulandırıyordu.

«Stalin'in Bu Meseleyle İlgilenmesi»

Stalin, Hitler'in ölmediğini söylüyordu. O, 26 Mayıs 1945'te Amerikan temsilcisi Harri Hopkins'e, Hitler, Krebb, Bormann ve Goebels'in  ölümden  kurtulduklarını ve nerde gizlendiklerini söyledi.  

16 Eylül 1945'te Stalin, Potsdam Konferansı'na katıldı. Bir gün sonra, yâni 17 Eylül'de ise Stalin, Amerikan devlet görevlisi James Byrnes'e Hitler'in yaşadı­ğı­n­dan emin olduğunu söyledi. Amerikan devlet görevlisiyse, bu iddia karşısında ne cevap vereceğini bilemedi. Stalin'in açıklamalarına göre «Adolf Hitler, sağdı ve o, İspanya ya da Arjantin'de gizleniyordu.»

Bu Konuyla İlgili James Byrnes'in Söyledikleri:

 «Stalin, Moskova'da  Hopkins'e  söylediklerini bana tekrarlamakla yetindi. O, Hitler'in kaçtığına ve bir yerlerde gizlendiğine inanıyor. Araştırmalar neticesinde hiç bir şey bulunamamıştır. Führer'in cesedi bulunamadığı gibi, onun ölü olup olmadığı da kati şekilde bilinmiyor.»

«Rus oyunu»

Stalin ve Joukov, Hitler'in yaşadığını söylerken, aslında Führer, gerçekten de ölmüştü. İlginç olan odur ki, Sovyet Rusya'sı da Hitler'in öldüğünü çok iyi biliyordu! …

«Hitler'in Mücâdelesi Devam eder»

Almanya, bombardıman yağışı altında sanki inliyordu. Hitler'in Reyhi cehennemi hatırlatıyordu. Müttefik orduların birlikleri doğudan ve batıdan hızla Almanya'ya doğru ilerliyordu. Artık iki Sovyet ve bir Amerikan öncü kuvveti, Elba nehri üzerindeydi. Almanlar, yenilginin kaçılmaz olduğunu anlamışlardı. Yalnız bir adam, ama, tek bir adam, hâlâ her şeyin bitmediği fikrindeydi. Bu, Adolf Hitler'di. Führer, Berlin sığınağında bekliyordu. O, beklenmeyen bir şey olacağına inanıyordu. Buna göre de o, her beklenilmeyen olaydan amacına uygun yorumla netice çıkararak teselli buluyordu. Bâzen o, etrafındakilere büyük Frederich'in Rusya seferi sırasında karşılaştığı tehlikelerden bahsediyordu. Şöyle ki, sefer sırasında kraliçe ölmüştü. Elbette bu, büyük Frederich için bulunmaz bir fırsattı. Çünkü o, artık düştüğü çetin durumdan kurtulmuştu. Hayatı boyu bir çok problemlerle karşılaşan ve çetin durumlardan çıkan bu diktatörün böyle tesadüfi olayların başlayacağına çocuk gibi ümit bağlaması, inanılacak bir şey değildi.

Bir akşam, Goebels, elinde bir telgrafla Hitler'in odasına girdi. Telgrafta Rooswelt'in ölümü bildiriliyordu. Telgrafı okuyan Hitler'e göre herhalde yine bir «kraliçe hadisesi» tekrarlanıyordu. O, bu düşünceyle, bir zaman bekledikten sonra, sığınaktakilere bağırarak delicesine haykırdı:

«Ey inançtan yoksul olan zavallılar, ne öğrendim biliyor musunuz? Rooswelt, ölmüş. Anladınız mı? Amerikan Cumhurbaşkanı Rooswelt, ölmüş. Bakın, talihe nasıl da her şeye hakim olabiliyor.»

Bu sözlerden sonra sığınakta bir bayram halet-i rûhiyesi yaşandı. Artık herkeste bir zafer ümidi uyanmıştı. Derhal içkiler açıldı. Artık savaş «bitmişti». Hepsi de birbirini tebrik ediyordu. Almanya, savaşı «kazanmıştı». Hitler, artık General Wenk'in ordusuna yardım edebilirdi. Onun planına uygun olarak Wenk, karşı hücumla Rusları Asya'ya kovmalıydı.

General Wenk'in ordusu, çeşitli orduların derleme kıtalarından teşkil olunmuştu. Bu kıtalar da, «Hitler Gençliği», «Volksturm»dan ve 14-18 yaşlarındaki gençlerden ibaretti. Wenk'in ordusu, sonuncu hamleye kalkmalıydı.

«Almanlar, Geri Çekiliyor»

General Wenk'in ordusu, Potsdam'dan 18 km uzaklıkta General Bussen'in 40 bin kişililik ordusu ile birleşmişti. Fakat buna rağmen generaller, mevcut şartları birlikte değerlendirerek yenilgiden yaka kurtarmanın mümkün olmadığı kanaatine varmışlardı. Böyle bir durumda Hitler'den de hücum emirleri geliyordu. Fakat bu emirler, boşunaydı. Çünkü generaller, artık sığınaktan gelen emirlere tabi olmuyorlardı. Çok geçmeden, generaller, «geri çekilme» emri verdi. Generallerin fikrince, en mâkul yol, ordularını Amerikalılara teslim etmekti. Çünkü onlar, Sovyetler'e esir düşmekten korkuyorlardı. Alman ordusunun geri çekilmesine rağmen Führer, telefonla emir üstüne emir yağdırıyordu: «Düşmana hücum edin!» Fakat bunlar faydasızdı. Hitler, artık «canlı bir ölü»den başka bir şey değildi. 20 Eylül 1944 suikastinden sonra Hitler, artık evvelki gücünü kaybetmişti. Onun sağ ayağı tutmuyor, sağ eli ve yüzü esiyordu. konuştuğu yerde boynu eğiliyor, başı titriyordu.

28 Nisan'da müttefiklerle savaş, artık Berlin'in sokaklarına sıçramıştı. Almanlar her taraftan geri çekiliyorlardı. «SS»'ler ise Spittel Markl-Mark'ta müttefik birliklerine ciddi direniş gösteriyorlardı. Sovyetler, Invalidenstrasse'ye doğru ilerliyordu. Önceden nazarda tutulduğu gibi Berlin'e son hücumu Fransızlar ediyordu. Galibiyetten sonra Berlin savaş madalyalarının Fransız kıtalarına verilmesi nazarda tutulmuştu. Almanlar, artık müttefik birliklerinin önünü kesemiyordu. Onlar, yenilgiden yaka kurtarmanın mümkün olmadığı kanaatine varmışlardı. Böyle bir durumda, sığınağın sağlam beton duvarları Hitler ve orada olanları koruyordu. Bombalar, artık yağmur gibi sığınacağın üzerine yağıyordu. Buna rağmen sığınakta olanlar, bombardımanın gürültüsünü duymuyorlardı. Çünkü tarihte benzeri olmayan bu labirentli sığınak, gerçekten de çok sağlam inşa edilmişti.

«Hitler, Öfkeleniyor»

Wenk'in ordusu, nerde kalmıştı? Hitler, sığınakta oturup bu problemi halletmek için beynini çatlatıyordu. Üstelik Mareşal Keitel'in genel karargahından da bir haber gelmiyordu (Bu karargah, Potsdam'dan Fürstenburg'a, oradan da Waren'e çekil­mek zorunda kalmıştı). Böyle bir durumda yavaş yavaş kuşkulanmaya başlayan Führer, Keitel'e bir telgraf gönderdi:

«Berlin'e derhal destek kuvvetleri gönderin. Heinrich nerede kaldı?  Wenk'in ordusuna ne oldu? Dokuzuncu ordu ne yapıyor? Wenk ile Buss ne zaman buraya gelecekler?»

Keitel'in bu telgrafa cevap vermediğini gören Hitler, öfkelendi, bağırmaya, ayakları ile yere vurmaya, tehditler yağdırmaya başladı. Fakat çok geçmeden sustu. Uzun müddet sessiz kaldı. Sanki hayallere dalmıştı. Onun bu durumu, etrafındakileri kuşkulandırıyordu. Akşam, saat 19:00'da Bormann, Amiral Dönitz'e ateş püsküren bir telgraf gönderdi:

«Kuvvetlerini savaşa tahrik etmek emrinize generaller su­suyor. Her yerde birlik ve şerefin yerini ihanet almıştır. Hâlâ ora­dan gelecek haberleri bekliyoruz. Sığınak, harap oldu».

Saat 20:00'ye yakın Oberkomanda'ya dört gözle beklenilen haber geldi. Haberde Wenk'in ordusunun eriyip yok olduğu bildiriliyordu.

«Führer'e İki İnsan Sadık Kaldı»

O, son ümitlerini de yok eden telgrafı okuduktan sonra odasına çekildi. Bormann, Goebels, General Krebs, Hitler'i sakince izlediler. Hepsinin bu acı haberden sonra boğazı kurumuş ve sanki sesleri tutulmuştu. Artık en sadık dostları, Hitler'i terk etmeye başlıyordu. Goerink, Hitler'in mirasını ele geçirmek ve bütün yönetimin başına geçebilmek için teşebbüs gösterdiğinden o, bir odada «SS»-lerin nezare­tinde saklanılıyordu. Heinrich, artık ondan yüz çevirmişti. İsviçre radyosu, Himmler'in Comte Bernadotte vasıtasıyla müttefiklerle antlaşma imzalamaya çalıştığını bildiriyordu. Himmler'in yardımcısı Fegelein'se, sığınaktan kaçmaya çalışırken hapsedilmişti. Hitler, Himmler'le ilgili haberi öğrendiğinde, bütün acısını Fegelein'den çıkardı ve onun derhal kurşuna dizilmesini emretti. Fegelein, Eva Braun'un kardeşiydi. Ancak bu, Fegelein'in kurşuna dizilmesine engel olamadı. Eva Braun, Fegelein'in  niçin  tutuklandığını çok iyi biliyordu.

Adi (o, Hitler'i böyle çağırırdı) bu kararı verdikten sonra artık itiraz etmek anlamsızdı.

Herkesin kaçıp canını kurtarmak istediği bu dakikalarda, Hitler'e yalnız iki kişi sadık kaldı: Bunlardan biri Eva Braun'du. Kadın, Hitler'le birlikte hayatının on üç yılını geçirmişti. Hitler'e sadık kalan ikinci kişi ise, yaveri Heinz Lingey'di. 1.90 metre boyunda ve 110 kilo olan bu kişi, on yıldır idi Hitler'le birlikteydi. Hitler, ona kendi gibi inanırdı.

«Hitler, Eva Braun'la Resmi Nikah Kıyıyor»

27 Nisan'da Heinz Linge, Hitler'e Eva Braun'la evlenmeyi tekidle teklif etmiş, fakat Führer bugün bu tekidi yanıtsız koymuştu. Ertesi gün, yâni 28 Nisan'da Hitler, Heinz Lingen'i yanına çağırıp ona Eva Braun'la evleneceğini bildirdi. Goebels, derhal evlenme işine resmiyete dökecek memuru getirtti. Walker Wagner adındaki bu memur, ondan ne istenildiğini bilmeden sığınağa getirildi.

Nikah merasimi, Fegelein'in adamından 45 dakika sonra hayata geçiriliyordu. Artık, 29 Nisan'a girilmişti. Saat, 00.30'du. Gece yarısı geçirilen merasim, çok sürmedi. Sığınağın tavanına mermiler yağmur gibi yağarken, nikah memuru Walker Wagner, kanuna uygun olarak, fakat utancından kızararak Hitler'e saf alman ırkından olup olmadığını sordu?! Führer ise bu soruya tam ciddiyetle olumlu cevap verdi. Bu yanıtı Eva Braun da aynı ciddiyetle onayladı. Her ikisinin rızası alındıktan sonra nikah defterini imzaladılar. Eva, imza yerine önce “Eva B…” yazdı. Fakat bir müddet düşündükten sonra gülerek “B”-yi karaladı ve adının yanına “Hitler” yazdı.

“Hitler'in Vasiyetnamesi”

Nikahtan bir süre sonra Hitler, katibesi Frau Junge'ye vasiyetnamesinin yazdırmağa başladı. Artık ölümle yüz yüze gelmesine aldırış etmeden; Hitler, fikirle­ri­nin hiç birinden imtina etmiyordu:

“1939 savaşını istediğim ya da bu savaşı Almanya'da herkesin istediği fikri, tamamiyle yalandır. Savaş, yalnız Yahudi ırkına mensup olan milletlerarası siyaset kurtlarının kızıştırdıkları felaketten başka bir şey değil. Bu kurtlar, ya Yahudi'ydiler ya da Yahudilerin menfaati için çalışıyorlardı. Silahsızlanma hak­kın­da defalarca teklifler götürdüm, fakat ettiğim bu teklifler, hiç bir za­man kabul edilmedi. I Dünya savaşından sonra defalarca tekrarladım: Ben, İngiltere ile savaşmak istemi­yorum. Elbet­te, ABD'yle de savaşmak istemiyordum. Gelecek yüzyıllarda şehirlerimizin harabelikleri, bütün bunlara sebep olan Yahudilere kinin daha da şahlanmasına yol açacaktır…”

Elbette, Hitler'in vasiyetnamesi bir nefeste yazılmamıştı. Şöyle ki; bu vasiyetname, bir kaç gün müddetinde yazılmıştı.

“Şerefle Ölmeyi Becermeliyiz”

Goebels, Bormann, Arthur Ahmann  (Hitler'in gençlik yoldaşıydı),  iki kadın  katibe- Frau Junge ve Gerda Christian, General Krebs, General Burgdof, General Von Below, Heinz Linge ve diğerleri, harita odasına toplanmıştı. Hepsi de Eva Braun'u tebrik ediyordu. Heinz Linge, «Şampanya, Eva Braun'un yüzünü kızarttı.» derken Hitler, düşünceli görünüyordu ve o sık sık hayallere dalıyordu. Toplantının sonunda Hitler, şöyle dedi: «Savaşı kazanamadık, artık şerefle ölmeyi becermeliyiz!» O, bu sözleri çok sakin ve soğukkanlılıkla söyledi. Frau Junge, bu acınaklı duruma katlanamadı ve ağlayarak odadan çıktı. Artık her şey belliydi. Hitler, intihar edecekti. Bakalım bu, ne zaman olacaktı?

Hitler, hepsiyle vedalaştı  ve «Kendimi Ruslara teslim edecek keder ahmak değilim. Çünkü beni müzeye koyarak hepsine alay ettireceklerini biliyorum.» dedi.

29 Nisan gününe Hitler, sanki gece hiçbir şey olmamış gibi başladı. O, öğlen saatlerinde her gün ettiği işi yerine yetirdi. Şöyle ki, harita odasında savaş durumu hakkında konferans dinledi. Belli bir aradan sonra, 22:00'da konferansa devam edildi. Bu sırada Sovyet askerleri, sığınaktan 300 metre uzaklıktaydı. İngiliz tarihçisi Trevor Roper, özellikle de Hitler hakkında incelemeler yapan Fransız tarihçileri Michel Beaukuey ve Victor Ziegelmayer, bu günü sığınaktakiler için katlanılmaz bir gün olduğunu belirtirler. Şöyle ki, saatler geçiyor, fakat durumda hiç bir değişiklik olmuyordu. Başka bir deyişle, sığınakta her şey, her zamanki gibi cereyan ediyordu.

Hitler, gece vakti, ikinci yaveri Otto Guensche'ye emir verdi ki, sığınaktaki bütün kadınları yemekhaneye toplasın. Saat, 22:00'dı. İntihar etmeye hazırlaşan Hitler, sanki kendi cenaze merasimine katılmıştı. O, salondakilerin hepsi ile el ele verip görüştü. Trevor Roper, bu anı şöyle tasvir eder: «Hitler, dalgındı. Az kalsın ağlayacaktı.»

Fransız tarihçileri Michel Beaukuey ve Victor Ziegelmayer ise «salondakilerden bazıları Hitler'le konuşmaya çalışsalar da, Hitler onlara cevap vermedi» diye yazarlar.

Artık 30 Nisan günü başlamıştı...

«Ölmeyi Üstün Tutuyorum»

Kadınlarla görüştükten sonra Hitler, sığınağın diğer odalarında olanlarla da vedalaştı. Heinz Linge, daha sonra Hitler'in gece yarısı bir kaç saat sığınakta gezindiğini belirtiyor. Sehere yakın, o, Lingen'in yanına gelir. Hitler, Linge'ye uyuyamadığını söyler. Saat 06:00'da Hitler, Bormann'ın katibi Krüger'i çağırarak ona «Derhal Blandi'de zehri tecrübe edelim.» dedi. Blandi, Hitler'in en çok sevdiği çoban köpeğiydi. Krüger, içinde zehir olan köfteyi köpeğe verdi. Köfteyi yedikten bir müddet sonra, köpeğin bütün vücudu titredi ve öldü. Daha sonra Hitler, odasına gitti.

Lingen'in söylediklerinden:   

 «Bormann'ın yanındaki koltuğa çöktüm. Krebs ve Burgdarf da yanımızdaydılar. Bir süre sonra Hitler, savaş üniformalarıyla karşımıza çıktı. Göğsünde partisinin kızıl madalyası, demir gamalı haç ve 1914-1918 savaşlarının yararlılarına  verilen madalya vardı. Bana şöyle dedi: «Linge, git son haberleri öğren.» Derhal gittim. Telefonla General Meneke ile konuştum. Durum, çok kötüydü. Hiç bir tarafta savaş gücü kalmamıştı. Berlin'in etrafındaki abluka halkasını yarmak da mümkün değildi. Bu bilgiyi işiten Hitler, sesini çıkarmadan başını kımıldattı. Ahmann, ayağa kalkıp Führer'in yanına gitti: «Emrimde iki yüz genç nazist var, ilave olarak bir de tank. Bana yardım edin, sizi bu sığınaktan çıkarayım.» Hitler, bu teklifi kabul etmedi. Führer'in yanındaydım ve yavaşça şu sözleri söylediğini işittim: «Hayır, hayır lüzumsuz bir harekettense, ölmeyi üstün tutuyorum.» Hepimiz de boş yere Hitler'in kararını değişmeye çalışıyorduk. Ben, ona şunları söyledim: «Hiç olmasa sizinle birlikte ölmemize izin verin.!» Hitler, buna da razı olmadı. Bana «Hayır, Linge, yaşamanız gerekiyor» dedi, «Birgün ortaya çıkacak olan yeni bir Führer için yaşamanız gerekiyor…» Bu sözleri söylerken çok dalgın görünüyordu».

«Son Sözler ve Veda»

Trevor Roper'in açıklamalarının aksine olarak, Linge, 30 Nisan günü Führer'in Eva Braun'la sabah kahvaltısı ettiğini bildiriyor:

«Oldukça üstünkörü yemek yediler. Doğrusu sığınakta yemekler de yavaş yavaş azalıyordu. Yemekten sonra Führer, hepsi ile son defa vedalaştı. Bu zaman, en sıradan adamlardan büyük rütbelilere dek hepsi ordaydı. Hitler, Bormann ve Goebels'le konuştu. Bormann'ı bir Sovyet tankı ezmeliydi. (fakat, bu, gerçekleşmedi – Y. H.), ya da o, karısı ve çocukları ile birlikte intihar etmeliydi. Daha sonra Hitler, Frau Goebels'e konuşurken ona olan duygularını dile getirdi. Führer, Goebels'in karısının cesaretine hayran kalmıştı. Kadın, altı çocuğunu öldürdükten sonra intihar edeceğini söylüyordu. Hitler, göğsündeki partinin kızıl madalyasını çıkarıp kadının elbisesine taktı. Bu sahne, çok heyecanlıydı. Sonra benden tarafa dönerek şöyle dedi: «Elvida, Linge. Belki de, beni hayatta senin keder hiç kimse tanımadı. 1935'ten beri yanımdasın, gölgem oldun. Yaşamanı, mutlaka yaşa­manı istiyorum. Hakkımda çok kötü şeyler söyleyecekler. Gâlip devletler, hakkımda en kötü şeyleri söyleyecekler. Bütün yaptıklarımı, bütün eserimi ortadan götürmek isteyecekler. Bu yolda ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını biliyorum. Fakat bir-iki nesil sonra, bu kara bulutlar yok olacak ve herkes bana hak verecek». Hitler'in bu sözlerini dinledikten sonra onu selamladım. Eva Braun, Hitler'e yaklaştı ve bana dedi: «Elvida Linge, benim için yaptıkların için çok sağ olun, her şey için teşekkür ediyorum». Eva Braun'un yüzü bembeyaz olmuştu. O, sözlerini şöyle davam etti: «Son olarak sizden (Linge-Y.H.) büyük bir işi yapmanızı istiyorum. Eğer buradan çıkarsanız ve kız kardeşimi görseniz, kocasının (Fegelein'den bahs diyor-Y.H.) kurşuna dizildiğini ona söylemeyin. O'na kocasını Rus askerlerinin öldürdüğünü söyleyin.»

«Hitler'le Eva Braun İntihar Ediyor»

Lingen'in açıklamaları:

«Hitler'in talimatına uygun olarak odalardan birine şahsen kendi doldurduğum iki tabanca koymuştum. Bunlar­dan biri, 7.65-lik bir walther, diğeri ise 6.35-likti. Bu küçük kalibreli tabancayı Eva Braun için koymuştum. Eğer birinci tabanca ateş açmazsa, Hitler ikinciden istifade etmeliydi.

Saat 15.35'di. İlk ateş sesi işitildi. Fakat ikinci ateş sesi işitilmemişti. 15 dakikadan sonra Hitler'in odasına girdim. Führer, divanda «oturmuştu». Sağ gizgahına 7.65-lik tabancası ile ateş açarak intihar etmişti. Tabanca, ayağının yanı­na düşmüştü. Birçoklarının dediği gibi o, ağzına ateş etmemişti. Kanı halıya akıyordu. Eva Braun, Hitler'in yanında yarı uzan­mış durumdaydı. O ise kendisini zehirleyerek intihar etmişti.»

«Cesetleri Görenler»

Lingen'in dediklerine inanırsak, Hitler'in ölümü ile ilgili hiç bir karanlık taraf kalmıyor. Onun söyledikleri, Fraulein Grüger tarafından da tasdik ediliyor. Frau Junge, Guenschen'in ona dediklerini tekrarlamakla yetinmişlerdi. Frau Christian ise, Lingen'in söylediklerini tekrarlıyordu. Ahmann sığınağa geç geldiğinden o, yalnız cesetleri görebilmişti. Ahmann da aynı şeyleri söylüyordu. Her iki cesedi Bormann, Goebels, Linge, Guensche ve Ahmann görmüştü. Hitler'in intihar etmesin­den sonra Goebels, karısı ile birlikte altı çocuğunu da zehirlemiş, daha sonra her ikisi birlikte inti­har etmişti. Hitler'in ölmesinden emin olmasaydı, Goebels ailece intihar etmeye karar verir miydi?! Guensche ve Ahmann'ın söyledikleriyle Lingen'in söyledikleri birbirine tıpatıp uyuyordu. Farz edelim ki bu üç kişi, birbirlerinden ayrılmadan önce kendi aralarında anlaşarak aynı yalanı söyleyeceklerine karar vermişler. Fakat bu rivayet, hiç inandırıcı değil. Çünkü, Hitler ve Eva Braun'un intihar etmesinden sonra başlayan hadiseler, bu faraziyenin gerçeğe uygun olmadığını gösteriyor

«Cesetler Yakıldı»

Ortalıkta iki ceset vardı. Hitler, söylediğini yapmıştı. Geriye onun arzusunu yerine yetirmek kalıyordu, yâni Hitler'in cesedi Rusların eline geçmemeliydi. İntihar etmeden önce Hitler, Linge'den kendisinin ve Eva Braun'un cesetlerinin benzinle yakılmasını rica etmişti. Bir müddet sonra Guensche, Bormann'a onu iki cesedi yakmakla görevlendirdiğini bildirdi. Bu olay, 30 Nisan günü cereyan ediyordu. Hitler'in şahsi sürücüsü ve sığınağın şoför servisi şefi, derhal Erick Kempka'ya telefonla aradı. (Kempka 30 Nisan günündeki faaliyet ile ilgili geniş bir yazı yazmıştır. Yazısına “Ich Habe Hitler Verbrannt” adını vermiştir.) Telefonda aşağıdaki konuşmalar geçti:

- “Bana en kısa zamanda iki yüz litre benzin bul”
- “Onu ne yapacaksın?”
- “Bu konu hakkında telefonla bilgi veremem. Benzine ihtiyacım var”
- “Elimde bir damla da olsun benzin kalmadı. Tiergarten'deki yedek benzinden almaktan başka çare yok”
- “Nasıl istiyorsun, öyle yap. Ama öğlene kadar bana iki yüz litre benzini mutlaka  getirmelisin. Bidonları ihtiyat kapısının karşısına koyarsın.”

Kempka, bu durumdan şüphelenir ve aynı zamanda ona verilen emri de derhal yerine yetirmeye başlar. O, bombardıman zamanı sığınağın yakınlarında mahvolan arabaların kalan benzinlerini toplamakla işe başlar. Kempka, arabalardan benzin toplamak için hayli zaman kaybetmesine aldırmadan, öğlene kadar 180 litre benzin toplar. O, sığınağa geldiği zaman Hitler'in intihar etmesi haberini işittiğinde donup yerinde kalır ve çok meyus olur. Çünkü Kempka, Hitler'i çok seviyordu, Hitler de aynı şekilde onu çok takdir ediyordu. Kempka, derhal kaçarak Hitler'in odasına girer ve Ahmann'ı cesetlerin yanında düşünceli ve dalgın durumda, Lingen'i ise sığınağın doktorlarından olan “SS” Stumpfegger'le birlikte Führer'in cesedini bir yorgana sararken görür. Linge ile doktor, Hitler'in çatlamış başını örttükten sonra, her ikisi onun cesedini kaldırır. Bormann ise Eva Braun'un cesedini götürür. Kadının ayağında bir gün önce evlenme merasiminde giydiği siyah elbise, ayaklarında ise ceylan derisinden dikilmiş ayakkabı vardır.

Linge, bu anları şöyle tasvir ediyor: “Sığınağın zırhlı kapısına doğru koşa koşa merdivenleri çıkmaya başladım.”

O dakikalarda Kempka, Eva Braun'un Barmann'dan nefret ettiğini hatırladı. Halbuki kadını şimdi Barmann taşıyordu. Eva Braun'un cesedini Barmann'ın kolları arasında gören Kempka, duruma müdahale etmek için Guensche'ye seslendi: -“Sen, başkanımızla meşgul ol, ben de Eva'yı alayım.” Doğrusu, Bormann da taşıdığı bu yükten kurtulmak istiyordu. Kempka, genç kadının cesedini taşırken, vücudunun sol tarafının ıslandığını hissediyor, fakat bu, onun zannettiği kimi kan değil, yalnız suydu. Nefesi kesilmekte olan Kempka, merdivenlerde dinlenmek zorunda kaldığın­dan Guensche ona yardım etmeliydi. Her ikisi de sığınaktan çıktıkları zaman cehenneme düştüklerini zannettiler. Dehşetli gürültüler içerisinde etraf bombardıman ediliyordu. Sanki mermi yağmuru yağıyordu. Stumpfegger ve Linge, cesetleri giriş kapısı­nın tahminen üç metre gerisindeki yere koyup sığınağa geri döndüler.

Hadiselerin gidişatını Linge'den dinleyelim:

“Kempka, içerisinde 180 litre yakın benzin olan bidonları getirdi. Bidonlarla her iki cesedin üstüne benzin döktük. Fakat bu işi bitirdikten sonra cesetleri yakmaya imkan bulamadık. Çünkü bombardımanın sebep olduğu yangınlar, büyük hava boş­luk­ları meydana getirmişti. Sığınağa yeniden dönmeliydim. Kapı­nın arkasında önceden benzine batırdığım bir parça kağıdı zorla yakabildim”.

Linge, yaktığı kağıdı cesetlerin üzerine atıyor. Bu zaman zarfında cesetlerden iki-üç metre yüksekliğinde alev kalkıyor. Bormann, Goebels, Stumpfegger, Guensche, Linge ve Kempka, artık yanmağa başlayan her iki cesedi son defa olarak Hitler­ selamıyla salamlıyorlar.

“Davetsiz konaklar”

Bu dehşetli manzarayı görenler arasında “SS” muhafızı Herman Karnaun'un olması, çok sonraları bilinecekti. O, müşahide postuna yeni gelmişti. Yerde yan yana uzatılan iki ceset, onun dikkatini çekmişti. Bu cesetler, sığınağın kapısından bir o kadar aralıda idi. cesetlerin kimliğini belirlemeye çalıştığı zaman, her iki ceset alev almıştı. Bu yangının nasıl başladığını “SS” muhafızı anlamamıştı. Çünkü etrafta hiç kimse yoktu. Fakat Karnau, bir şeyden emindi: Bu yangın, Sovyet bombardımanı neticesinde meydana gelmemişti! Çünkü yangının başladığı zaman, cesetlerin üstüne veya onların yakınına bomba düşmemişti. Karnau, bu durumu sonraları şöyle izah ediyor: “Belki de sığınacağın kapısından kimse bir kibrit veya yanan bir sikaret atmıştı.”

Başka bir muhafız da cesetlerin gömülmesiyle ilgili ilginç olayların şahidi olmuştu. Erich Mansfeld, sığınacağın kenarındaki müşahide postunda nöbetçilik ediyordu. Birden açılıp örtülen kapı ve ayak sesleri işitti. O, müşahide postunu terk ederek neler döndüğünü öğrenmeye çalıştı.

Erich Mansfeld'in dedikleri:

“Önde iki “SS” geliyordu. Onlar yorgana sarılmış bir ceset taşıyorlardı.Yorganın altında siyah pantolonlu iki ayak görünüyordu. Diğer “SS”'nin taşıdığı ise, Eva Braun'un cesediydi”.


Guensche, Mansfeld'e yoldan derhal çekilmesini emretti. Mansfeld de sesini çıkarmadan emre tabi olarak postuna geri döndü. O, postundan bakarken sığınağın avlusunda havaya doğru kalkan büyük bir duman gördü. Daha sonra duman çekildi. Duman çekilen yerde yanmakta olan iki ceset var idi. Bu cesetler, onun biraz önce gördüğü “SS”-lerin taşıdığı cesetlerdi. O, bu ilginç olayı izlemeye davam ediyordu. Daha sonra, sığınaktan çıkanlar cesetlerin üzerine benzin bidonları boşaltıyor ve bununla da alevler daha da büyüyordu. Bir süre sonra “SS” muhafızı Karnau da Frich Mansfeld'in yanına geldi ve her ikisi, olayları ilgiyle izlemeye başladılar. Cesetler yanarken artık Hitler'in kemikleri görünüyordu. Bir saat sonra Mansfeld, cesetlere tekrar baktı. Cesetler yine yanıyordu, fakat artık onlardan alev kalkmıyordu. Üçüncü “SS” muhafızı Haus Hofbeck ise yanan ceset kokusuna dayanamayarak derhal sığınağa geri dönmüştü.

“Linge, Cesetlerin Gömülmesini Emretti”

Cesetlerin yakılmasından sonra Linge, Hitler'in intihar ettiği odaya gitti. Kanla lekelenmiş halı, Führer'in iki savaş üniforması, Eva Braun'un giysileri ve masanın üstündeki dermanları bir yere topladı. Lingen'i çağırarak güçlükle bulduğu benzinle Bormann'ın katibi Krüger, bir yere toplanan eşyaları yaktırdı. Aradan tahminen bir saat geçtikten sonra Krüger, sığınağa bir de döndü ve dedi ki: «Cesetler, çok kötü yanmış. Hitler'in yalnız başı yanmış. Benzini toprak ve yorganlar içiyor.» Linge, o dakika Gleitkomandalardan birini çağırdı ve ona «yanınıza altı nefer götürün ve Führer ile Eva Braun'un cesetlerini yanlarındaki bomba  çukuruna gömün» dedi. ilginç olan şudur ki, Linge, bu son merasime katılmıyor. Gerçekten de bu durum, Hitler'e  bağlı olan bir nasyonal-sosyalist için çok teeccüblü ve tuhaf görünüyor. Hatta Linge, cesetlerin gömülmesi hakkında bile dakik ve etraflı bilgiye sahip olmuyor. Belirtelim ki, 1946'ta bu olayla ilgili etrafa çeşitli faraziyeler yayıldı. Şöyle ki, örneğin, Guenscehe'ye göre Hitler'in kemikleri küçük bir kutuya yığılarak nereye gizlenilmişti ki, Rusların Hitler'in yanmış cesedine her hangi bir küçük düşürücü hareket etmesinin önü alınsın.

Diğer bir ilginç yön de şudur ki, Trevor Roper, araştırmalarının neticele­rini açıklarken de bu mesele ile ilgili geniş beyanat vermedi ve o, bu karanlık mesele ile ilgili yalnız Mansfeld ve Karnaun'un açıklamalarını yayınlamakla yetindi. Şöyle ki, Mansfeld, gece yarısından bir süre önce müşahide postundakı vazifesine geri dönmüştü. O, sığınacağın ihtiyat kapısının yakınlarındaki bir bom­ba çukurunun doldurulduğunu, cesetlerin yerinde ise küller estiğini görmüştü. «SS» muhafızı, cesetlerin bu çukura gömüldüğü kanaatine varmıştı. Çünkü atılan bombaların, sığınacağın avlusundaki bu çukuru toprakla doldurması mümkün değildi. Karnau'ya gelince, sığınakla alakalı kişilerden biri ona şöyle bir itiraf etmişti:

 «Yazıklar olsun ki, hiç bir zabit Hitler'le ilgilenmiyor. Bense  Führer'in nereye gömüldüğünü biliyorum.»

1946'da Trevor  Roper, araştırmalarının neticesini bu şekilde bitirir:

«Hitler ile Eva Braun'un cesetleri hakkında bildiklerimiz, bu kadardır.»


1.Bölüm / 2.Bölüm

Çeviren: www.gizliilimler.tr.gg Admin.





Bu sayfa hakkındaki son yorum:
Yorumu gönderen: Metin Bursali, 26.11.2015, 12:17 (UTC):
Bana hitlerin haqqinda diyolarki o hansisa koyde olmuwdur fotodaki ise hitlerin aynisidir

Yorumu gönderen: claus, 14.02.2015, 14:05 (UTC):
Heil hitler!

Yorumu gönderen: erdem, 18.12.2010, 22:54 (UTC):
hepiniz bilim adamı olacaksınız..

Yorumu gönderen: kenan, 10.12.2010, 08:18 (UTC):
cok guzel muhtesem!!!

Yorumu gönderen: ba2, 30.10.2010, 00:44 (UTC):
mükemmel disiplin anlayışı bulunan bir devlet adamı tabi hırsla sovyetlere girmemiş olsa belki günümüz dünyası böyle olmazdı

Yorumu gönderen: hümanist, 07.10.2010, 09:38 (UTC):
ben ahıskalıyım.1945 te rus orduları almanyaya savaş açtıklarında.türk köylerindeki erişkinleri zorla askere aldılar.tek gecede geri kalan kadın ve çocuklarıtrenlere bindirerek.yurt bildikleri yerleridn ettiler.trenlerde haftalarca aç susuz kalan ahıskalı türklerin çoğu yolda öldü.kaçmaya çalışanlar öldürüldü.almanyadaki yahudilerin gördüğü zulumün aynısını rusyada ahıskalı türklere gösterdiler.dedelerim trenlere bindirilmeden önce ülkemize kaçmayı başarmışlar.bu olanlardan 30 yıl sonra kardeşlerini bulabildi.şimdi siz bana kalkmış.ülkeyi sevmeyen katledilmelidir diyorsunuz.evet akrabalarımdan hiçbiri rus değildi.ancak ne bu ülkeye ihanet ettiler nede katledilmeyi hakettiler.bu nasıl bir anlayıştır? rusyada ahıskalılar,almanyada yahudiler,ortadoğuda filistinliler,afrikada tutsiler...bir bayrak altında farklı milliyetten ve farklı dinden insanlar pekala barış içinde yaşayabilirler.

Yorumu gönderen: hümanist, 07.10.2010, 09:25 (UTC):
bir gün gellecek öldürmediğim her yahudi için bana küfredeceksiniz sözünü sevmiyorum. çünkü hitler bir faşistti. döneminde sadece yahudileri değil, polonyalıları, hasta ve zayıf almanları, çocukları,çingeneleri... diri diri yaktı, duş almak için soktukları odalarda zehirledi,yaktığı bedenlerin duman tahliye borularında oluşan yağlarıyla sabun yahut düğme yaptı.çoluk cocuk yaşlı genç demeden hepsini katletti. bugün israil belki bunu tekrarlıyor olabilir ancak ben onlar gibi olmayı reddediyorum... ben faşist,sosyopat ve hastalıklı bir zihniyetin yaptıklarını.asla tasvip edemem.

Yorumu gönderen: özcan, 26.08.2010, 10:05 (UTC):
zalimlik düşünen zalimlikle karşılaşır yani sonu zalimliğe denk gelir

Yorumu gönderen: ronin, 16.08.2010, 08:59 (UTC):
hitler dünyadaki tüm ülkelere aslında iyi bir ders vermiştir.her yaptığı hareketinde bir sebebi ve her sebebininde bir nedeni vardır.Adam ne yaptığını bilen ve para babası devletlere karşı büyük bir zafer elde etmiştir bence.milliiyetçiliği materyalizmden ve emperyalizmden üstün tutan ve ezilen halkını ayağa kalkmasını ve yürümesini arzulayan bir lider.bence gereken mesajı tüm dünya anlamıştır ama...........
eski tas eski hamam devam.ezenler ve ezilenler.

Yorumu gönderen: ss, 15.07.2010, 14:11 (UTC):
adamın ölümü bile asil tam devlet adamı

Yorumu gönderen: memo, 02.06.2010, 06:55 (UTC):
adamın yabdıgı bazı ışler dogru mesela yahudılerı katletmesı ??

Yorumu gönderen: Yunis Halilov (Azerbaycan), 31.05.2010, 11:05 (UTC):
Yorumlarınız için yeniden teşekkür ederim

Yorumu gönderen: Hüseyi Şahin, 08.05.2010, 11:24 (UTC):
Haksız yere insan öldürmek ve haksız yere Zülüm yapmak iyi değildir Ahirette değil dünyada bile cezasını görür. fakat ben hitlerin disiplinini iş anlayışınıa ve icat larına hayranım.

Yorumu gönderen: poyraz, 24.03.2010, 12:09 (UTC):
bızede oyle bir lıder lazım bayragını sevmeyen katedılsın t.ç

Yorumu gönderen: murat, 20.03.2010, 19:47 (UTC):
ölümsüzlüğe inan bir örgütün liderliğini yapan insan neden kafasına sıksın.....

Yorumu gönderen: Bozkurt_Reis, 09.02.2010, 16:15 (UTC):
Hitler'in düşünceleri doğru yaptırımı yanlıştı.Bu kadar zulum yapmadanda yahudileri yok edebilirdi.Ben bir tek buna kızıyorum.Ayrıca ben Türk milliyetçisiyim ama o alman milliyetçisi yani nazist..Ama ben onun azmine,kararlılığına,cesaretine,gerçekleştirdiklerine hayran oldum.Türk ulusunun kendine dönmesi için asil kanının ve gücünün farkına varması için acaba bize de bir Hitler mi gerekli ?

Yorumu gönderen: sertan cörüt, 03.02.2010, 13:52 (UTC):
YORUM-1;hiç şüphesiz ki insanlık tarihin de bu kadar insanın ölümünde rol oynamış bir adamı kahraman gibi görmek bizim aptallığımız olur.hitler tam bir savaş suçlusu olmasına karşın bugün yahudilere yaptıklarını okudukça israilin müslümanlara uyguladığı zülumun ne farkı oldugunu düşünmüyorum dersem yalan olur...ama benim kendi düşünceme göre bugün oldugu gibi o zamanlarda da büyük şirketler ve para basan stratejileri gereği bu adamı kullanarak bir yem bir kurban etmişlerdir.özellikle vasiyetinde yazdıgı;

Yorumu gönderen: Trikotillomanist, 15.12.2009, 20:57 (UTC):
Adolf Hitler, sanıldığının aksine zeki bir insan değildir. O nasyonalizm akımıyla ırkçılık yapmış bir şovendir. Ona sevgi değil de nefret duyulabilir. lakin hitabet sanatı ve o müthiş ikna kabiliyetiyle dünyaya bir daha gelmeyecek bir devlet adamıdır.

Hiçbir zaman dita ederek diktatör olunmaz ki. ama bu aptal herif dikta ederek dikta olmaya çalıştı. Aldı mazlumun ahını çıktı aheste aheste ahı.

Yorumu gönderen: yiğit, 22.11.2009, 19:47 (UTC):
adolf hitler garip adamdı . çok acaip bi tip.kendini yaktırmiş

Yorumu gönderen: claptoncan, 06.11.2009, 00:47 (UTC):
bir efsane....daha biter

Yorumu gönderen: SSN, 05.11.2009, 21:59 (UTC):
Video vereyim kaynak olsun. Boşlukları silmek sizin işiniz.

tr.sevenload. com/videolar/l6Fe44t-2-Duenya-Sava-Boeluem-1-Adolf-Hitlerin-Oeluemue

Yorumu gönderen: Yunis Halilov (Azerbaycan), 24.10.2009, 11:38 (UTC):
Yazı için yazdığınız yorumlardan dolayı Sizlere teşekkur ediyorum.

Yorumu gönderen: mustafa, 21.10.2009, 18:10 (UTC):
hitleri çok sewiyorum...

Yorumu gönderen: Baki, 18.10.2009, 11:15 (UTC):
Gerçekten çok güzeldi ..

Yorumu gönderen: schakir, 19.08.2009, 22:07 (UTC):
cok tsk ederim...

Yorumu gönderen: veysel, 14.07.2009, 10:53 (UTC):
baya etkilendim bu olaydan baya dramatik bir bölümdü



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36665166 ziyaretçi (102689676 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.