Hor Görmek mi, Hoşgörmek mi?
 

hoş gör

Hor Görmek mi, Hoşgörmek mi?

Ayşegül Osmanoğlu

Bizim için ne kolaydır, insanları yaşadıkları sosyal standartlara göre ayırmak, kategorize etmek ve etiketlemek. Sanki içgüdüsel bir sanat gibidir, kendimizce belirlediğimiz çizgilerin dışında kalanları aşağılamak hor görmek küçümsemek...

Çoğumuz, empati yapma yeteneğinden yoksun, sadece gördüklerimize göre yargılar, hüküm veririz. Hiç tanımadığımız, tek yaptığı yalnızca sokakta yanımızdan geçmek olan insanlar hakkında bile bazen bir ansiklopedi dolduracak kadar çok fikir yürütürüz.

Hımmm... "Şuna bak, çok suratsız birine benziyor." veya "Bunda üçkağıtçı bir tip var." ya da "Aman, gözleri fıldır fıldır, felfecir okuyor." Sûrenin adı bile yanlış söylendiği gibi Fecr sûresini niye bu işe karıştırdıkları hakkında da herhangi bir fikrim yok. Ama işte, elimizde bir etiket kutusu, önümüze kim gelirse tanıyalım ya da tanımayalım, beğenelim ya da beğenmeyelim, herkesin alnına bir etiket yapıştırıyoruz. Sen, iyisin; sen, kötüsün; sen, güvenilirsin; senden ateşten uzak duracağım gibi uzak durmalıyım falan-filan vesaire.. Sanki bizim her bir günümüz mutluluk içinde, laylaylom, ne güzel, çiçek-börtü-böcek düşünceleri içerisinde geçiyor da karşımızdaki insanları yargılıyoruz.

Belki siz, dünyanın en iyi yürekli insanısınız; ama gün geldi sabrınız taştı ve yüzünüz asıldı ve son derece soğuk bir insan tablosu çizdiniz. Bu hâlinizi dışarıdan gören insanlar, o bir tek an içerisinde sizin kim olduğunuza karar verse; bu, büyük bir haksızlık olmaz mıydı? Hem, zaman içerisinde verdiğimiz anlık kararların neticesinde karşımızdaki insanların bizi yanılttığı az mıdır? İyi yönde de, kötü yönde de... Kötü zannettiğiniz, sizin belki de hayat boyu rastlayacağınız en iyi insan hâline gelebiliyorken; iyi olduğunu düşündüğünüz insan, sizi sonsuz hayâl kırıklıklarına sürükleyebiliyor... Demek ki peşin hüküm, iyi bir şey değil...

Oturduğum semtte trafik ışıklarının olduğu yerde sürekli duran ve elinde tespih-anahtarlık vs. satan bir teyze var. Bir de biraz daha ilerisinde çiçek satan aynı yaş gurubundan başka bir büyüğümüz... Yüz ifâdeleri öylesine üzgün oluyor ki, sağanak yağmurlu havalarda bile onları oralarda gördüğümde içim sızlıyor. "Kimbilir," diyorum, "Onları bu havada dışarıya çıkmak zorunda bırakan neler var hayatlarında?"

Geçenlerde bu düşüncemi dile getirdiğim bir arkadaşım, "Kızım, sen de çok safça düşünüyorsun. Bunların hepsi, kendilerine acındırma politikası..." dedi. Çok öfkelendim ve "Nereden biliyorsun?" diye sordum. "Onunla mı yaşıyorsun? Tanıyor musun? Evet, elbette ki duygu istismarcıları, azımsanmayacak kadar fazla ve onlar, dileniyor. Ama gerçek ihtiyaç sahipleri, gördüğün gibi çaresizliklerine meydan okurcasına yağmur yaş demeden bir şeyler yapmaya çalışıyor. Gerçek ihtiyaç sahipleri, o kadar gururlu oluyorlar ki; insanların kendilerine acıyarak baktıklarını görmektense kağıt mendil anahtarlık ne olursa olsun satarak geçimlerini yine kendileri temin etmeye çalışıyor." dedim.

"Ne oldum değil, ne olacağım diye düşüneceksin." sözünü daima hatırımda tutarım. Kınayarak baktığınız, hor gördüğünüz insanlar da belki bir zamanlar sizin imkanlarınıza, hatta çok daha fazlasına sahipti ve (Allah korusun) sizin de yarın aynı akıbeti yaşamayacağınızın bir garantisi var mı?

Hayat, nabız atışı gibi bir yükseliş-bir düşüşten ibarettir. Düz bir ritimle devam etmez. Çünkü herkesin alacağı bir ders, mutlaka vardır. Maddî varlığınızla övünüp insanları küçümserseniz, onları kendi standartlarınıza uymuyor diye hor görürseniz, bilin ki yaşatmadan öldürmez Allah...

Peki hiç yüzünde sıkıntı ifadesi okuduğunuz bir insanı "suratsızlık"la yargılamak yerine hiç yanına yaklaşıp sorduğunuz olur mu; "Hayırdır kardeşim, bir sorunun mu var?" diye...? Ya da dış görünüşü ile câhil olarak yargıladığınız, belki de okyanuslardan bile daha derin bir kalbe sahip. Tanımadan nerden bileceksin değil mi ya!

Mevlânâ'nın da dediği gibi;

"Çok insanlar gördüm, üstünde elbisesi yok. Çok elbiseler gördüm, içerisinde insan yok..."

Unutmayın, yoklukla suçlayıp cezalandırdığınız, hor görüp küçümsediğiniz fakir, belki de Hızır (a.s)'dır... Neden olmasın? Ve sizin sırt çevirdiğiniz, aslında büyük bir rahmet kapısıdır da aslında kaybeden, siz olursunuz... Yoksula açılan her sıcak kucak, her samimi gülücük, bir ekmek dahi olsa paylaşılan her nimet, size kendi Hızır'ınızı kazandırır... Kimseyi kınamayın, kimseyi ayıplamayın. Kendinizin de ne olacağı belli değilken, imkansızlıklar yüzünden sıkıntılı bir hayat sürenlere onlar istemeden gururlarını incitmeden el uzatın... HOR GÖRMEYİN! YARATANDAN ÖTÜRÜ HOŞGÖRÜN...

Ayşegül Osmanoğlu,
11:03:02, 8 Haziran 2010, Salı.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: deniz, 27.02.2014, 17:11 (UTC):
harika değil

Yorumu gönderen: ayşegül, 10.06.2010, 08:46 (UTC):
:)katılıyorum,sevgili kardeşim...

Yorumu gönderen: Kayıpgül, 10.06.2010, 08:01 (UTC):
"Bak.. Bil ki domuzların önüne inciler serilmez,
Mücevherden sarraflar anlar ancak, başkası bilmez
Ne fark eder ki kör insan için, elmas da bir cam da,
Sana bakan bir kör ise sakın kendini camdan sanma..."Hz MEVLANA söylenecek en güzel sözü yıllar önce söylemiş...Görüntüye fazla takılmamak lazım.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36744624 ziyaretçi (102830167 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.