Hurafe Merkezli Nurculuk Dininin Başucu Kitabı Risale-i Nur'un Ebced-Cifr Yoluyla Kuran Ayetlerini Tahrif Etmesi
 

Hurafe Merkezli Nurculuk Dininin Başucu Kitabı Risale-i Nur'un Ebced-Cifr Yoluyla Kuran Ayetlerini Tahrif Etmesi

Hilmi Polat

Said Nursi; büyücü ve sihirbazların (Hurafecilerin) kullandığı ve hiçbir doğruluğu olmayan, hayal mahsulü ve yalan olan ebced-cifir hesaplarını kullanarak, Kuran'ın 33 ayetini (kendisini ve kitaplarını kutsallaştırmak için) saptırmış ve tahrif etmiş midir?

“Kimi Yahudiler kelimeleri yerlerinden tahrif ederler (yerleşik anlamlarından kaydırırlar). …… Bunu dillerini bükerek ve dine saldırarak yaparlar. ….” (Nisa 4/46)

“Yazık o kimselere ki kendi elleriyle Kitap yazarlar; sonra « Bu, Allah katındandır.» derler ki, karşılığında az bir bedel alsınlar. Yazık o, kendi elleriyle yazdıklarından dolayı onlara! Yazık onunla kazandıklarına!” (Bakara2/79)

Bu ayetlerin muhatabı, sadece Yahudi ve Hristiyanlar değildir. Bu ayet Müslümanlara da hitap etmektedir. ‘Yahudi yapınca suç, Müslüman (veya Said Nursi) yapınca tefsir' mantığı yanlıştır.

Reşid Rıza Ebced-Cifir hakkında şunları söyler:

“Cifir; hak ve gerçek olsaydı, o yolla verilen her haberin doğru çıkması gerekirdi. Bunlar hükümdarları, valileri ve bu çapta başka kişileri aldatarak mallarını çarpmak, yanlarında iyi görünmek için vaz edilmiştir. Tesadüf neticesinde doğru çıkan birkaç haber cahilleri aldatıyor da, söylenen şeylerin hepsini doğru zannediyorlar.”

Katip çelebi ise der ki; “Cefr ilmi, Emevî ve Abbasî halifeleri devrinde baskı gören Ali taraftarlarının baskıdan kurtulmak için ortaya attıkları ve yaydıkları bir inanıştır. Daha sonra bu iş, gelecekten haber veren ve kehanette bulunan bir yöntem hâline gelmiştir.”

İşin ilginç bir tarafı da şudur: Bu adamlar, bu işi çeşitli kehanetlerde bulunmak için yapmışlardır. Yani, bu gaybî anahtarı (!) “gelecek” kapısının kilidine sokmuşlardır. Edebiyatçılar, ebced hesabını meşru bir tarzda kullanmışlar, sanat eserleri ortaya koymuşlar, belki de geçimlerini bu yolla temin etmişlerdir. Oysa Said Nursî beyhude yere, aynı anahtarı zaten açık olan “geçmiş” kapısının kilidine sokup durmaktadır. Said Nursî bu hesabı, gayrimeşru kullanmıştır çünkü Ebcet hesabını Kurân ayetlerine ve hadislere, hatta Hz. Ali'ye isnat edilen uydurma kasidelere tatbik ederek, bundan kendine, risalelerine ve tebaasına pay çıkarmaya çalışmaktır. Ediplerin ebced hesabını kullanmaları Said Nursî'nin bu hesapla yapıp ettiklerine delil teşkil edemez. Tıpkı mubah bir şeyin mubah bir şekilde mubah bir gaye için kullanılmasının, aynı mubah şeyin mubah olmayan bir biçimde mubah olmayan bir maksat ile kullanılmasına delil teşkil etmeyeceği gibi.

Tefsirci Cerrahoğlu bu konuda şöyle der; “Çeşitli fırka mensupları, Bâtınîler, aşırı sufiler, şiiler ve felsefeciler aynı usûl ve metotları kullanarak, Kurân'ın asıl maksadını ve manasını ya yok etmeye veya onu gizleyip, asıl kendi maksatlarını ortaya koymaya çalışmışlardır. Bütün bunlar asırlar boyunca, remiz, işaret ve bâtın adı altında Müslümanlar arasında kullanıla gelmiştir. İslâm'ın ilk asrının ortalarından itibaren başlayan bu cereyanlar, meşruiyetlerini ispat edebilmek için delillerini Kurân-ı Kerim'de aramışlar, aradıklarını tam olarak orada bulamayınca da lâfızların hakikî manalarından sapma yoluna yönelip keyfî manalar çıkarmaya teşebbüs etmişlerdir.”

Şimdi Said-i Nursi'nin Ebced-Cifir hesabıyla Kurân ayetlerini nasıl tahrif, te'vil ettiğini Risale-i Nur'daki örnekleriyle görelim.

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 67-68'de şöyle anlatır;

(…) “Acaba Risale-i Nur'u, Kurân kabul eder mi? Ona ne nazarla bakıyor?” denildi. O acib sual karşısında bulundum. Ben de, Kurân'dan istimdat eyledim. Birden otuzüç âyetin sarîhinin teferruatı nev'indeki tabakattan “mâna-yı işârî” tabakasından ve mâna-yı işârî külliyetinde dahil bir ferdi, Risale-i Nur olduğunu ve duhulüne ve medar-ı imtiyazına birer kuvvetli karîne bulunmasını bir saat zarfında hissettim; ve bir kısmını mücmelen gördüm. Kanaatımda hiçbir şek ve şüphe ve vehim ve vesvese kalmadı; ve ben de, ehl-i îmanın îmanını Risale-i Nur ile takviye etmek niyetiyle o kat'î kanaatımı yazdım ve has kardeşlerime mahrem tutulmak şartiyle verdim. (…)” (Ebced-manayi işari- ile Risale, Kurân tarafından meşrulaştırılıyor!!)

Lem'alar, Onuncu Lem'a'da ilmi cifr işe ilgili ilginç bir olay anlatır;

“(…) Seyranîdir. Bu zat, Husrev gibi Nur'a müştak ve dirayetli bir talebemdi. Esrâr-ı Kurâniyenin bir anahtarı ve ilm-i cifrin mühim bir miftahı olan tevâfukata dair Isparta'daki talebelerin fikirlerini istimzac ettim. Ondan başkaları, kemal-i şevk ile iştirak ettiler. O zat başka bir fikirde ve başka bir merakta bulunduğu için, iştirak etmemekle beraber, beni de kat'î bildiğim hakikatten vaz geçirmek istedi. Cidden bana dokunmuş bir mektup yazdı. “Eyvah! dedim, bu talebemi kaybettim!” Çendan fikrini tenvir etmek istedim. Başka bir mana daha karıştı. Bir şefkat tokadını yedi. Bir seneye karib bir halvethânede (yani hapiste) bekledi.”

(İşte böyle, yersiniz şefkat tokadını… Seyranî denen bu zatın hapiste yatmasının hikmetini tevafuka, ilm-i cifre karşı olmasında ve Said Nursî'yi bunlardan vazgeçirmek istemesinde bulan bu zihniyete şu soruyu sormadan edemeyeceğiz: Siz bu adamcağızdan daha uzun süre hapislerde yattınız. Birisi de çıkıp size derse ki: “Sen bunca hapsi, kendi hevana ve hevesine göre Kurân-ı Kerim'i tefsir edip, o yüce Kitabı emellerine alet ettiğin için yattın. Kaç defa bu tokadı yedin, hâlâ akıllanmıyorsun!” Ne cevap vereceksiniz?..)

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 112 ve Birinci Şua 31.ayette;

“(… su da bulamadıysanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin.” (Maide/6) ayetinde geçen “toprak” (ﺪ;ﻳ;ﻌ;ﺻ; )ın Said Nursî olduğu iddia edilmiş, aynen şöyle denilmiştir:

(…) Sad ve sin, birbirine tam kardeş olması ve bir kelimede birbirinin yerine geçmesi münasebetiyle bu âyetteki “sa‘îden” kelimesindeki sad, sin okunsa Risale-i Nur'un tercümanını göstermesi”

Ayet; açıkça abdestten, gusülden, teyemmümden bahsetmekte iken Nur Risaleleri'ne göre; ayetteki “eğer hasta iseniz” anlamına gelen “ve in küntüm merzâ” cümlesi çarpıtılarak “dalâlet ehli tarafından artırılan manevî hastalıkların büyük bir kısmı, Nur Risaleleri'nin Kurânî ilaçlarıyla giderilebilir” anlamı verilmiş “Bir sapık fırka, üzüntü ile beraber, -şayet dünyanın iki yüz sene daha ömrü varsa- faaliyetlerine devam edecektir” diye de tahrif sürdürülmüştür.

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 74-78'de Nur suresi 35.ayet şöyle tahrif edilir;

“Allah, göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun bir örneği, içinde ışık bulunan bir kandil yuvası gibidir. Işık bir cam içindedir; cam ise, doğuya da batıya da ait olmayan mübarek, ateş değmese bile yağı neredeyse ışık verecek olan bir zeytin ağacından yakılan, sanki inci bir yıldız gibidir. Nur üzerine nurdur. …” (Nûr,35)

“Hem işaret eder ki; Resâil-in-Nur müellifi dahi ateşsiz yanar, tahsil için külfet ve ders meşakkatine muhtaç olmadan kendi kendine nurlanır, âlim olur. Evet bu cümlenin bu mu'cizane üç işarâtı elektrik ve Resâil-in-Nur hakkında hak olduğu gibi, müellif hakkında dahi ayn-ı hakikattır. … Hem, nasılki bu cümlenin mânevî münasebet cihetinde kuvvetli ve letâfetli işareti var; öyle de cifrî ve ebcedî tevafukiyle hem elektriğin zaman-ı zuhurunun kurbiyetini, hem Resâil-in-Nur'un meydana çıkması, hem de müellifinin velâdetini remzen haber veriyor.”

Said Nursî, hiç utanıp sıkılmadan bu hezeyan, kuruntu ve zırvalarının, bir de hakikatin ta kendisi olduğunu söylüyor. Bu ve buna benzer yorumların ayetin siyakıyla uygun olup olmadıkları bir yana, görüldüğü gibi, Kurânî ifadeler, içinde geçtikleri siyaklarından kopartılmaları durumunda çok çeşitli ve bazen de çok tehlikeli hatalar ortaya çıkabilmektedir.

Tılsımlar Mecmûası, 193'de; “Eğer kulumuz (Muhammed)a indirdiğimiz (Kurân)den şüphe içindeyseniz, haydi onun (surelerinden biri) gibi bir sure getirin; (bunun için) Allah'tan başka şahitlerinizi de (yardıma) çağırın; eğer doğru kimseler iseniz.” (Bakara,23) ayetinin ebcedî tefsirinde

“Fe'tû bisûratin min mislihi” (ebced hesabı ile) 1880′dir. Son asırların tağut dalâletinin doğumu olup, onun temsil ettiği ruh-u dalâlete hazret-i Kurân'ın ve ondan nebean eden Risale-i Nur meydan okumasını gösterir.” Denmektedir.

Nur Risaleleri'ndeki ebced hesabına göre “tağut” Mustafa Kemal kabul edilirken aynı yolun (Ebce-Cifr metodunun) farklı yolcularınca Mustafa Kemal'in “Mehdî” ilân edildiğini görüyoruz. Bu da bizlere; uygulanmasıyla aynı kişinin hem yerin dibine batırıldığı hem de göklere çıkarıldığı bir yöntemin ne kadar geçersiz olduğunu ve bu yöntemle Kurâna yaklaşmanın ne kadar sapıklık olduğunu gösterir.

Risale-i Nur'da ebcet yoluyla tahrif edilen ayetlerin bazılarını gösterdikten sonra şimdi de tahrif edilen hadislerden bazılarına göz atalım.

Tılsımlar Mecmûası, 186'da:

“Ve vasfuke's-Sa‘îdu fi'l-Kitâbi'l-Mecîd. Ente mevsûfun yâ Sa‘îde'n-Nâsi min Rasûlillâhi (…) Yani: (Ey Said Nursî!) Senin Kitab-ı Mecid'de vasfın “es-Said”dir. Sen, Resulullah tarafından vasfedilmişsin, ey insanların saidi! Bu cümleye “Hâşiye” düşülür ve orada denir ki: ﻦ;ﺘ;ﻓ;ﻠ;ﺍ;ﺏ;ﻧ;ﺠ; ﻦ;ﻤ;ﻠ; ﺪ;ﻴ;ﻌ;ﺳ;ﻠ;ﺍ; ﻥ;ﺇ; cümle-i celilesi hadiste üç def'a tekrar edilerek, nazar-ı dikkati bu ism-i pâkin sahibine şiddetle tevcih etmekte olduğu gibi, o zâtın icra-yı faaliyette bulunacağı tarihleri ve ilminin hükümranlığı tarihlerini aynen göstermektedir. (…)“ “Mes'ut kimse, fitnelerden uzaklaştırılmış kimsedir. (…)” mealindeki bu hadiste geçen “es-Sa‘îd” sözcüğünden kastedilenin “Said Nursî” olduğunu iddia etmek kadar komik ve çarpık bir başka anlayış var mıdır acaba?

Tılsımlar Mecmuası, 205'te Said Nursî; “Binâenaleyh bu Zât (Said Nursî), cismaniyet noktasında mir'at-ı Peygamberî'dir.”diyerek kendisini Hz. Muhammed'in aynası olarak göstermektedir. Hâşâ ve kellâ… Said Nursî, ne cismaniyet ne de ruhaniyet noktasında Hz. Muhammed'in aynası olabilir. Bu ancak Peygamberi suistimal etmektir. Aynı yazının devamında ebced hesabına dayanılarak şu terbiyesizlik yapılır:

“Üstelik ancak iki Muhammed, bir Bediüzzaman ediyor. Şöyleki; Muhammed (92) Âyine karşısına koyarak Muhammed (92); Bedîüzzaman (184)'dır. (Ebcede göre Muhammed adının sayı değeri 92'dir, Bedîüzzaman adının sayı değeri 184'dür. Yani 92+92=184)

Peki, sizin bu ahmakça çıkarsamanızı esaslı bir şey zanneden muzırın biri çıksa da dese ki:

” Kurân'da Tebbet suresinde adı geçen Ebu Leheb'in cifri değeri 46'dır. Ebu Leheb'in sağına, soluna, önüne, arkasına ayna koysak ( Yani 46 x 4= 184) kim görünür acaba?”

Bu münasebetsize ne cevap vereceksiniz? Hadi biz verelim cevabı: Bediüzzaman Said Nursî görünür. Çünkü: Ebu Leheb (46) x 4 = Bediüzzaman (184) eder.

Bir diğeri ise çıkıp Ebced ile şöyle bir yorum yapsa;

“Bakara 220'. ayette “(…) Allah, müfsidi muslihten ayırt etmesini bilir. (…)” buyurulmaktadır. “Müfsid” (Ara bozucu, karıştırıcı) kelimesinin “Bediüzzaman”a tam tamına tevafuk etmesi cihetiyle (Çünkü Müfsid'in cifri değeri 184 iken Bediüzzaman'ın cifri değeri de 184'tür.) ayet, Bediüzzaman'ın fesâd-ü ifsadına ima, belki remz ediyor. Hatta bunu delâlet, belki sarahat derecesine çıkarıyor. Nitekim, Said-i Nursi'nin cümleleri de bunu hem lâfzen hem de mealen tasdik edercesine diyor ki: Hiçbir müfsid ben müfsidim demez, daima suret-i haktan görünür. Yahud bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız…” dese ne yaparsınız?

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 119-120, Kastamonu Lâhikası, 30-31de şu hadis tahrif edilir;

Ramazan-ı Şerif'te onuncu günün ikinci saatinde birden bu Hadîs-i Şerif (“Ümmetinden birtakım insanlar, kendilerine Allah'ın emri (kıyamet) gelinceye kadar galip gelmekte devam edeceklerdir. (Allah'ın emri) onlar galip olduğu hâlde (gelecektir).” hatırıma geldi. Belki, Risale-i Nur şâkirdlerinin tâifesi ne kadar devam edeceğini düşündüğüme binaen ihtar edildi:

….. Ve'l-ilmu indallahi lâ ya'lemu'l-gaybe illallâhu. Hattâ ye'tiyallahu bu emrihi (şedde sayılır) fıkrası dahi, makam-ı cifrîsi bin beşyüz kırkbeş (1545) olup kâfirlerin başında kıyamet kopmasına îmâ eder. Cây-ı dikkat ve hayrettir ki; üç fıkra bil'ittifak bin beşyüz (1500) tarihini göstermeleriyle beraber, tam tamına mânidar, mâkul ve hikmetli bir surette bin beşyüz altıdan (1506) ta kırkbeşe (1545) kadar üç inkılâb-ı azîmin ayrı zamanlarına tetabuk ve tevafuklarıdır. Bu îmalar gerçi yalnız bir tevafuk olduğundan delil olmaz ve kuvvetli değil, fakat birden ihtar edilmesi bana kanaat verdi. Hem kıyametin vaktini kat'î tarzda kimse bilmez; fakat, böyle îmalar ile bir nevi kanaat bir gâlip ihtimal gelebilir. (…)

Said Nursî, hadiste belirtilen topluluğunun Risale-i Nur şakirtleri olduğundan (?) öylesine emindir ki, artık çıkarımlarını Nurculuğun ne kadar devam edeceği üzerine yoğunlaştırmıştır. E, Said Nursî'nin muhtırı durur mu, hemen ihtar eder hadisi…

Said Nursî'nin, hesap aralarına “Allah'tan başka, hiç kimse gaybı bilmez” anlamına gelen “lâ ya‘lemu'l-gaybe illallâhu” cümlesini koymasının da üzerinde durmak gerekmektedir. Hem bu cümle konulacak, hem de hâlâ kıyamet gibi en gizli gayba muttali olunmaya çalışılacak… Bu, fasıkların büyük günahları bile bile işlerlerken “tövbe, tövbe” demelerini andırmaktadır.

Şatibi derki; “Şu hâlde, Kuran'dan elde edildiği öne sürülen ve fakat Arap dili üzere carî olmayan hiçbir mananın Kurân ilimleri ile ilgisi yoktur, ne kaynak ne de metot olabilir. Kim böyle bir iddiada bulunursa, onun bu iddiası batıldır. Nasipsizin birinin kendisinin Kurân'da zikredildiğini iddia etmesi bu konunun örneklerinden birini teşkil eder.”

Said Nursî'nin ve onun bu saçma sapan sözlerine inananların hak ettiği kelâmı, İmam Şatıbî yüzyıllar önce, aynı yolun yolcuları için etmiş. Bizde Risale-i Nur talebelerine şunu hatırlatalım:

“Aklı zayıf olanlar, hakkı adam ile tanırlar, adamı hak ile değil. Akıl sahibi olan kimseler için Hz. Ali buyurmuş ki: “Hakkı adamla bilemezsin. Önce hakkı tanı, böylece ehlini de tanırsın. Akıllı adam, esasen hakkı tanır. Bir söz işittiği vakit ona bakar, hak ise kabul eder. Söyleyen, ister bozuk fikirli olsun, ister doğru düşünceli. Hatta çok kere sapık kimselerin sözlerinden hakikati çıkarmaya çalışır. Bir âlimin en aşağı derecesi, koyu cahil halktan farklı olmaktır. Bir sözü, halkın büyük tanıdığı bir adama isnat etsen, batıl dahi olsa, cahiller hemen kabul ederler. Fena, değersiz bildikleri bir kimseye isnat etsen, doğru da olsa reddederler. Daima hakkı adamla ölçerler. Adamı haktan tanımazlar. Bu, çok büyük bir dalâlettir.”

Esasen Nur Risaleleri'nde yapılan ebced ve cifir hesaplarında asla kural tutarlılığı yoktur. Bu hesaplarda şeddeler, tenvinler bazen sayılmış, bazen de sayılmamıştır. Bu hesaplar yapılırken eldeki sayıya ulaşılabilmek için, ayetlerdeki harfler bile çeşitli gerekçelerle değiştirilmiştir. Bu hesaplarda dikkati çeken diğer bir unsur, hem Said Nursî'nin hem de Nur Risaleleri'nin birden fazla ismi olmasıdır: Said-i Nursî, Said-ün-Nursî, Said-i Kürdî, Molla Said… Risale-i Nur, Resail-in-Nur, Risalet-ün-Nur, Risale-in-Nur, Risalet-ün-Nuriyye, Bediüzzaman…

İsimlerdeki bu çeşitliliğin, hesaplarda kolaylık sağlayacağı aşikârdır. Bu hesaplamalarda öylesine keyfî davranılmıştır ki, aynı isim ya da isim tamlaması için farklı yerlerde farklı sayı değerleri verilmiştir. İstenilen rakamı elde edebilmek için keyfî davranılmıştır; ayetlerdeki cümleler anlamını yitirecek şekilde bölünmüştür. Ebced hesaplamalarından çıkan sayı, bazen hicrî, bazen rumî ve bazen de milâdî tarihin senesi sayılmıştır ki, bu da tamamen indî bir uygulamadır.

Eğer ebced hesabı, Said Nursî'nin ileri sürdüğü gibi gaybî bir anahtar ise, yüce Allah'ın kendisine edilmesini istediği “hamd”, “köpek”le tevafuk etmiştir. Böyle bir anahtar, gaybın kapıları bir yana adî bir kapıyı bile açamaz.

Nurcular Risalelerdeki bütün bu çarpıklıklarını örtmek için Said-i Nursi'nin İşari tefsir yaptığını iddia ederler. Hâlbuki âlimlere göre; İşarî (Bâtınî) tefsirlerin makbul olabilmesi için, şu dört şarttan hâlî olmaması gerekir:

  1. Bâtın mananın, Kurân lâfzının zahir manasına aykırı olmaması,
  2. Başka bir yerde bu mananın doğruluğunu teyit eden şer'î bir şahidin bulunması,
  3. Verilen bu manaya, şer'î veya aklî bir muarızın bulunmaması,
  4. Verilen bâtın mananın tek mana olduğunun ileri sürülmemesi.

İşarî tefsir için ortaya konan şartları, Said Nursî ve talebelerinin ebced ve cifre dayanarak yaptıkları tefsirlere uyguladığımızda; son şart hariç hiç birinin olmadığı görülmektedir. Son şartta da Nur Risaleleri'nde şüpheli anlatımlar vardır. Dolayısıyla Nur Risaleleri'ndeki ebced ve cifre dayalı tefsirlerin, işarî tefsirden kabul edilmesi mümkün değildir.

Bâtınîler; lâfzı, zanlarına göre lâfzın çağrıştırdığı manalar ile yorumlamışlardır. Yani, manayı esas almışlardır ki, batıl da olsa kendilerine göre bir metotları vardır. Oysa Nur Risaleleri'nde, ayetteki lâfızların, ebced ve cifir hesabına göre aldığı sayı değeri, Said Nursî ve Nur Risaleleri ile alâkadar bir sayıyla çakıştığında, bu, o ayetin bunlara işaret, ima… ettiğinin delili kabul edilmiş, bunu tekit edecek bir-iki masal uydurmaktan da geri kalınmamıştır. Velhâsıl, Nur Risaleleri'nde ebced ve cifir hesaplarıyla yapılan bu tefsirler, lâfzın manasına bakmadığından, işarî değil ancak Hurufî tefsirdir.

Nesefî akaid risalesinde Said-i Nursi gibilerine şöyle der: “Nasslar, zahirleri üzerine hamledilir. Bunun aksine yönelmek, bâtın ehlinin iddia ettiği manalara sapmak, ilhattır ve küfürdür.”

Gazalî Said-i Nursi gibilerine şöyle der:

“Bazıları tevil yaptıklarına inanarak mütevatir bir nassa muhalefet ederler. Bunların yaptıkları tevillerin lisan kaideleri ile yakından ve uzaktan bir ilgisi bulunmazsa; bu, küfürdür. Tevilci olduğunu iddia etse de tekzipçidir.

Muhsin Abdülhamid, Said-i Nursi gibi hurafeciler için şöyle der;

“Evet, bu işle uğraşan kişi Kurân ayetlerine gelince, bunları mevzusuyla asla ilgisi olmayan, delilsiz ve burhansız görüşlerle keyfince tevil eder; canının istediği, hayalinin düşündürdüğü gibi yazar. Kendi yüksek keyfi için coşup yürüyen herkes serbest bırakılsa da Kurân-ı Kerim ayetlerine hücum etse, onlara kabul edemeyeceği manaları yüklese, acayip Bâtınî tefsirlerle, alçak şeytanî fikirlerle bunları anlasa, bu mevzuda batıl görüşler, bozuk teviller, terk edilmiş manalar ortaya koysa; bu takdirde binlerce insan peygamberlik ve velilik iddia ederlerdi, birçokları da kötü niyetlerini, sapık prensiplerini teyit ederlerdi.”

Ne yazık ki Said-i Nursi, ayetlerde anlatılan Yahudiler gibi Allah'ın ayetlerini tahrif, tağyir ve te'vil etmiştir. İşin daha kötü tarafı ise müritleri de Said'e kanıp Risalelere iman ederek İslam adına yeni dinlerini körü körüne savunur olmuşlardır.

Said-i Nursi bu güne kadar hiçbir akıllı insanın yapamayacağı bir metod olan Kurân-ı Kerim tefsirinde Kurân-ı Kerim'i delme metodunu uygulamış mıdır?

Allah (c.c) Ali İmran,7'de;

“Sana Kitabı indiren O'dur. O'ndan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: “Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır” derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.” buyuruyor. Yani Allah'ın bizlere açıkca bildirmediği, yoruma açık ayetler konusunda biz Müslümanların “Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır” demesi gerekirken; kalbinde fitne olan bozuk insanların ise bu kapalı ayetleri dillerine dolayıp olmadık yorumlarda bulunmaları vurgulanıyor. Herhalde Said-i Nursi'nin bu ayetten haberi olmamış ki(!) bakın Mektubat, Ondokuzuncu Mektub'da şöyle bir tefsire yelteniyor;

“yalnız gözü bulunan kulaksız, kalbsiz, ilimsiz tabakasına karşı da, Kurân'ın bir nevi alamet-i i'câzı vardır. Şöyle ki:

Hâfız Osman hattiyle ve basmasiyle olan Kurân-ı Mu'ciz-ül-Beyan'ın yazılan kelimeleri birbirine bakıyor. Meselâ: Sure-i Kehf'de: “ve sâminuhum kelbuhum” kelimesi, altında yapraklar delinse: Sure-i Fâtır'daki “kıtmîr” kelimesi, az bir inhirafla görünecek ve o kelbin ismi de anlaşılacak.”

Kehf suresinin bu ayeti, Kurân'ın 295. sayfasında yer alırken, köpeğin ismi (müteşabihtir) olduğu iddia edilen “kıtmîr” (el-Kıtmîr: çekirdeğin üzerindeki ince kabuk, çekirdek zarı; darbımesel olarak kıymetsiz, adî, ehemmiyetsiz manasında kullanılır) kelimesinin geçtiği ayet 435. sayfadadır. “Ve sâminuhum kelbuhum” ifadesinin altındaki yapraklar delinse (!) bile, “kıtmîr” kelimesi açılan deliğe denk gelmemektedir. Çünkü bu ibare Hafız Osman hattıyla yazılmış Mushafta 295. sayfanın 6. satırının sol tarafında iken; “kıtmîr” kelimesi 435. sayfanın 7. satırının sağ tarafındadır. Kaldı ki, denk gelse dahi bu, o köpeğin isminin “Kıtmîr” olduğunu ve bunu Kurân'ın şifreli bir şekilde belirttiğini göstermez.

Kurân'ın icazını bu şekilde gösteren zihniyete, aşağıdaki soruların cevaplarını bulmamız için Kurân'ın hangi sayfasının neresini, nereye kadar delmemiz (!) gerektiğini sormaya herhâlde hakkımız vardır; çünkü bunlara da yanıt vermeleri yöntemlerinin tutarlı olmasının bir gereğidir.

  1. Ashab-ı kehfin isimleri ne idi? Her hâlde Kurân'ın, bu yiğitlerin isimlerini belirtmesi, köpeğin ismini belirtmesinden daha anlamlı olsa gerektir.
  2. Yiyecek almaya giden hangisiydi?
  3. Şehirden alınan erzakın cinsi ne idi ve miktarı ne kadardı?
  4. Köpek hangisinindi?
  5. Köpeğin cinsi ve rengi ne idi?

Doğrusu, ümmetten İsrailiyat ile uğraşan, yukarıdaki soruların cevaplarını arayan birçok kişi olmuştur; fakat herhâlde Mushaf delme metodunu (!) bulan ve kullanan ilk kişi Said Nursî'dir. Ashab-ı kehf kıssasını ve Kurân'daki diğer kıssaları anlamak, düşünüp ibret almak yerine; böyle işlerle uğraşmak hastalıklı ruhların, fitnecilerin işidir. Hele bunları Kurân'ın icazı diye takdim etmenin asla tutarlı bir yanı yoktur.

Her şeyin en doğrusunu Allah bilir. Selamun Aleykum

Hilmi POLAT

(İlahiyatçı)





Bu sayfa hakkındaki son yorum:
Yorumu gönderen: Yoncanurtalebesi, 27.02.2016, 20:09 (UTC):
Bütün bu yazdıklarınız saçmalıklardan ibaret RİSALEİ nurlar karalama Bediüzzamanı çekememezlik biz icraate bakan nur talebeleri olarak sizi mahşerde göreceğiz inşaAllah hakkımızıda alacağız bu yazdıklarınız hem üstada hemde nur talebelerine iftiradır Rabbim sorsun inşaAllah bi kere açıp okumamışsınız ki kitapları yazık.

Yorumu gönderen: hasan bolat , 14.03.2015, 20:54 (UTC):
adil i mutlak olan rabbim haklıyı haksızı belirleyecegi o günde görüşmek üzere . o adaletli bir hakim hakeden hak ettigini bulsun....

Yorumu gönderen: İSMAİL, 11.02.2015, 17:38 (UTC):
Ya çamur at izi kalsın hesabı bunlar. Sadece şunu soracam Bediüzzaman hazreterinin eseri risale-i nurlar hakkı mı yoksa şerri mi tavsiye ediyor? Yani genelde tamir mi yapıyor yoksa tahrip mi? Biraz gözlemi iyi olan biri Nur talebelerinin hakkı tavsiye ettigini görür.. Nurları hakkıyla tanıyan biir sırati müstakimde gitmeye özen gösterir. Yani ne ifrat ne tefrite kaçıp VASAT yolda gider.. Buna da ehli sünnet yolu denir.. Allah Üstadı karalayanları ıslah etsin. Tahrip etmelerine fırsat vermesin. Risale gibi bir nimetin de kıymetini bilmiyorsunuz ya. Ne denilir Yazık. Gerçi Allah bilir siz kime hizmet ediyorsunuz.. Bu kadar yazmam da nafile..

Yorumu gönderen: oktay dayan, 29.11.2014, 16:28 (UTC):
Memlekette sallasan ilahiyatciya denk geliyor....hilmi polat (said-i nursi yi hice sayiyor) yasar nuri ozturk 3 vakit namaz ,şort ile namaz,kadinlar ile beraber saf tutma, kizi yasinda cocuk ile evlenme......son olarakda ihsan eliacik osmanli hanedanini katil yapti,yavuz katil.... fatih kardesini katletti.....normal seyler artik bunlar...uzun lafin kisasi ilahiyatcilari kaale almamiz gerektigini delillendirdiler...yazık harbiden bu ve türevlerine.....baska millet nasil ogrenecek hilmi polat ismini...iyiyki internet iyili özgürlük.......karaladigi zat-ı muhterem bütun dunyaya nam salmisken hilmi dururmu.....tahrip kolay olani.....bol şans....

Yorumu gönderen: şeyma, 14.12.2010, 13:16 (UTC):
gözünü kapayan sadece kendine gece yapar.Üç beş cahilin ileri geri yorum yapması hakikatten zerre miktar kaybettirmez ağzı olan konuşuyor işte......

Yorumu gönderen: uyıyan sana gelsın, 26.11.2010, 20:54 (UTC):
nerde resullah haber vermıs ya hanı dedllılın asıl densız sensın yanılanların cok olması yanılgıyı dogru yapmaz

Yorumu gönderen: BOZKIRDA SABAH, 19.11.2010, 22:42 (UTC):
said-i kurdi gerçekten allah
dostu değildir.cehaletinin ve dış mihrakların yetiştirdiği biridir.gerçek bediüzzaman olmuş olsa idi,nifak,fitne,dinde derin yaralar açılmasına sebeb olmazdı.hristiyanları cennete gönderiyor. ölenlerini şehit ilan ediyor. bunlar yazmakla bitmez.üsttelik üç dini birleştirmek gibi bir gayenin sinsi oyununun 150 yıl önce temelleri atılmıştır.said-i kurdi'yi mehdi veya bediüzzaman ilan edebilirsiniz.ama çok yakın bir zamanda şeytani oyunlar ortaya çıkıp büyük bir hüsran yaşanılacak!said-i kürdi'nin köyde ölümü yaklaşmışken; neden şakirtlerine kendisini şehre götürüp otele yerleşmiştir?köyde ruhunu teslim etse idi ne olur du?üsttelik s.kürdi'nin cümle hurafeleri tepki çekmesin diye azaltılıp,sadeleştirilmiş midir? vehhabi ekolüne yakın duranlar said-i kürdi'yi eleştirip yerden yere vururken; kendi sapık inançlarını görmemezlikten geliyorlar.

Yorumu gönderen: paşalı, 12.11.2010, 19:53 (UTC):
bütün ilahıyatçıları rabbim ıslah etsin..ilmiyle amel etmeyenlerdir onlar..öyle sırlar varki anlatılmayan ,bazı insanların bildiği,inşallah zamanı gelince hepsi açıklanacak.biz rabbimize kul ,hz muhammete ümmet,said nursiye talebe olmakla en büyük şerefi tatmaktayız.aeo

Yorumu gönderen: SELAMİ, 31.10.2010, 21:23 (UTC):
ALLAH ISLAH ETSİN.YOK ETMESİN CEHENNEME KÜTÜKTE LAZIM

Yorumu gönderen: yoldan geçen biri, 28.10.2010, 22:40 (UTC):
öncelikle şunu söylemek istiyorum ki ebced risale i nururn temeli deildir. doğrudur üstad hazretleri ebced ve cifirle hesap yapıp çıkarımlarda bulunmuştur fakat bu asıl hareket tarzı olmamıştır. nesela ben risale i nur la tanışalı 5-6 sene olduğu halde bir kaç bariz yer(bunlar da celcelutiye dendir) haricinde kimse oturup uzun uzun ebced den cifirden bahsetmedi. benim şahsi kanaatim yıpratmaya yönelik olarak yapılmış sözler bunlar.şunu da eklemek istiyorum ki yapılan ebced ve cifirler genelde geçmişe yöneliktir. geleceğe yönelik olanlardasa ise aynene yukarıda alıntı yapıyorum''Bu îmalar gerçi yalnız bir tevafuk olduğundan delil olmaz ve kuvvetli değil, fakat birden ihtar edilmesi bana kanaat verdi. Hem kıyametin vaktini kat'î tarzda kimse bilmez; fakat, böyle îmalar ile bir nevi kanaat bir gâlip ihtimal gelebilir'' tarzındadır.yani gaybı ancak allah bilir.amenna saddakna. ama şuda bir gerçek ki yeterli bilgim olmadığı için tatminkar bir bilgi yazamadım. inşallah bu konu üzerinde çalışıp tatminkar bir bilgi aktarmaya çalışacağım.SELAMETLE....

Yorumu gönderen: Derya, 26.10.2010, 10:13 (UTC):
Hilmi polata yazıklar olsun, batıni ilimlerden hiç anlayışı olmadığı halde zahiri ilimlerde de boğulduğu anlaşılıyor, Allah islah etsin...

Yorumu gönderen: yasin, 23.10.2010, 08:06 (UTC):
böyle bir başlıkla yazılan bir yazıyı nasıl yayınlıyorsunuz nurculuğun bir cemaat olduğunu bilmeyen cahil insanın yazısına itimat ediyorsunuz

Yorumu gönderen: mehmet , 16.10.2010, 07:25 (UTC):
müslüman Allaha teslim olan demektir; iken birde şu ayetler var iken "Onlar, kendilerine Rabblerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman, onlara kör ve sağır kesilmezler." furkan 73 anlamadan 100 lerce kez okunup rabbimzin bu kitabı dirilere gönderdiğini söylemesine rağmen ısrarla ölülere sevap yollayan güruha kuranın tek kitap olduğunu anlatmak çok zordur.
said nursi derki;“Risale-i Nurlar, ne Doğu’nun kültüründen ve ilimlerinden, ne de Batı’nın felsefe ve bilimlerinden alınmış ve iktibas edilmiş bir nurdur. O, gökten inmiş Kur’an’ın, Doğunun da Batı’nın da üstünde olan Arş’taki yerinden iktibas edilmiştir
Allah derki;“Yazık o kimselere ki kendi elleriyle Kitap yazarlar; sonra « Bu, Allah katındandır.» derler ki, karşılığında az bir bedel alsınlar. Yazık o, kendi elleriyle yazdıklarından dolayı onlara! Yazık onunla kazandıklarına!” (Bakara2/79)
Ben müslümanım diyene bu tek ayet yeter ve şöyle yapmaları gerekirken "...Kendilerine Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarag secdeye kapanırlardı." meryem 58
hala sanki üzerlerine büyük bi vazifeymiş gibi masallara hikayelere menkıbelere inanıp amel ederler ve şu duruma düşerler Şirk, yalnız Allah’a ait bir kısım isim ve sıfatları başka varlıklarda da görmek, onları o konuda Allah ile ortak saymaktır. Bu varlıklar daha çok, din büyükleri olur. Onlar Allah’a yakın bilindiği için o isim ve sıfatları onlara vermek fazla rahatsız edici olmaz. Bu, onları Allah’a karşı arabulucu konumuna sokar. Allah ile olacak işlerde bunların aracılığına ihtiyaç duyulmaya başlanır. Artık onlara, Allah’a boyun eğer gibi boyun eğmek zor olmaz. Böylece o büyüklerin her biri bir tanrı yerine konmuş olur.

Tuzağın önüne hoş şeyler konur. Din büyükleri bu konuda bulunmaz bir malzemedir. Tuzağın iki büyük engeli akıl ve Kur’an’dır. Engelleri aşmak için duygusallık öne alınır. Dinin akıl değil, bir gönül işi olduğu söylenir. Bu, insanları, Kur’an’ı anlayamayacakları yalanına inandırmayı kolaylaştırır. Artık önlerine hangi ayet konsa görmezlik­ten gelirler. Kendi özgüvenleri kaybolur. Üstlerine pislikler yığılmaya başlar (Yunus 10/100). Şeytanlar başlarını sarar, onlarla yakın arka­daş olurlar. Doğru yolla ilişkileri kesilir ama kendilerini o yolun ortasında sanırlar (Zuhruf 43/36 37).

Yorumu gönderen: abra, 21.09.2010, 00:52 (UTC):
admin abi haklı.
ama tüm dünyanın çok iyi tanıyıp kabul ettiği bir islam alimini bu kadar sert dille eleştirmek için ona yetişmek lazım zannımca.


Yorumu gönderen: Garip_Yolcu, 17.09.2010, 12:43 (UTC):
Risale-i Nur'u HAKKIYLA okuyanlar Kur'an'a ne Sünnet'e daha da çok sarılıyorlar mı?
MADEM Kİ CEVAP OLARAK EVET!
O ZAMAN SORUN YOK!

Cennette Yeşermek Dileğiyle.

Yorumu gönderen: Recep, 06.09.2010, 00:34 (UTC):
Hilmi Polat Kardeşim hiç boşuna uğraşmayınız. Ölümde var, Ölümden Sonra Kabir var, Kabirden sonra Haşir var, Haşirden sonra Hesap var, Hesaptan sonra Cehennem ve Cennet var. Belki aklınıza vicdanınıza bir şeyler gelir.

Yorumu gönderen: yusuf, 31.08.2010, 19:05 (UTC):
hilmi bey çok teşekkür ediyorum bilgilendirdiğiniz için evet 4 adet ebu leheb ediyor başkada bişey yapmıyor sağ olun var olun

Yorumu gönderen: fesete, 17.08.2010, 00:45 (UTC):
Allah dostlarına laf söyleyenler. hançerliler gibidir.Alışmış saplamaya ama sonunun o hançer olduğunu nerden bileceksin.Ehli sünnet alimi olduğu için başım üstünde yeri var.

Yorumu gönderen: sebahattin çam, 27.07.2010, 05:25 (UTC):
ilyas isimli bir eleştiri sahıbı demiş: o bir peygamber değil. oda hata yapabılır ve kuran ve sunne tt ışıgında tenkıd edılebılır demiş..
tabiki buyurun hodri meydan eleştirin bakalım..
zındıklar ve islam düşmanları senelerce bunu araştırdılar bir şey bulamadılar sizde bulamayacaksınız..
eleştirmek için çalışcağınıza onu ve nurları anlamak için çalışın.en azından imanınız ziyadeleşir..
allah bizleri kurandan ve nurlarından ayırmasın. inş...

Yorumu gönderen: recep, 21.07.2010, 18:55 (UTC):
o b.. atmış sizde iz bırakıyorsunuz cevap vermekle. garip. sükut altındır.vesselam

Yorumu gönderen: süvari, 02.07.2010, 08:49 (UTC):
Kur'an-ı Kerim'in nüzulünden bu zamana ne kadar tefsir yazılmıştır?Rakam verebilir misiniz?
Bu tefsirlerin hepsine bakmak zamanı buldunuz mu?
Bu tefsirlerin Kurana uygunluklarını denetlediniz mi? Veya böyle bir şey mümkün mü? Veya böyle bir çalışma yapanı biliyor musunuz?
Bu tefsirlerden hangisinin
tefsir ve sünnet metoduna uygun olduğunu inceleme imkanın oldu mu?
Bir araştırmacı bunlardan faydalanailir mi?
Böyle bir araştırma için kimden fetva veya izin almak gerekir?
Bir eser veya tefsirde herhangi bir konuya değinilir veya yoğunlaşılırsa; bu durumda ayrıntılı bir açıklama tefsir mi oluyor? Yoksa ayet mi olıyor?
Allahu zülcelal kendi ayetleri üzerinde düşünme, yorumlama ve açıklama yapma yetkisini kime vermiştir?
Bu konuda bir tekel sahibi var mıdır?
İmanın şartlarının altı ile sınırlandırıldığını gösteren delil nedir?
Bu soruları uzatabiliriz...
Yani Hak yolunun yolcuları kendi işlerine ve ümmetin şlerine bakarlar.Ona buna dalaşarak ilmilik taslamazlar. Varsa ümmeti Muhammede fayda verecek bir yol gösterecek bilgi onu beyan ederler.
Bir Müslümanın çatacak çok
düşmanı vardır ama bu bir mümin değildir. Kuran da hadis de incitmeyi meneden açık ifadeler var.
İnsanları karalamada bu kadar cüretkar ve hevesli olmak dinde ve imanda yeri olan bir şey değildir.
Daha edepli ifade kullanılmalı ve gizli kin ve gayz kokan ifadeler kullaqnmamalı diyue düşünüyorum...


Yorumu gönderen: coolmax, 15.06.2010, 12:34 (UTC):
çok önemli bir konuya değinilmilş ALLAH razı olsun cok dogru soylemişşiniz hurafe peşinde koşan bu ampulcu nurculara yazık yazık

Yorumu gönderen: hakikat talibi, 02.05.2010, 06:35 (UTC):
ben size çok acıdım hilmi bey okumuşsunuz ama.....artık gerisini siz getirin.BÜYÜK ALİMLERDEN HEPSİ BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ yi bilir ve anlar siz hangi alimlerdensiniz

Yorumu gönderen: hakikat talibi, 02.05.2010, 06:13 (UTC):
güneş balçıkla sıvanmaz..

Yorumu gönderen: taner tan, 26.02.2010, 12:35 (UTC):
bu ilahiyatcı beyi bende şiddetle kınıyorum.

Yorumu gönderen: ahmet yetek, 19.01.2010, 12:29 (UTC):
Keşfu'z-Zünûn'da, cifir ve ebced ilminin, konunun uzmanları olan mânevî ilimlerde derinleşen simalar için bir çok esrarın anahtarı hükmünde bulunduğu ve Hz. Ali tarikiyle özellikle Ehl-i Beyte tevârüs eden bir ilim olduğu belirtilmiştir. Bu ilmin eski peygamberlerin kitaplarında da yer aldığına dair rivâyetlere işaret eden Çelebi, "Bu ilme, ancak âhirzamanda gelecek olan Hz. Mehdî, hakkıyle vâkıf olur" diyen bazı âlimlerin görüşlerine de yer vermiştir.

bu ifade katip çelebi'ye ait..

Yorumu gönderen: IP sizde var, 17.01.2010, 19:54 (UTC):
Hilmi Polat bey doğru söylediği için bazıları pek hiddetlenmiş breh breh. Eh beyler taş yerinde ağırdır. Helâl olsun. Kadir-i Mutlak'ın islak etmesi gereken birileri varsa onun peşine takılanlardır. İngiliz Gizli Sevisinin yıllar öncesi hazırladığı bu adamın cahilliği ne eyvallah da peşine düşenlerin cahiliğini anlamak zor. Beyler okuduğunuz risaleleri neden anlamazsınız ki. Şeyh ucmaz mürid uçurur hesabı öyle mi görmek istiyorsunuz.

Yorumu gönderen: körcahil, 30.12.2009, 13:18 (UTC):
şu cemaat üyelerine acil şifalar diliyorum allah onları doğru yola iletsin kalp gözlerindeki mühürleri söküp gerçekleri görmelerini nasip etsin amin.

Yorumu gönderen: şenol mücahit, 13.12.2009, 10:11 (UTC):
Allhtan başka hiç kimse peygamberimiz(s.a.v) bile şefaat edemez onun izni olmaksızın bize rabbimiz kuranı gönderdi onu koruyacak da bizi dedi başka kitaplara ne gerek var bize kuran ve sünnet yeter araya aracı koyanlar da orada kim şefaat eder görürüz inşallah.

Yorumu gönderen: mircan025, 04.12.2009, 06:23 (UTC):
Allah (c.c) bu buyuk insanlarin kiymetini bilmeyen, akil ve zeka yoksunu zavallilari islah edip, kalplerinde ki korlugu gidersin ins. Baska da ne diyelim?...

Yorumu gönderen: bleda, 08.10.2009, 01:42 (UTC):
şu yorumları okuyup güldüm saidi nursıyı eleştıren ve admıne kızan arkadaşlar bırde aynaya baksalar neden bu kadar hıddet madem beğenmedınız yorumlarını sızde ona nerede hata yaptığını öyleyın yok öyle değil böyle deyın eğer o ıspatlıyorsa haklıdır sız çürütemedığınız sürece vay efendım saıdı nursıye böyle yazılmazmış dıye bı kanunda yok fıkır özgürlüğü ise gayet normal yalanını sız çıkartın ortaya çıkaramıyorsanız demekkı haklı bıde bedıü zaman kımkı size şefaat edecek öyle bır yetkıyı kımden alıyor onuda belırtınde okuyyaım

Yorumu gönderen: ersin, 30.09.2009, 05:43 (UTC):
Basta Hilmi Polat`a Risale-i Nur`lari vicdaniyla incelemesini öneriyorum. Cok ilahiyatcilar gördük, Allah`a tam, hakiki inanamadiklarindan, küfre düsmüslerdir. Bana bir tek insan gösteremezsinizki Risale-i Nur`lari okuyupta küfre düssün. Bilakis imani ziyadelesen, taklitte tahkike cikan nicelerini tanima firsati oldu. Herkes herkesi tabiiki tenkid edebilir, fakat Allah dostlarina laf atmadan önce kendimizi vicdan aynasinda bir süzmemiz gerekir.

Admin`e küfür edenlerinde Nur talebeleri olduklarina inanmiyorum, cünki onlar ancak Derya`nin dedigi gibi dua ederler. Küfür edenlerin olsa olsa herhangi bir Bediuzzaman sempatizanlari olabilecegi kanaati olustu bende. Admin bey, siz de hemen parlamaniza gerek yok, madem ifade özgürlügü var.
Tabiiki küfür dogru bir yol degildir, ancak sizinde o seviyeye inip onlari muhatap almaniza gerek yok.

Netice itibari ile herkesin düsüncesi, dini yasama bicimi kendine. Ahirette iftirada bulunanlardan mutlaka bunlar sorulacaktir. Zannediyorum, Bediuzzaman Hazretleri`nin "ben herkese hakkimi helal ettim" cümlesinden yola cikarak bu cüretlerde Hilmi Polat gibileri bulunuyorlar. Ama unutmasinlarki üstad helal etsede, Nur`lar haklarini helal etmezler! Baki slm.

Yorumu gönderen: ilyas, 18.09.2009, 21:32 (UTC):
öncelikle sait nursi'yi tenkit cesaretini gösteren kardeşimize en derin şükranlarımı sunuyorum. sait nursi'nin asla tahammül edemediği ve bertafar etmek üzere her sinsi metodu kullandığı eleştiri ve itirazlar eskiden olduğu gibi bugün de vardır ve devam edecektir. nurcuların her şeyden evvel sait nursi'yi kritize etmenin yahut onu kınamanın islama yönelik bir saldırı olduğu kuruntusundan vazgeçmeleri gerekir. sait nursi, bir peygamber olmadığına göre kuran ve sünnet doğrultusunda pekâlâ değerlendirilebilir. onu neden tabulaştırıp birtakım onlarca imkansız, bizim açımızdan ise bir vakıa olan yanlışlarından bahsetmeyelim? niçin? hz.ömer'in, seni gerekirse kılıçlarımızla düzeltiriz uyarısına şükürle karşılık verdiği malumdur. o halde sait nursi'yi niye kutsallık hâlesiyle çevreliyor, ona şaşkınca bir sevgiden yapılmış delinmez bir zırh giydiriyoruz? eğer ortada bir itiraz varsa buna kuran ve hadisle karşılık verilmesi gerekir. duygusal tepkiler yahut küfürle değil.

Yorumu gönderen: Akhenaton (Admin), 18.09.2009, 00:54 (UTC):
Protesto: Bu sitede İslam adına her görüşe yer verdim. Risale-i Nur'la ilgili yazılar gönderdiniz; bunlar da yayınlandı. Bunlardan %80-90'ı olumlayıcı yazılardı. Yani kendi kaynaklarından. Ne oluyor da eleştirel bir yazı görünce bazı arkadaşlarımız hemen yorumlara ya da iletişim formuna küfür üstüne küfüre giriyor? Aylardır, Nurculukla ilgim ve alakam olmadığı halde, sizin ifade özgürlüğü hakkınızı savunmanın mücadelesini veriyorum. Karşılığı ne? Şahsıma en adi, en iğrenç küfür ve hakaretler. Hem de Bediuzzaman'ın talebeleriyiz, Risale-i Nur öğrencisiyiz diyenlerden... Bu mu peki sizin Müslümanlığınız, Müslümanlara küfretmek mi? Artık kanaatim odur ki, talebelerine İslam Ahlak'ını aşılayamamış ve Nur öğrencisiyiz diyen bu insanlara EDEP ve SEVİYE'yi öğretememiş bir kitabın da müellifinin de bu sitede İNCELEMEYE DEĞER HİÇ BİR YÖNÜ olmadığına inanıyorum ve aynı durum sürerse, bu sitede bu fikre tanınan özgür düşünce TAMAMEN KALDIRILACAK, için de bu eserin ya da müellifinin isminin geçtiği her yazıdan çıkarılacaktır! Şahsıma yapılan en adi küfürleri ahrette asla affetmeyeceğimi bildiriyor, Nur adına muhatap alınamaz bir seviyesizlik ve iğrençlik saçan bu insanları Allah'a havale ediyorum!!!

Yorumu gönderen: sebahattin çam, 04.09.2009, 16:13 (UTC):
bu safdaki ilimden nasibi kısır kendini bilmez seviyesiz din namına konuşan kişiler peygamberimizin haber verdiği gercek bir alim ve allame olan bir allah dostu için böyle dengesiz konuşmalarını kınıyorum her sene üstadımızın sempozisyonları yapılmakta neden başkası değil diğer ialam ülkelerinde iran,suriye mısır vs.seçkin alimler dahi gelmekte ezherden bile katılımcılar olmakta bu ilahiyatçılar ezhere gidebilmek için yada mezun olmuşlarsada isimlerinin üstüne 'ezher mezunu ' gibiövünerek yazarlar ama itikadlarını düzeltmezler allah ıslah etsin.ve üstad BEDİÜZZAMAN 'ın da ahırette şefaatine nail oluruz inşaallah .allaha emanet.

Yorumu gönderen: derya, 18.08.2009, 11:44 (UTC):
hilmi polat bey.rabbim ıslah etsin fiyorum baş kada bir şey demiyorum.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36685387 ziyaretçi (102724124 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.