Hurkalya
 

Hurkalya

Hazırlayan: Akhenaton

Kategori: İslami Makaleler

Muallak ideler âlemi, İşrâkî filozoflara göre, maddi âlem ile mânevi âlem arasında muallakta duran yarı cismanî ve yarı manevî bir âlemdir. Ancak bu âlemi Eflatun'un ideler âlemi ile karıştırmamak gerekir. Yine İşrakî filozoflara göre Muallak ideler âleminde Cabulk, Caburs ve Hurkalya isminde şehirler bulunmaktadır. İnsan öldükten sonra ruhları bu âleme geder ve kıyamet gününe kadar buralarda kalır.[1][2]

Hurkalya beldesi, ilham, rüya ve vahyi nübüvvet nazariyelerin hepsi tıpkı eflatun ve muallâka da olduğu gibi âlemi misal ve rabbin nev’ meseleleri, dinin gereklerinin sembolik anlatımından ibaret olduğudur. Mehdi meselesi vs. gibi.[3]

İşrakî filozoflara göre, bu beldenin varlığı, bir hadis ile sabittir. Zira Hz. Muhammed, “Câbulk ve Câburs unsurlar âlemine ait ideler, Hurkalya ise felekler âlemine ait idelerdir” buyurarak bu beldelerin varlığı hakkında bilgi vermiştir. Yani, Câbulk ve Caburs, Cisimler Alemi’ne ait beldelerin idesi, Hurkalya ise, Felekler Alemi’ne ait beldelerin idesidir.[4]

Literatürde farklı şekillerde yazılan Hurkalya kelimesinin hangi dilden geldiği ve anlamı hususunda kesin bir bilgimiz bulunmamaktadır. Ancak Hurkalya kelimesinin, Eski Yunanca "eski mülk" anlamına gelen "Herekliya"  ya da İbranice "sıcak hava" anlamına gelen "hibel garnim" kelimesinden Arapçaya geçmiş olabileceği şeklinde iddialar bulunmaktadır.[5]

M. Zeki Pakalın, bu kelimeyi "Hereldiya" [6] ; Süleyman Uludağ "Horkalya" [7] ve Henri Corbin ise "Hurkalya" [8] şeklinde yazmışlardır. Arapça kaynaklardaki هورقليا şeklindeki yazılışından da hareketle bu kelimeyi Henri Corbin gibi "Hurkalya" olarak yazmanın daha doğru olacağı kanaatindeyiz.[5]

Terim olarak farklı anlamlara gelen Hurkalya kelimesi, ıstılahta da; kendisinde cismani hayat ve Kutsal Aklın bulunduğu felek [9], dünya ile ahiret arasında hayatı ve 8. iklim gibi anlamlara gelmektedir. Hatta Hz. Muhammed'in Miraç hadisesini Hurkalya olarak değerlendirenler bile bulunmaktadır. Bu değerlendirmeye göre Hz. Muhammed; Miraç gecesinde dört unsurdan tamamen sıyrılmak sûretiyle öyle bir hale gelmiştir ki, maddi alem ile manevi alem arasında bir berzah olmuştur. İşte buna "Hurkalya" denilmektedir.[10][5]

Sühreverdi el-Maktül, Ahmed İhsanî ve Sebzevari bir çok işraki filozofun eserlerinde bahsettiği  Hurkalya'yı, Muallak İdeler'de bulunan bağımsız hayâl âlemi ya da idelerin felekler alemine ait bir belde olarak [11] kabul edebiliriz.[5]

Sühreverdî’nin acayipliklerle dolu olarak tasvir ettiği söz konusu şehrin İslam öncesi Mecûsî geleneğinde söz konusu edildiği görülmektedir. Hurkalya ifadesinin ilk hali sayılabilecek "Hukairya", Mecûsî mitolojik kahramanların hayat öykülerinin zikredildiği Yeşt metinlerinde geçmektedir. "Aban Yeşt"te (Sulara Yakarış) Yima’nın/Cem’in tanrıça Anahita’ya zafer bahşetmesi için sunularını Hukairya’nın doruklarında takdim etmesi buna örnek verilebilir. Buna benzer anlatılarda Yeşt metinleri boyunca Hukairya ifadesine yer verilmektedir. Bununla birlikte mitolojik öykülemelerin nerede geçtiği ve ne anlaşılması gerektiği hususuna gelince, Pehlevi edebiyatta "Hukar" ifadesinin sadece bir zirve olmadığı görülmektedir.

Kutsal Hara Berezaiti/El-Burz dağının zirvesi olması bağlamında "hug(k)ar", bütün zirvelerin üstünde bir mekânı resmetmektedir. Burası Hara dağının en üst zirvesidir ve ortasındaki nehir aracılığıyla bütün suların arındığı yerdir. Aynı zamanda Mihr Yeşt metninde de geçtiği üzere, yıldızların etrafında döndüğü, karanlığın, rüzgarın, soğuğun, hastalığın ve kirliliğin olmadığı bu maddi dünyanın ötesinde olan mekân, kutsal Hara Berezaiti’nin zirvesindedir. Ayrıca kötü karakterli manevi varlıkların, yani Divlerin dahi ulaşamayacağı bir yer olarak tarif edilen Hara, tanrı Mitra’nın korumasındadır ve Ameşa Spentaların ikametgâhı olarak tasvir edilmektedir.[12]

Kaynaklar

[1] İsmail Erdoğan, "İbrahim Kasabaşızâde'nin Felsefi Görüşleri", basılmamış Doktora Tezi, Ank. Üniv. 2001), s. 157 vd
[2] Yrd. Doç. Dr. İsmail Erdoğan, "İslam Filozoflarının Rüyanın Mahiyeti Hakkındaki Görüşleri", İslami Araştırmalar Dergisi, cilt: 16, sayı: 1, 2003, s.70.
[3] Yusuf Ziya & Mustafa Bulut, "Şeyh Suhreverdi’nin Felsefesi", Hikmet Yurdu, Yıl: 3, Sayı: 5, Ocak-Haziran 2010, s.420.
[4] http://dusundurensozler.blogspot.com/2008/02/platonun-idelerine-bazi-islam.html
[5] Dr. İsmail Erdoğan, "İslam Düşüncesinde Gizemli Beldeler", Dini Araştırmalar, Cilt: 6, Sayı: 18, s.202-302.
[6] M. Zeki Pakalın, "Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü", I, İstanbul, 1993, s.253.
[7] Cabelka-Cabelsa, T.D.V.İ. A.,VI, İstanbul, 1992, 525
[8] Henri Corbin, "İslam Felsefesi Tarihi", çev. Hüseyin Hatemi, İstanbul, ı 994, 370
[9] Hakim Molla Ali Nuri, "Şerhani li Hadisi Cihel Reayte Racülen", tah. Hamid Naci İsfehani, (b.y, trz.), 154.
[10] Cafer Subhani, "Furilg-ı Ebediyet", I, Kum, 1367, 315.
[11] Nasr, "İsfahan Okulu", çev. Mustafa Armağan, (İslam Düşüncesi Tarihi içinde) , III. 141.
[12] Mehmet Alıcı, "Sühreverdî’nin İşrâk Düşüncesini İnşâda Kadim Etimolojilerin Yeri", Milel ve Nihal Dergisi, cilt: 11, sayı: 2, Temmuz-Aralık 2014, s.76-77.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36944777 ziyaretçi (103184197 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.